Asiv ; Şubat, 2008

26th Şubat
2008
Yazar : Dincer

Pazar günü öğrendim , Özhan Canaydın Beyfendinin Galatasaray Klübündeki görevine devam etmeyeceğini… Başkanlığa adaylığını koymayacağını açıklamasının ardından , herkesin aklında bir başkan adayı oluşmuştur. Ben Galatasaraylı olmamama rağmen , kimlerin aday olabileceğini biliyordum. Tabi bunu bilen yalnız ben değildim.

Ailemle otururken , bu haberin ardından biraz esprili bir dille ve şakasına ‘ yarın Ege Seramik alalım ‘ bari dedim. Bunu tamamen gülerek söylemiştim ancak pazartesi sabahına uyandığımda , gülme şiddetim iyice arttı. Ege Seramik hisseleri tavan fiyattan işlem görüyordu. Bugünkü kapanışıda tavan fiyat seviyelerinden oldu. Artış oranı sanırım % 30 ları geçti.

Benimle birlikte aynı fikirde olan binlerce insan varmıştır elbette. Sadece düşünmekle kalmayan , bu hisseye yatırım yapan insanlar oldukça şanslılar. Böyle bir dönemde , bu denli yüksek kazanç bulmak çok zor. Ancak bu işte olan saçmalık ve hiçbir mantıkla izah edilemeyecek olan durum , ne yazık ki ülkemizde yaşanmıştı - yaşanmaya devam ediyor ve devam edecek. Serdar Bilgili başkan olacağı zaman Arsan hisse senetlerinde tarihinde görülmemiş bir yükseliş yaşanmıştı. Ege Seramik hisselerinde daha önce Adnan Bey , GS yönetimine girdiği zaman bile yükseliş yaşandığına göre , başkan olma ihtimali ile daha fazla hareket olması , ne kadar komik olsada gerçekleşebilecek bir durum.

Adnan Bey ‘ in başkanlık koltuğuna oturması şirkete ne gibi bir kazanç sağlayacak bilinmez. Ancak şunu görüyoruz ki artık yatırımcılar itibara prim veriyorlar !

Bunlara yatırımcı yerine spekülatör demek daha doğru. Ben bu sayfada sadece görevimi yapıp , küçük yatırımcıyı bu hayali kazanca karşı korumak istedim. Elbette bu yükselişin nereye kadar gideceğini bilemem fakat küçük yatırımcı bu gemiye bindiğini düşünürken , fırtınada ava çıkan balıkçı teknesine bindiğini unutmasın. Ağa takılacak her balık bir kar olduğu gibi , tekne battığında denize dökülecek her şeyde zarardır.

Biz biz olalım akıllı ve mantıklı yatırımlara devam edelim. Kazanç kısa vadede geldiği gibi gider. Karnımızı devamlı doyurmaya bakalım…

26 Şubat 2008

21st Şubat
2008
Yazar : Dincer

Bu sitede ilk kez yıllık enflasyon oranı ve büyüme oranı tahmini yapacağım. 2 haftaya yakın bir süredir bu tahmini yapmak için analizlerde bulundum ve araştırmalar yaptım. Bunun sonucunda bugün tahmin rakamlarını açıklıyorum.

2008 yılı için | dincerk.net | sitesi olarak tahmini enflasyon oranı : % 7.6 …

Tahmin Öngörüşleri :

2008 yılı içinde küresel dalgalanmaların olacağı ve beklenmedik şokların yaşanabileceği ihtimali ile beraber enerji fiyatlarında beklendiği gibi bir düşüş yaşanmayağını öngörüyorum. Hatta enerji ve emtialarda dönemsel yükselişler yaşanacağını düşünüyorum. Bu sorun enflasyonu tetikleyici unsur olmaya devam edecektir.

Ekonomik büyümenin dünya üzerinde yavaşlaması ile beraber mortgage fırtınasından sonra ortaya çıkması muhtemel olan likidite sorununa karşı , Merkez Bankası’nın faiz indirimlerine ara verme ihtimalinin doğması enflasyona olumlu etki yapabilir. Ancak cari açığın kapatılma fonksiyonu olan sermaye hesabına olan akımın , enflasyona baskı yapacağını düşünüyorum.

Küresel iklim sorunun bu yıl geçen yıla oranla daha fazla hissedileceği öngörüsü ile beraber , gıda fiyatlarında yükselişin devam edeceğini öngörüyorum. Gıda fiyatlarında yükselişin dizginlenmesi , iklim şartları yüzünden çok zor gözüküyor. Enflasyon endeksi üzerinde en fazla paya sahip olan gıda ve alkolsüz içecekler kalemi , enflasyonda düşüşe neden olmayacağını gösteriyor.

Enflasyonda tahmini en zorlayacak kalem olarak konutu görüyorum. Amerika ‘ da başlayan konut fiyatlarındaki düşüşün ülkemizde yansımasını hesaplamak oldukça zor ancak kişisel görüşüm fiyatların düşmeyeceği yönünde. Endeks üzerinde gıdadan sonra en etkili kalem olan konut fiyatlarında bu yılda ciddi bir azalma olmayacağı için enflasyonun aşağı çekilmesi oldukça güç.

Ancak giyim , alkollü içecekler ( tütün dahil ) , sağlık sektörü enflasyonu aşağı yönde hareket ettirmesi beklenen kalemler. Haberleşme ise orta noktasını koruyacak diye düşünüyorum.

Ulaştırma sektörünü ise bu yıl enflasyonda düşüşü sağlayacak kalem olarak düşünüyorum. Ulaştırmaya yapılan yatırımların etkilerinin olumlu sonuç vereceği , artan şirket sayısı ile rekabet arttığı için bunun fiyatlara olumlu yansıyacağı düşüncesi ile ulaştırma kaleminin enflasyona olumlu etki yapacağını öngörüyorum.

Bütün bu tahminleri , enflasyon endeksinde yerlerine koyup , ortalama değerlerle yıllık hesaplamayı yaptıktan sonra çıkan enflasyon tahmini rakamı olan % 7.6 ‘ lık iyimser enflasyon oranını sizlerle paylaştım.

2008 yılı için | dincerk.net | sitesi olarak tahmini büyüme rakamı aralığı : % 4.1 - 4.3 …

Büyüme üzerinde ise bu yıl küresel piyasalardaki yavaşlamanın ülkemize etkisinin , sınırlı olacağını düşünüyorum. Ekonominin yavaşlayacağını ancak bunun çok ciddi oranlarda yaşanmayacağını öngörüyorum.

Faiz oranlarında indirime gidilmesinin önünde küresel likidite sıkıntısının olduğunu sürekli dile getiriyorum. Beklentimi Merkez Bankası ‘ nın faiz indirimlerine ara vereceği yönünde yapıyorum.

Ancak gelişen ülkelere olan doyumun , iştahı kabarık gelişmekte olan ülkelere yarayacağını tahmin ediyorum. Özellikle Türkiye ‘ nin halen daha çok cazip fırsatlar verdiğini , işgücü bakımından dünyanın bir çok ülkesine göre önde olduğunu , konumu nedeniyle ilerleyen zamanlarda petrol - doğalgaz hatlarında bağlayıcı rol olacağını ve bölgesel ekonomik güç olma yolunda potansiyelinin farkında olunulduğu için büyümesine devam edeceğini düşünüyorum. Ayrıca bu yıl yapılacak olan özelleştirmelerin kalkınmaya yarar sağlamasını bekliyorum.

Son dönemde belirleyici bir unsur ise Migros A.Ş satışı … Böyle bir dönemde Migros ‘ un makul bir fiyata satılması beklentilerimi güçlendirdi. Ancak bunun fiyatından önce alan kurumla ilgisi olduğunu belirtmek istiyorum. Migros ‘ u satın alan kurum , finans kuruluşu. Bunu şöyle yorumluyorum ; Türkiye ‘ de halen daha büyüme olanağı gören yabancı finans kuruluşu , ülkenin en önemli gıda parekendesi olan şirketi satın alarak , ileride bunu daha yüksek bir rakamla satabileceklerini düşündüklerini gösterdi . Yabancıların Türkiye ‘ ye karşı görüşü , çok seçici olacak olan sermayenin ülkemize gelirken biraz daha niyetli olacağının sinyalini veriyor.

Küresel ekonomik sorunların ülkemize dokunmayacağını söylemenin cahillik olduğunu vurgulayarak , bu yıl ekonomimizde daralmadan ziyade küçük çaplı bir dinlenme dönemi geçireceğini öngörüyor ve kişisel analiz - tahmin değerleri sonucu yıllık büyüme rakamını % 4.1 - 4.3 arasında gerçekleşeceğini düşünüyorum.

21 Şubat 2008

20th Şubat
2008
Yazar : Dincer

Merkez Bankası geçen hafta yaptığı toplantıda , gecelik faizler 25 baz puan düşürdü. Bu karar dalgalanan piyasalar nedeni ile merakla bekleniyordu. Bazı çevreler indirim oranından emin olsada , benim kafamda soru işaretleri vardı. Ancak Merkez , yaşanan dalganın çok fazla endişe verici olmadığını düşünmüş olsa gerek ki faizleri 25 baz puan daha aşağı çekti.

Uzun bir dönemdir , önüne mikrofon uzatılan veya bir yerde konuşma yapan sanayici büyüklerimiz aynı şeyi söylüyorlar. Faizlerin yüksekliği ve indirimin daha agresif yapılması gerektiğini…

Bugün gazetede ASO başkanının demecini okudum. FED ‘ in faizleri agresif olarak indirdiğini ve bizim Merkez Bankası ‘ nın neden indirmediğine anlam veremediğini söylüyordu. İndirilen 25 baz puanın yeterli olmadığını ve faiz indirimlerinin artarak devam etmesi gerektiğinden bahsetmiş. Bu açıklamalara gerçekten şaşırıyorum. Aflarına sığınarak kendilerine sormak istiyorum. Siz bu ülkede yaşamıyor musunuz yoksa ekonomi bilginiz mi zayıf ?

Osmanlı Devleti’nin beceriksiz ve geri görüşlü yönetim zaafından bu yana borç ödemeye mahkum olan ülkemiz , yıllardır aynı senaryo ile ayakta kalmaya çalışıyor. Yüksek faiz düşük kur politikası ile sermaya çeken Türkiye , borçlarını öderken bir yandan da cari açığını sermaye bilançosu üzerinden finanse etmeye çalışıyor. Ne kadar sağlam temellerimiz oluşmaya başlarsa başlasın , biz bir müddet daha yüksek faiz vermeye mecburuz. Hele büyük bir trübülansın yaşandığı bu günlerde faiz indirimi yapmak bile cesaret isteyen bir iş. Likiditenin daralma endişesi gösterdiği , ekonomilerin durgunluğa girdiği bir dönemde , artan cari açığı ile beraber sermayeye ihtiyacı olan ülkemiz nasıl olurda faiz oranlarında indirime gider ?

FED faizleri indirmeye mecbur. Ancak başta AB Merkez Bankası olmak üzere , Avrupa ülkeleri Merkez Bankaları ( İngiltere hariç ) neden faiz indirmiyor ? Şu an Türkiye ‘nin kronik sorunu olan enflasyon , başta Almanya olmak üzere bazı Avrupa ülkelerini tehdit ediyor. Biz faiz indirimleri ile enflasyonu dizginlemekten daha fazla güçlük çekeriz.

Sanayicinin istediği yatırımların artmasından ziyade , kurların yükselmesi. Faiz düşünce kur yükselir deyişi oldukça basit bir mantık olup , ekonomiyi TV programlarından izleyen kişilerin görüşü olabilir. Ekonominin genel mantığında , kurların değişme prensibinin faiz dışı bir çok etkene bağlı olduğu görülmekle beraber , şu an ülkemiz için düşük döviz talebinin faizlerin aşağı çekilmesi ile artacağına dair bir beklentide çok yüksek değildir.

Sonuç olarak sanayi kesiminin ticari gerçeklerle beraber ekonomiyi bilmesi gerekmektedir. Cari açığın rekor kırdığı bir dönemde , likiditenin azalacağı bir dönemde , sermayenin akmak için oldukça seçici olduğu bir dönemde faiz indirimi kararı oldukça radikaldir. Belki ilerleyen aylarda , bu faiz indirim kararı muhtemel bir faiz artırımı kararını tetikleyici nitelikte olacaktır. Şartlar bu gündekinden olumsuza doğru giderse , Merkez Bankası indirim yerine faiz artırımına gidecektir.

Sanayiciler elbette haklılar ve zor şartlarda önemli ihracat rakamlarına ulaşarak başarılı grafikler sergiliyorlar. Ancak ülke ekonomisinin gerçeği bu olmakla beraber , sıkıntılarını dile getirmede biraz mantıklı olup , genel sorunlara gözlerini kapamamalılar. Unutulmamalı ki her zor şartta başarıya çıkacak bir yol daima vardır. Bu yolu bulmak yerine , kolayı seçip böyle açıklamalar yapmak ticarete zarar verecektir.

20 Şubat 2008

13th Şubat
2008
Yazar : Dincer

Piyasaları yakından takip etmeye devam ediyorum ancak televizyon ekranlarında sürekli konuşan yorumcular gibi her veri sonrası , resesyon ilan etme anlayışını benimsemiyorum. Bugun gelen parekende satış verisi beklediğim bir veriydi ve benim yazı yazma zamanımın geliş belirtisi idi.

Geçen haftalarda açıklanan ve piyasaları bozguna uğratan hizmet sektörü endeksindeki düşüş verisini gayet normal karşıladım. Çünkü hizmet sektörü endeksi , 2002 yılından bu yana büyüyen ekonomilere bağlı olarak , insanların eline geçen para miktarındaki artışa bağlı olarak , artan bir endeks oldu. Kısacası hizmet sektörü , ekonomik büyüme ile doğrudan ilişkili bir sektör. Şimdi ise ekonomik büyümenin yavaşladığı düşünülür ise hizmet sektöründeki düşüş gayet normal. Ancak bu düşüşün ilk çeyrek aylarında olabileceği mümkün. İnsanlar ekonomideki gidişattan korktukları için , giderlerinden kısma hakkını ilk kullanacağı yer olan hizmet sektöründe kullanmış olabilirler. Bunuda normal karşılamak gerekir. Önümüzdeki aylarda meydana gelecek gelişmelere göre bu endeksin ne yönde değişeceğini kestirmek oldukça güç…

Şimdi gelelim benim üzerinde en çok durduğum veri olan parekende satış verilerine. Halkın beklentilerini ve ekonomik gidişata karşı nasıl bir tutum içinde olduklarını gösteren önemli bir veri… Bugun parekende satış verilerinin % 0,2 oranında düşmesi beklenirken , % 0,3 oranında bir artış meydana geldi. Bu veriyi piyasalarda olumlu algılarken , ekonomideki kötü durumun halkı henüz tam anlamıyla korkutmadğını görmüş olduk.

İnsanların ekonominin kötüye gittiğine dair endişeleri , henüz harcamalarını kısmış gibi gözükmüyor. Gelirlerinde henüz bir değişme olmadığını varsayarsak , bu harcamaların normal olduğunu düşünmek ne kadar mantıklı ise , ekonomide çalkantıyı bilmesine rağmen tüketim alışkanlıklarını değiştirmemesi hatta beklenene oranla arttırmasını olumlu algılamakta mantıklı. Benim anlayışıma göre beklentilerin çok önemli rol oynadığı ekonomide , halkın bekleyişini gösteren ve tüketim alışkanlıkları üzerindeki tutumunu gösteren verilerin önemle değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Amerikan ekonomisinin gireceği ekonomik durgunluğun ne boyutta olacağını tesbit etmek her ne kadar güç ise , aylar bazında gelen datalara göre yorum yapmakta o kadar güç. Çünkü gelen olumsuz bir verinin ardından , gelmesi beklenen olumsuz bir verinin olumlu olması ile kafalar karışabiliyor. Sanayi üretim endeksi verilerininde çok kötü gelmemesi ile birlikte , ekonomideki durgunluğun çok derin olmayacağı görüşü biraz daha ağır basmaya başladı. Fakat kesin bir kanıya varmak çok zor.

Dip not olarak piyasalar hakkında konuşmak gerekirse ;

Şubat ayı sonuna kadar olumsuz bir haber gelmemesi koşulu ile bir toparlanma arayışı içinde olacak ayı piyasası ile karşı karşıyayız. Eğer bir hedge fon batış haberi gelmez yada bankalarla ilgili olumsuz bir haber yayılmazsa , 15 günlük süreçte toparlanabiliriz. Tabi ki bu toparlanma tamamen geçici olmakla beraber , trendin aşağı doğru olduğu unutulmamalıdır. İMKB endeksinin henüz dip noktasını bulamamış olması ise bizim için riski arttırıyor. Olumsuz senaryolarda şuradan döner diyebilme olanağımız son derece düşük… Ancak yükseliş anında 50 bin seviyelerini test etmemiz muhtemel. Siyasi risklerimizi minumuma indirmeyi başarır , sözde kalan ekonomik reformlara devam edersek , bu krizden en çok etkilenen piyasa olmaktan kurtulmuş oluruz.

13 Şubat 2008

8th Şubat
2008
Yazar : Dincer

Türkiye’de gerçekten bir işsizlik sorunu var mı ? Yoksa talep edilen istihdam ile arz edilen istihdam arasında nitelik farkı mı var ?

Seri ilanlar sayfalarında binlerce iş ilanı var. O sayfalara bakan binlerce iş arayan var. Peki hala bu kadar büyük bir sorun nasıl var oluyor ? Üretim kapasitelerimiz insanlara yetmediği için mi ?

Ben mi yazı yazıyorum yoksa size mi soruyorum. Tamam bu kadar soru yeter. Şimdi ben konuşayım.

Küreselleşme üzerinde çok duruyorum. Yenilenen ve sürekli gelişen çağda , sadece iş gücü kollarını yenilemek yeterli olmuyor. Teknolojik yenilikler , Ar-Ge , üretim çeşitliliği diyoruz ve şirketleri eleştiriyoruz. Peki ya iş arayanlara niye hiçbir şey söylemiyoruz ? Rekabetin çok önemli hale geldiği günümüzde , iş verenlerin aradığı kişilerin vasıfları yüksek olmalı artık. Nitelikli eleman arayışı artmış durumda. Rekabet şartlarında , üretim faktörlerini, gelişen çağa uygun hale getirmeye çalışan işletmeler için en önemli parça emektir. Peki işletmeler aradıkları özelliklerde insan gücünü bulabiliyorlar mı ?

Üniversite mezunuyum ama işsizim tanımı çaresizliğin dudaklara yansımasıdır. Özellikle ülkemizde ki uluslararası şirketlerde çalışabilmek için , onların rekabetçi piyasa gücüne ayak uydurabilmek için , çok önemli vasıflara sahip olmak gerekiyor. Üniversite çıkışı artık gümrüğe benzemiyor(!). Gümrükten başarıyla çıktıktan sonra , her işletmeye teslimat yapılır. Günümüzde üniversiteden çıktıktan sonra daha detaylı incelemelerle ve kontrollerle karşı karşıya kalınıyor. Bu elemeleri başarıyla geçmek için insanın kendini geliştirmesi şart olmuştur.

Ülkemizde işsizliğin bir kısmı buradan kaynaklanıyor işte. İstihdamın arzı ile talebi arasında ki nitelik farkı. Talep edilen vasıflı eleman ile arz edilen vasıflı eleman sayısı arasında ciddi farklar oluşmuş durumda. İşletmeler çağa ayak uydurduğu için , emeğinde değişmesi gerekiyor. İşe alınmak için gereken şartlar eskisi gibi olmadığı için işsizlik artmış gibi gözüküyor. Kısacası ülkemizdeki kalkınma ve büyümeyi , işsizlik sorunu ile karalamak doğru değil diye düşünüyorum.

Ne yazık ki en basit şey yapılanları karalamak. Oturduğu yerden ahkam kesmekle , gerçekler karşısında gözleri kapamakla ve piyasayı mahalle kahvesine çevirmekle bir yere gelinmez. Kulaktan dolma sözlerle ortamı kaosa sürüklemek insanların kendisine zarar veriyor. Çünkü arzı gerçekleşmiş istihdam kulaktan kulağa oynarken , istihdamı talep eden kesim piyasa şartları ile oyun oynuyor.

Peki burada üstüne iş düşen kişiler kimler ? Üniversitede okuyan öğrencileri rekabet şartlarına uygun bireyler haline getirecek , onları geliştirecek ve kendilerine güvenmelerini sağlayacak akademisyenler… Üniversiteden körü körüne mezun olmak işsizliği daha çok arttıracak gibi gözüküyor. İşte bu aşamada , elimizde ki potansiyelli genç nüfusun eğitimlerine katkı sağlanmalı ki her sorunumuzu çözelim. Önce işsizlik sorunumuzu daha sonra da rekabete üst düzey ayak uydurup , gücümüzü dünyaya gösterip, uluslarası lobi sorunumuzu…

Milliyetçiliğin çok konuşulduğu son günlerde , yapılacak en büyük milliyetçi hareket akademisyenlerden gelmeli diye düşünüyorum. Nüfusun önemli hale gelmesi ile elimizde bulundurduğumuz güçlü genç nüfusu yetiştirmekle çok büyük işler başaracağımıza inanmalıyız. Karamsar olan yeni nesili ümitlendirmek için herkes elinden geleni yaparsa ve bu nesli rekabet şartlarına göre eğitirse , işsizlik geride kalacağı gibi , çok güçlü bir Türkiye dünyada var olur.

8 Şubat 2008