Resesyon , durgunluk , kriz derken büyük bir sorunla karşı karşıya kaldık. Bazıları resesyon dedi , bazıları ise durgunluk…Ben ise beklenti krizi adını taktım bu duruma. Daha doğrusu beklentisiz gerginlik olmalıydı aslında. Sıfatlara takılıp kalmadan ne düşündüğümü açık açık anlatmaya başlayayım.
İçinde bulunduğumuz durum globalizm-kapitalizm sistem sorununa benziyor. Dünyayı esir alan bu iki dalganın buluşmasında ilk round sona erdi. Bu düzene göre büyük ülkelerde kurulan sistem , orta ölçekli ülkelerin katılımı ile genişledi ve içerisinde varlık yöneticilerini kalkındıran , dünya ekonomisini büyüten , likidite oranlarını arttıran bir ortam yarattı. Küreselleşme ile ulusal şirketlerin uluslararası kimlik kazanması , kapitalizm ile yeni finansal değerlendirme enstrümanlarının ortaya çıkması sistem üzerinde yeni boyutlar kazandırdı. Bu sistem yeni ve oldukça geniş olduğu için herkese içinde yetecek kadar yer olduğu düşünüldü. Fakat ekonominin genel tanımında olduğu gibi ‘ kıt kaynakların ‘ var olduğu unutuldu. Kıt kaynaktan yola çıkıyorsak , yolun sonu her zaman vardır. Önemli olan yolun sonunda derhal bir çıkış bulmaktır. Şuan içinde bulunduğumuz durum işte budur. Yolun ilk etabının sonu göründü ve çıkış yolu arıyoruz. Bu yol derhal bulunmalı fakat hızlı bulacağım derken , sistem kalıcı ve yıkıcı zararlara uğratılmamalıdır. Bu noktada en önemli görev Merkez Bankalarına düşmektedir.
Sorunu detaylandırma vakti geldi artık. Kapitalist sistemde kazanan her zaman sermayedardır. Yani gelişen ve büyüyen dünya ekonomisi düzeninde sermayedarlar her zaman pastanın tamamına sahipken , alt kesime pastanın en ince dilimini verirler. Fakat o dilim en süslü ve en göze hoşa gelen dilimi olduğu için , alt kesim pastanın o tarafını yemeye hep razı olur. O kesimin gözü o etkileyici ancak küçük olan dilimden doyduğu için alışkanlığını değiştirmeye başlar. Böylece sermayedarların büyük pasta ile şişirdiği balona , o küçük dilime güvenerek alt kesimde dahil olur. İşte sorun burada başlar. O kadar çok kişi o balona dahil olur ki , balonun içinde ki havayı kimin soluduğunu anlamak imkansız hale gelir. Örnekle açıklamak gerekirse ; üst düzey büyük bankalar , ciddi denetim eksikliği ile , ellerinde oluşmaya başlayan güçlü likiditeyi kısa sürede bol para kazandıran en riskli yatırım araçlarında değerlendirmeye başlarlar. En basitinden sermaye yeterlilik dediğimiz oranı dahi görmezden gelen , kendisini kısa sürede büyütmeye adayan finansman yöneticileri , risk yöneticilerinide kandırıp balonu şişirmeye devam ederler. Yatırımlarını değerlendirdikleri finansal enstrümanları küçük dilime kanıp balona dahil olan alt kesim üzerinde kullanmaya başlarlar. Bu küçük çaplı başlayan olay , balonun ivmesini kazanıp tüm dünyayı dolaşmak için havalanması ile ciddi bir tehlikeye dönüşmüştür. Sürekli bu balona dahil olanlar , cazibeye kapılan sermayedarlar ve kendisini süslü pasta dilimi ile zengin zanneden alt kesimden oluşuyordu. Globalizmin etkisi ile dünyanın çoğu ülkesinden insanlar karıştı ve ipin ucu tamamen kaçtı. Balonda o kadar şişti ki , içlerinden alt kesime dahil bir kişi nefes alamasa balonun havası sönecek hale geldi. O kadar kalabalıkta birinin bayılması son derece normal olsada , bu yolculuk 5 yıla yakın sürdü. Ancak ABD semalarında balondaki alt kesim yolculardan bazıları bayılmaya başladı ve balonun havası sönüp inflak etmeye yüz tuttu. Şuan balonun içindeki kişiler durumu kurtarmaya , enkaz tesbit yapmaya ve elde kalanları tekrar kendi bünyesine sokmaya çalışıyor.
Yukarıda ince bir örnek ile durumu basite indirgemeye çalıştım. Özellikle bankalar hesaplı gibi görünen kredilerle orta düzey gelir grubuna kredi sağlayarak insanları ev sahibi yaptılar. Ödeme riski taşıyan insanlara daha yüksek faiz vermeleri ( subprime dediğimiz olay ) ise risk primini arttırırken , oradan gelen paraları kısa süreli ve maksimum riskli yatırım araçlarında değerlendirip varlıklarını çok yüksek oranda arttırdılar. İnsanlarda ev sahibi olup , evlerin fiyatları aşırı talep ile artınca kendilerini zengin zannettiler. Suni zengin olan alt kesim grubu bu sefer daha değişik ihtiyaçlar için kredi kullanmaya başladı. Bankaların bu durum hoşuna gitti ve kısa süreli değerleme araçlarında değer patlaması yaşandı ! ( Risk yönetimlerinin iflas ettiği bu noktada yatırım değerlendirmelerinin büyük oranını buraya yapan kuruluşların , içinde bulunduğumuz krizin nedenini teşkil edeceği o günden anlaşılamadı. ) Kredi alan insanlar , özellikle subprime ‘ cılar , harcamayı ve zenginliği o kadar abarttılar ki kredileri ödeyemez hale geldiler. Bu insanların sayısı artmaya başlayınca ise yukarıda anlattığım balonun havası sönmeye başladı ve finansal kriz başladı. O balonda ki sermayedarlar yani bankalar , paralarını nerede değerlendirdiğinden kimden ne kadar aldığından tam emin değiller. Çünkü global yolculukta herkes her duraktan yolcu alır hale gelmişti. Hasar tesbit yapmakta bu yüzden zor olacaktır. Ancak bilinen bir şey var ki , o da bu olayda sorumlu ve suçlu aranıyorsa ilk cezanın kesileceği birimlerin risk yöneticileri olacağıdır.
Balon patlak verince ilk kriz dalgası çıktı. Bu dalgada FED aktif rol oynayarak piyasanın havasını yatıştırmaya çalıştı. Bunun sistematik bir kriz olduğunu düşünmedi belki , belki de finansal krizlerin güçlenme nedenini iyi bilen başkanı dolayısı ile öyle bir rol izledi. Bankalar ise nerede ne kadar kaybım var diye araştırmaya girdiler. O günde söylediğim gibi , bunu net olarak öğrenmeleri uzun zaman alacaktı. Bir ara sakinleyip toparlanan piyasa yeniden atağa geçti ! Yani krizin ikinci dalgasının canlanması ile. Şirketler ciddi kayıplarını varlık satışları ile kapatmaya , sermaye arttırımı yapma mecburiyetinde kalmaya başladılar. Finansal sistemde çıkan krizin reel sektöre yansıması beklendiği gibi olmadı belki ama sonuçta yansımaya başladı. Bence bunun yansıma şekli olması gerektiği gibiydi.
Bana göre finansal sistemde yaşanan küresel kriz göstergeleri , hele böylesine tüm dünyayı etkileyen mali problem , başta emtialar olmak üzere faizler üzerinde dolaylı etki yapacaktır. Çünkü tek bir ülke içinde olan mali problemin yansıması çeşitli ekonomi politikaları ile bertaraf edilebilir. Ancak global ve daha önce eşinin görülmediği , yeni sistemin ilk kez karşılaştığı bu ciddi durum karşısında tek taraflı politika işe yaramayacaktır. ABD ‘ de bu sorunun patlak vermesi , doların gücünü azaltıcı etki yaptı. Dünyanın hakim parası olan $ ‘ daki kaybın önemli sorunlara neden olabileceği hesaba katılmadı. Bunun ilk etkisi petrol üzerinde oldu. Finansal sorun olduğu zaman emtiaların etkilenmesi normal karşılansada , petrolün yaşadığı muazzam fiyat artışını dolara direk bağlamak yanlış olacaktır. Sistem bir yerden yara aldığında , her ufak yara büyümeye başlar. Küresel genişleme ile balona binmeden de alışkanlığını değiştiren , harcamalarını arttıran ve Çin – Hindistan gibi sınırsız sanayi büyümesine dayanan ülkeler ile beraber sistemin yarası kendini bıraktı. Kıt kaynaklar kendisini gösterdi ve sen bu kadar talep edersen , ben karşılayamam mesajını petrolle vermeye başladı. Petrol bir çok ürünün dolaylı yada dolaysız hammadesi olabilecek bir emtia. Dünya nüfusunun artacağı ve bu büyük nüfus artışlı ülkeleri sanayi devi yapmaya kalkıp , rezervi kıt olan petrolü kullanmayı alışkanlık haline getirirsen , petrolün bu finansal kriz karşısında tepki vermesi kadar doğal birşey olamaz. Spekülatörlere atılan laflar tamamen boştur. Arzın sınırlı olmasının gerektiği bir nesnede , talebi çılgınca arttıracak bir düzen izlersen bununla karşılaşırsın. Petrol fiyatının artmasında ki temel neden bence budur. Global – Kapitalist sistemin çevreyi ve kıt kaynakları hiçe sayarak gözünü büyüme – para hırsı bürümesi … Sistem bir noktadan çökmeye başlayınca , sorun hemen kendini belli etmeye başlar. Petrol fiyatlarında yaşanan artışlarla , maliyetlere doğrudan ve ciddi etki yaparak , bu geçici büyümeden etkilenen ve güçlenen şirketler sönmeye başlayacak ve büyümeler yavaşlayacaktır. Bana göre sorun yani ekonomide beklenen durgunluğun çıkış nedeni budur. Büyümenin yavaşlaması , mali kriz senaryoları derken çıkış nedeni irdelenmeden hareket etmek yanlış olacaktır. Senaryo yazarken bazı nedenler dikkatle incelenmelidir.
Bu kriz durumu ortaya çıktığı ilk günden beri söylüyorum … Enflasyon 2008 yılında tehlike çanları çalıyor diye. Çünkü gıda fiyatları bunun sinyalini çok önceden verdi. Bunun adı küresel ısınma idi. İklim değişikliği , çevrenin düzeninin değişmesi ile gıda stoklarında meydana gelecek sorunlar … Ne yazık ki bu da ihmal edildi. Para var ise sistem döner mantığı ile hareket edildi ve korkarım böyle edilmeye devam ediliyor. Çünkü önlemler buna göre alınmaya çalışılıyor. Enflasyon ürkütücü sorundur. Hele bunun tüm dünya üzerinde , büyümenin yavaşlaması ile olması kabus olur. Belli bir işsizlikte belli enflasyona razı olunur ancak burada durum işsizlkten ötedir. Çok ciddi bir sistem sorunu ile karşı karşıyayız ve sistemin kendi kendini sürdürebilmesi için çalışılmalıdır. Piyasaya müdaheleyi alışkanlık haline getiren Merkez Bankaları olursa , bu içinden çıkılmayacak durumu beraberinde getirir. Hiçbir Merkez ‘ in gücü bu sistemi yönetmeye yetmez bana göre. Kendi kendini idare edebilecek piyasa düzeni mevcuttur ve bu korunmalıdır. Hele küreselleşen ve ülke sınırları içinden çıkan kapital turlarında müdahele öldürücü olur. Uygulanacak politikalar şuan çok önemli. Günü kurtaracağım diye atılan her adım , dünya ekonomik sistemini çökertir. Tekrar ve son olarak düşüncemi söylüyorum ; bu kriz tamamen sistem krizidir. Mali yada reel sistemden öte küresel – kapital birleşmesinden doğan sistemin krizidir. Yapılanma ortak ve ciddi düzen içinde olmalıdır. Müdahele minumum düzeye inmek şartıyla.
1 Temmuz 2008
olayı ele alış biçiminizi çok sevdim makaleyi keyifle okudum.
suni zenginlik ve zarar tespiti güçlüğü terimlerine çok katılıyorum.
takipçiniz olmaya çalışacağım.
[...] önemli bir konu geçen hafta patlayan (bkz Büyük Sistem Krizi), yatırım devi Lehman Brothers’ın battığı, Merrill Lynch’i Bank of [...]
[...] iflasa yakın olması nedeniyle korku dolu günler geçiyordu. Bu krizin ‘ Büyük Sistem Krizi ‘ olduğunu, o yazımda belirtmiştim. Ve finansal sistemde meydana gelen bu büyük [...]