Main image
29th Eylül
2008
written by Dincer

Bayramın heyecanı ve sevinci eskiden yaşanırmış herhalde. Bugün bayram öncesi son gün ancak o kadar yoğun bir gündemle karşı karşıyayız ki, yarını korkuyla beklemeye başladık. Yabancı tv kuruluşlarının ‘ Credit Quake ‘ başlığını attığı bu krizi endişeyle izlemeye devam ediyorum. Dün iki önemli bankaya el konulmak üzere olduğunu söylemiştim. Özellikle cuma günü gelen Fortis haberi, oldukça düşündürücü idi. Fortis CEO’ su acil bir telekonferans ile paniğe gerek olmadığı açıklamasını yaptı. Tabi bu açıklama inandırıcı değildi ve son çırpınış olarak algılandı. Bugün gelen haber ile beraber, Fortis’in Belçika-Hollanda-Lüksemburg birimlerinin %49′una devlet tarafından el konuldu. Böylece Fortis’in ihtiyacı olan $11 mLr ‘lık sermaye sağlanmış oldu. Ancak Euro bölgesinde güven iyice sarsıldı.

Bir diğer haberin sinyali cumartesi geldi. İngiltere’nin en büyük finans kuruluşlarından Bradford & Bingley ‘ de devlet kontrolüne geçti. Sermaye ihtiyacı olan ve kısa sürede bulamazsa iflas edecek olan finans kuruluşlarına devlet desteği artarak sürdü. İngiliz hükümeti B&B’ye el koyarak, yeni alıcı ve birleşmeler için görüşmelere başlanacağını aktardı. Dün ABD hükümeti tarafından kabul gören kurtarma planının etkisi, bugün gelen haberler ile beraber sıfıra indi. Dünya piyasaları günü düşerek kapatıyorlar. Panik havası artıyor ve Avrupalı birçok banka aynı sorunu yaşamaktan dolayı endişeli.

Bugün ayrıca İngiltere’de konut fiyatlarının 2001′ den bu yana en düşük seviyelerine gelmesi sıkıntının bir diğer göstergesi oldu. Mortgage kağıtlarında varlıklarını değerlendiren ve mortgage kredisi veren bankaların, kredisini geri ödeyemeyen müşterilerden elde ettikleri konutların değerlerinin 2 katına yakın altına sarkması, sıkıntıları arttırıyor. Bununla beraber para piyasası faizlerinin hızlı şekilde yükselmesi paniği arttırdı. Libor oranları 8 puan yükselerek yüzde 5.22 ye çıktı. Korku ve paniğin artarak sürdüğü günün özeti bu şekildeydi.

Evet…Kriz ABD’den Euro bölgesine de sıçradı. Aslında bu açıklamayı sevmiyorum. Çünkü kriz burda da vardı. Sadece adı korku ve endişeydi. Amerika’da bankalara devletin el koyması ve değerlerinin altında satılması ile varlıkların erimesi, AB bankalarını da iflas noktasına getirdi. Yatırım bankacılığına ağırlık veren birçok Avrupalı banka korkuyu hissediyor. Konut fiyatlarının da düşmesi ile zor durumda olan İngiliz B&B teslim bayrağını çekti. Peki ya şimdi Avrupa ‘ da sıra kimde ?

Avrupa ‘da sıranın gelmesini istemeyeceğimiz en önemli bankalardan bir tanesi UBS. İsviçreli dev banka, bu krizde en çok yara alan kurumlardan bir tanesi. 2008 yılının iki çeyreğinde de zarar açıklayan banka, yeniden yapılanma yolu izleyerek kurtulmaya çalışıyor. Varlık yönetimi birimini, yatırım bankacılığı biriminden ayırmak ile işe başlayan banka küresel portföy yönetimi, küresel varlık yönetimi ve yatırım bankacılığını üç ayrı birim olarak faaliyetlerini sürdürme kararı aldı. Böylece birimlerini birbirinden ayırıp tek çatı altından çıkan UBS sermaye gerekliliğini nasıl atlatmayı planladı bilemiyorum. Banka ikinci çeyrekte 329 milyon $ zarar yazmıştı. Subprime mortage kredilerinden ve varlık yönetiminden meydana gelen zararların 10 milyar $ civarında olacağı söylentileri hakim.

Geçen hafta Fransız broker bir tanıdığımdan UBS bilançosunu rica etmiştim. Bu bilançolar şeffaf olmasına rağmen, ülkemizde faaliyet göstermeyen kuruluşun bilançosunun yayınlanması etik olmayacağından sizlerle paylaşamıyorum. Fakat bilançoda dikkatimizi çeken kısa vadeli yükümlülük diye özetleyebileceğimiz kalemlerde UBS ‘ in aşırı risk seviyesinde olduğu… Ayrıca aktiflerinin geçmiş dönemlere göre oldukça azaldığını görüyoruz. İlerleyen dönemde bu krizin beklenenden daha fazla genişlemesi halinde, UBS’in ne durumda kalacağını merak ediyorum. Banka ayırdığı birimlerden bazılarını elden çıkarmak zorunda kalabilir. Ya da dünyanın en köklü ve güçlü bankalarından olan UBS daha farklı ve kurtarıcı yollar izleyebilir. Aklıma getirmek dahi istemesemde, UBS’ de yaşanabilecek böyle bir sorun, krizi daha kötü hale sokabilir. Avrupalı zenginlerin çoğunun hesabının bulunduğu banka, güven için en önemli göstergelerden biri.

Kredi krizi veya kredi depremi etkilerini tamamen göstermeye başladı. Benim kişisel görüşüm bu krizin etkilerinin illa ki reel sektöre ulaşacağı yönünde. Başta otomotiv sektörünün etkileneceğini ve bunun en son teknoloji şirketlerine darbe vuracağını düşünüyorum. Tabi bu etkileri şuanda saptamak imkansız.Ancak az da olsa darbe vuracağını ve 2009 yılında bankacılık sorunundan kurtulup, reel sektör şirketlerinin bilançolarından yansayacak olumsuz senaryolarun bizi korkutacağı günleri göreceğimizi düşünüyorum.

Peki siz ülkemizin bundan nasıl etkileneceğinizi düşünüyorsunuz ?

29 Eylül 2008

Leave a Reply