Main image
22nd Ekim
2008
written by Dincer

Oldum olası okul, dershane gibi yerlere gitmeyi sevmedim. Gitmemek için binbir bahane ürettiğim oldu. Özellikle üniversiteye hazırlık döneminde dershaneye gitmeyi hiç sevmedim. Bana zaman kaybı olarak gelirdi. Oraya bir derste bir konu öğrenmek için gideceğim ve zamanımın büyük bölümü orada ziyan olacak diye düşünürdüm. Ancak çoğu insan dershaneye gitmek için can atardı. En cici giyselerini giyerler, süslenirler ve dershanede sözüm ona derse gelirlerdi. Ben onlardan olmadım, sadece çok gerekli gördüğüm ve kaçmaz dediğim zamanlarda gittim. Kayıt olma nedenim ise sınavlarına girmek, kitap ve testleri almak, gerektiğinde hocalarla işbirliği yapmak içindi.

Sonra sıra üniversiteye geldi. İstanbul Üniversitesi iktisat bölümüne kaydoldum. Sonunda istediğim yerdeydim. Piyasalara ve ekonomiye merakımın başladığı çağı söylemek istemiyorum çünkü şaka gibi gelir size. Okula girdiğimde herkeste yine lise havası vardı. İlk derslere girdim ve kendi çapımda yine seçim yaptım. Hangi dersten maksimum faydayı alırım diye özetledim. İstanbul gibi bir şehirde kaybettiğimiz zaman kaybına değecek anlarda orada olmalıydım. Fakat arkadaşlarım ve okul çevresi her ders oradaydı. Derse girmeye aşırı isteksiz ancak okul çevresindeki yerleri doldurmaya o kadar meraklı…Ben ise istediğim derse girdim, istediğim zaman istediğim hoca ile çalışmalarımı paylaştım. 4 senenin son dönemlerinde benim okula gelmediğim halde nasıl başarıyla okulu bitirdiğime şaşıran insanlarla derste girdiğimiz diyaloglar sonucu farklı şeyler çıktı ortaya. Çünkü 4. senede artık iş pratikten çıkmış uygulamaya gelmişti. Kitaba ve notlara bağlı olmadan sınava girmek, derste ona göre konuşmak gerekiyordu. İşte o zaman ortaya bir sonuç çıktı. Okul size her zaman en azını en doğru bilgilerle verir. Ancak en çoğunu almak insanın elindedir !

Ekonomik kriz çok acı gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. İster İsviçre’de UBS business schoolda okusun isterse Harvard’da. Çoğunun sonu aynı oldu. Çünkü her okul bilgi verir. Pratikte en doğruyu aktarmaya çalışır. Harvard’a girmek zordur. Giren insan oldukça zeki ve varlıklıdır. Ama oradan çıktığı zaman, kendisini yukarıda görmesinin tek nedeni okulun ismidir. İşte asıl zavallı ona kanan aileler ve iş dünyasıdır. Dünyanın bir numaralı bankaları, herkesin girmek için can attığı bankalar, bu isimleri bünyesine katmak için yarış verdiler. İşe alımlar öncelik bu gençlerde oldu. Lehman, Goldman, WaMu, Citi, UBS… Hepsi bu tarz adamları işe aldı. CEO’lar CFO’lar hepsi bu tarz üniversitelerden gelen adamlar oldu. Bu adamlar kağıt üstünde zekiler ve başarılılar çünkü. Başarıyı onurlandırmak o büyük bankaların görevi oldu her zaman.

Ancak iş hiçte görüldüğü gibi olmadı. O dahiler kitapta göründüğü gibi hareket etmeyi sürdürdükleri için geleceğe bakamadılar. Kapitalizme girmiş ve küreselleşmeyi yeni tatmış toplumda nasıl bir değişim olacağını anlayamadılar. Onlar 1930′larda yazılan kitaplarla yüzyıllar geçeceğini hesapladılar. Ne riskten haberleri vardı ne de planlamadan. Paranın kaynağının kıt olduğunu ve ekonomide psikolojinin gereksiz olduğunu düşündüler. Trilyon dolarları yönetirken, milyon dolarlık partilerde boy gösterdiler. Sadece okul bitirmiş ve piyasalarda tecrübesi az olan insanları kitapla eğiterek analist yaptılar. O aptal analistlerinin en ufak bir raporu ile ülke piyasalarını allak bullak ettiler. O kadar güçlüydüler ki petrolden, dövize hisse senetlerinden faizlere kadar herşeye hükmettiler. X ülkesinde hisse senedi ağırlığımızı düşürüyoruz vb raporlarla o ülkenin borsalarını dibe vurdurdular. Hem de bu işleri okullu aptalları ile yaptılar.

Kriz bu hale geldi ve dünya ekonomisi batmamak için boğuşuyorsa bunların suçlularının başında o Harvard’lı gösteriş budalaları gelir. Paranın tatlı kokusunu aldıklarında, gözlerini kapatıp riske daldıklarında bu sistemin nasıl çalıştığını unuttular mı acaba ? Yoksa bu sistemin değişimi veya varlıkların dünya üzerindeki durumu ders kitaplarında anlatılmadı mı ? Tecrübe elbette çalışarak kazanılır ancak ekonomi- finans gibi çok zor bir alanı bu kadar basit göstermekle, büyük şirketlerde şu kadar yıl çalıştım demekle bu tecrübe kazanılmaz. Bu adamlar işte bunu yaptılar.

Bu günlerde ekonomist sıfatına inanan kalmadı. TV’lerde hergün bir adam konuşuyor ama halkın tepkisi aynı oluyor. ‘ Bir sus gerizekalı.’… Bu imajı yaratanların hepsi suçludur. Ekonomistliğin sadece gösterişten ibaret olduğunu sananlar, şık giyim ve lüks restaurantlarda boy göstermek olduğunu düşünenler haksız değiller. Milyar dolarları başarısız şekilde yönetip, ondan aldıkları primlerle hava atan zavallılar bu imajı yarattılar.

Oysa ki ekonomi bilimi gerçekten  zor olan ve az sayıda kişinin başarı sağladığı bilimdir. Çünkü ekonomi beklenti ve psikoloji üzerine kurulur. Bunları ihmal ederseniz başarı olasılığınız kalmaz. Beklentiyi ise geçmişle birebir yada risk primlerini işin içine katmadan yaparsanız yine yanılırsınız. Hele ki bunları ihmal edip, sistemin zarar görmeyeceğini düşünüp hamle yaparsanız batarsınız. Piyasalarda tecrübenin çalıştığınız şirkette fon yönetmekle kazanılacağını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. O şekilde tecrübe kazanırsınız ancak bu tam anlamıyla tecrübe olmaz. Çünkü piyasa global ve sayısız enstrümanın bulunduğu riskli bir koro. Bu koroyu yönetmek oldukça zor.

Ben piyasalara ilgi duyduğumda oldukça küçüktüm. İlk paramı kazandığımda ise 15 yaşımdaydım. Portföy yönetmeye başladığımda ise 18. Babamın bana güveni ve bu işi gerçekten isteyerek yaptığımı anlamasıyla birlikte ailemin hesabını yönetmeye başladım. Ufaktan başladım ve öğrenerek,kaybederek,neyin ne olduğunu görerek ilerledim. Şimdi takip ettiğim sayısız veri var. Takip ettiğim 10′dan fazla piyasa,binden fazla hisse senedi var. Yatırım enstrümanlarının günlük verileri her gün akıyor ekranımda. Hangi kalemin neye etki ettiğini öğreniyorum. İnce detayların ekonomi-finans sistemi için ne anlam ifade ettiğini biliyorum. Bunları bir şirkette çalışarak öğrenmedim. Bunlar 5 yılın birikimi olan ve kişisel çalışmalarım sonucu oldu. 1 yıldır dünya piyasalarında boy göstermeye başladım. Sabah 9.30 ‘dan gece 23.00 ( ABD kapanışı ) ‘ e kadar bilgisayarımda veri akışı devam eder. En kritik verilerin sinyallerini önceden alıp, piyasanın ne olacağını tahmin ediyorum. Ama psikolojiyi işin içine katıp kesin yargıya varmadan, risk primini düşünerek.

Şimdi birisi SPK sınavına çalışır, girer, başarılı olur ve lisansını alır. Sonunda bir şirkete girer 2 sene sonra yatırım danışmanı olur. Ancak o adam ilk kez bu piyasalardan haberdardır. Bildiği 3-5 hisse ve bazı verilerdir. Şirketinin ona verdiği hükümler doğrultusunda yatırımcısını yönlendirir. Bu iş dünyada da ülkemizde de böyledir.

Para en değerli varlığınızdır. Parayı yönetmek ise sanattır. Miktarı ne olursa olsun paranız değerledir. Sizin güvendiğiniz yatırım danışmanlarınıza dikkat etmeniz gerekir. Açın cnbc-e’ yi bir gün dinleyin. 10 saat yayın boyunca aynı cümleleri tekrar tekrar duyarsınız. Kaç kişi çıkar o yayına ve konuşur bir bakın. Ne demek istediğimi o zaman anlarsınız. Bu en önemli sistem ve piyasa çok güvenilecek kişilere emanet değil ne yazık ki. Ve bu yük onlara ağır geldi, krize ön ayak olundu ne yazık ki.

Ben ekonomistim demeye utanmıyorum. Ama artık bana ne gözle bakıldığını biliyorum. Ağzıyla konuşanla düşünceleriyle konuşanı ayırt edebilecek insanlara güvendiğim için burda güvenle konuşuyorum.

22 Ekim 2008

4 Yorum

  1. 22/10/2008

    Üstad;
    Yazılarını ilgiyle ve keyifle okuyorum. Çok da sevmediğim bir konuda yazmana rağmen yazı dilin akıcı, verdiğin bilgiler önemli. Emeğine yüreğine sağlık. Teşekkürler.
    Müge Cerman

  2. Demirci
    25/10/2008

    1.) “Para en değerli varlığınızdır…” Yoo para en değerli varlığım falan değil. Para, üretim araçlarına sahip burjuvazinin, proleteri sömürmek için kullandığı bir sahtekarlıktır. İnsanın karnı parayla doymaz, parayı yiyemezsin, domatesle doyarsın.

    2.) Ekonomistler, aritmetik cambazlıklarla bu dünyaya bir değer kattıklarını zanneden üçkağıtçılardır. Bu yazıdan belli ki, siz de öylesiniz. Bu dünyaya gerçek değeri katan, tarlada o domatesi üreten adamdır.

    3.) Ekonomi, sizin sandığınız gibi psikoloji üzerine yürümez. Ekonomi üretim ve sömürü üzerine yürür.

    4.) Meslektaşlarınıza çatacağınıza, “ekonomiyi kimin için yapıyorum, ekonominin amacı nedir?” sorularına cevap arayın derim. Yoksa kıskançlığınızdan çatlarsınız, Harvard’ın kapısından içeri de sokmazlar adamı.

    5.) Ayrıca, yazınızdan anlaşılan, ekonomist olmuşsunuz ama, ekonominin e’sinden anlamadığınız her halinizden sırıtıyor. Analist olmak ayrı, ekonomist olmak apayrı. Bu iki terimi birbirine karıştırıyorsunuz siz.

    6.) Size kötü bir haberim var: Parayla para kazanma devri, er ya da geç yıkılacak, o zaman işsiz kalacaksınız. Siz şimdiden tarla nasıl bellenir öğrenin derim, ya da ineklerle falan arayı yapın şimdiden, e hani oportünistsiniz ya, fırsatları, trendleri kaçırmazsınız diyorum. Hani herkes eşek, siz akıllı, birkaç veriyi analiz ederek köşeyi dönersiniz ya… bilgisayarınızın başında, elinizi kirletmezsiniz siz, beyefendi.

    7.) Bunları size hitaben değil, yazınızı okuyan insanlara hitaben, bilgilendirme amaçlı yazdım, silmezseniz sevinirim.

  3. Dincer
    26/10/2008

    Dusunceleriniz için teşekkür ediyorum.Hiçbir yorumu silmem ve hepsini kayda değer görürüm.
    Ancak hakkımda fikre varmadan önce tek yazımı okuyarak değil,diğer yazılarımı da okuyarak karar vermenizi dilerdim.Sadece finansal piyasalar üzerindeki yazım üzerinden değerlendirme yapmanız üzücü.Ki ben bu yazımda da düzeni sadece finansal piyasalar üzerinden döndürmeye çalışan kişileri eleştirdim.Bu sistemin olması gerektiğini ancak en optimum seviyede yapılması gerektiğini belirttim.İnsanlara çamur atmadan önce ne yaptıklarına geniş bir açıdan baktım.
    Keşke siz de öyle yapıp,beni eleştirseydiniz.
    Yine de ilginiz için teşekkür ederim.

  4. [...] de ‘ Zavallılar ‘ yazım için gelen yorumu aynen sizinle paylaşıyorum. Dilerseniz yazının linkine [...]

Leave a Reply