Hani bilinçsiz anne-babalar, çocuklarını korkutmak için ‘ öcü ‘ hikayeleri yaratırlar, çocuklarının yaramazlık yapmasını önlemeye çalışırlar ya…Hani bir süre sonra anlattıkları o hikayeleri gerçek sanıp kendileri de korkmaya başlar ya…İşte bu IMF hikayesi aynı hesap. İktidarda olmayanlar bizi IMF ‘ye muhtaç bırakıyorlar diye eleştirirler, iktidara geldiklerinde stand-by imzalarlar. İktidarda olan onlarla yola başlar ve mali disiplini sağlar sonra onlara ümüğümüzü sıktırtmayız der. Allah aşkına bir akıllı insan çıkıpta adam gibi sormaz mı ? IMF öcü mü diye !
Türkiye 1960 yılından beri IMF ile 20 stand-by anlaşması imzalamış. Bu kurum ülkemizden hiç eksik olmamış! 2000 krizini yaşadığımız zaman da IMF ile işbirliğimiz vardı. Geçmişe baktığımız zaman bu kurumun ülkeleri krizden koruyup korumadığını tartışabilecek oluyoruz. Ve çeşitli parametreleri incelemeye çalışırsak işin içine farklı düşünceleri katabiliyoruz. Mesela 2000 krizinde sorun likidite sıkıntısı idi. Piyasada likidite olmadığı için gerek faizler, gerek döviz kurları tavan yapıyordu. Eğer başımızda IMF olmasaydı, merkez bankası piyasaya likidite sağlayacaktı. Hadi bunu yaptı diyelim, bu seferde net iç varlıkları eriyecek ve döviz rezervleri bitme noktasına geleceği için, döviz kurunu hiç tutamayacaktı. Rezerv erimesi ile beraber kriz tam anlamıyla yayılacaktı. Bu yüzden IMF buna engel oldu. Ve bu noktada döviz rezervlerinin artması için destek verildi.
IMF ‘ nin yaptığı ülkeleri sınırlı büyüme oranlarında tutup, mali disiplini sağlamak. Gerek bütçe açığı, gerek borçlanma oranları gerekse vergi gelirleri ile ülkeleri sağlam mali düzene oturtmaya çalışıyor. AKP iktidarı göreve geldiğinde Derviş’in ekonomi poltikasını uygulayan, IMF stand-by anlaşmaları ile zorunlu olarak mali disiplini sağlayan bir iktidardı. Yani bu hükümetin şansı çok fazla. Çünkü AKP büyük krizin ardından yeniden yapılanma sürecinin temelleri atılırken iktidara geldi. Düşük büyüme hızlarının yaşanacağı dönemde IMF vardı ve mali disiplin sağlanmaya çalışıldı. Bu sırada dünyada inanılmaz bir likidite bolluğu yaşandı. Bu likiditeden ülkemizde nasibini aldı ve büyük bir ivme yakaladık. Böyle bir şans hangi siyasi lidere sahip olur sizce ? Kendi uyguladıkları bir politika olmamasına rağmen konjonktür şansı ile bugünlere gelen hükümetin başarısızıkları gün ışığına çıkmaya başladı. Ekonomik büyüme için birşey yapmadıkları, büyümeyi tamemen tüketimi arttırmaya ve piyasaya gelen sıcak paraya odaklı yaptıkları ortaya çıktı. Bugün gelinen noktada ülkenin en önemli sorunu dış ticaret sorunudur. Çünkü siz gelişmekte olan ülkenin başbakanı, bu kafayla gittiğiniz takdirde asla gelişmeyen ülkenin başbakanı olarak kalacaksınız. Bir ülke ihracata dayalı büyümeye geçmeden gelişemez. Finans piyasalarında oluşan hayali paralarla suni olarak kalkınır. Bu hayali paralar toz olup uçunca, siz de iktidardan uçarsınız !
Bugün gelinen nokta budur. Türkiye’nin ihracatı geliştirmek için birşey yapmadığı 6 yılın sonunda, bol likidite döneminin sona ermesi ile meydana gelecek sıkıntının kaynağı budur. Konuşmalarda ihracat rakamımız şu kadar diye övünürken kendinizi kandırmanın hiçbir esprisi yoktur. Buna ancak Sayın Kürşat Tüzmen güler ! ( Büyümeyi Analiz Edebilmek ve Hükümet Yalan yazılarıma bakıp bu konuyu detaylı anlayabilirsiniz. )
Tekrar IMF konusuna gelelim. Anlaşma imzalayalım derken bence önce sorunu tam olarak kavramak lazım. Ülkenin en önemli sorunu dış ticaret rakamları ise emtia fiyatlarındaki düşüş nedeniyle ithalat faturasını aşağı çekecektir. Dünyada yaşanan durgunluğa parelel olarak ithalatta düşüş meydana gelecektir. Hele bir de euro/dolar paritesinin 1.28 seviyelerine kadar düştüğü göz önüne alınırsa, bu da ithalata olumlu yansıyacaktır. İhracat tarafına bakacak olursak, orada da durgunluğa paralel olarak azalış meydana gelecek. Ancak enerji maliyetlerindeki düşüş ihracatçı için önemli olacaktır. Döviz kurundaki artışla ise sevinmeye başlayan ihracatçıların hevesi kursağında kalabilir. Çünkü dolar tüm dünyada değer kazanıyor ve euro karşısında da değerli hale geliyor. Hem daralan ekonomi hem de döviz kurlarındaki oynaklık ihracatçı için sorun olacaktır. Bir de tekstil ihracatı yerini otomotiv sektörüne hızla bırakmaya devam ederse bu daha kötü olacaktır. Çünkü otomotivin talebinde daralma çok hızlı oluyor. Sonuç olarak gelecek yıl için ihracat - ithalat tahmini iyi analiz edlimeli ve dış ticaret açığımızın ne olacağı düşünülmelidir. Bence ithalattaki azalış ihracattaki azalıştan daha etkili olacaktır. Bu nedenle dış ticaret açığımıza olumlu etki edecektir.
Sonuç olarak bu durgunluk ve emtia fiyatlarının düşmesi, ithalatının çoğunluğunu bu ürünlerden yapan ülke için faydalı olacaktır. ( Döviz kurunun düşeceğini varsayıyorum ) Tahminen $ 25-30 mLr gibi bir kazancımız olacak diye hesaplıyorum. Bu nedenle bizim ihtiyacımız olan paranın bu miktarda azalması demek olacak. Sıcak paranın girişinin yavaşladığı dönemde, ihtiyacımız olan dış kaynağın düşmesi önemli.
Bu gelişmelerin sonucunda ülkenin IMF’ye ihtiyacı var mı sorusunu sorabiliriz. Aynı zamanda neden hükümet IMF’yi istemiyor sorusunun yanıtını verebiliriz. Belli şartlarla gelecek IMF tabiki. Mali disiplinden taviz vermeyecekler. Dilerseniz IMF’nin taleplerini bir yazayım onun üstüne konuşayım ;
1- Kamu Harcamaları Kısılsın 2- Büyüme Tahmini Düşürülsün 3- Af Ve Sektörel Teşvike ‘Hayır’
Bunların yanında; büyümeyi azaltın, yatırımları frenleyin, sektörel teşvik vermeyin … Bu şartlarla gelecek IMF. Ancak hükümet yerel seçimler öncesi harcamaları kısamayacak. Bütçe açık vermeye mecbur edilecek. Bu nedenle hayır diyor. Büyümeden vazgeçmeyiz diyen hükümete daha makul bir büyüme rakamına razı olun diyor. Bence haklılar. Ancak hükümet büyümenin hayali olduğunu bilmediği için kabul etmiyor. Bunun için vergi ve sektörel teşvik vermek istiyor. Bunda çok geç kalan hükümet, büyümeyi bir kalıba sokamadıktan sonra şimdi bu teşvikleri daralan kredi piyasasında verse ne kadar etki eder ? Çok etmez çünkü büyüme stratejimiz farklı. Yani burada da IMF ile sorun yaşamayız.
Hükümet IMF ile başarı sağlamış olmasına rağmen şimdi halkı kandırmalarına izin vermeyeceği için IMF’yi istemiyor olabilir. Peki gerçekten ihtiyacımız var mı ?
Olay bence para değil. Çünkü bu krizin en önemli noktası ‘ güven. ‘ Bizim, yukarıda bahsettim nedenlerden dolayı paraya olan ihtiyacımız azalabilir. Ancak ülkemiz halen daha kırılganlık sıralamasında zirvede bulunuyor. Mali disiplinin bu hükümet tarafından seçim zamanı korunamayacağı inancı hakim olduğu için IMF ile ‘ ihtiyati stand-by ‘ a ihtiyacı var. Çünkü ben kendi adıma hükümete güvenmiyorum. Kriz politikalarının olduğuna inanmıyorum. Hatta herhangi bir ekonomik politikalarının olduğuna inanmıyorum. Bu yüzden para için değil destek için ve güveni sağlamak için anlaşmaya sıcak bakıyorum. IMF genelde sığınılacak son limandır. Ülkeler krize girdiklerinde sığınırlar. Fakat biz o kadar birbirimize alışığız ki, adamlar istediğimizde destek veriyor. Kim ne derse desin. İster bize emir veriyorlar desinler isterse bizi yönetiyorar desinler. Peki daha iyi yönetecek veya politika izleyecek siyasileri biliyor musun ? IMF ‘ ye karşı olanlar o zaman mevcut iktidara çözüm bulmalılar. Hatta gelecek iktidara bile çözüm bulmalılar çünkü ben ülkede önemli politikalar üreten insanları görmedim-okumadım.
NOT : Stand-by ile ihtiyati-stand by arasındaki fark için buraya göz atabilirsiniz.
28 Ekim 2008

[...] bir ay önce şu yazımda açmıştım IMF perdesini. Şimdi tekrarlamak istiyorum ki IMF öcü değil. Yani [...]