Resesyona girilecek mi girilmeyecek mi tartışmalarının yaşandığı bu günlerde Amerika’dan ilk sinyal geldi. Amerikan ekonomisi 3. çeyrekte 0.3 oranında küçüldü. Beklentiler 0.5 oranında küçüleceği yönünde olsada, beklentilerden daha iyimser gelen bir veriyle karşılaştık. Ancak bu iyimser gibi gözüken veri sizi yanıltmasın. Çünkü detaylarında gelecek için kötü ipuçları barındırıyor.
Amerika, Türkiye ekonomisi gibi tüketim harcamaları ile büyüyen bir ekonomiye sahip. Yani çok fazla üretime dayalı olmayan, ihracattan çok ithalat eden ve garip bir şekilde büyümesini makul düzeyde devamlı kılan bir ülke. Ekonomi için bu tarz büyümeler ‘ bıçak sırtı ‘ diye tabir ettiğimiz cinsten. Şimdi lütfen kısa bir açıklama yapmama izin verin.
Türkiye’de 2001 krizinden sonra oturtulmaya çalışılan mali disiplin arifesinde, temel hedeflerden bir tanesi büyüme oldu. Ülkemiz ne yazık ki ihracata dayalı büyüme hedefinden uzak, tamamen tüketime dayalı bir politika izledi.Mali sektörün üzerindeki güç artmaya başladıkça,kredi muslukları açıldı. Hatta kredi kartı çılgınlığının başlama nedeni de buydu. İnsanları tüketime alıştırmak için izlenen politikaların başında kredi kartı operasyonu geliyordu. Bankalara sağlanan avantajlardan sonra istenilen şey, halka uygun imkanlarla kredi ve kredi kartı sunulmasıydı. Her vatandaşın bu karta sahip olması ile beraber, cebinde parası olmadan harcama yapabileceği bilinci oturtturuldu. İnsanlar bu duruma çabuk uyum sağladılar ve enflasyonun dizginlenmesi ile beraber güven ortamı sağlandı. Bir de taksitli alışveriş imkanının sağlanması ile beraber harcama isteği tavan yaptı. Bu çılgınca tüketim harcamasının başlaması ile beraber ülke ekonomisi büyümeye başladı.
Bu kısa açıklamadan çıkaracağımız sonuç oldukça basit. Bu tip ülkeler büyüme stratejilerini tüketim üzerine kuruyorlar. ( Detaylı bilgi için buraya bakabilirsiniz. ). İşte Amerika’da ülkemiz gibi bir strateji izliyordu ve bunun zararını finansal kriz döneminde çok yaşayacak. Halk, tüketimden vazgeçtiği sürece ülke ekonomisi büyük zarar görecek. Bunun ilk sinyalini bugün aldık. Amerika ‘ da ‘ Real Personal Consumption Expenditures ‘ denilen PCE endeksi % 3.1 oranında azaldı. Kişisel tüketim harcamaları endeksi 1992′deki dip seviyeden bile yüksek oranda düşmüş. Dikkatinizi çekmek isterim ki, 3.çeyrek verileri için son baz ay ağustos. Yani, krizin en ciddi etkilerinin görülmeye başlandığı eylül ayına ait veri yok. Bu durum işaret ediyor ki, 4. çeyrekte kişisel tüketim harcamaları endeksinde daha büyük bir düşüş yaşanacak. Bu da demek oluyor ki Amerikan ekonomisi son çeyrekte büyümedeki kaybını arttırabilir. Yani ekonominin resesyona gireceğini çok büyük yüzde ile söyleyebiliyoruz.
Kredi krizinin olmasıyla beraber insanların kredi almakta zorlanması, doğru tabirle alacak kredi bulamaması harcamaları azaltıyor. Tabi bir de olayın reel boyutunu düşünür, FED faizleri her ne kadar indirmeye devam etse de , yatırımcıların teşvik edildiğini düşünürsek karşımıza kredi sorunu tekrar çıkacak. Çünkü faiz oranları ne kadar düşerse düşsün, yatırımlardaki olay kredi alabilme gücüdür. Kredibilite burada devreye girer ve derecelendirme seviyesine göre kredinin maliyeti belirlenir. Amerikan şirketide olsa, birçok şirketin kredi notunun düşürüldüğünü hatırlatmak isterim.
Otomotiv sektöründe başlayan problemler yakın sürede diğer sektörlere yayılacak gibi gözüküyor. Şirketler maliyetleri düşürmek için işçi çıkarmalara ağırlık veriyor. Dünyanın önde gelen şirketlerinin çoğu işçi çıkaracaklarını açıkladılar. Citigroup,Goldman gibi finans kuruluşlarından tutun Ford, Yahoo gibi şirketler kararlarını açıkladılar. Kısaca finans, parekende, otomotiv, yayın, seyahat ve teknoloji şirketleri aynı maliyet azaltma politikasını izleyecekler. Bu da demek olacak ki, işsizlik son yıllarda görülmemiş şekilde artacak. Bunun sonucunda yine savunduğum teze ulaşacağız. İşsiz halk, harcamalarını minumum seviyeye indirecek. Tüketimin azalmaya devam etmesi ile büyüme de sıkıntılar devam edecek. FED faizleri daha nereye kadar çeker bilemem. Ancak bildiğim birşey var. Faizler ile oynanarak birşeyi halledemezler.
Büyümesini sağlam temellere dayandıramayan ülkeler bu sorunları çekmeye mahkumdurlar. Amerikan ekonomisinin farkının ne olduğunu ben bazı yazılarımda anlatmaya çalıştım. Dünyanın en sağlıksız ekonomisi dünyanın en büyük ekonomik gücü konumunda olursa, dünya böyle krize sürüklenir.
Aynı şeyi ülkemiz içinde söylüyorum. Tüketime dayalı ve ithalata bağımlı şekilde büyümenin gideceği bir yol yoktur. Kestirme yollar sizi varacağınız yere daima en uzun sürede götürür. Zamanınızı çalar. Aynen ülkemizin zamanın çalındığı gibi. Bu büyüme sürdürülebilir değildir. Bir yerde elbette başımızı ağrıtacak. Bu kriz döneminde fırsatı bari bu şekilde yaratalım. Amerikanın bu durumundan dersimizi alalım.
31 Ekim 2008

Üstad;
Yine çok doğru tesbitler ve örneklemelerle ders anlatır gibi uyarmışsın. Umarım birileri fark eder de tedbirler alınmaya başlanır. Ama “elle gelen düğün bayram” mantığı ile ekonomiyi yolunda göstermeye çalışanlar aynen devam edecektir. Emeğine yüreğine sağlık teşekkürler.
Sevgi ile kal…
Gene buyuk bir keyifle okudum yazını. Anlaşılır dilden olması en carpıcı yonu yazılarının. Sadece biraz teknik bir adam olmam dolayısı ile olsa gerek grafikler ile gormeyi cok isterdim bahsettiğin bazı şeyleri. Bir de sanırım “tüketici ne yapmalı?” sorusuna cevap arıyor insan. Makro duzeyde dediklerin gerceklesirken bizler ne yapmalıyız yada bunun daha evvel oldugu zamanlarda tuketicilere yansıması nasıl oldu gibi konulara cevaplar da verirsen super olur. Keyifle okumaya devam ediyorum… paylaşımların için tekrar tesekkur ederim.