Uzun süredir başbakanın büyüme lafına takmış durumdaydım. Çünkü kendisinin bu ülkenin nasıl büyüdüğünden haberi olmadığına inanıyorum. IMF ile anlaşma aşamasında, kimse bizi düşük büyümeye zorlayamaz dediğinde şaşırmıştım. Çünkü ülkemiz, kriz döneminde kimsenin birşey yapmasına ihtiyacı olmadan düşük büyüme rakamlarına mahkum kalmaya aday bir ülke. Bunun nedeni birçok kez söylediğim, büyüme stratejimizdir.
TÜİK tarafından bu sabah açıklanan ‘ toplam sanayi üretimi ‘ eylül ayı değişimi, korkumuzu arttırdı. Toplam sanayi üretimi 2008 eylül ayında, bir önceki yıla göre %5.5 azaldı. Sanayi üretimindeki gerileme 2001 krizinden bu yana en yüksek düzeye çıkmış oldu. Böylece ekonomimiz ‘ resesyon ‘ sinyali verdi. TÜİK ağustos ayı sanayi üretim rakamını % - 4.1 ‘ e revize etti. Üçüncü çeyrek için büyüme rakamamızın negatif olabileceği sinyali, böylece güçlenmiş oldu.
Sanayinin alt sektörleri düzeyinde, madencilik sektöründe üretim yüzde 4.3, imalat sanayi sektöründe yüzde 6.4 azaldı. Elektrik, gaz ve su sektörü endeksi ise üretim artışı yüzde 1.6 oldu.
Eylül’de tekstil ürünleri imalatında yüzde 17.6, taşıt araçları ve karoseri imalatında yüzde 1.7, tütün ürünleri imalatında yüze 29.2, derinin işlenmesi, bavul, çanta vb. imalatında yüzde 23.8, radyo TV haberleşme cihazları imalatında yüzde 19.4’lük düşüş yaşandı.
Tüketim harcamalarının azalması ile beraber imalat sanayinde de düşüşlerin arttığını görüyoruz. Üretim kısıntılarına gidilmesi ülke ekonomilerini zor durumda bırakıyor. Bu durum ülkemiz için de geçerli. Bir de döviz kurlarındaki artışa paralel olarak, ara malı ithalatı ile üretim yapan grupların, ithalattan vazgeçmeleri ile bu düşüş artacak gibi görünüyor. İmalat sanayi sektöründe % 6.4 ‘ lük düşüş çok ciddi bir sinyal. Bu şartlar altında, uzun süre sonra negatif büyüme rakamları ile karşılaşacak gibi duruyoruz.
Bu durum üçüncü ve dördüncü çeyrek aynı şekilde devam ederse, Türkiye ekonomisi de ‘ resesyon ‘ sıkıntısı ile başetmek zorunda kalacaktır. Aylardır üstüne basarak söylediğim şey işte buydu. İktidarın, ekonomi kurmayları dahi bu işin farkında değillermiş gibi duruyorlardı. Biz sağlamız ve çok etkilenmeyiz gibi basit cümleler ile bu işten kaçıyorlardı. Bu krizi finansal kriz olarak ele alıp, bunun ucunun reel kesime etkisi olmayak gibi davranmanın sonucu budur. Merrill Lynch’te çalışmış sayın bakanımızın, mali kesimin sağlam olması ile büyümesini tüketim üzerine kurmuş bir ülkenin, reel kesiminin etkilenmeyeceğini düşünmesi nasıl oluyor acaba ?
İhracatımız sınırlı. Yüz milyar dolarlarla övünerek gösterdikleri rakamların komik olduğunu söylemiştim. O işin esprisi olmadığını ve ona sadece Kürşat Tüzmen’in gülebileceğini söylemiştim. Çünkü bizim ihracatımızın da ithalatla karşılandığı bir döngü içerisindeyiz. İthal ara mallarının fiyatları, döviz kuruna paralel olarak artış gösterdiğinde, bu adamlar üretmekten vazgeçerler. Bir de halkın talep etmediğini düşünürsek, ekstra maliyete katlanmayı kimse istemez. Zararları artacağına üretim kısma politikası izlerler.
İşte burada devreye girmeyen ve ne olduğunun farkında olmayan hükümet bu büyümeye razı olur. Önümüzdeki günlerde kim kimin ümüğünü sıkacak göreceğiz. Ancak ülkemiz için işlerin hiçte parlak olmadığını düşünüyorum. Söyleyenleri susturabiliyorlar ancak veriler kimin haklı kimin haksız olduğunu tarafsız şekilde ortaya koyuyor.
10 Kasım 2008
