Asiv ; Şubat, 2009
Ekonomistler çok sık siyaset konuşmaya başladılar ancak ben bundan pek feyz alan bir adam değilim. Yerel seçimler ile ilgili ilk ve son yazımı yazacağım. Onu yazarken ise yönetim prensibini ön planda tutacağım.
Partilerin, mevcut iktidarı yenmek için uğraş verdiği ve çıkardığı adayları yalnız bu amaçla seçtiği aşikar. Ben böyle bir düşünceye tamamen karşıyım. Hatta utanmasalar, bazı partiler birleşip tek aday gösterip seçimi kazanma savaşına gideceklerdi. Bu şekilde AKP’nin gücünü kabul ediyoruz diyeceklerdi ve sonunda seçimi ona rağmen kaybedecek olurlarsa güçlerini iyice düşüreceklerdi. Ve bu anlayışlarla, partiler büyükşehir adaylarını açıkladılar.
İstanbul ve Ankara bazlı değerlendirmek istiyorum. Öncelikle İstanbul’dan başlayalım ki bana çok komik geliyor. Kadir Topbaş’ın karşısında rakip olarak çıkartılan, Kemal Kılıçdaroğlu hangi İstanbullu’nun hayalindeki başkan olabilir onu düşünüyorum! Burada Kadir Topbaş’ı savunduğum ve takdir ettiğim için söylemiyorum, bunu hemen belirteyim. Sayın Kılıçdaroğlu, gayet başarılı bir müfettiş ve denetici olabilir. Yolsuzlukları açığa çıkarmak, yapılan usulsüz uygulamaları belgeleri ile göstermek konusunda oldukça başarılı bir vekil. Ancak gelip görelim ki nasıl bir yönetici? Asıl soru nasıl bir lider? Ben bu soruları kendime sorduğumda, Kadir Topbaş ile o konularda yarışamayacak bir kişi demekten kendimi alıkoyamıyorum. Açıkcası ben hizmet beklerim. Yani, insanların yaptıkları yolsuzlukları sürekli konuşarak seçim kazanmak nasıl bir mantıktır anlayamadım. Şimdi bir de mantıklı düşünmek gerekiyor, yöneteceğiniz şehir İstanbul. Dünyanın birçok ülkesinden fazla nüfusu olan ve büyük bir şehir. Bu şehri yönetmek için liderlik vasfına sahip olmak gerekiyor. Ve ne yazık ki Kemal Kılıçdaroğlu benim görüşüme göre, bu vasıflara pek sahip değil. Ucuz ev tutmak için taşındığı semt, haberlerde hep o tarz şeylerle görülmesi, tabirim için özür dilerim ama fakir edebiyatı yapması benim Kılıçdaroğlu hakkındaki görüşlerimi doğruluyor sanırım.
Kadir Topbaş’ın ilginç bir cümlesi dikkatimi çekmişti. ” Onlar bir iş yaparken, yok imar yasasına yok şu yasaya uygun mu diye uğraşıp işi kaçırırlar.” Bazen öyle bir an gelir ki çok kısa süre içinde karar vermek durumunda kalırsınız. Ve risk almaktan korkup, ya bu bazı şartlara uygun değilse diye titrerseniz, yapacağınız işler azalır. Ben buna katılıyorum. Lider ve yöneticiler bazen böyle kararlar vermek zorundalardır. Ya bu böyleyse, ya şu şöyleyse diye içi içini yiyen kişiler karar veremezler. Ve genelde müfettiş kimliğinden gelen insanlarda bu duygu yerleşmiştir. Ve son söz olarak, bu kimlikteki kişilerin büyük metropoller dahil olmak üzere büyük işletmeleri yönetebileceklerine inanmıyorum.
Bir de AKP cephesi için değerlendireyim. İstanbul başkanlığı çok önemli ve stratejik bir görev. Partiler açısından da böyle çünkü partiye lider olmak için İstanbul’da görev yapmış kişiler bir tehdit. Sayın Topbaş’da lider özelliği olsa bile daha büyük bir siyasi arzu yok gibi. Sayın başbakan bunu görmüş olacak ki ikinci dönemde de Kadir Topbaş’ı aday gösterdi. Hatırlarsanız, Ali Müfit Gürtuna’da daha fazla siyasi heves olduğunu gören başbakan, kendisini aday göstermeyip Kadir Topbaş’ı aday olarak sunmuştu. Kısacası yerel seçimlerde her türlü yönetim anlayışı işliyor.
Gelelim Ankara’ya. Burada gayet kısa konuşacağım. Melih Gökçek’in tekrar aday gösterilmesinin altında yatan neden çok tartışılabilir. Ancak Gökçek’e karşı CHP’nin aday gösterimini doğru bulmuyorum. Murat Karayalçın’a herkesin oy vermeyeceğini düşünüyorum. Ve hatta bu şehirde, MHP adayı eski Beypazarı Belediye Başkanı Mansur Yavaş Bey’in daha fazla oy alabileceğini düşünüyorum.
Büyükşehirlerde stratejik hamleler rakip partiler tarafından başarılı atılmamış bana göre. İşte burada da büyük yönetim yanlışı var. CHP lideri her zaman olduğu gibi, yerel seçimlerde de yönetimsizlik gösterip mevcut iktidarın ekmeğine yağ sürdü. Çarşaf diye diye, asıl çarşafı kendi partisine sempati duyan insanlara giydirdi. Şimdi kendisi bu görevden ayrılmadan, o çarşafı çıkarmaya çoğu CHP’linin niyeti yok. Bu şekilde giderse mevcut iktidar güçlenmeye devam edecektir.
Evet bu sefer son derece kararlıyım. Çünkü bu ülkede halka açık şirketlerin ne gibi sorumlulukları olduğunu bilmiyorlar. Yatırımcısına karşı nasıl yükümlülükleri olduğunu bilmiyorlar. Ve küçük yatırımcıların haklarını koruyacağını söyleyen, yolsuzlukları gidereceğini söyleyen insanlar neler yaptıklarından haberdar değiller.
Kısa bir açıklama yapayım. Halka açık şirketler, şirket ile ilgili en ufak girişimi borsaya bildirmek zorundadırlar. Piyasalarda işler, işlemlerin gerçekleştiği gün değil, haberin yayıldığı an yürür. Yatırımcılarda bu şekilde pozisyon alırlar. Halka açık şirketler ile ilgili basında çıkan en ufak bir haber, şirket hisselerini etkilediği için, basının buna dikkat etmesi gerekir. Ancak ülkemizde bu bilinç yok. Bu ortamın ne olduğunu bilen yok. Asparagas bile olsa gönül rahatlığıyla haberleri yaparak, yatırımcıları zor durumda bırakıyorlar.
Son olarak Doğan Yayın Holding’e tebliğ edilen vergi cezası borcu, üstünde oldukça düşünülmesi gereken bir olaydır. 2006 yılında Axel Springer’e yapılan hisselerin satışı ile borsada işlem gören hisselerin ciddi oranda yükselmesi ile sonuçlanan bir süreç var. Yatırımcıların Doğan Yayın Holding’in bilançosuna bakarak, güçlü sermaye yapısı ve gelirleri ile güvenerek o şirkete yatırım yapması doğal olabilir. Ancak son 2-3 yılda Doğan Grubu şirketlerinde yaşanan, uluslararası yatırımcıların bu hisselerden vazgeçmesine neden olan, borsaya işlem hacmi bazında en ciddi katkıyı sağlarken bir anda erimesine sahne olan süreç şirket için olduğu kadar, yatırımcıları içinde önemli bir sorundur.
Yatırımcıların, grupların hükümetler ile ilgili olan sorunlarından çok baktıkları nokta bilançolardır. Gelirleri yüksek olan, Avrupa’nın önde gelen şirketleri ile ortaklıkları olan, sektöründe lider kuruluş olan, yeni yatırımları ile güçlenmeye devam eden şirkete yatırım yapmaktan çekinmenin nedeni düşündürücüdür. Doğan Grubu şirketlerinin piyasa değeri son 2 yılda, 3-4 milyar $ eridi. Yabancı yatırımcıların, işlem listelerinden çıkardığı hisseler piyasa tabiri ile sürünüyor. Yatırımcı olarak incelediğim zaman borsada hakettiğinden fazla değer kazanan hisselerin yanında, böyle güçlü bir şirketin borsa yükseldiğinde bile yükselememesi çok ilginç geliyor.
Şirketin iflas durumu olur, kriz döneminde küçüleceği öngörülür ve bu şekilde hisseleri düşebilir. Ki bizim borsamızda şimdiye kadar iflasın eşiğine gelen şirketlerin yükseldiği görülmüştür. Bu şirketlerin sürekli düşmesi ve değerlerini hızla kaybetmesi düşündürücüdür. Ve bunun şirket kadar, yatırımcılar için de zararı vardır.
Şimdi son olarak geleyim söylemek istediğim noktaya. Doğan Yayın Holding şirketi uzun süreli vergi incelemesine tabii tutularak, sonuç olarak kanıtlarla ve hukuk kurallarıyla açıklanan hisse satışından doğan vergi borcuna çarptırıldı. Bu haberi şirketle beraber yatırımcıları da aynı gün aldılar. Ve hisseler o günden beri %30′a varan değer kaybı yaşadı. Şimdi bu vergi borcu eğer yanlış şekilde değerlendirilip, şirkete teblip edildiyse hisselerdeki düşüşten kaynaklanan kaybın yatırımcılara olan etkisi nasıl gözardı edilir? Şirketin itirazı ile başlayacak mahkeme sürecinin ortalama 4 yıl olacağını düşünürsek, şirket hisseleri bu baskı altında ve yabancı yatırımcının da korku ile uzaklaşmasının ardından ne hale gelecektir? Bu hisselere yatırım yapan yatırımcıların bu süreçte uğrayacağı değer kaybı nasıl ihmal edilir?
Türkiye’de halka açık şirket kavramı çok bilinmiyor. Uygulamalar bu nedenle yatırımcıyı kayba uğratıcı oluyor. Bugün DYH basın toplantısında soruyorlar ki, siz gazetelerinizde yaptığınız satışı kasım ayında duyurmuşsunuz, bu çelişki olmuyor mu? Hadi bilmiyorsunuz süreçleri bari futbol takımlarına bakın! Halka açık futbol klüpleri, bir futbolcu ile imzaya yaklaştıysa, borsaya yazı gönderir. X futbolcu ile görüşmelere başlanmıştır diye. İmza o açıklamadan sonra belirlenen bir periyot içinde atılabilir. İşte şirketler için de böyledir. Ortaklık için X firmasıyla görüşmelerde bulunuyor denebilir. Hatta anlaşılan tutar açıklanabilir. Bunun imzası ise belirlenen periyot içinde bir tarihte atılabilir. Piyasalarda ise hisselere bunun yansıması imza atıldığı gün değil, haberin çıktığı gün olur.
2006 sonunda DYH hisselerinde yaşanan yükselişin nedeni bu hisse satışıdır. Ancak o dönemden sonra yaşanan düşüşlerin nedeni sorgulamaya açıktır. Fakat bu son olayda eğer yüklenen vergi borcu doğru bir uygulama değilse dava açma hakkımı sonuna kadar kullanacağım. 300 milyon $ civarındaki bir satışın vergisini göz göre göre ödemeyecek bir durumun söz konusu olduğuna inanmıyorum. Bu olayı çok dikkatli takip etmeye devam edeceğim. Zamanı önemli değil. Ancak artık bu ülkede halka açık şirket ve yatırımcı koruma özelliklerinin öğrenilmesi gerekiyor. Umarım bunu çelişkili görüşlerle süslemeyecek hukukçular bulabilirim.
Efendim malumunuz, son gelen bütçe açığı rakamlarını duydunuz. Ocak ayında bütçe açığı %465.8 artmış ve 3 mLr TL’ye ulaşmış. Hedeflenen bütçe açığına ilk ayda %30 yaklaşmışız. Geçen yıl kömür işletmelerinin bütçeye yükü 1 mLr TL’yi geçmişti. Bu yılın ilk ayında bütçeyi bu kadar arttıran faktörler neydi acaba?
Aylardır patronlar söylüyor, ben bu sayfada ve podcast’lerimde sürekli vurgu yapıyorum. Hükümet kriz için ne paket hazırlıyor ne de IMF ile sözleşme yapıyor. Israrla bir geciktirme süreci yaşanıyor. Bu gecikmeye neden olan anlaşamamazlığın nedenini ise öğrenemiyoruz. Ancak yerel seçimler öncesine denk gelen bu süreç ve bütçenin ciddi açık vermesi, insanı düşünmeye sevk ediyor. Ve benim aklıma ilk gelen sizin aklınıza gelenle aynı. Bu seçim döneminde harcamalar iyice arttırıldı, bazı vergilerde indirime gidildi. Harcama arttı, gelir düştü. Bütçede normal olarak açık hızlanarak artmaya başladı. Bir yanda kriz, bir yanda seçimler. Hükümet krizin geçici olduğuna inanıyor ve bu krizi biz kazasız atlatırız inancını taşıyor. Ancak seçimler onlar için geçici değil. Eğer bu seçimlerde de güçlerini gösterirlerse, ülkede egemen olacaklarını biliyorlar. Bu nedenle ekonomi vız gele, seçim hoş gele!
IMF ile anlaşma yapmamanın nedeninin yerel seçimler olduğuna inanıyorum. IMF ülkeyi zorlayacak şartlar getirebilir ancak ülkenin çıkarını siz kendi reformlarınızla ne derece koruyorsunuz ki gelip IMF söz konusu olunca farklı davranıyorsunuz? Ben bunu anlamıyorum. He sizin planlarınız olsa, krize karşı önlemleriniz olsa, borcunuz az olsa ve kırılganlığı düşük bir ülke olsanız anlarım. Ancak bunların hiçbiri yokken, bu şekilde davranmak nasıl olabiliyor?
Ben ülkemin çıkarlarını koruyacak insana oy veririm ancak insanları kandırmaya daha ne kadar devam edebilirler bilmiyorum. Aslında IMF’ye karşı olan mevcut iktidar karşıtları da olduğu için burada bir denklem bozukluğu oluyor. O nedenle hükümet nabza göre şerbeti rahat verebiliyor. IMF şöyle böyle diyerek, milliyetçi damarları kabaran ve kendisini IMF’nin komplo teorilerine inandıran insanları arkasına alıyor. O insanlar IMF düşmanlığı nedeniyle seçimi gözardı ediyorlar. Sonuç olarak yine hükümetin istediği oluyor.
Türkiye’ye net yabancı sermaye girişi 2008 yılında %20 azaldı. Tekrar tekrar anlatmayacağım ülkenin nasıl bıçak sırtı bir durumu olduğunu. İnsanlar hala IMF komplolarıyla kendilerini kandırsınlar, hükümette bundan yararlansın. Ancak ülkemiz için yerel seçimler çok kötü bir süreç olacak. Kriz döneminde odaklanılan nokta yine farklı, parti çıkarları için ülkenin çıkarları unutuluyor ve biz ne kadar Türkiye’nin güçlü noktalarını sıralarsak sıralayalım, çalışmaya ve reforma ara veren yönetimle sürükleneceğimiz yer yine uçurumun kenarı olacak. Ve o zaman IMF komplo teorisyenleri ödeyeceğimiz faizin yüksekliği ile ters orantılı bir hal alacaklar!
Kalan sağlar bizimdir derler. Onlarla yola devam ederiz anlamında. Sabancı ailesi bu deyişi en fazla kullanabilecek aile aslında. Öyle bir sülale ki o şirketin nasıl yönetildiğine ben hala anlam veremem. Bu nedenle Türkiye’nin en büyük gruplarından birinin, kurumsallık açısından en küçüklerinden olduğunu söyleyip dururum. Kurumsal kimliği yerlerde sürünen bu büyük şirkette yine bir yaprak dökümü yaşandı.
Geçtiğimiz günlerde Sabancı Ailesi’nin bazı fertleri 10 yıl içinde Sabancı Holding ve Akbank şirketlerinden hisse satacaklarını açıkladılar. Hisse satan kişilerin çoğunun kendi şirketleri var zaten. Sabancı grubundaki hisseleri nedeniyle gayet ciddi servetleri olan kişiler, kendi şirketlerini kurarak yola devam etme yolunu seçmişler. Şimdi ise o şirketteki hisselerin bir kısmını ( ya da tamamını ) satma kararı almışlar. Sabancı Holding ve Akbank’ta üst düzey görevlerin sahipleri belli. Oraya gelemeyeceğini anlayan kişiler ciddi sorun çıkartıyor gibi gözüküyor. Aslına bakarsanız, bir aileden o kadar çok fert olursa o şirkette sorun olmaması imkansız gibi geliyor. Bu da kurumsallığa ciddi darbe indiriyor.
Neyse diyelim ve o konulardan çıkalım. Gelelim borsada işlem gören hisselere. Akbank ve Sabancı Holding hisseleri, bu açıklamalardan sonra %15′e varan kayıplar yaşadı. 10 yıl içinde hisse satacağız açıklaması yaptık, bu 5 yıl sona fiyatlanacak diye birşey söz konusu değil. Piyasalar bunu anında fiyatlıyor. Özellikle Akbank hisseleri, yabancılardan çok talep gören bir hisse. CitiBank ile olan ortaklığı nedeniyle, yabancı fonların da payı yüksek. Fonlar Akbank hisselerinde satışları hızlandırdılar. Üzerindeki baskı artan hisseler, yabancı fonların mal çıkma kararı arefesinde stresini koruyor. Satış dalgasının yaşandığı gün, panik olan diğer yatırımcıların da hisseden çıkması ile kayıp artmıştı. Şimdilerde ise henüz karar vermemiş büyük yabancı fonların Akbank hisselerini satıp satmayacağı merak ediliyor. Eğer satış yaparlarsa, Akbank’ın fiyatı düşmeye devam edecektir. Bundan korkan küçük yatırımcılar hisseden çıkma yolunu seçiyor gibi duruyor. Önümüzdeki günlerde bunun cevabını göreceğiz.
Sonuç olarak ortakların bu açıklamalarından sonra kalan SA’lar ( hisseler ) kimde kalacak merak konusu. Böyle kötü bir dönemde büyük fonların mal çıkması, altlarda alıcı gelmeyeceği için hisseleri daha fazla düşürecektir. Bu alternatif gerçek olursa, Akbank hisselerinin toparlanması da zor olacaktır.
Piyasalar gün boyu düşmemeye çalıştıysa da, Amerika’dan gelen konut verilerinin ardından satışlara dayanamadı. Özellikle Akbank hisselerinde yaşanan düşüşle, ibre aşağı döndü.
Avrupa borsalarında kayıplar %2′leri aştı. Amerikan borsaları yüksek yüzdeli düşüşle açtığı günü artıda tamamlamayı başardı. Parekende verileri ve Obama’nın konut sıkıntısı ile ilgili yaptığı açıklamaların etkili olduğunu gözlemledik.
Ayrıntıları yayınımda bulabilirsiniz.
Piyasalar, ABD senatosundan geçmesi beklenen yeni paketin etkisinde kalmaya devam ediyor. Dün yaşanan olumsuz gidişat bugün de sürdü. IMF ile ilgili belirsizliğin ve bütçe açığının olumsuz etkisiyle, en fazla değer kaybeden borsalardan birisi olduk.
Avrupa borsaları bugün biraz toparlandı. Amerikan senatosundan paketin kabul edilmesiyle, satışlar durdu. Şimdi bilançolar ve etkileri bekleniyor.
Ayrıntıları yayınımda bulabilirsiniz.
Piyasalar haftayı tabir-i caizse şov yaparak tamamladı. IMF’in açıklamaları ve Prof. Stiglitz’in Türkiye hakkında konuşmalarının da olumlu etkisiyle ibre yukarı döndü.
Amerika’da tarım dışı istihdam rekor düzeyde düşerken, işsizlik tavan taptı. Ancak piyasalar pazartesi günü açıklanacan paketin olumlu etkisiyle bunan etkilenmedi ve biz zaten bunu biliyorduk, önemli olan yeni düzenin nasıl sağlanacağı görüşünü belirtti. Yön tüm dünyada yukarı oldu.
Ayrıntıları yayınımda bulabilirsiniz.
İnterneti yıllardır aktif olarak kullanıyorum. Ancak son yıllarda bu sosyal medya denilen ortamlara girip, yeni insanlar ve fikirler tanıdıktan sonra bazı korkularım oluşmaya başladı. Aslında bu durum her alanda olabilecek olsa da, internette daha fazla. Büyük paraların kazanıldığı, başarı hikayelerinin senaryoya benzer hazırlandığı dönemlerde insanlar bundan feyz alarak, kendi başarı hikayesini yaratmak için hayal dünyasına dalarlar. Sonra o dünyadan bir proje ile çıkıp uygulamaya geçerler. Ancak gelip görelim ki o proje yapılırken amaç para kazanmaktır. Çünkü insanlar proje yapma fikrinden değil, çok para kazanma fikrinden etkilenmişlerdir.
Ben amaç ve araca çok takılan bir adamım. Yazılarımı takip edenler bilirler ki bazı kavramları araç-amaç diye çok ayırmışımdır. İnternet sitemin hakkımda köşesinde şu söz durur: ” Ben hiçbir zaman para kazanma hayali kurmam. Benim tek hedefim bulunduğum her alanda başarı sağlamak. Beni mutlu eden başardığımı görmek , para kazanmak değil. Başarılı olunca para kazanıyorum zaten . Başarı hırsını para hırsına tercih ediyorum. Yönetimin temel stratejisini başarı üzerine kurma taraftarıyım. ”
İnsanoğlu ne zaman bu işte çok para var diyerek yola çıksa, o yolun başına yıkıldığını görmüştür. Yapılacak işlerin kısa vadede bol para kazandıracak cinsten imajı yaratılması bana göre medyanın kabahatidir. Kendi işlerime bakacak olursam, finansal piyasalardan kısa vadede çok para kazanan adamlar ekonomi dergilerinde kapak yapılırlar. İnsanlar hemen dolduruşa gelip, ben de yaparım ne var ki bunda diyerek paralarını piyasalarda kaybederler. Oysa ki o çok para kazanan adamlar kaç yıldır o işin içindelerdir ve tecrübe kazanana kadar ne kadar para kaybetmişlerdir. Yani bir sabah uyanıp, üç beş kuruş parasıyla borsaya girip, milyarder olmamışlardır. Aynı şey bu internet siteleri yaratıcıları için de geçerlidir bence. Facebook çok extreme bir örnek olur ancak sağlam paralar kazandıran çok sayıda internet projesi var. Türkiye’de örneği sayılı ancak internet kullanıcısı dünyayı iyi takip ettiği için, orada oluyor bizde neden olmasın düşüncesinde, bilgisayara sarılıyor. Ne güzel!
Evet, çok güzel bence. İnternet, insanların girişimcilik ruhunu iyice açıyor. Açmasına açıyor ama bazı şeyleri ihmal ettiriyor. Dediğim gibi bazı ortamların içine dahil olduğumdan beri gözlemlediğim ufak detaylar var. Çoğu insan internet üzerinde bir proje geliştirip, onunla yol almak istiyor. Herkes aynı dili konuşuyor aslında. Ben teknik kısımdan anlamadığım için genelde yabancı kalıyorum ama konuştuklarının dilinin birbirine benzer olduğunu anlayabiliyorum. Bu inanılmaz hoşuma gidiyor. Bu kadar araştırmacı, yenilikçi ve rekabetçi insanların olmasına bayılıyorum. Fakat ortada bir yanlışlık olduğunu düşünmüyor değilim. Çünkü insanlar interneti amaç olarak kullanıyorlar gibime geliyor. Yani onlarda internette çok para var abi(!) düşüncesi hakim gibime geliyor. İnternetin bir araç olduğunu yalnız ben mi düşünüyorum yoksa?
İnternet herkesin hayatında olan, ister interaktif ortamlar deyin ister adını sizin koyacağınız başka bir ortam deyin özünde ciddi bir sektör. Yeni dünya düzeninde kesinlikle daha fazla gelişip, insan hayatında çok önemli yeri olacak en önemli sektör… Ancak bu ortam bana göre asla amaç değil. Yani bir iş yaparken amaç internette var olmak değil. Bir iş yaparken, seçeceğiniz işin platformu internet olabilir ki buna da araç derim. Araçla amacı karıştırırsak, internet anlamsız ve sadece para kazanma hayali ile yılların geçirildiği bir alandan öteye gitmez.
İnsanlar artık okula çok fazla önem vermemeye başladı gibi bir izlenimim var. Eğer istemedikleri bir bölümü sadece diploma almak için kullanıp, ben bilgisayar üzerinde kendimi geliştireceğim ve internette projelerle para kazanacağım düşüncesiyle hareket ediliyorsa bu son derece yanlış gibime geliyor. Çünkü bu ortamda kimse yönetim ve planlama vb stratejilerden bahsetmiyor! 100 kişiyi toplasak ve internet konulu bir tartışma yaratacak olsak herkes katılacaktır. Ancak yönetimi işin içine soktuğumuz zaman katılmayı isteyecek insan sayısının çok az olduğunu göreceksiniz. Bu durum bence tehlikenin en ciddi göstergesi.
İnternet çok fazla şeyi değiştirecek olağanüstü bir ortam. Burada önemli işler yapan insanları gördüğümüz zaman yönetim ve planlama stratejilerini ihmal etmediğini görürsünüz. Hedef sadece bir internet sitesi kurmak ve ondan çok para kazanmaksa, internet size güzel zaman geçirtecektir diye düşünüyorum. Ancak hedef bu ortamdan bir iş kolu yaratacak şekilde yararlanmak-araç olarak kullanmak- olursa internetin size zaman geçirtmeden çok daha fazlasını sunacağını düşünüyorum. Bir iş kurduğunuzda yapılması gereken çok sayıda gereklilik vardır. İşi bilen insanlardan yardım almak gerekir. İnternette de herşeyi siz bilemezsiniz herhalde. Bu sektörde kendini geliştiren ve belli başarıları yakalamış insanların varlığını unutmamak gerekir. İnsan ya site yapmayı bilir ya programlamayı ya ona içerik sunmayı ya onun tanıtımını yapmayı ya… Bu uzar gider. Ancak bir insan aklınıza gelebilecek her diğer detayı bilebilir mi? Yani onlar yapıyor ben neden yapmayayım düşüncesi ile ve normale göre zaten düşük olan maliyeti iyice kısacağım diye tek başına her işe sarılırsa ne olur? Onun adı yönetimsizlik ve sonuçta başarısızlık olur.
İnternet çok iyi ve hoş. Ancak bunun ne olduğunu ve girişimciliğin kılıf değiştirmediğini, yalnızca internetin girişimcilere farklı imkanlar sunduğunu anlamayacaklar için de oldukça boş.
Piyasalar sakin ve iştahsız seyrini koruyor. IMF beklentisi dışında, içeride suskun olan gündem piyasalara sıkışık seyir olarak yansıyor.
Faiz indirim kararları, açıklanan işsizlik maaşı başvuruları dünya piyasalarına yön veriyor. Yarın ABD’de açıklanacak tarım dışı istihdam rakamı beklenecek.
Ayrıntıları yayınımda bulabilirsiniz.
Piyasalar, global piyasaları takiple hareket etmeyi sürdürüyor. Tekrar 26bin puan seviyesinin üstüne çıkan Ulusal 100 endeksi, yükselişe devam edecek mi?
Asya borsalarında iki günlük olumlu seyir, Avrupa borsalarının olumlu açılmasına katkı sağlıyor. Amerika’dan gelen veriler ve bilançoların izlendiği gün, piyasalar genelde alıcılı bir seyir izledi.
Ayrıntıları yayınımda bulabilirsiniz.


