Evet bu sefer son derece kararlıyım. Çünkü bu ülkede halka açık şirketlerin ne gibi sorumlulukları olduğunu bilmiyorlar. Yatırımcısına karşı nasıl yükümlülükleri olduğunu bilmiyorlar. Ve küçük yatırımcıların haklarını koruyacağını söyleyen, yolsuzlukları gidereceğini söyleyen insanlar neler yaptıklarından haberdar değiller.
Kısa bir açıklama yapayım. Halka açık şirketler, şirket ile ilgili en ufak girişimi borsaya bildirmek zorundadırlar. Piyasalarda işler, işlemlerin gerçekleştiği gün değil, haberin yayıldığı an yürür. Yatırımcılarda bu şekilde pozisyon alırlar. Halka açık şirketler ile ilgili basında çıkan en ufak bir haber, şirket hisselerini etkilediği için, basının buna dikkat etmesi gerekir. Ancak ülkemizde bu bilinç yok. Bu ortamın ne olduğunu bilen yok. Asparagas bile olsa gönül rahatlığıyla haberleri yaparak, yatırımcıları zor durumda bırakıyorlar.
Son olarak Doğan Yayın Holding’e tebliğ edilen vergi cezası borcu, üstünde oldukça düşünülmesi gereken bir olaydır. 2006 yılında Axel Springer’e yapılan hisselerin satışı ile borsada işlem gören hisselerin ciddi oranda yükselmesi ile sonuçlanan bir süreç var. Yatırımcıların Doğan Yayın Holding’in bilançosuna bakarak, güçlü sermaye yapısı ve gelirleri ile güvenerek o şirkete yatırım yapması doğal olabilir. Ancak son 2-3 yılda Doğan Grubu şirketlerinde yaşanan, uluslararası yatırımcıların bu hisselerden vazgeçmesine neden olan, borsaya işlem hacmi bazında en ciddi katkıyı sağlarken bir anda erimesine sahne olan süreç şirket için olduğu kadar, yatırımcıları içinde önemli bir sorundur.
Yatırımcıların, grupların hükümetler ile ilgili olan sorunlarından çok baktıkları nokta bilançolardır. Gelirleri yüksek olan, Avrupa’nın önde gelen şirketleri ile ortaklıkları olan, sektöründe lider kuruluş olan, yeni yatırımları ile güçlenmeye devam eden şirkete yatırım yapmaktan çekinmenin nedeni düşündürücüdür. Doğan Grubu şirketlerinin piyasa değeri son 2 yılda, 3-4 milyar $ eridi. Yabancı yatırımcıların, işlem listelerinden çıkardığı hisseler piyasa tabiri ile sürünüyor. Yatırımcı olarak incelediğim zaman borsada hakettiğinden fazla değer kazanan hisselerin yanında, böyle güçlü bir şirketin borsa yükseldiğinde bile yükselememesi çok ilginç geliyor.
Şirketin iflas durumu olur, kriz döneminde küçüleceği öngörülür ve bu şekilde hisseleri düşebilir. Ki bizim borsamızda şimdiye kadar iflasın eşiğine gelen şirketlerin yükseldiği görülmüştür. Bu şirketlerin sürekli düşmesi ve değerlerini hızla kaybetmesi düşündürücüdür. Ve bunun şirket kadar, yatırımcılar için de zararı vardır.
Şimdi son olarak geleyim söylemek istediğim noktaya. Doğan Yayın Holding şirketi uzun süreli vergi incelemesine tabii tutularak, sonuç olarak kanıtlarla ve hukuk kurallarıyla açıklanan hisse satışından doğan vergi borcuna çarptırıldı. Bu haberi şirketle beraber yatırımcıları da aynı gün aldılar. Ve hisseler o günden beri %30′a varan değer kaybı yaşadı. Şimdi bu vergi borcu eğer yanlış şekilde değerlendirilip, şirkete teblip edildiyse hisselerdeki düşüşten kaynaklanan kaybın yatırımcılara olan etkisi nasıl gözardı edilir? Şirketin itirazı ile başlayacak mahkeme sürecinin ortalama 4 yıl olacağını düşünürsek, şirket hisseleri bu baskı altında ve yabancı yatırımcının da korku ile uzaklaşmasının ardından ne hale gelecektir? Bu hisselere yatırım yapan yatırımcıların bu süreçte uğrayacağı değer kaybı nasıl ihmal edilir?
Türkiye’de halka açık şirket kavramı çok bilinmiyor. Uygulamalar bu nedenle yatırımcıyı kayba uğratıcı oluyor. Bugün DYH basın toplantısında soruyorlar ki, siz gazetelerinizde yaptığınız satışı kasım ayında duyurmuşsunuz, bu çelişki olmuyor mu? Hadi bilmiyorsunuz süreçleri bari futbol takımlarına bakın! Halka açık futbol klüpleri, bir futbolcu ile imzaya yaklaştıysa, borsaya yazı gönderir. X futbolcu ile görüşmelere başlanmıştır diye. İmza o açıklamadan sonra belirlenen bir periyot içinde atılabilir. İşte şirketler için de böyledir. Ortaklık için X firmasıyla görüşmelerde bulunuyor denebilir. Hatta anlaşılan tutar açıklanabilir. Bunun imzası ise belirlenen periyot içinde bir tarihte atılabilir. Piyasalarda ise hisselere bunun yansıması imza atıldığı gün değil, haberin çıktığı gün olur.
2006 sonunda DYH hisselerinde yaşanan yükselişin nedeni bu hisse satışıdır. Ancak o dönemden sonra yaşanan düşüşlerin nedeni sorgulamaya açıktır. Fakat bu son olayda eğer yüklenen vergi borcu doğru bir uygulama değilse dava açma hakkımı sonuna kadar kullanacağım. 300 milyon $ civarındaki bir satışın vergisini göz göre göre ödemeyecek bir durumun söz konusu olduğuna inanmıyorum. Bu olayı çok dikkatli takip etmeye devam edeceğim. Zamanı önemli değil. Ancak artık bu ülkede halka açık şirket ve yatırımcı koruma özelliklerinin öğrenilmesi gerekiyor. Umarım bunu çelişkili görüşlerle süslemeyecek hukukçular bulabilirim.
DYH’nin ve Doğan grubunun siyasallaşmış olması daha doğrusu Türk medyasının siyasallaşmış olması ve kamuoyu oluşturma gücünü arkalarına alarak, ticari güç elde etmeye çalışmalarını çok yanlış buluyorum. Konuyu doğal olarak ekonomik parametrelerle değerlendirmişsin ama karşımızda milyarlarca dolar büyüklükte bir firma ve onun gün aşırı medya gücüyle oluşturduğu gündemler bulunuyor. Politikacıların yumuşak karnını yoklayıp bunlardan ranat kazanan, kendi projelerini ve zenginliğini arttırmayı hedefleyen legal bir örgüt var. Konuyu buradan değerlendirmek çözümsüzlüğü de beraberinde getiriyor çünkü ne Doğan grubunu medyadan çıkartabiliriz (Türk medyasının %60′ı onların elinde) ne de Doğan grubu Türkiye gündemini belirlemeyi elinden kaçırmak ister. Tabi arada küçük yatırımcılara oluyor dediğin gibi ama burda yazınla ilgili birkaç çelişki var.
-Doğan grubunun satışda yolsuzluk yaptığı iddiaları var.
-Vergi incelemesinde bile yolsuzluk teklifi var (http://habervaktim.com/haber/59557/flas_dogani_sarsan_skandal_ses_kaydi_video.html)
Ben namuslu, tertemiz bir gruba çamur atma niyetinde değilim. Yazınla ilgili çelişkiler diye belirttiğim maddelerde bu noktada devreye giriyor. Bu şekilde çarpık ilişkilerle ticaret yapmayı kendisine şiar edinmiş bir grubun borsada itibar kaybetmesi sence hem doğal bir seyir hem de olması bizler için daha iyi olacak bir durum olmaz mı? Değer kaybetsinler gerekirse piyasadan silinsinler ve yerlerine temizleri gelsin. Biraz sosyolojik değerlendiriyorum ama Türkiyede medyanın sadece medya olması ve reklam gelirleriyle ayakta kalması gerektiğine inanıyorum.