Ben nasıl bir ülkede yaşadığımın farkında değilim sanırım hala. Gücünün farkında olmayan, ezilmeye ve krize alışmış zavallı bir ülkede miyim? Yoksa bazı çıkarları için insanları klasik fetvalarla karamsarlığa sürükleyen kendini bilmezlerin olduğunu çok değerli bir ülkede miyim? Farkına varmak istiyorum. Ve inanıyorum ki bu ülke çok değerli ve bu krizden karlı çıkma potansiyeline sahip bir ülke. Hatta yenilenen sistem üzerinde önemli bir güç olacak ülke. Bunun farkında mısınız acaba?
Elbette olamazsınız. Çünkü hangi tv’yi açsanız, hangi gazeteyi okusanız, kimle konuşssanız aynı felaket tellalığını yapıyor. Bunlar alışmış çünkü! Bunlar ülkenin iyiliğini düşünmeyen, iyi olmasını istemeyen ve çıkarlarına ters gelen durumlar olan kişilerin dolduruşları ile yönetilmeye alışmış kişiler. Bu kişilerle bu ülke nereye gidebilir? Krizin teğeti şusu pusu değil durum. Başbakan bazı şeylerin farkında. Farkında ancak uygulamada gecikiyor. Kriz bizi teğet geçiyordu, belki de gerçekten geçecek. Ancak bu insanlarla teğet geçmesi mümkün olmayacak
Krizin kaynağı finansal sistem. Dünyada bankalar eriyor. Reel sektöre krizin darbe vurmasının nedeni bankaların kredi kanallarının kapanmak zorunda kalması. Krize bakış açısında Erdal İnönü’nün perspektifini kullanmalıyız. ‘ Olayın kökenine inelim.’ Olayın, krizin kökeni bankalar. Trilyon Doları bulacak kayıplara varıyor durum. Dünyada finansal sistemi, bankaları zarar görmeyen nadir ülke var. En başta yer alan ülke ise Türkiye. 2008 yılında dünyanın en büyük bankaları milyar dolarlarca zarar ederken, güçlü Türk bankalarının 2008 yılı karları milyar TL’nin üstünde. Bankacılık sektörü bu krizden etkilenseydi şimdi Türkiye ne hale gelirdi biliyor musunuz? O 2.00 TL’yi göstermek için can attığınız Dolar bir günde çok rahat geçerdi o değerleri. Hem de 1.60′lardeyken. Allah aşkına düşünemiyorsanız dahi bir araştırma yapın. Geçmiş kriz dönemlerinde Türk ekonomisi nasıl bir hal almış, ne durumlara gelmiş. Bırakın bu felaket tellalığını, bırakın Dolarla kriz ölçümü yapmayı.
Düşünün bir kere lütfen. Siz hastasınız ve yanınızda sürekli hastalığın en kötü emarelerini anlatan insanlar var. Sizin hastalığınız artmaz mı? Kendinizi ölüme yakın hissetmez misiniz? Bunun nedeni tamamen psikolojik değil midir? Şimdi çok kötü durumda olmayan ülke ekonomisi için herkesin bu karamsar fikirleri söylediğini düşünün. Ve ekonomilerin temel taşlarının tüketici olduğunu düşünün. Bu psikolojiden etkilenen halk ile bu ekonomi ne hale gelir? Düşünün ve doğruyu seçin.
Şimdi gelelim doğru bilgilere. Dolar dolar diye ortamı geren insanlar, krizi Dolarla ölçen insanlar muratlarına erecek. Bu yazıyı yazarken Dolar 1.80 sınırına dayandı. Görsede rahatlasak! Hatta o kadar net söylüyorum ki, o felaket tellalarına inanan insanlar buradan Dolar alsada ne olacağını görse! Uluslararası piyasalarda Dolar’ın neden yükseldiğini açıklayacağım. Ancak bizim piyasada Dolar’ın mantıklı yükselişini görmedim ben. Merkez Bankası faizleri kasımdan bu yana 525 baz puan indirdi. Bu tarihi indirimlere, basit mantık prensibi ile faiz aşağı kur yukarıdır, tepki vermedi. Çünkü yerel piyasada Dolar almaya niyetli adam yok. Ancak ülkeden çıkmak isteyen yabancı yatırımcı, hisse senedi piyasasından mal çıkarak Dolar’a yöneliyor. Bu da Doları çok sınırlı yükseltiyor. Bunlar dışında Dolar’ın yükselmesine neden yok. Ancak son günlerde, GM ve CitiBank’dan gelen bilinen olumsuz haberler, felaket tellallarının ekmeğine yağ sürdü. Amerika’nın devleri batıyor, kriz büyüyor ve Türkiye batacak mantığı ile hareket ediyorlar. Spekülatörler buradan para kazanırken, olan bunlara inanan küçük yatırımcıya oluyor.
Sanayi üretimi düştü, ihracat gelirleri azaldı diye ülkeyi krize sokuyorlar. Evet sanayi üretimi her yerde dibe vurdu. İhracat yaptığımız ülkeler krizde, tüketim dibe vuruyor. Sanayi üretiminde düşüş normal. Olay bu zaten. Bu kriz döneminde sistemi yeniden düzenleyecek şekilde bir ihracat programı uygulamak lazım. Burada ülkeyi krize sürükleyecek nokta bu değil. Önemli olan dış ticaret açığı. İhracatımız %25 düşerken, ithalatımız %42 geriledi. Geçen yıl 5.7 milyar Dolar olan açık, bu ay 1.4 milyar Dolara indi. Ödemekte zorlanacağımız ve bizi krize sürükleyebilecek en önemli gösterge bu. Ve bu göstergede ilk ayda 4.3 milyar Dolar’lık bir azalma var. Neden bundan kimse bahsetmiyor?
Ülkeleri krize sürükleyen ikinci nokta ülkenin rezervlerinin erimesi. Merkez Bankasının 2001 yılında eriyen rezervleri, bugün 71 milyar Dolar seviyesinde. Bankalarda toplam döviz mevduat hesapları 100 milyar Dolar civarında. Dış borçta ise ülkemiz yılbaşından bu yana 2 milyar Dolar ödeme yaptı. 2008 yılında ise toplam 15 milyar Dolar ödeme yapmıştık. Orantı kurarsak geçen seneden daha düşük borç ödememiz olacak.
Son olarak Doğu Avrupa’da ülkeler iflasın eşiğinde. Türkiye’de onlarla aynı sepette yer alıyor ancak 17 ülke arasında 8. sırada sanırım. Pek bakmıyorum o göstergeye ama insanlar ondan bile etkilendi.
Netice itibariyle durum bu. Bu ülkenin artık felaket tellalarına ihtiyacı yok. Ancak ekonomiyi ön planda tutacak ve reformları uygulayacak hükümete ihtiyacı var. Söylemlerinde haklı bazı noktalar olan sayın başbakan, ne yazık ki sadece söylemde bırakıyor. Doğru bilinen şeyler var ancak yapılanlar yok. Peki Merkez Bankası ne yapıyor? Faizleri indiriyorlar. Nedeni ekonomiyi canlandırmak deniyor. Ama bana göre asıl neden bankaların karlarını 2009 yılında da yüksek tutmak. Faizler düşünce bankaların karları artar. Finansal sistemi güçlü tutmak istiyoruz ve bu faiz indirimi de bu düşüncelerin bir parçası bence. Uygulamayı radikal ve doğru buluyorum. Bu açıdan bakan olduğunu da görmedim.
Karamsarlığın gitmesi ülkemizin güçlenmesi için en önemli durum. Sizce gücümüzün farkında mıyız?
Dinçer Üstad emeğine yüreğine sağlık, çok güzel bir yazı. Sağol yazdığın ve paylaştığın için.
Sevgi ile kal…
Yıllardır kriz ortamından nemalanlar kriz çığırtkanlığı yapmaktalar. Düşünüyorum acaba ülkemizde hiçbir TV kanalı ya da gazete olmasaydı, kriz ülkemize uğrar mıydı? Sanmıyorum. Kriz çığırtkanlığı nedeniyle insanlarımız harcamalarını kısmamış olsaydılar, ülkemiz mevcut durumda olmazdı. Ekonomik hayatı düzenleyen başlıca etken tüketim, tüketim olmazsa üretim olmaz, üretim olmazsa işsizlik artar bu döngü devam edip durur.
Kriz çığırtkanları işte tüketiciyi ürkütmüş ve parasını saklamasına neden olmuştur. Bu güzel ve bilimsel yazınız için teşekkürler.