Main image
9th Mart
2009
written by Dincer

Bu sabah saatlerinde TÜİK tarafından açıklanan sanayi üretim verileri beklentilerden kötü geldi. Sanayi üretimi Ocak ayında %21.3 oranında düşüş gösterdi. Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, üretim imalat sanayi sektöründe yüzde 24.2, madencilik ve taşocakçılığı sektöründe yüzde 3.8, elektrik, gaz ve su sektöründe yüzde 6 geriledi.

Ana sanayi grupları sınıflamasına göre, Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre en yüksek düşüş yüzde 44.6 ile sermaye malı imalatında görüldü. Dayanıklı tüketim malı imalatı yüzde 25.4, aramalı malı imalatı yüzde 24, dayanıksız tüketim malı imalatı yüzde 10.1 ve enerji yüzde 6.4 oranında düştü.

Ve asıl darbe otomotiv sektöründen geldi. Otomotiv üretiminin durma noktasına geldiğini gösteren veri, motorlu kara taşıtı imalatında %60.3′lük düşüşe işaret ediyor. Küresel krizin etkisiyle sanayi üretiminde Ağustos ayından beri düşüş görülüyor. Üretim Ağustos’ta yüzde 4.1, Eylül’de yüzde 5.2, Ekim’de yüzde 8.5, Kasım’da yüzde 13.9, Aralık’ta yüzde 17.8 azalmış durumda.

Bu rakamların ardından, 2001 krizinde yaşadığımız düşüşten daha sert bir düşüşle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Benim kriz başlangıcından beri yazdığım olayı şimdi anlayabiliriz. Krizin başlangıç etkisi finansal sistem olduğu için ve Türkiye bu krize güçlü finansal sistemle girdiği için, 2001′den daha iyi durumda. Tüm dünyada sanayi üretiminin düştüğünü görüyoruz. Büyüme rakamları bu yıl dünya genelinde düşük gelecek.

Spesifik olarak ülkemizde ise ekonomik daralma oranı beklentilerden daha yüksek olacak gibi gözüküyor. Çünkü aralık ve ocak aylarındaki sanayi üretim verileri oldukça düşük çıktı. Bu düşüş bir önceki aya göre artarak düşmeye devam etti. Mart ayı içerisindeyiz ve şubat ayı sanayi üretimi rakamının düşük geleceğini, bu ay yaşanan üretim kısıntılarından anlayabiliyoruz. Bu aya ilişkin düzelme de görmediğimiz için mart ayının da kötü geleceğini bekliyoruz. Netice itibariyle ekonomik anlamda düzelmenin ilk yarıdan önce olmayacağını, etkilerinin ise belki(!) son çeyrekte yaşanacağını düşünürsek, Türkiye’de ekonomik büyümenin eksi olacağını ve daralma oranının yüksek çıkacağını düşünebiliriz.

Burada önemli olan üretimde çarkları döndürmek için reformlara çabuk başlamak olacaktır. Ama kişisel görüşümü dillendirmem gerekirse;

Bu yıl düşük büyümeye göz yumulmalı. Zaten yıllardır bıçak sırtına yakın, çok sağlıklı olmayan şekilde yüksek büyüme yakalayan ülkemizde, büyüme stratejisi geliştirilmeli. Yani bu yılı kurtaracağım diye, geçmişten kalma büyüme stratejisi izlenmemeli. Krizi fırsata çevirmek için bu yıl bu yönde de iyi kullanılmalı. Geçen yaz başı ‘ Büyümeyi Analiz Edebilmek ‘ başlıklı bir yazı yazmıştım. İşte oradaki analizimi tekrar hatırlatarak, bu büyüme olayının iyi düşünülmesi gerektiğinin altını çiziyorum.

Ve ısrarla tekrarlıyorum. Ülkeleri uçuruma sürükleyen krizler büyüme odaklı krizler değildir bana göre. Büyüme sorunu ile belinizi doğrultamayabilirsiniz ancak batmazsınız. Sizi uçuruma götürüp batıracak krizler, dış ticaret açığı-merkez bankası rezervinin erimesi ve bankacılık krizidir. Bu global kriz döneminde ihracattan fazla azalan ithalat oranı varken, büyüme stratejimiz yenilenmeli ve dış ticaret açığı sorunumuzu halledecek uygulamalar geliştirilmelidir. Güçlü olan merkez bankası rezervlerimizi gereksiz yere eritmemek için, dolar ne olacak soruları bırakılmalı ve panik ortamı yok edilmelidir. Bankacılık sistemimizin güçlü kalabilmesi için, merkez bankasının faiz oranları üstündeki radikal indirimleri fazla eleştirilmemelidir. Kaldı ki basit mantıkla düşen faizler ile büyüme artabilir. Enflasyon ise hala eksi çıkabiliyorsa, şans sizin yanınızda demektir. Hemen kara bulutlara gömülmeyelim. Biraz düşünelim!

1 Yorum

  1. [...] gelişi perşembeden bellidir derler. Mart ayında ‘ Sanayi Üretemiyor ‘ başlıklı bir yazı yazmıştım. Ocak ayında sanayi üretimi %24’e yakın bir düşüş [...]

Leave a Reply