Mart ayı veriler açısından oldukça yoğun ve moral bozucu geçiyor. Bugün açıklanan işsizlik rakamları yeni bir rekora işaret ediyor. İşsizlik oranı Aralık ayında %13.3′e çıkmış. 3.3 milyona yakın kişinin işsiz olduğu açıklanıyor. Geçen yılın şubat ayında ‘ Türkiye’de İşsizlik Var mı ‘ başlıklı bir yazı yazmıştım. Doğal işsizlik oranlarının, global ve yenilenen ekonomi düzeni içerisinde artabileceğinin altını çizmiştim. Bunun üstüne daha önce görülmemiş boyutta ekonomik kriz eklenince, işsizlik rakamları hızla artmaya başladı.
Malum seçim zamanına denk geldiği için ekonomik daralma ve işsizlik hükümet aleyhine kullanılacaktır. Ancak ben bir süredir yazmaya devam ettiğim gibi, bunun cehaletin eleştirisi olarak nitelendiriyorum. Hükümetin yanlışlarını ve izlediği basit yöntemleri daha önce eleştirmek lazımdı. Şimdilerde ise global çalkantının sonucu bazı durumlar ortaya çıkıyor. Neyse, ben son günlerde yapılan eleştirilere biraz yorum getirmek istiyorum. Bunu da işsizlikle bağlamaya çalışayım…
Son yapılan tüketimi teşvik etmek amaçlı kdv-ötv indirimleri yeni bir tartışmayı başlattı. Halkın parası yok, indirime gitsen kim alacak? Türkiye ekonomisi yıllardır tüketime dayalı bir büyüme izledi. İşsizlik oranlarının azaldığı dönemde, ekonomimiz işte o strateji ile büyüdü. Enflasyon oranları düşünce ve tüketim artınca, değişim içine girdik. Zenginler tüketim yapıyor bilincine sahip olan insanlar ise kendileri de tüketime dahil olmuştu. Zengin ve alım gücü her zaman yüksek olan kesimin yurt içinde tüketime olan etkisi çok fazla değildir. Yani onların genel endekse eğilimi her dönem aynıdır. Değişimi tetikleyen orta düzey gelir grubuna bağlı insanların tüketim anlayışlarının değişmesidir. Bunun bilincinde olan hükümetler, kredi kartı ile alışverişte taksit uygulamarını başlatarak, halkı tüketime alıştırmıştır.
Sermayedar kesime alınacak önlem farklıdır. Ancak ülkemizde büyüme politikaları genelde basit ve kısa dönemli çözüm üreten politikalardır. Yatırıma teşvik ve vergi avantajı gelmeden, yatırımcının omzuna büyük yükler bindirilirken, ihracata odaklı ve katma değerli işler yapma imkanları daraltılmıştır. Bu basit döngüye yatırımcılarda ( zora gelmek istemeyen ve madem büyüyoruz, ben kazanacağım paraya bakarım diyen ) alıştırılmıştır. Ve bu yatırımcılarla büyüyen ülkemizde, krizin etkisi hissedilince, işsizlik oranları artmaya başlamıştır. Çünkü bu tarz işletmeler, ekonomik daralma olduğunda ilk etkilenecek olanlardır. Burada çalışan işçilerde vasıf bakımından düşük ve ilk işten çıkmaya meğilli kişilerdir.
Yüksek faiz devri kapanmaya başlıyor, döviz kuru ülkenin ihtiyacı olan düzeye geliyor. Ancak dünyada düzen değişiyor. Sistem değişiyor. Kapitalizm ile globalizm buluşmasında ilk raund sona eriyor. Global düzende bana göre para ile herşeyi çözemezsiniz. Eskiden parası olan gücü tamamen eline alıyordu. Şimdi ise global düzen içinde inovasyon ve rekabet ön planda olacak. Çünkü insanlar yeni trend ortamında seçiciliği öğrenecek.
Ve sonuç işte burada çıkacak karşımıza. Bu yeni düzen içinde işverenlerde seçici davranacak. Nitelikli ve kendini yenileyen işçi gereği artacak. Ülkemizde Ar-Ge faaliyetlerine kaynak ayırılmaya başlanıyor. Eğer bu gerçekleşebilirse, kaliteli iş gücü ile ülkenin ekonomik anlamda geçici büyümesi, biraz düşse bile, daha sağlıklı olacaktır. Ve benim yıllardır yazdığım büyüme demek kalkınma demek değildir sözüne uygun hale gelecektir. Yani ülke kalkınmaya başlayacaktır.
Bu krize ciddi gözle bakılması taraftarıyım. Yani tedbirlerin kısa vadeli olmaması ve bazı kötü detaylara göz yumulması gerektiğine inanıyorum. Yenilenen düzen içerisinde önemli bir noktaya gelmek istiyorsak, kökten çözümler üretmemiz gerekecek. Bunu yaparken düşük büyüme ve artan işsizlik bir süre başımızda olacak. Bu işsizlik rakamının artacağını düşünüyorum. Ancak burada suçu sadece işverene atmamak lazım. Bunu da yukarıda açıklamaya çalıştım.
Son olarak eleştirilere takıldığım için, kendim biraz eleştiri yaparak bitireyim. Hükümetleri, politikaları eleştirmek çok kolay. Oturulan yerden bazı kelimeleri dalgaya vurup, her kötü durumda onları söylemek çok kolay. Peki bu kadar kolaycılığa alışmış insanlar, acaba kendileri için çözüm üretebilecek davranışları sergiliyorlar mı? Çözüm için hareket edip kendilerini geliştirme-yenileme aşamasına gidiyorlar mı? Yoksa oturdukları yerden ahkam mı kesiyorlar? Ben hala söylüyorum, bu ülkede işsizlik doğal işsizlik düzeyinde. Türkiye’de işsizlik artmıyor, dünya düzenine entegre olamayan eğitime ve gelişime kapalı insan sayısı artıyor. Yani insanlar dünya düzenine teğet geçiyor.
Önemli Not : ( Son dönemde, büyük firmalarda çalışan vasıflı personelin işten çıkarılmaları asla bu yoruma dahil değildir. O durum kişilerin değil, çalıştıkları büyük gibi gözüken firmaların yönetim başarısızlığı nedeniyle insanları cezalandırma yanlışlığının eseridir. )

Geçen yıla oranla bu yıl türkiyede işsiz kalanların sayısı epey artmış durumda. Teğet geçmesi böyle ise bakalım esas kriz boğazımıza yapıştığında nasıl olacak
Ayrıca yazınızda çok güzel anlatmışsınız bazı ince noktaları:)