Asiv ; Temmuz, 2009
Bu sayfada en sert tepkilerimi herhalde doların durumu sorulduğunda vermişimdir. Dolarla işi olan, olmayan herkes ne olacak bu doların hali diyordu. Bende sürekli aynı şeyi söylüyordum. ‘ Zarar ettirir. ‘
Krizin etkisinin tavan yaptığı dönemde, her dönemde olduğu gibi yine ortaya çıkan felaket tellaları, dolar fiyatlarının artışına olanak sağlamışlardı. 1.80 TL seviyelerine ulaştığında, 2.00 TL olacak diyerek insanları dolar almaya yönelttiler. Battık batıyoruz diyerek, insanlar yine korkutulmuştu. Neyse diyerek sözün özüne gelelim.
Son günlerde dolar kurları 1.50 TL seviyesinin altını zorluyor. IMF anlaşması olması durumunda 1.50 TL seviyelerini zorlayacağımızı söylemiştim. Bu anlaşma henüz netleşmese de, özellikle ikinci çeyrek bilançolarının iyi gelmesi, petrol fiyatlarının artışa geçmesi ve altın fiyatları üzerinde yeniden gündeme gelen senaryolar doların gücünü azaltmış durumda. Uluslararası piyasalarda euro/dolar paritesinde yaşanan gerileme de malum. Bu noktadan sonra 1.50 TL ‘nin altında biraz destek gelecek olsa da, benim yıl sonu tahminim olan 1.40 TL’ye gerileyeceğine hala inanıyorum.
Başlık için özür dilerim ancak gerçekten maruz kaldığım durumu bu sözlerden başkası açıklayamaz. Finansla yakından ilişkili bir ekonomist olarak, bu kadar kısa sürede bu oranda telafisi olmayan zarar etmemiştim. Ancak teknosa bunu bana yaşattı. Kısaca bahsetmek istiyorum.
20 Haziran günü yeni bir laptop aldım. İnternet sitesinden baktığım zaman üründe ‘ new ‘, yani ürünün yeni olduğunu gösteren etiket gördüm. Mağazaya baktığım zaman da görevli kişi ürünün yeni ürün olduğunu söyledi. Almadan önce elbette araştırma yaptım. Kendi bilgisayarcım üç büyük şehirdeki dağıtıcılara sordu ancak ürün bulunamadı. Demek ki teknosadan başka yerde satılmıyor cevabı geldi. Yanlış bir kararla, ne yazık ki güvenerek bu ürünü almaya karar verdim.
Aldıktan sonra 1 hafta geçmeden, bir ürünü incelemek için teknosa sitesine girdim. Şeytan mı dürttü bilmiyorum, aldığım laptopun sayfasına bakayım dedim. Aldığım laptopta ‘ new ‘ etiketi kalkmış ve fiyatı herhangi bir kampanya/indirim belirtisi olmadan, %14 ucuzlamış. Bu ürünü aldıktan sonra başka yerde fiyatının daha ucuz olduğunu görsem kendi hatam derim, susarım. Ancak aldığım yerde, 1 hafta sonra ürünün fiyatı düşürülmüş. Hem de %14…
Tekrar söylüyorum, kampanya / indirim gibi bir belirti olarak fiyatı düşürülse, şansa bağlayarak susardım. Ancak böyle bir şey yok. Dün malum kurumdan bir şahıs aradı ve bilgi vermeye çalıştı. Neymiş efendim, distrbütör firma ürünün fiyatını düşürmüş, bu kurumda onu fiyata yansıtmış. Böyle bir şey nasıl olur anlamadım. Bu ürünün markasının yetkili satıcısısınız ve 3-5 ürün almıyorsunuz. Bu fiyat oynamasını nasıl yaparsınız? Bu kadar kolay nasıl olabilir bu işler kesinlikle anlayamam.
Bir daha kesinlikle malum firmadan alışveriş yapmam. Bu bilgiyi sizinle paylaşıyorum çünkü ürün aldıktan sonra böyle bir durumun başınıza gelebileceği olasılığını ihmal etmemenizi öneriyorum. İnternet ortamında konuşabilen herkes markaları bu şekilde eleştirme hakkına sahip mi diyecekler elbette çıkacaktır. Firma istediği gibi ürün fiyatını değiştirme hakkına ve zevkine sahip olacak, ben ise blogumda bunu anlatma hakkına sahip olamayacağım? Böyle bir mantık olmadığı için, gönül rahatlığı ile bunu yazıyorum.
Yeri gelmişken bu malum kurum hakkında aklıma hep takılan bir durumu daha anlatayım. Bu kurumun sahibi olan grubun bankası var. Bu bankanın kredi kartına kampanya yapması doğal karşılanır. Ancak bu devirde halen daha peşin fiyatı ile taksitli fiyatını ayrı olarak gösteren, ilk fiyatları peşin fiyatı olarak gösterip taksitle almak istersen %10 farklı fiyat uygulayan başka neresi kaldı bilmiyorum. Kendi bankasının kredi kartına peşin fiyatına taksit imkanı dahi sağlayamayan bir kurumdan bahsediyormuşum. Çok fazla açıklamasına girmeden, her zaman bu kurumdan pahalı ürün alınıyormuş diyerek noktayı koyayım.
Efendim dün malumunuz Türk ekonomisinin ilk çeyrek büyüme rakamları açıklandı. İlk çeyrekte %13.8 gibi rekor bir daralma yaşamışız. Bu oranlarla beraber ilk üç içine girmeyi başarmışız. Bu rakamlara sürpriz diyen kişileri pek anlamıyorum, kusura bakmasınlar.
Çarşambanın gelişi perşembeden bellidir derler. Mart ayında ‘ Sanayi Üretemiyor ‘ başlıklı bir yazı yazmıştım. Ocak ayında sanayi üretimi %24’e yakın bir düşüş göstermişti. Ki bu ilk aydı ve önümüzdeki aylarda bu küçülmenin artarak devam edeceğini beklemek gayet normaldi. Bununla beraber özellikle Almanya ekonomisindeki sanayi üretim rakamlarını takip ettim. Almanya’dan gelen veriler de iç açıcı değildi. İş hacmimizin en yoğun ülkeden gelen olumsuz verileri, ülkemizdeki sanayi üretim ve kapasite kullanım oranlarını değerlendirdiğimizde çift haneli küçülme yaşayacağımıza kesin gözüyle bakıyordum. En önemli iş kolumuz otomotiv ve otomotivin dolaylı olarak bağlı olduğu türev sektörlerde yaşanan durma, ilk üç ayda bu oranların çıkmasına garanti gözüyle bakmamı sağladı.
Piyasaları yakından takip eden ve sadece gazetelerde geç kalmış gündeme göre yorum yapmayan ekonomistler bu gerçeği biliyorlarmışlardır. Hadi halk bunu gecikmeli yaşıyor onu anlarım da bazı ekonomistlerin bu verilere şaşırmasını anlamıyorum. Piyasalar kasım-aralık aylarında bu günleri fiyatladılar. Borsa endeksinin tarihi dip seviyelerine yaklaşmasının altında yatan nedenler, yeni yılda reel ekonomide meydana gelecek büyük düşüş idi. Piyasa ilk çeyreği kasım gibi fiyatladı. Marttan sonra başlayan yükseliş trendinin mayıs ayında artarak devam etme nedeni ise ikinci çeyrekte bu daralmanın hız keseceğinin göstergesi. Çünkü hükümetin kdv-ötv indirimi ile az da olsa olaya müdahale etmesi ile stoklar eridi. İş gücünün azaltılması, maliyetleri azaltıcı politikalarla yeni dönemdeki üretim stratejilerinin oluşması ile çark yavaş yavaş dönmeye başlayacaktır. Bu ikinci çeyrekten itibaren, küçülmedeki oranın biraz azalması ile belli olacaktır.
Dediğim gibi halkın bu durumu yeni abartmasını anlarım. Yılın ilk üç ayındaki reel ekonomi daralmasından bahsediyoruz. Bunu haziran ayının sonunda görüyorlar. Başbakanın kriz teğet geçti sözünün şimdi kullanılacağını da anlarım. Ama bunların hepsi saçmalıktan ibaret. Yanlış şekilde hükümeti eleştiri yöntemi. Çünkü bizim ülkemizin finansal sistemi güçlü. Küçülmeyi her ülke yaşıyor. ( Çin-Hindistan hariç.) Küçülmede ilk üç sırayı paylaştığımız ülkelerden Letonya ve Estonya hayatta kalma mücadelesi veriyorlar. Doğu Avrupa krizine neden olacaklardı az kalsın. Bizim ise bankalarımız ilk çeyrekte kar patlaması yaşadılar. Her zaman söylüyorum, ülkeleri büyüme rakamları değil finansal açıklar batırır. Büyüme olmadan ülkeler bir şekilde ayakta kalır. Japonya bu sıkıntıyı en fazla yaşayan ülkedir. Dikkat ederseniz 2001’de bile bu kadar küçülme yaşamadık diyorlar. O zaman reel ekonomi krizi yoktu. Finansal kriz yaşıyorduk. Global değil, içimizde yaşıyorduk. Şimdi global kriz var, dünya küçülüyor, finansal kriz de bununla beraber yaşanıyor. Biz buna rağmen finansal anlamda güçlüyüz.
Reel anlamda Almanya bir küçülürse, biz iki küçülürüz derim. Şans eseri tam 2 kat olmuş. Almanya’nın %6.9 küçüldüğünü göz ardı etmeyin derim. Tekrar söylemek istiyorum, reel ekonomide yaşanan sıkıntı elbette önemlidir. Ancak finansal sistemde yaşanan sıkıntıda olduğu gibi iflasa sürüklemez. Ben hükümeti uzun zamandır eleştiriyorum. ‘ Hükümet Büyük Bir Yalan ‘ ve ‘ Büyümeyi Analiz Edebilmek ‘ başlıklı yazılarımda gerçekleri hep söylemeye çalıştım. Şimdi ise bu rakamları görüp eleştiri yapmak sadece gülüp geçirtir.
Ve iddia ediyorum, eğer bu büyüme rakamları olumlu kullanılır ve hata anlaşılırsa… Büyüme stratejisi değiştirilip, bu küçülmedeki sıkıntı çekilmeyi göze alınıp kısa vadeli değil, uzun vadeyi kurtaracak önlemler alınırsa ‘ Nur Top Gibi ‘ başlıklı yazımda yazdıklarımın gerçek olacağını düşünüyorum. Ve çok rica ediyorum, aklı başında insanlar lütfen saçma yöntemlerle eleştiriye gitmesin. Bu inanın ki hükümetin ekmeğine yağ sürüyor!
