Asiv ; Eylül, 2009
Ekonomik kriz dinlemeyip, seçim döneminde bütçenin hesapsızca savrulduğundan bahsetmiştim. 2009 yılı için konulan hedeften uzaklaşacağımız aşikardı. Çünkü seçim döneminde yapılan büyük harcamaları, yıl içerisinde vergiler ile karşılarız düşüncesi hakimdi. Aslında bu düşüncenin hakim olabilmesi mantıki şartlarda hiç normal değil. Ancak seçim başka bir şeye benzemediği için, ne olursa olsun denilerek bu durum gerçekleştirildi.
Bütçe açığı 8 ayda %800 artarak 31 milyar 336 milyon TL’ye ulaştı. Geçen yılın ağustos ayında da 6 milyar 10 milyon lira fazla veren bütçe, bu yılın ağustos ayını 1 milyar 525 milyon lira açıkla kapattı.
Ekonomik kriz nedeniyle, vergilerde indirim yapmak zorunda kalınması ile hedeflenen uçuk vergilerin toplanamaması sonucunda, bütçe gelirleri, giderlerini karşılayamayacak duruma geldi. Maastricht Kriterlerinden en önemlilerinden bir tanesi bütçe dengesidir. Hükümet bu yıla kadar bu kriteri çok olumlu bir noktaya çekmişti. Ancak seçim ile beraber ne kriter dinlediler ne de ekonomi! Bu yıl boyunca sünüp giden ve yine dilden dile dolaşan IMF olayının esas ipuçlarını bir dinlesek fena olmaz. IMF iç işlerimize, siyasetimize mi burnunu sokuyor yoksa 8 ayda bütçeyi %800 nasıl arttırdınızın hesabına mı giriyor? Seçimlerden önce IMF ile anlaşma olsaydı bütçeden öyle bir harcama yapabilecek miydiniz?
Elbetteki bu soruların cevapları ortada. Bu nedenle IMF seçim sonrasına bırakıldı. Daha sonra krizi atlatırız diyerek 2009 sonrasına. Evet krizin bir dalgası atlatıldı. Ancak kriz kesinlikle atlatılmadı. Böylesine büyük bir deprem sonrasında, şiddeti o kadar yüksek olmasa da bir artçı şok daha geleceği kaçınılmazdır. Ve biz bu şoka olmaz diyerek gözlerimizi kapatıp, büyük bir bütçe açığı ile girerken, ihtiyacımız olabilecek IMF’i uzak tutmaya devam ediyoruz.
Gelişmekte olan ülkenin, gelişmesi için yatırımlara ihtiyacı vardır. Yatırımlar için anormal olan vergilerin azaltılmasına… Ancak bütçe o kadar açılıyor ki vergi azaltılması değil arttırılması amaçlanıyor. Hadi kriz buna biraz engel oldu ancak kısa süre sonra vergilerde arttırım yapılacak. Bazı yeni vergilerin düzenlemesi yapılıyor olacak. Bütçe, açık değil fazla veriyorken girdiğimiz bu kriz döneminde onu koruyabilseydik, vergilerde düşen oranları sabit tutmaya çalışıp daha da azaltma yoluna giderek büyümeye yol sağlayabilirdik. Ancak hükümet ne yaptı? Seçim, kriz dinlemez diyerek bütçe açığını hesaba katmadı.
Ve son olarak hesaba katılmayan ve başarısızlıklarla sonuçlaran ihalelerden bir örnekle bitireyim. İzmir Limanı ihalesi 2007 yılının mayıs ayında 1 milyar 275 milyon dolar teklifle Global Yatırım Holding konsorsiyumuna verildi. Ancak Liman İş Sendikası ihaleye iptal davası açtılar. Yani kriz öncesi yapılan ve tam zamanında olan bu büyük değerli ihale pek rasyonel olmayan gerekçelerle iptal edildi. Üstünden 30 aya yakın bir süre geçtikten sonra karar açıklandı. Buyrun gelin devir sözleşmesini yapalım diyorlarmış. Global Holding konsorsiyumda yer alan firmaları ikna etmeye uğraşsa da, bu dönemde ihaleye bu koşullarda girmeye sıcak bakmayacaklardır. Girseler dahi daha önceden verilen 1.3 milyarlık fiyatın çok aşağısına ihale verilecektir.
2.5 yıla yakın bir sürede ihaleyi sonuçlandıramayan bir kurumdan bahsediyoruz. Daha önce Ahmet Nazif Zorlu’nun karayolları arazisini satın alması ve yine 2.5 yıla yakın süredir işlem yapamaması… Şimdi de İzmir Limanı… Devletin kasasına girebilecek paraların, uzun yıllar süren karar süreçleri ile engellenmesi.
Sonra bütçe açığımız artıyor ve saldıralım vergilere. Afedersiniz ama bir ülke nasıl büyür acaba?
Son zamanlarda izlediğim en anlamsız reklam olarak adlandırıyorum, ‘ Alın verin, ekonomiye can verin’ sloganlı reklamı. Çok basit ve falso dolu bir reklam olarak görüyorum hatta. Kimse kalkıp amaç şu demeye kalkmasın bence. Bu basit amaçları çoktan aşmış olmamız lazımdı.
Sosyal paylaşım sitesi Friendfeed ‘de 1 Eylül’de şöyle bir post açmıştım. Burada yorumları almak istemiştim. Asıl vurgulamak istediğim noktaya Sevgili Çağlar Erol değinmişti. Yorumunda ; ‘ Ben de Yaman Törüner’le Deniz Hoca’nın fiş vermemesine taktım. Hem istemediği çin malı oyuncağı çocuğun eline tutuşturup parasını al, hem de vergi verme. Nasıl mesaj bu? diyor Çağlar Bey.
Evet nasıl mesaj bu reklam, ben anlamadım. Özellikle oyuncak kısmına takıldım. Bu ay yeğenim yanımıza geliyor diye, oyuncak mağazalarında onun için oyuncak arıyorduk. Baktığımız oyuncak mağazalarında özellikle Çin malı olmayan oyuncaklar arıyorduk ancak bulmak ne mümkün? Bizim oyuncuk mağazalarımızda, yerli malı üretime rastlamak bu kadar zorken, oyuncak alıp ekonomiye nasıl can vereceğiz ? Alışveriş yaparak ekonomiyi kalkındırın mesajı mı veriliyor yoksa kriz var diye harcamaktan kısmayın, korkmayın vurgusu mu? İkisi de verilemiyor bana göre. He bir de sakız alın ekonomiyi canlandırın gibi bir şey söyleniyor. Ben marketten en son sakız almak istediğimde, para üstü olarak verilmeye çalışılmıştı diye hatırlıyorum.
Neyse bunun üstüne bugün bir de yine Friendfeed’de Sevgili Müge Çerman’ın açtığı şu posta dikkat ettim. Buradaki yorumları da dikkatle inceledim. Ve burada bir açıklama yapmak istiyorum.
Ekonomik krizlerde en kötüyü yaşayan genelde alt ve orta(-) gelir grubu düzeyindeki insanlar olmuştur. Bu insanların gelirlerine paralel olarak, harcamalarının kısılması son derece normal. Bu kesimin ekonomiyi canlandırmasını beklemek saçmalıktan öteye gitmez. Çünkü yaşamını sürdürmeye çalışmaya çalışan grubun, ekstra harcamalarla tüketimi canlandırmasının kaldıraç etkisi olamaz. Ekonomiye tüketim anlamında canlılık getirecek kesim orta(+) ve üst gelir grubundaki kişilerdir. Kriz zamanlarında paralarını ortaya çok çıkarmazlar. Çünkü bilirler ki, zorda kalan firmalar belli indirimlere gideceklerdir. Burada da alınmak istenilen, ihtiyaç ve ihtiyaç dışı olsa da lükse girecek ürünlerin tüketimine yönelirler. Normal zamanda 2x fiyata alacağı ürünü, x fiyata almak onlar için fırsattır. İşte bunlar kriz döneminde, krizden sınırlı etkilenen kişiler tarafından ekonomiyi uyarıcı etki yapar.
Ekonomilerde tüketimin önemine karşı değilim. Bunun göstermelik ve faydasız şekilde kullanılmasına karşıyım. Sakızla, gülle, oyuncakla ekonomi canlanmaz. Otomotiv sektöründe yapılan ötv indiriminde, beyaz eşya vergi indirimlerinde ortaya çıkan sonuçlar ortada. Eğer ekonomiyi canlandırmak istiyorsak, üretime teşvik etmek gereklidir en başta. Üretime teşvik için de insanı yatırımdan soğutan vergiler üzerinde ayarlamalar gereklidir. Bunlar yapıldığı takdirde ve tüketime sunulan malların fiyatlarına yansıtılması sağlandığı takdirde tüketim de bununla beraber artar.
Son cümle ile bitireyim ; ‘ Ekonomiye can vermek için, önce nefes almayı öğrenmek gerekir. ‘
