Asiv ; Ekim, 2009

19th Ekim
2009
Yazar : Dincer

Yüzüme karşı çok gülünüp, iç karartmakla suçlandığım anlar olmuştur. Sosyal sorumluluk projeleri dışında bir girişim yapılıyorsa bunun ana amacı ‘ kar etmektir.’ Sanırım kimse ömrümden ömür gitsin, para kaybedeyim diye yatırım yapmak istemez. Bir süre kar etmeden sadece yatırımı döndürme dediğimiz olayın karşılanması bile yeterli olabilir. Ancak bunlar için bazı istisnalar haricinde günün koşullarında ve görülenler üzerine yatırım yapmak çok tehlikelidir.

İş dünyası ve girişim üzerine ahkam kesecek değilim. Benim işim piyasalarla. Buradan öğrendiğim ve geliştirdiğim özellik ‘ geleceğe yatırım.’ .Bu sayfada, borsa ile ilgili sürekli aynı cümleyi kuruyorum. Borsa yatırımdır, oynanmaz diyorum.

Borsada yatırım yaparken, aldığım hisselerin sektörüne, uzun vadede neler olabileceğine bakıyorum. Bilançolarında nasıl farklar yaratabilir diye inceliyorum. Ekonomik konjonktürde popüler olabilecek sektör hisselerine yatırım yapmayı tercih ediyorum. Temel analiz yapmamın nedeni de; gelecek ile ilgili tahminlerde bulunup yatırım stratejilerini ona göre ayarlamak…

Örnekler için : ‘ Gübe Hisselerine Dikkat ‘ ve ‘ Faktoring Şirketlerine Dikkat.

Piyasalardan edindiğim bu alışkanlık sayesinde geleceğe odaklanmak konusunda sıkıntı yaşamıyorum. Anlık yaşamak, aslında hayatın her yönü için sıkıntı getirir. Belki ben sahte keyiflerden hoşlanmadığım için böyle bir strateji izliyorum ancak iş dünyasında geleceğe yatırım yapmak çok önemli.

Günümüzde popüler olan ve hızla yayılıp müşteri çeken işlerin, devamlılığı ne kadar olur ona bakmak gerekir. En önemli koşullardan biri sürdürülebilirliktir. Eğer ağzımdan, bu işin geleceği yok ve bir yerde tıkanıp zor duruma sokacak diye bir cümle çıkıyorsa, bir dayanağım vardır. Fizibilite dediğimiz durum her koşulda sağlıklı şekilde yapılmalıdır. Şimdi benim söylediklerime gülenler, işler tersine dönmeye başladığında, benim dediklerime gelince son gülen taraf oluyorum.

Benim işim geleceği planlamak ve geleceğe yatırım yapmak. Bazı insanlar an’ı yaşar ve güne yatırım yaparlar. Ben ise ileriyi düşünüp geleceğe yatırım yaparım. Geleceği planlamak için ise temel analiz koşullarını bilmek ve konjonktürü çeşitli yollardan takip etmek gereklidir.

14th Ekim
2009
Yazar : Dincer

Şöyle bir yazılarıma bakıyorum ve genelde aynı noktalara vurgu yaptığımı görüyorum. Daha sonra piyasadaki işleyişe baktığım zamanda işlerin gerçekten öyle yürüdüğünü anlıyorum. 2009 yılı için hisse senetleri piyasalarında olacağımı söylemiştim. Piyasalar kara bulutların %90′ ını halkın üstüne yıktıysa, kalan %10′la kendisi yürür demiştim. Bu şekilde ekim ayına kadar geldik.

Ancak ne zaman T.C Merkez Bankası faiz indirimlerine başladı, işte o zaman işler değişti. O dönemde ‘ Şimdi Nereye ‘ başlıklı bir yazı yazmıştım. Faizler düşünce, parasını çaktırmadan değerlendiren insanlar başka yollar aramaya başladılar. Bu nedenle hisse senetleri piyasalarına girişler artmaya başladı. Bununla beraber, havanın genel olarak düzelmeye başlaması ile primler arttı. Endeks kriz başlamadan önceki değerlerine yaklaşmaya başladı.

Bazılarına göre kara bulutlar dağılmaya başladı başlamasına ancak benim için bu sefer kara bulutlar havayı bastı. Çünkü piyasalarda işlemler yapılırken bir kural vardır. Halk bu tarz yatırımdan soğumuş, elindekini satarken mal alınır. Sonra bu gidişat ile fiyatlar artar. Bunu gören halk tekrar ısınır ve tabir-i caizse gaza gelir ve piyasaya temkinli olarak yeniden giriş yapar. Bu sırada baştan beri elinde mal bulunan büyük yatırımcılar, yavaş yavaş mal çıkmaya başlar. Ancak bunu hızlı yapmaz çünkü yeni giren küçüklere kazandıklarını düşündürürler. Bu sayede yeni ve temkinli girenler, bu sefer işler iyiye gidiyor diyerek temkini elden bırakır ve elindeki malı arttırarak piyasaya giriş yaparlar. İşte bu sırada ilk baştan elinde mal bulunan ve çıkış için küçükleri piyasaya sokmaya çalışan yatırımcılar için çıkış vakti gelmiştir.

Bu günlerde piyasada yaşananları buna benzetiyorum. Düşen faizler piyasada işlerin iyi gitmesine neden oldu aslında. Krizin kayıplarını telafi etmesi açısından büyük yatırımcıların işine geldi. Çünkü hisse senedi piyasalarına uzun süre sonra yeniden yönelenler oldu. Şimdi bu hareketi bir de altın borsasında görüyoruz. Gelen bilgilere göre ‘ yastık altı ‘ denilen altınlar, piyasanın hareketlenmesi ile satılmaya başlanmış. Bu da altına olan talebe etki ettiği için fiyatlar yükselmeye devam ediyor. Ve insanlar soruyor? En güvenli yatırım aracı altına şimdi yatırım yapalım mı?

Sürekli aynı şeyi söyledim. Burada düz mantık yoktur. Ben yatırımlarımı her zaman sürünün tersine göre yaparım. Herkes birşeye saldırıyorsa köşeme çekilir beklerim. Herkes sus pus olmuş, uzak dururken ise yavaş yavaş piyasaya giriş yaparım. Çünkü mekanizma böyle işler. Olumlu havayı sonundan yakalamış ve bu şekilde fiyatlar yükseliyor bende nemalanayım diye son anda kafasına ‘ dank ‘ eden kişiler üzerinden çıkış fırsatı yaratılıyor.

Altın fiyatları rekor kırıyor, petrol buna eşlik etmeye başlıyor, dolar euro karşısında 14 ayın dibini görüyor, borsa endeksi 50 bin seviyesinde kalmaya çalışıyor… Allah aşkına bunların büyük bir fırtına öncesi güçlü sinyaller olduğunu kimse görmüyor mu?

Bu kriz öyle 12 ayda son bulacak bir kriz değildi. Reel sektör üzerindeki etkisi uzun süreli ancak mali sektör üzerinde etkisi biraz daha ölçülü yaşanacak demiştim. Çünkü piyasaların yaşamaya ihtiyacı vardır ve paradan para yaratan kesim 1 yıl kazanmadan bu sistemi işletemez. Bu yükselişler abartılı olsa da gereklilikti. Bu kadarını ben kestiremezdim, kestiremedim de. Ancak bundan sonra olanları kestirmek güç değil. Eğer krizin artçı şokunun sizin üzerine yıkılmasını istemiyorsanız, dikkatli olun derim!

9th Ekim
2009
Yazar : Dincer

Geçen sene bu ayın başlaması ile beraber büyük bir kabusun içine girdik. Üst üste gelen olumsuz haberler, krizin boyutunun her geçen gün büyümesi ve büyük bankaların iflasa yakın olması nedeniyle korku dolu günler geçiyordu. Bu krizin ‘ Büyük Sistem Krizi ‘ olduğunu, o yazımda belirtmiştim. Ve finansal sistemde meydana gelen bu büyük sorunun, dünya çapında eş zamanlı dalga yarattığını söylemiştik. Dünyanın önde gelen bankaları iflas korkusu yaşarken, bizim bankalarımız ayakta kalacağının sinyallerini vermişti.

Evet… 2001 krizinden sonra Türkiye’de oluşturulan düzenleme ve denetleme sisteminin işe yaradığı aşikar. Özellikle bankalarımızın sermaye yeterlilik rasyolarının risksiz seviyelerde bulunması ve Merkez Bankası rezervlerinin sağlam olması nedeniyle, bu kriz bize finansal olarak değil reel olarak yansıdı. Her zaman söylediğim gibi, reel ekonomide meydana gelen çatlaklar ekonomileri öldürmez, süründürür. Ancak finansal sistem krizleri öldürücüdür. Başbakanın teğet sözcüğü abartıldı ancak elbette reel krizi yaşayacaktık. Bizim için teğet geçen noktası öldürücü finansal boyutunun olmamasıydı.

Ve bankalarımız… Bu sene karlılıkta nasıl bir sınav vereceğimiz merak ediliyordu. Ancak Merkez Bankasının faiz indirimlerinin esas amaçlarından bir tanesinin, bankaların karlarını bu dönemde maksimize etmek olduğunu söylemiştim. Bunlar sonuç verdi ve dünyada bankaların zararlarla boğuştuğu dönemde, Türk bankaları ciddi kar rakamları yazdılar.

2009 yılı bankalarımız için hayli olumlu geçti. Ancak asıl testi 2010 yılında verecekler. Faiz indirimlerinin etkisi bitecek ve kar etmek için başka yollar aramak zorunda kalacaklar. Dünyada bu büyük krizin ikinci dalgası ( artçı şok ) geldiği zaman, bankaların nasıl bir test vereceğini merak ediyorum. Bu nedenle bu sene borsa endeksini tek başına sürükleyen banka hisseleri gelecek sene nasıl bir seyir izleyecek, bunu dikkatli incelemek lazım. Borsanın 50 bin seviyesine geldiğini düşünürsek, bu testin sonucunu merakla izleyeceğiz.

Benim görüşüm ise bankalar için işlerin, bu seneki kadar kolay olmayacağı yönünde. Yani bu sene elde edilen primler, önümüzdeki dönemde yaşanmayacak gibi gözüküyor.

6th Ekim
2009
Yazar : Dincer

13 Mayıs 2009’da ‘ Ee Şimdi Nereye ‘ başlıklı bir yazı yazmıştım. Merkez Bankası’nın radikal faiz indirimlerine hız vermesi ile faizler çift hanenin altına iniyordu. Yani eskiden olduğu gibi, paramı faize yatırayım da onun parasını cebime atayım devrinin sonuna geliyorduk.

Dile kolay %20’ye yakın faiz veriyorduk. Hal böyle olunca, finansal piyasalarda hacim kısıtlanıyordu. Çoğu insan riski sevmiyor ve bu denli yüksek faiz oranları da risk almayı engelliyordu. Ancak faizden istenilen verim alınamamaya başlayınca, riskten uzak kalan insanlar, yavaş yavaş risk almaya başladı.

O dönem, şimdi nereye diye sorarken, bu paraların borsalara gelebileceğini düşünmüştüm. Nitekim Mayıs ayında 30 binli seviyelerin başında olan endeks, bugün 50 bin seviyesine dayandı. Özellikle bankacılık sektörü hisselerindeki ciddi primler ile endeks bu seviyelere tırmandı. Ve hacim olarak meydana gelen artışlar, daha önceden faizde yatan paraların da piyasalara geldiğine işaret etti.

Kim ne derece bilinçli ve kontrollü hareket edip, piyasalara giriş yapıyor bilemiyorum. Sürekli uyarı niteliğinde yazılar yazmaya devam ediyorum. Faiz risksiz bir gelir kapısı. Borsalar ise riskli bir gelir kapısı. Buradaki optimizasyonun çok iyi yapılması gerekiyor. Bunun için mutlak surette danışmanlık alınması ve ekonomi ile piyasaların takip edilmesi şart.

Sonuç olarak likidite akacak yol arayacak. Ve bu kriz döneminde, faizleri indirmemiz bence oldukça faydalı sonuçlar doğuracak. Tabi ki ilerleyen dönemde oluşabilecek artçı şoklar karşısında indirdiğimiz faizlerde arttırım yoluna gitmezsek.