FİNANS
Bugün uzun bir aradan sonra hisse odaklı bir yazı yazacağım. Ancak bu yazı tavsiye amaçlı olmayacak. Sadece bazı şeyleri göstermek ve anlatmak amaçlı kullanılacak. Kendi çapımda da ufak bir ders niteliğinde olacak.
Yukarıda gördüğünüz grafik, Doğan Yayın Holding A.Ş hisse senedinin 1 yıllık grafiği. 2008 yılında ‘ İddaa’ ‘ ihalesine girdiği zaman 2.30 TL fiyata kadar çıkmışken, krizin etkilerinin tavan yapması ile kasım ayında 0.70 TL seviyelerine gelmiş bir hisse. Buraya kadar herşey piyasa trendi bazında gidiyordu. Ancak daha sonra, hükümet ile Doğan Grubu arasındaki gerginliğin tırmanması ile hisseler üzerinde büyük bir baskı oluştu. İlk olarak Doğan Yayın Holding’e tarihi bir vergi cezası geldi. Bununla beraber hisseler grafikten görebileceğiniz gibi, Şubat ayında 0.45 TL seviyelerine geriledi.
Rakamlarla fazla konuşmayı sevmiyorum. Bu nedenle hemen ana fikre geleyim. Türkiye’nin medya alanındaki lider ve rekabette en öndeki kurumu Doğan Yayın Holding hisseleri, tarihte belki bir daha çok zor görülecek değerlere gelmişti. Hisse senedi piyasalarında nominal değerin altındaki ( 1.00 TL altındaki hisseler nominaldir. ) hisselere riskli gözüyle bakarız. Normal şartlar altında nominal değerin altında hisselerin fiyatlanması sağlıklı değildir. Bu hisseler ise 0.45 TL seviyelerine inmişti. O zaman konuşulan vergi cezası, bunun nasıl karşılanacağı, teminat gösterilememesi vb. cümleler ile bu grubun sanki iflas edeceği havası yaratılıyordu. İMKB 30 endeksinden dahi çıkarılmıştı Doğan Yayın hisseleri…
HSBC Yatırım başta olmak üzere çoğu aracı kurum yayımladığı raporlarda DYHOL hisseleri için yatırım tavsiyesini olumsuz sundular ve endeks altı getiri belirlediler. Hedef fiyatları 0.35 TL olarak gösterdiler. Aracı kurumlarda çalışan, bizim çalıştığımız kişilere o zamanlar bu hisse ile ilgili görüşler sorulduğunda, piyasada dolaşan bu görüşlere paralellik göstererek olumsuz rapor aldık. Hükümet ile olumsuz ilişkisinin hisseye yaramayacağını ve hisseden uzak durulması gerektiği görüşü belirtildi. Yatırım danışmanlığı lisansına sahip oldukları için, tavsiye ve danışmanlık yapabilme sıfatlarına sahip bu şahıslar tarafından…
İşte şubat ayında, çok yakınımdaki bir insana aynen şu cümleyi kurdum. ‘ Söylenenlere bakma. Bu hisseyi bu fiyattan alırsan, uzun vadede çocuklarının bütün eğitim parasını çıkarırsın. ‘ Benim uzun vade düşüncem 24-36 ay vadeyi kapsıyordu. Ancak hisseler 6 aylık süreçte belli bir yol katetti. Bu harekete manipülatif yakıştırması yapabilirler. Bu piyasada ‘ güçlü – sağlam ‘ diye ifade edebileceğimiz sayılı şirket var. Sermayesi 618.5 milyon TL olan bir şirketten bahsediyoruz. Doğan Grubu Şirketlerinin medya şirketinden bahsediyoruz. Ve hisse fiyatının 0.45 TL olduğu günden bahsediyoruz. Bu piyasada genele bakıp, analizi sadece günlük rakamlardan ibaret sanan o kadar insan ve bu insanların oluşturduğu kurumlar var ki yatırımcıların haklarını savunmaktan nasıl söz edebiliriz bilmiyorum.
Kesinlikle bu hisse alınmalı diye rapor verilmeliydi demiyorum. Ancak olumsuz görüşlerle bu hisseyi almayı düşünen yatırımcılar etki altında bırakılmamalıydı. Ben yatırım danışmanlığı yapamam, lisansım yok. Fon yönetim şirketi kurmam Türkiye’de mümkün değil. Hisse senedi piyasalarında, yukarıda örnek verdiğim raporu yayınlamak için SPK Lisanslama sınavında İleri Düzey lisansına sahip olmanız gerekiyor. Bir günde toplam 8 saatlik iki oturum şeklinde gerçekleştirilen sınavda lisans alıp, aracı kurumlarda çalışmaya başlayacaksınız. Piyasalarla ilginiz olmasına gerek yok. İlgili bölümlerden mezun olun, İMKB’nin sadece adını duymuş olun, oturun ÖSS gibi bir sınava çalışın ve lisansı alın. Sonra aracı kurumunuzun değerli yetkililerinin verdiği raporları, yatırım danışmanlığı diyerek müşterilere sunun. Müşteriler emek verip biriktirdikleri paraları, bazı birikimli(!) kişilere danışmanlık yaptırarak yönetsinler.
Bu işler bu kadar kolay olmamalı. Para yönetmek için kağıt üstünde alınacak bir lisans ne derece fayda sağlar? Piyasayı yakından uzaktan bilmeyen insanlara nasıl danışmanlık yaptırılır? İşe başlayınca piyasayı bilecek derler şimdi. Hisselerin kaç tanesini bilirler ve kendi paraları olmadan bu işin ne derece riskli bir iş olduğunu nasıl bilirler? Bu işte tecrübe dediğiniz şey, inanın ki uzun yıllar çalışmakla kazanılmaz. Hisse senetlerinde işlem yapıp, nasıl ters köşeye yattığınızı gördüğünüzde kazanılır. Hisse alım zamanında kazandırır. İki kademe alt fiyattan aldığınızda kazanırsınız. Siz bir hisseyi yükseliyor görüp, o gemiye adam çekmeye çalışan spekülatörün oyununa gelirseniz kaybedersiniz. İşte sizin o gemiye binmenizi engelleyecek danışmana ihtiyacınız olur. Ancak böyle bir danışmanı nasıl bulursunuz bilemem.
Bu yazı piyasalarda işlerin ne kadar kolay yürüdüğünü gösteren bir ders nitelğinde olur umarım. Yıllardır işler iyi giderken sorun yoktu. Ancak yatırım şirketlerinin iflasla neden burun buruna geldiğini anlamışsınızdır umarım. Üst kademede 3-5 kişi rapor yazar, sadece para odaklı yatırım danışmanları müşteri çeker. İşler iyi giderken herkes süperdir. İşler kötüye gittiğinde ise kim iyi kim kötü ortaya çıkar. Şimdi farkı anlayabildiniz mi?
Rekabette Google’ın gerisinde kalan Microsoft yeni yıla hızlı girdi. Yeni işletim sistemi Windows 7′yi çıkartan Microsoft, kısa bir süre önce de arama motoru Bing’i tanıttı. Windows 7, özellikle Vista’dan sonra çok önemli bir çıkış olarak algılanabilir. İlk izlenimlerin olumlu olduğunu düşünürsek, Microsoft tarafında yüzleri güldürücü gelişmeler mevcut. Bununla beraber Bing, arama motoru olarak fena gözükmedi. Google’a bıraktığı tahtı geri alması zor görünen Microsoft, yine de geri kaldığı online pazarda atağa geçmiş gibi duruyor.
İşte bunlarla beraber kısa bir analizi, Microsoft hisseleri üzerinde yapalım istiyorum. 2008 yılını gerileyerek tamamlayan hisseler, yeni yılda bu gelişmeler ışığında yukarı yönlü bir seyir izleyebilir. Özellikle $18 seviyelerine gerilediği dönemde, Yahoo satın alma haberleri ile beraber yükselişe geçen hisseler, piyasalardaki olumlu hava ile beraber $23 civarında işlemlere devam ediyor. Kasasındaki $20 milyara yakın nakit güçle Microsoft’un kriz döneminde sıkıntı çekmeyeceğini düşünüyorum. Kriz döneminde, verim alamadığı bazı alanlarda maliyet kısıcı politikalar izleyen şirket, işten çıkarmalar da yapmıştı. Yeni dönemde, Google ile rekabet etmek için online pazardaki hareketliliğini arttıracak gibi gözüken Microsoft’un önündeki en büyük beklenti Win7′nin satışları olacak. Kullanıcılarına 1 yıl gibi bir deneme süresi tanıyan şirket, bu süre sonunda Win7′yi geri dönüşlerle ve şu aşamada yapılan çalışmalarla güçlendirerek satışa sunacak. Sisteme rağbet gösterileceği düşünüldüğünden, hisseler için olumlu şeyler söylemek mümkün.
Bununla beraber Bing arama motorunun beğenilmesi, online hizmetlerde yeni sistemlerin geliştirilmesi ile beraber Microsoft için kriz, yeni bir çıkış anlamına gelebilir. $45′lardan bu seviyelere gelen hisseler, 2010 yılında o noktalara tekrar ulaşabilir. Tabi piyasaların yeni bir düşüş trendine girmemesi koşuluyla…
Not : Uluslararası borsalarda işlem yapmak için İşYatırım ve Deniz Yatırım’da hesap açtırılabilir.
Bir süredir yatırımcıların piyasalardaki pozisyonları ile ilgili yazıyorum. Çünkü kırmızı ( düşüş trendi ) ile dolu günler geride kaldı. Geride kaldı derken, bir daha olmayacağı anlamı çıkmasın. Rafa kalktı diyelim. Bu yükseliş durumu, borsaya küsmüş ( bu mümkün değil ) insanları yeniden piyasaya çekti. Şimdi hiçbir şey olmamışcasına insanlar işlemlere devam ediyor. Bu nedenle bende bu günlerde, bu konulara ağırlık veriyorum.
Bugün bahsetmek istediğim konu portföy çeşitliliği olacak. Elinizde tutacağınız hisse senedi önemli olduğu kadar, çeşitliliği de önemli. Sektörlere göre hisse alımı yapmak çok önemli. Çünkü bu günlerde sektörel beklentiler de oldukça fazla. Olumlu olacağına inandığınız sektör hisseleri arasındaki seçimi yaparken izleyeceğiniz yollardan biri, geçmiş verilere bakarak yapacağınız analiz olabilir. Çünkü bazı hisseler, haberlerden daha rahat etkilenir. Hacimleri daha sığ olan hisseler, olumlu gelişmeler sonrasında daha kolay yükseliş eğilimine girerler. Bunu tespit etmek için tarihsel analiz yapmanızda fayda var.
Ve önemli konuya geleyim. Elinizdeki portföy değerinizin tamamını tek bir hisse yatırmamanızı tavsiye ederim. Bu birçok yönden sakıncalı bana kalırsa. Aldığınız risk iki katına çıkar. Yükseliş zamanı birden daha fazla kazanayım derdinde olursunuz ancak düşüş için tersi geçerlidir. Diğer bir durum ise psikoloji ile ilgili. Portföyünüzün tamamı bir hissede iken, diğer hisselerin yükselişini izleyip, elinizdeki hissenin yükselmediğini görürseniz bu psikolojik olarak sizi etkileyecektir. Hisseye aşık olmak ve hisseden nefret etmek çok sakıncalıdır. Prim yapmayan elinizdeki hisseyi, diğer hisseler yükselirken, sen yerinde saydın diyerek elinizden çıkarabilirsiniz. Siz satış yaptıktan sonra, elinizdeki hisse - genel trend olumlu ise - yükselişe geçebilir.
Aynı zamanda portföyünüzü tek bir hisseye yatırmanız, o dönem içerisinde diğer fırsatları kaçırmanıza neden olur. Elinizdeki hisse prim yapsa dahi alternatif maliyet hesabına göre zararlı çıkabilirsiniz. En basit ve kitabına uygun durum ise portföy optimizasyonu kuralıdır. Yani kısaca bir hisseden zarar etme riskinize karşı, diğer hisselerden o zararı karşılama olasılığınızı değerlendirmeniz…
Benim en çok üstüne düştüğüm nokta psikoloji olduğu için diğer hisselerin yükselmesinden etkilenip, elinizdeki hissenini değerini zamana yenik düşürmemenizi öneriyorum. Portföyünüzü çeşitlendirin ve hisseden nefret etmeyin. Elinizde bulunan miktar farklılık göstersin ancak çeşitlilik olması gerektiğini unutmayın.
Gün içi oturup sürekli borsayı takip eden küçük yatırımcı(!) ların yaptığı ve sürekli kaybetmelerine neden olan önemli hataya değinmek istiyorum bugün. Çok yükselenler diye bir ekran vardır. Burada o günün en çok değer artışı yaşayan hisseleri listelenir. Ve o listede, yatırımcının aklından geçen, iki gün önce alayım mı diye düşündüm dediği bir hisse muhakkak vardır. Onu gördüğü anda hayıflanmaya başlar.
İşte bu durum ertesi günlerde de yaşanmaya başlanırsa, yatırımcı için kaybetme dönemi başlar. Çünkü yükselen hisselerden etkilenip, kazanma arzusu ile yanlış işlemler yaparlar. Acele ile yapılan, diğer yükselen hisseleri gördükçe, ben onu almadım bunu alıp kazanayım bari mantığı ile yapılan alımlar kayıp getirir. Çünkü gerçek alım seviyesinin üstünden, o anlık psikoloji ile alım yaparlar.
Borsada çok sayıda hisse senedi var. Gün içinde aktif olan kişiler, bu hisselerin çoğunu bilirler. Mantıklı bir değerlendirme yapılıp, ucuz kalan hisseler bir yere yazılırsa, belli dönemde bu hisselerin yükseleceği düşünülür. Buraya kadar doğru. Ancak borsada kazanmak için aklınızdan hissenin geçmesi değil, doğru zamanda doğru hisseyi almanız önemlidir. Ve asla unutulmaması gereken şey, her gün %10 civarı prim yapan senedi yakalamanın imkansızlığıdır. Velhasıl, o hissede aklımdan geçmişti, bak şimdi şu kadar oldu demek klasik borsa oyuncusunun kendini kandırmasıdır.
Peki ne yapmalı? Doğru bir strateji belirleyip, yatırım yapılmak istenen hisse incelenmeli. Sektörel ve tarihsel bazlı inceleme neticesinde hisseden alım yapıldıysa, diğer hisselerin pozitif hareketlerine bakılmadan elde olan hissede kalınmalı. Uzun vadeli olmayacaksa bile en azından 1 ay gibi bir süre beklemek mantıklıdır. 1 ayda %10 getiren bir yatırım aracı biliyor musunuz? Borsada bu getirileri yakalamak hiç zor değil. Ancak hayal aleminde yaşayıp, milli piyangodan para çıkacak hesabı bu işi yapanlar için, o parayı kaybetmek de hiç zor değil.
Her gün gözünüz yükselen hisselerde olup, ben o hisseyi alacaktım diye hayıflanıp, birkaç gün sonra elinizdeki hisseyi o psikolojiniz ile satarsanız, hem elinizdeki hisseden zarar edersiniz hem ucuz hisse bulmakta zorlanırsınız hem de elinizde tuttuğunuz hisse siz sattıktan sonra prim yapınca ben ne kadar şanssızım diye ağlarsınız.
Son olarak yazıyı bir cümlem ile bitireyim ; ‘ Kaçırdıklarıma hayıflanıp üzülsem, yakalayacaklarımın heyecanını yaşayamam. ‘
Firmalar için finansal yönetimin amacından bahsetmek istiyorum. Tabi ki bunu kendi düşüncem ve stratejime göre aktaracağım. Bana göre yönettiğim şirketin en önemli artısı ‘ kredibilitesi ‘ olur. Yatırımı seven bir insan olduğumdan dolayı, yatırımlar için en önemli kaynağımın ‘ kredi ‘ olduğunu bilirim. Piyasada kredibilitenizin olması için, firmanızın değerinin maksimum düzeye ulaşması gerekir. Özkaynaklarınızın değeri ne kadar yüksek olursa, kredi kullanma şartlarınız o kadar hafif olur.
Bu nedenle şirketinizde finansal yönetim stratejisini belirlerken dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. Bunlardan en önemli ikisi ‘ Yatırım politikası ‘ ve ‘ Finansman Politikası ‘ dır. Şirketiniz gelir elde edebilir. Ancak burada ki esas konu, elde edilen fonların hangi varlıklarda değerlendirileceğidir. Varlık bileşiminin ne olacağını belirlemek için, hangi varlıklara yatırım yapılacağının iyi saptanması gerekir. Bununla beraber, fon kaynaklarınızın saptanması ve gereken fon ihtiyacının nereden ve hangi şartlarda sağlanacağının hesaplanması önemlidir. Şirket değerini maksimize etmeye çalışırken, sermaye maliyetini minimize etmek zorundasınız. Bunun için finansman politikasının optimum olması gerekir.
Şirketlerin büyümesi, iş kollarının genişlemesi, fon akışının başlaması çok önemli konulardır. Ancak şirketinizde başarılı finansal yönetim uygulayamıyorsanız, istikrarlı ve sürdürülebilir gelişmeden söz edebilmeniz zor olur. Belirlenen hedef gayet basit. ‘ Firma değerimizi maksimize etmek. ‘ Bunun için gerekli olan da, stratejik finansal yönetim.
Not: Bu yazı www.gelistrend.com sitesinde de yayımlanmıştır.
Bundan yaklaşık üç ay önce, bir tanıdığım ile finansal bilgi paylaşımı yapıyordum. O dönemde borsa endeksi 22 binli seviyelerde savaş veriyordu. Kendisi bu krize borsada yakalandığı için ciddi zarar etmiş durumdaydı. Yatırım yaptığı güçlü bir banka hissesi elinde mevcuttu. Bu zararı nasıl çıkartırım diye görüş aldı.
Kendisinin niyeti, o hisseden çıkıp, kısa sürede zararını çıkartacak bir yol bulmaktı. Ben böye bir yolun mevcut olmadığına inanan bir insanım. Yatırımların her zaman vadeli ve stratejili yapılacağına inanıyorum. O zaman söylediğim tek şey şu oldu ; ” Zarar, elinizde bulunan hisseden çıkar. Daha fazla zarar etmek istemiyorsanız, dip seviyelerden çıkış yaparak, yeni bir risk almayın. ”
O zaman elde bulunan hisseden çıkıp, en kısa sürede yüksek getiri sağlayabilecek enstrüman olan VOB’a yatırım yapmak düşünülüyordu. Elde endeks hissesi mevcutken, borsa en düşük seviyelerdeyken, o hisseden çıkıp VOB’ta yatırım yapılacak kontratın ne üzerine olduğu önemlidir. Endeks kontratına yatırım yapılacaksa zaten elde endeks hissesi mevcut. Yani oradan alınacak risk değecek bir risk değil. Petrole yatırım yapılacaksa, piyasaların bozuk olduğu bir dönemde 3 aylık petrol kontratı mantıklı değil. VOB’ta o sıra yatırım yapmak çok riskli. Hele ki daha oturmamış ve yatırımcısı çok az olan piyasada kurtlar sofrasına oturmak, çok riskli bir tercihtir.
Bunu o kişiye aynen söyledim ve hissede o sırada beklemenin yararlı olacağını söyledim. Çünkü piyasanın işlemesi için yukarı yönlü tepkinin gelmesi kaçınılmazdı. Oradan çıkıp, VOB’da yatırım yapılması zararın katlanmasına neden olacaktır dedim.
Ancak o kişi, kısa dönemde kaybettiği parayı geri almak için bu sözleri dinlemedi ve bildiği yoldan yürüdü. O psikoloji gerçekten yatırımcı için bir kabus. Bu kabusun sonu, zararın üstüne yeni zararlar eklemek oldu. Oysa ki elinde bulunan hisse, mayıs ayı ortasında zararını çıkartmıştı.
Sonuç olarak tekrar etmekte fayda var ki, borsada yatırım vadesini belirlemeden ve ihtiyacınız olan parayı kısa sürede değerlendirme yolunu seçerseniz, üzüntü ikiye katlanır. Kısa sürede kazanç sevdası hüzünlü bitmeye mahkumdur.
Son dönemde piyasalarda yaşanan yukarı yönlü ralli, insanların getiri düşüncelerini sarstı sanırım. Yanlış değerlendirmeleri çok sık okumaya başladım. Özellikle borsanın, 22 bin seviyelerini gördükten sonra 36 bin noktasına yönelmesi ile bu getiri senaryosu değişti.
Eğer sıfırdan para ile 2009 yoluna başladıysanız ve paranızı borsada değerlendime yolunu seçtiyseniz, o zaman ciddi bir getiri sağlamış olabilirsiniz. Ancak uzun vadeli yatırım sürecinde X tarihte şunu alsaydım, şimdi bu kadar olurdu diye getiri tahmini yapıyorsanız, bu rüya senaryosudur. Bizim yaptığımız yatırım senaryosu olur. Kasım ayında dip yapan hisseler üzerinden, bugün şu kadar kazandırdı demek, bilgisiz borsa oyunculuğudur. Eğer 12 aylık yatırım yapıyorsanız, aralık ayı sonunda hesabı kapatır ve o yıllık getirinizi hesaplarsınız. Ocak ayı ile yeniden açarsınız. 2008 yılı kaybınızı, 2009 yılının ilk yarısında bu yükselişle çıkartabildiyseniz, işte getiriden söz edebilirsiniz.
Ancak borsa yükseliyor ve her gün bir hisse %10 civarı prim yapıyor diye, borsada büyük kazançtan olduk, fırsatı teptik diyorsanız, siz asla kazanamayacak oyuncu tipisiniz. SPK başkanı, benim sürekli söylediğim sözü yaymak istiyor. ‘ Borsa oyun değildir, borsada oynamak diye bir tabir yoktur. ‘ Ben bunu yıllardır bahsi geçen her yerde söylerim. İşte getiriyi bu yönde hesaplayan insanlar, borsayı oynamak sanan ve ara sıra kazansa da, genelde hep kaybedecek olan kesimdir.
Sözün özü… Borsalarda yaşanan bu yükseliş trendinde, zararların bir kısmı karşılanabilir. Sıfırdan ( elinde kayıpsız nakit para ile ) yatırım yapıldıysa çok yüksek getiri sağlanmış olabilir. Ancak yükselen hisselerin fiyatlarını görünce ‘ vah ‘ lanmak saçmalıktır. Eğer geçmişten beri yatırım yapıyorsanız, çok çok istisnai bir hissede değilseniz, sizin hissenizde yükselmiştir. Bu nedenle hayıflanmak gereksizdir.
Eğer siz, diğer hisselerin yükselişini görürken, benim hissem yükselmiyor diye elinizdeki hisseyi satıp, yükselişe aldanırsanız, bu ralliden yine zararla çıkarsınız. Küçük yatırımcıyı her zaman aynı noktada uyardım, yine tekrarlayayım. Borsayı yatırım olarak görüp, belli vadeye işlemlerinizi yayarak hissede pozisyon alın. Trade işlemleri, küçük yatırımcıya kaybettirir. Getiriyi gerçek anlamıyla istiyorsanız, mutlaka bu yolu seçmelisiniz.
Geçenlerde Roubini, Krugman, ve Stiglitz gibi ekonomistlerin sadece Türkiye’de uzman diye nitelendirilen insanlar olduğundan bahseden bir yazı okudum. Bu kişilerin hangilerinin ceplerindeki üç kuruştan daha fazlasini yönettiği soruluyordu.
Roubini, krizi önceden gördüğünü söyleyen ve son zamanlarda meşhur olup, adı kahine çıkan bir adam. Bu tamamen medyatiklik durumu. Çünkü aklı başında her ekonomist, böyle bir krizin çıkacağını biliyordu. Roubini, krizin olacağını önceden görmesine rağmen, yatırımlarını borsa endeks fonu üzerinde yapıp, yatırımlarından ciddi zarar etmiş. Yani kriz olacak demesine rağmen, vadeli olarak borsa endeksleri fonunda parasını değerlendirme yolunu seçmiş.
Burada anlatmak istediğim nokta, ekonomistlikteki ince çizgi. Herşeyi tahmin edip, söyleyebilirsiniz. Ahkam kesebilirsiniz. Şöyle olacak, böyle olacak diye atıp tutabilirsiniz. Mantık onu söyler, doğrudur. Ancak zamanını bilmeniz çok zordur. Ekonomi, hep söylediğim gibi, bana göre beklenti bilimidir. Fi zamanda şöyle olacak… Bunu diyebilirsiniz. Haklısınızdır. Ama o fi zaman, ne zamandır bunu bilen kahindir. Ancak sadece tahmini söyleyen kahin değildir. Roubini de kahin değildir. O sadece bu krizin geleceğini tahmin eden sayısız ekonomistlerden birisidir.
26 Mayıs 2007′de ‘ Globalleşen Ekonomi Panikte ‘ yazısını yazmışım. 9 Ocak’ta ‘ Piyasalardan Çekilme Vakti mi ? ‘ diye yazmışım. ( Daha fazlası için ‘ Ekonomi ve Finans ‘ kategorilerine göz atabilirsiniz. ) Bir ekonomist için, bu durumun olacağını önceden tahmin etmek çok zor olmamalı. Ancak bir ekonomistin, finans yönü kuvvetli olacak diye bir şey de söz konusu değil. Çünkü reel ekonomi ile finansal piyasalar çok farklıdır. Reel ekonomi ile piyasa ekonomisi farkını da bu yazımda anlatmaya çalışmıştım.
Sonuç olarak ; ekonomistler beklentiler üzerinden tahmini konuşurlar. Piyasa oyuncular ise an üzerinde işlem yaparlar. Reel ekonomiyi piyasalar üzerinden takip etmek ne kadar yanlışsa, hedge fon oyuncularını ekonomistlerle kıyaslamak da o kadar yanlıştır.
Türk halkının yıllardır alışık olduğu, faize yatırım stratejisi bitmek üzere. Dünyanın en yüksek faizini veren ülkelerden biri olan Türkiye, son dönemdeki faiz indirimleri ile bu liderliğini bıraktı. Merkez Bankası’nın son indirimleri ile faizler çift hanenin altına iniyor.
İnsanlar birikimlerini hiç düşünmeden faize yatırıyorlardı. Gerçekten en yüksek ve risksiz getiriyi elde ediyorlardı. Yabancı yatırımcı için de durum böyleydi. Yabancılar, dövizlerini bozdurup, türk parası ile faize yatırım yapıp, daha sonra yine dövizlerine kavuşup zengin olup gidiyorlardı. Bizde böyle suni sıcak para çekiyorduk.
İşte bu devrin sonuna gelindi. Artık öyle faizden para kazanma, daha doğrusu yüksek para kazanma devri kapandı. İnsanlar artık varlıklarını değerlendirmek istiyorlarsa, faiz alternatifinin yerine başka enstrümanları da düşünmek zorunda kalacaklar. En azından bunu değerlendirmek isteyecekler. Bunun için de finansal danışman ile çalışmak istemiyorlarsa, ekonomiyi ve piyasaları daha yakından takip etmeleri gerekecek…
Gelelim bu işin reel etkisine. Faizler yatırımlar için kağıt üstünde gibi dursa da ciddi bir etken. Yatırımcı, faiz oranın yüksekliğini gördüğünde, ben o parayı faize koysam getirim daha iyi olur diye düşünerek, risk kategorisinde ‘ B ‘ sınıfında yer alan yatırımlarda daha isteksiz davranabiliyor. Faizlerin yatırım yapılabilir noktaya gelmesi reel yatırımlar için itici etken olacaktır.
Son olarak bir de bankalar, düşen faizleri kredi vb. oranlara yansıtmayı başarırlarsa, ekonomi için ciddi bir adım atılmış olacak. Her zaman söylüyordum… Türkiye gücünü kullanabilirse çok başarılı noktalara gelir. Bu gücün farkında olmak şart. Radikal kararlarla bazı riskleri alıp, getir-götür sermaye ülkesi konumumuzdan vazgeçersek, liderliğe oynayabiliriz.
Geçen günlerde bahsettiğim piyasaların olumlu yöndeki dalgası ne zaman son bulacak merak ediyorum demiştim. Yükseliş hız kesmeden, aralıksız olarak devam ediyordu. Her sabah bugün düşeriz biraz herhalde diyordum ancak %3′lere varan artışlarla başlıyorduk. Piyasa fazlaca şişmiş şekilde patlamayı bekliyordu.
Bu sabahta yükselerek açıldık. Orta ölçekli bankaların kar rakamları havayı ısıttı ve büyük bankaların da yüksek kar rakamı açıklayacağını gösterdi. Ancak bu yükselişin nedenlerinden ( bahane ) en önemlilerinden biri IMF ile banka bilançoları idi. Bu beklentinin satın alınmasıydı. Öğleden sonra kapanışa yarım saat kala, piyasa ciddi bir satış baskısı ile karşılaştı. Endeks gün içinde %6′ya yakın oynadı. Hisseler ise tam anlamıyla bir şok yaşadı. Kısacası tarihi denebilecek bir gün yaşadık borsada.
Son yarım saatte bir çok hisse senedi, alıcısız işlem görmeye başladı. Yani taban fiyattan işlem gördü. Ancak hisselerin taban-tavan fiyatlarını belirleyen ağırlıklı ortalamalar, kapanış değerlerinin %6-7′i üstünde gerçekleşti. Yani hacimsiz ve panik satışı ile yaşanan bir gerileme oldu. Bazı hisseler günlük %20′ye yakın farkla işlem görmüş oldu. Saat 16.00′ya kadar %14′e yakın primli bir hisse günü ekside kapatabildi. Sanırım piyasa son dakikalarda çoğu kişiye büyük bir şok yaşattı.
Banka bilançolarının beklentilerinin bitmesi ( yani açıklanmaya başlanması ) şişen piyasada kar realizasyonunu beraberinde getiriyor. İşlem hacmi günlerdir çok yüksek rakamlara ulaşıyordu. Gemiye sonradan binmek isteyen yatırımcılar ile günlük şişen balon patladı.
Yarın düşüş eğilimi devam edecektir. Ancak o kadar hacimsiz ve panik satışı oldu ki, doğası gereği bir toparlama yaparak, daha sağlıklı bir düşüş sürecine girmeliyiz. Bu beklenen bir gelişme olsa da, bu kadar sağlıksız ve hacimsiz olması pek hoş olmadı. Piyasanın havası bozuk ve panik havası hakim. Ama son yazımda bahsettiğim olay ne yazık ki gerçek olmuş gibi. Borsanın düşüşünden korkan yatırımcılar, borsa yükselirken geç cesaretlenip oyuna dahil olmuşlar. Ve yine kaybetmişler. Sanırım özeti bu şekilde çıkartabiliriz. Yoksa bu kadar boş ( hacimsiz, yani hisse kademelerin altı boş, bu da demek oluyor ki mal çıkmak için suni yükselişler olmuş ) bir düşüş olmazdı. Bekleyip görelim ama bugün unutulmazlar arasına girmeye adaydı.

