GÜNCEL

5th Ocak
2009
Yazar : Dincer

Çok konuşulan film Issız Adam’ı izledim sonunda. Filmin son sahnelerinde bu yazıyı yazmaya karar verdim. Üç paragrafa ayırarak kişisel görüşlerimi aktaracağım.

İlk olarak erkekler… Bir erkek romantizmin ne olduğunu bilmiyorsa, bunu karşısına çıkacak ve aşık olduğunu sandığı kadınla öğrenecekse, bu ayaklarının üstünde durmayan bir erkeğin imajı olur. Hayatını değiştirecek kadını bulmadan önce, sorumluluk almaktan kaçarak kadınları tavlama yolunu seçip istediklerini elde ettikten sonra onlardan ayrılma yoluna gitmeleri ne kadar kabul edilebilir? Daha net konuşayım. Hayatınızın belli bölümünde zamanınızı ve ihtiyaçlarınızı geçirmek için hoşunuza giden kadınları kullanacaksınız… Filmde de geçtiği gibi klasik tavlama yöntemleri ve daha sonrasında kırmayacak şekilde veda konuşmaları yapacaksınız. Bu döngüyü sürdürüp gideceksiniz. İçinizde sorumluluk alamayacak, isteklerini hayvani duygulara dönüştürmüş bir canavar yaratacaksınız, sonrasında o canavarın romantik bir prense dönüşmesini bekleyeceksiniz. Kurbağa prens hikayesini uygulayacaksınız. Bu ne kadar uzun ve sağlıklı olabilir acaba? Hayatınızın kadını gelecek ve aşık olacaksınız. O kadınla beraber hayatı, aşkı keşfedeceksiniz. Bir anda romantik bir prense dönüşeceksiniz. Yıllardır değer vermediğiniz ve kullanıp atılacak bir gözle baktığınız kadınlardan olan bir kişiye insan gibi davranacaksınız. Romantizm kelimesini ağzınıza alıp, romantikliğin getirdiği şeyleri yapacaksınız. Ne kadar karmaşık geldi değil mi? Romantizm denen şey insanın içinde ve ruhunda olan birşeydir. Hayvani duygulardan arındırılmış gerçek zevk, kadınların ruhunu okşayarak verilir. Ruhu okşamak için çok az bile olsa oluşacak romantizm işe yarayabilir. Ama esas olan kadınların değerli olduğunu anlamak değil midir? Ortak özne kadın… Aşık olduğunuz kişi de bir kadın, yatıp sabahında unutmak istediğiniz de… O zaman nasıl olurda aşktan söz edebilirsiniz? Ben bunu kabul edemiyorum. Kadına değer vermeyen insan aşık olduğu kadınla ilişkiyi beceremez. Senden önceki ben buydum diyen erkeğin, senden sonrasını düşünebilmesi imkansızdır. Çünkü onun kendine güveni yoktur. Aşkı, romantizmi, sevmeyi hayatının kadınında bulduysa o kadınla geleceği kuşkuludur. Alışmamıştır bir kere. Değer vermeye, davranışlara, hayatını paylaşmaya… Kendini keşfedememiş bir erkeğe, bir kadın yardımcı oluyorsa o erkeğin geleceği zordur. Bir yerde kaçma noktasına gelir. Dayanamaz, yapamaz, fazla gelir. Sonunda korkar ve gider. Aşkı bulmuş olabilir, kadınlara o günden sonra değer vermiş olabilir, başkasını hayatına sokamayacak duruma gelmiş olabilir. Ama yine de yapamaz. Psikolojisi, benliği buna izin vermez. Zamana ihtiyaç duyar ve bu zaman içerisinde bu duruma alışmak için kendi başına kalmak ister. Filmde olduğu gibi, bu tip adamlar çok vardır. Lakin bence bunlar ıssız değil, zavallı adamlardır.

Sonrasında kadınlar… Hayatlarında hep doğru erkek bulma telaşı vardır. Önceleri bir erkeğe güvenmişler ve hata yaptıklarını anlamışlardır. Sonrasında ise atılacak adımlar dikkatli atılmaya çalışılmıştır. Erkeklerin söyledikleri yalanları ezbere bilirler. Ama bunları nasıl bildiklerini, karşısındaki erkek kabaca(!) ima edince yüzlerine kahve fırlatırlar. Aslında kadınlar ne istediklerini bilmiyorlar. Onların istediği romantik, duygusal bir erkek ve güzel bir ilişki. Diğer kriterlerden bahsetmiyorum çünkü yaşadıkları ilişkiler sonrasında kriterlerin sayılarını azaltarak, bari şöyle olsun diyorlar. Romantik olsun derler, ne yapmasını istersin diye sorduklarında cevap veremezler. Çünkü kadınlar da romantizmin ne olduğunu bilmezler. Bakkalda satılıp, yanına alabileceğiniz birşey değildir romantizm. Erkekler de eve gelirken bunu satın alıp getiremezler. Romantizm de karşılıklı hislerle oluşan ve genelde ruhun okşanması aşamasında erkeğin kadından etkilenip, tutkusunu kadınla paylaşması olmalıdır. Cümlesi bile zor geldi açıkcası. Bunu göremeyen kadınlar, bu kelimelerin anlamını unutup, sadece sıfatlara takılıp istemekle ömürlerini geçiriyorlar. Sonrasında genelde ilk paragrafta bahsedilen erkeklere aşık olarak, kendi ağlamaklı geçecek ömürlerini oluşturuyorlar. Bunlara ıssız kadın denebilir belki. Oluşturamadıkları istekleri ıssız yaşıyorlar.

Son olarak aşk… Yorumsuz ve çok özel. Hayattaki ilk lezzet önemlidir. İkinci lezzet hep ilk lezzeti takip ederek, ona göre şekillenir. İlk lezzet aşksa, hayatı onun üstüne kurarsanız tasarım harikası bir eser yaratırsınız.

Kadınlar ve erkekler paragrafını genelleme yapmadan, o tarz kişilerin varlığını düşünerek yazdım. Sadece kendi düşüncelerimi aktardım. Film ile ilgili birkaç satır yazmak gerekirse, filmin Anadolu şehirleri için pek uygun olmadığını düşünüyorum. Çünkü anlamaları zor olacaktır. İstanbul’da kendi ayakları üstünde duran güçlü kadınların görmüş olabileceği gerçekleri anlatan film, Anadolu’da 20 yaşında evlilk arayışına giren ve gördüğü erkek-kadın sayısı sayılı olan insanlara garip gelecektir. Ama aşk filmi olarak algılanırsa, önyargılı izlenmediği takdirde sonundaki muhteşem sahneleriyle gözyaşı dökülüp izlenecek bir film olabilir.

Özel kareleri, klasik Çağan dokunduruşları, dikkatli izleyenlerin göreceği ince noktaları ve gerçekten iyi performans gösteren oyuncuları ile kaliteli bir film. Kendi düşünme gücünüz yoksa ve atıp tutan bir tipseniz, vay Çağan’ın haline…

Son olarak son söz… Hayat Çağan Irmak filmi olsa, her karakterde oynamaya razı olurum. Seviyorum adamım seni :)

3rd Ocak
2009
Yazar : Dincer

Sevgili Ankaralı vatandaşların affına sığınarak, sadece kişisel görüşümü paylaşarak bir yazı yazacağım. Kaç dönem yaptığını sayamadığım kişinin tekrar belediye başkanı adayı olarak gösterilmesinin ardından içimdeki Ankara tiksinmesi daha fazla arttı. Her şehri gezmek, görmek istiyorum ancak Ankara denince uğramak istemiyorum. Yıllardır mecbur kalmadığım sürece gitmiyorum.

Yılbaşı gecesi olan üzücü olay her insan gibi beni de ağlattı ve içimi burktu. Olay yine Ankara’da meydana geldi ve bürokrat fazlası insanlara yine gün doğdu. Türkiye’de olan hangi olay sonrası bir görevli onurlu olarak hareket eder bilemiyorum. Ankara’da koltuk sahipliği dışında bir yetisinin olduğunu düşündüğüm çok az sayıda insan vardır. Başkent Doğalgaz müdürü de bunlardan bir tanesi…

Dün yaptığı basın toplantısındaki tutumu son derece korkunçtu. Ne olursa olsun, ölen 7 tane gencecik insan var. Bir genel müdür o şekilde halkın karşısına çıkmamalı. İnsanların dış görünüşü ve mimikleri olaylara uygun olmalı. Genel müdürlüğünü yaptığın kurum resmi bir kurum ise ona göre giyinmelisin ve en azından üzüntünü yansıtacak bir tavırla toplantı yapmalısın. Eline bir boru alıp kendini savunacak hamleden ziyade, antipati toplamadan derdini anlatmalısın. O gün bir yas günü ise cuma namazına yetişeceğim diyerek soru sayını ayarlayamazsın. Vefat eden insanlar varken, sen bana kravat hediye et diye şaka yapamazsın. Cesetlerin nerede olup ne şekilde oldukları ile ilgili yorum yapamazsın. 7 kişi zehirlenip hayatını kaybederken, senin üç kuruşluk şirketinin özelleştirmesinden bahsedemezsin!

Kullanılan boruların İstanbul ve Bursa’da yasaklandığını öğrendim. Eğer bu haber doğru ise çıkıpta insan hayatının değerini 20 ytl’lik bir bakımla anlatamazsın. Vakit gibi bir gazeteye yılbaşı faciası diye manşet yapmasının doğru sayılacağını gösteremezsin.

İçimden gelip söylemek istediklerimin bu sayfada yayınlanabilecek hali bunlar.! Ve Ankara… Artık dışarıda içki içiliyor diye dayak atabilecek cesareti bulan halkın kendini birşey sanmasına izin veren, yılbaşı gecesini kutlamanın günah olduğunu sokaklarda dolaşarak tebliğ edecek insanları cesaretlendiren, 15 yılda ne yaptığını Tanrının bileceği(!!!) bir kişiyi hala aday gösteren bir iktidarı barındırdığın için senden utanıyorum ne yazık ki. Bu doğalgaz müdürü gibi kişilerin sayısı çok fazladır. Onları tek tek söylemeye gerek yok. Çünkü ben küçük düşünen bir adam değilim. Küçükleri temizleyerek bir yere gidemeyiz. Çünkü olayın başı aynı kaldıkça, birisi gider birisi gelir.

Şimdi o müdür istifa etti. Onun neden istifa ettirildiğini düşünemeyecek insanların atacağı oyun yönü aynı olacaktır. Son olarak söylemek istediğim tek birşey var.

Talihsiz bir şekilde vefat eden, gencecik 7 insanın çırılçıplak hali sizin 10 kat giyinmiş halinizden daha masumdur eminim…!!!

31st Aralık
2008
Yazar : Dincer

Efendim malumunuz öylesine bir yıl geçirdik ki, bitse de kurtulsak der gibi… Ancak beterin beteri vardır söylemi dolayısıyla, yeni yıl için çok büyük beklentilere girmek yanlış olacak. Umudumuzu korumak durumundayız ancak 2009′un bu yıldan daha iyi geçeceğini düşünmek çok doğru değil. En azından içimizdeki acaba sorusu ile bu akşam 2009′u ümitle karşılayacağız.

2008 yılında yaşanan büyük finansal krizin en önemli etkeni, hepinizin bildiği gibi ‘ primler. ‘ Güçlü finansal kurumların tepe yöneticileri, şirketlerin istenilen satış hedeflerine ulaştıkları takdirde, kendilerine verecekleri dudak uçaklatıcı primler nedeniyle riskleri görmezden geldiler. Riskli varlıkları çok sayıda insana paketleyerek sunmalarının karşılığında, riskin azalacağına kendilerini inandırmaları, prim iştahının risk alma iştahının üstüne çıkması ve içlerindeki hayvani duyguları bastıramamış olmaları krizin bu aşamaya gelmesine neden oldu.

Yeni yıldan itibaren şirketler çok büyük prim düzenleme sistemine gidecekler. Bu nedenle yeni yılda, çalıştığınız şirketten prim beklemek yerine, kendi priminizi kendiniz verseniz nasıl olur?

Kriz dönemleri yeni fırsattır derler. Herkes bunu bilir ancak uygulama nasıl gelir? Eğer nokta atışlarla, doğru zamanlamayı tutturup, kendinize her zamankinden fazla yatırım yaparsanız yeni yılda kimsenin veremeyeceği prime konabilirsiniz. Ben her zaman söylerim, özünde en büyük yatırım insana yapılan yatırımdır. Geri dönüş oranı birçok projeden daha kısa olabilir. Elde edeceğiniz kar tamamen size aittir. Alacağınız prim kesintisiz sizindir. Ve kriz dönemi bu primi sağlayabileceğiniz kaçırılmaz bir fırsat olabilir. Yeter ki fikriniz olsun, hevesiniz değil. Fikri, vizyonu ve hayali… Bunları sıkı bir çalışma ve düzenli yol alma ile birleştirebilirseniz 2009 yılı için alacağınız prim gerçekçi ve dudak uçuklatıcı olabilir.

En azından ben öyle yapacağım.

Acısıyla tatlısıyla, stresiyle rahatlıyla, bazen gerginlikten bazen sevinçten ağlatmasıyla, bazı geceler uykusuz bırakıp bazı günlerde rahat uykuya daldırmasıyla koca bir seneyi daha geride bırakıyoruz. 2008 yılında birçok yazı ile sizlerle beraber olmaya çalıştım. 2009 yılında daha farklı ve daha geniş bir yelpaze ile devam edeceğim. Ve 2009 yılında sizlerin karşısına daha farklı ve çok umutlu olduğum projelerle çıkacağım. Bunu başarmak için bugün akşama kadar hala çalışıyor olacağım. Hedefimi hayalimle ve vizyonumla birleştirip, en iyiyi ortaya çıkarmak için gücüm ve zekam el verdiğince çalışacağım.

Peki ya siz? 2009 yılını beraber primlendirmeye ne dersiniz?

Hepinize bütün güzelliklerin yanınızda olduğu harika bir yıl diliyorum. İyi seneler efendim.

30th Aralık
2008
Yazar : Dincer

Zorlu bir yılı geride bırakırken, yeni yıl için planları yapma zamanını tamamladık. 2009 yılında yatırımları nerede değerlendireceğim konusunda planların tamamlanmasının ardından, kısa bir şekilde bilgi vermek istedim.

2008 yılında doların değerlenebileceğini söyleyerek, sepette yer alması gerektiğinden bahsetmiştim. Bu yıl ise doların sepette bulunacak en son enstrüman olduğunu düşünüyorum. Çok basit bir hesabım var. Türkiye’de yıllık en yüksek getiriyi sağlayan enstrüman faizlerdir. Gerçi faiz indirimleri ile bu oran %16′lara indi ancak yine de en yüksek nominal getiriyi faiz sağlıyor. Yıl içinde bundan daha yüksek oranda getiri sağlarsanız kazançlısınız. Peki sepeti nasıl yapıyorum?

Hisse senetleri piyasasından vazgeçmek mümkün değil. Özellikle bu yıl, ciddi trade imkanlarının tanınacağını ve piyasaların düştüğü dönemde alım için çok uygun koşullar geleceğini düşünüyorum. Çünkü krizin etkilerinin 2009/3 ‘de düzelip, yükselişlerin başlayabileceğini hesaplıyorum. Düşük fiyatlardan aldığım her hissenin, ilerleyen dönemlerde bana yüksek kazanç sağlayacağına inanıyorum. Bu alımlar için acele edilmemesi gerektiğinin ve piyasa şartlarının yakından izlenmesinin şart olduğunun altını çiziyorum.

Hisse senedi dışında, altından vazgeçmek zor. Altını nasıl alıyorsunuz ve altında nasıl işlem yapıyorsunuz soruları oluyor. Altının da hisseleri var artık. Altın hissesine yatırım yapıyorum. Altının ‘ ons ‘ fiyatıyla ilgiliyim. 2008′de ciddi getiri sağlayan bu kağıtlar, 2009′da da eskisi gibi yüksek getiri sağlamayacak olsa da, güvenli liman olarak sepetteki yeri alacak. Bunun için altının ons fiyatının yakından izlenmesi ve hangi şartlarda yükselir durumunun bilinmesi gerekir. O nedenle enstrümanın ne olduğunu bilmek yeterli değil.

Son olarak emtiaların fiyatlarının artacağını düşünüyorum. Petrol için $34 seviyesi oldukça cazip geliyor. Petrole de aynı şekilde, petrol hissesi satın alarak yatırım yapılabiliyor. Bunun için İşYatırım ve Deniz Yatırım aracılık ediyor. Future piyasaların bu dönemde de önemli olacağını düşünüyorum.

Ve tabi ki risksiz ve sabit getirili tahvil-bono-repo vb ürünlerde dönem dönem bulunmak önemli. Çünkü uzun vadeli yatırımın, takip edilerek yapılası bir dönemden geçiyoruz. Bir enstrümanı alıp yatayım derken, zarar edip daha sonra zararı çıkaracağım diye beklersek, yılı boşa geçirmiş oluruz. Bu nedenle stop-loss’un öneminin arttığı ve kar edildikten sonra satılarak yeni fırsatların bekleneceği yılda, planları ona göre hazırlamak önem kazanıyor.

2009 yılı planımda olacak enstrümanları sizinle paylaşmak istedim. Umarım karamsar olarak beklediğimiz ve korkarak gireceğimiz yeni yıl, beklendiğinden daha olumlu gelir. Şahsen ben piyasalar açısından fırsatların çok fazla olacağını düşünüyorum.

Piyasalar halkın %90′ını kara bulutların üstüne yıktıysa, %10′u kendisine yeter…

Önemli Not : ( Tamemen kişisel portföy yorumudur, öneri niteliği taşımaz. )

28th Aralık
2008
Yazar : Dincer

Dün öğle saatlerinde başıma gelen olay beni oldukça şaşırttı ve açık söylemek gerekli ki mest etti. İşlerimi halletmiş bir şekilde, akşam ki görüşmeme yetişmek için Kabataş’a gidip, deniz otobüsüne yetişmeye çalışacaktım. Bunun için bir taksiye bindim. Arka koltuğa oturup, başımı arkaya yaslamış şekilde dururken, taksi şöförünün dikiz aynasından bakışlarını gördüm. Bir erkek olarak tabi şaşırdım :)

Sonrasında taksici beyfendi dönüp, abi sizin internetle ilginiz var mı diye sordu. Ben de şaşırıp, ilgileniyorum tabi ki dedim. Ne sormak istediğini sordum. Kendisi ise, abi benim takip ettiğim bir kişi var, borsa ile ilgili yorumlarını ve hisse analizlerini uzun zamandır takip ediyorum, ona çok benziyorsunuz dedi. Ben de, yazılarını okuyorsunuz ancak benzediğimi nasıl anladınız dedim. O da, sayfasında resmi var ama ben bir de Google’ da arattırıp sayfalarına ulaştım, birçok resmini de gördüm, adamı merak ettim çünkü dedi. Ben ise peki adı ne, sitenin ismi ne aklınızda mi diye sordum. Sitenin adını net hatırlamıyorum ama adamın adı Dincer, sitesi de adı ile birşey daha var ama .net’li, benzettim mi sadece sizi diye sordu. Ben de şok olmuş bir halde, evet o benim dedim.

Sonrasında trafiğin çok yoğun olmadığı ( yoğunluktan kastımız çok farklı olabilir o trafikte ) yolda, oldukça yavaş bir şekilde gitmeye başladı. Çünkü borsa hayatını anlatmaya başlamıştı. 2009 yılında nerede durayım, hangi hisseler gidecek diye sorguya tutuldum. Abi senden hizmet almak isteyeceğim ama yazmışsın danışmanlık yapmıyorum diye, neden yapmıyorsun dedi. Ben ise cevapları verdikten sonra, biraz acele etmemizi ve deniz otobüsüne yetişemezsem, karşıda görüşeceğim kişileri çok bekleteceğimi söyledim. Bunun üstüne, karşıya ben götüreyim konuşuruz dedi. Saat 5 civarı olduğu için, kara yoluyla karşıya geçmek kabus gibi birşeydi, o nedenle nazik teklifine teşekkür ederek, deniz otobüsüne yetişme ısrarımı sürdürdüm.

İnerken, telefon numarasını vermeye çalışıp, haberleşelim ve zaman zaman bilgi paylaşalım diye teklif eden taksici arkadaşa çok teşekkür ederek, taksiden indim. Ancak indiğimde sabahın 8′inden beri yollarda olup koşturmuş birinin yorgunluğundan çok uzaktım. Garip bir şekilde mutlu hissettim kendimi. İçimde, yaptığım şeylerin değerinin farkında olunmasının verdiği huzur vardı. O an çalışma isteğim biraz daha tavan yaptı. Aldığım maillerden ziyade bu olay çok farklıydı. Sadece internette yazmama rağmen, resimlerimi görüp beni tanımak… Oldukça şaşırtıcı ve mutlu edici. Şeffaflığımın sonucu bu oldu belki.

Daha çok çalışıp, şeffaflığımı ve dürüstlüğümü kaybetmeden bu işe devam edeceğimin sözünü, bu yazıyı okuyacağından emin olduğum taksici abime ve okuyacak olan her kişiye veriyorum.

6th Aralık
2008
Yazar : Dincer

Bugün gazetelere özendim. Attığım başlık değişik olsun dedim. İşin özü, ayrılıktan kasıt, bayram tatili. 4 gün boyunca borsanın kapalı olduğunu düşünürsek, ben de yayın yapmama hakkımı kullanıp, yazılarıma da ara vereceğim.

Mümkün olduğunca internetten uzak durup, çalışmalarıma da ara vereceğim. İlaç gibi gelen ve beni pek iyi olmadığım bu dönemde yakalayan tatile minnettarım.

Haftaya cuma gününe dek, sizlerden izin istiyorum. Döndüğümde daha enerjik ve bazı yeniliklerle sizlerin karşısında olacağımı söylemek istiyorum.

Hepinize sevdiklerinizle mutlu, sağlıklı ve keyifli bayramlar diliyorum.

4th Aralık
2008
Yazar : Dincer

Son zamanlarda kriz ile beraber, finans piyasalarında işlem yapanların adı işe yaramaza çıktı. Genelleme yapmak istemiyorum. Sadece ufak detaylarla kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

Herhangi bir sektörde çalışıyor olsanız, o sektörün gerektirdiği ölçüde rakiplerinizi ve iş geliştirmek için yenilikleri takip etmeniz gerekir. O zaten sizin işinizdir. Başarılı olmak istiyorsanız yapmanız gerekendir. Bir yatırımcı ise tek bir sektöre bağlı kalmaz. Ben sizin sektörünüz dışında birçok sektörü daha araştırmak zorundayım. O sektördeki şirketlerin durumunu analiz edip, oran analizlerini hazırlamalıyım. Buna göre, o sektördeki en iyi şirkete yatırım yapmaya karar vermeliyim.

Siz otomotiv sektöründesiniz yada bilişim… Ben ise her sektörün içindeyim. Her türlü ‘ business ‘ den haberdar olmalıyım. Her türlü gelişmeyi takip etmeliyim. Bugün kriz dönemindeysek, seramik sektörünün emeğe dayalı sektör olduğunu düşünüp, işçi çıkarmaların en yüksek olacağını bilmem gerekir. Bu sayede seramik ve porselen şirketlerine rağbet etmemeliyim. Otomotiv sektöründe yaşanan kötü durumun birçok dolaylı etkisinin olabileceğini hesaplamalıyım. Otomotiv yan sanayi şirketlerinin, otomotiv şirketlerinden daha kötü duruma düşeceğini hesaplamalıyım. Hangi şirket ne üretiyor ve nerede iş bağlantıları kuruyor, bunu bilmeliyim.

Finansal tablolarını incelemem olmazsa olmaz… Bilançolarını takip edip, kriz döneminde nasıl zorluk yaşarlar bunu tahmin etmeliyim. Alacak - borç hesaplarında döviz kuruna ve kısa-uzun vadeye bakıp, değerlendirmeler yapmak zorundayım. Bilanço üzerinden finansal analizleri yapmam gerekiyor. Risk oranlarını bu veriler ile karıştırıp, sonunda yatırım kararı vermeliyim.

Piyasada varolan tüm sektörleri takip etmek, gelişmeleri ve beklentileri yakından izlemek esas görevim. Petrol fiyatları arttığı zaman havayolu şirketlerinin sıkıntıya düşeceğini, bu durumun o şirketlere olumsuz yansıyacağını düşünmek görevim. Bunu yaparken, petrol fiyatları 140$ ‘ a çıktığı zaman bir yargıya varmam önemsizdir. Yani daha önceden beklenti ile tahmin yapmalıyım. Artan emtia fiyatlarına paralel olarak, buna bağlı ürünlerde fiyatların artmasını beklemeliyim. ( Bknz : Gübre Hisselerine Dikkat )

İyi bir finansman yöneticisinin amacı firma değerini maksimize etmek olmalı. Benim amacım ise firma değerini maksimize edebilecek şirkete yatırım yaparak, özkaynakların yani hisse senedi değerinin maksimum olmasından fayda almaktır. Çünkü ben o şirkete yatırım yapan ortağım, hissedarım.

Bu işlere uzak olanların düşündüğü tek birşey var. O da, oturduğumuz yerden para kazandığımız.(!) Kendine borsacı diyenleri bilemem. Çünkü bu işi yapmak zor değil. Koyarsınız cebinize paranızı, bir aracı kurumdan destek alırsınız ve başlarsınız oynamaya. İşte olay burada. ‘ OYUN. ‘ O yaptığınız sadece oyun olur. Teknik analizi ve bazı indikatörleri öğrenir, borsada işlem yapmaya devam edersiniz. Bazen tüyo alır ve büyük paralar kazanırsınız. Yalnız durumunuz, Las Vegas’ a gidip, ilk oynadığınız oyundan binler kazanıp, sonrasında milyonlar kaybederek, sürünerek dönmenize benzer.

Bu işin aslı bu değildir. Ben borsacı değilim en başta. Benim sıfatla işim yok. İşimi yaparım, en dikkatli şekilde. Ama bu konudan özellikle bahsediyorum. Nedeni ise çok sayıda amatör borsacı adı altındaki küçük yatırımcının hayatlarını borsada karartması. Borsanın kısa vadede büyük para kazandıracak, pembe rüya olduğunu sanması. Borsa rüya değil, yatırımdır. Siz şirketlere ortak olursunuz, yatırım yaparsınız. Şirket halka açık ise, sizin belli derecede izin verilecek şekilde ortak olmanızı ister. Size hayali kazanç sunmaz. O hayali kazancı size gösteren şirket sahipleri değil, manipülatörlerdir.

Finansal analiz, finansman yönetimi, analist, spekülatör, yatırımcı, iş adamı, işçi… Benim sıfatım önemli değil. Ne denirse densin. Sen ne iş yapıyorsun, kendini otur kandır densin. Önemli değil. Onlardan önce ben derim zaten kendime, ben neyden anlarım ki arkadaşım.!

4 Aralık 2008

29th Kasım
2008
Yazar : Dincer

Garip bir hafta geçirdim. Kendini tamamen işine vermiş ben, belki de yorgunluktan stresli hal aldım. Birşey yapmak istemeyen… Çalışmak kelimesini ağzına almak istemeyen… Hayatın zor yüzünü, en kötü anında tekrar görmüş ben.

Bu hafta podcast’ lerimi - biraz ukalaca olacak - profesyonelliğin gerektirdiği ölçüde yaptım. Çünkü yerimden kalkmak istemeyen bir halim vardı. Plana soktuğum ve düzene koyduğum çalışmalarımı zar zor yaptım. Bu hallerimin nedenini merak ediyorum gerçekten.

Bazen düşünüyorum, ne kadar olgun davransam davranayım, hergün büyüyorum. Beni tanıyanlar çok iyi bilirler ki, ağzımdan laf almak için akla karayı seçersiniz. Canım istemeyip, beni açan bir durumda değilseniz, konuşmam mümkün değildir. Ama kalabalık bir ortamdaysam, susup oturmam. Her zaman eğlendirici bir tavrım olur. Beynimin garip çalıştığı söylenir. Düzene uygun ve alışılagelmiş cümleler kurmam fazla. Enterasan bir nokta bulup, farklı açıdan yaklaşırım. Sonra o durumdan uzaklaşıp işime aynı hızda dönebilirim.

Ama bu hafta hiç böyle olmadı. Çalıştığım ev-ofisime kapandım. Aklım o kadar yoğun ki, altında ezildim. Aslında finans piyasalarında iş yapanlar bilirler ki, stresi çok fazladır. Yönettiğiniz şey en değerli varlığınız, paranızdır. Kaybedilen miktar arttıkça ve işler kötü gittikçe stresiniz artar. Ben bunlara hiç takılmam. Çünkü klasik ve kasılan bir ekonomist tipi değilim. Kendimle dalga geçerim başta, işler kötü giderkende işlerin hep kötüye gitmeyeceğini bildiğim için, işlerle de. Ancak dayanma sınırı varmış herhalde. Bazen patlayabiliyorsunuz, ben de patladım galiba.

İş arıyorum artık ciddi olarak. Yaptığım işte evde oturarak para kazanabilirim ancak bu bana göre değil. Böyle bir kriz ortamında iş bulmak oldukça zor belki ama hep pozitif bir insan olduğum için, işe gireceğime inanıyorum.

Özel hayatımı bıraktım uzun zamandır. Varsa yoksa işler ve çalışmalar. Kaçan kovalanır hesabı değil, kovalattırmaya da izin vermedim. Ama diyorum ya büyüyorum diye, insan bazen zorlanıyor. Acaba diyorum, acaba yanımda birisi olsa daha güzel ve güçlü olur muyum ?!

Kalp dediğimiz şey çok değişik. Mesela benim kalbim öyle birşey ki, etkilenme durumu çok farklıdır. Çok zor çarpar. Güzel olan şeylere bakışım farklıdır. Bakış açım farklı olduğum gibi. Herkesin etkilenebileceği şeyden etkilenmiyorum. Güzel bir kadına birçok erkek asılmak ister. Sadece güzelliğine kanabilirler. Ama benim kandığım güzellikten çok ötesi olur. Hiçbir şey yapmasa dahi, ufak bir durumdan etkilenebilirim. Uzun zamandır, uzun süreli hiçbir kadın ile iş harici konuşmuyorum. İstemiyorum, ilgilenmiyorum. Konuşsam da süresi saatleri geçmiyor, ertesi güne devredilmiyor. Hayatın güzel hallerini yaşamayı seviyorum. Kafama birşeyi takmadan, trip yapmadan, kapris yapmadan… Depresyon nedir bilmem. Yüzümdeki küçük gülümsemeyi asla alamazsınız. En berbat halimde dahi merhaba derken gülümserim.

Peki bu karmaşık hallerimin nedeni ne? Ne oluyor ki bana? Neden kabıma sığamıyor bir haldeyken, yerimden kalkasam yok? Neden kalbim dışarıya yansıtacak şekilde hızlı atmıyorken, içten içe ritmini bulmuş bir orkestraya öncülük ediyor?

Karıştım iyice. Burası benim blogum. Ara sıra böyle saçma sapan yazılar ile içimi dökeceğim. Yazarak rahatlıyorum belki. Yarın kendimi toparlamaya çalışıp, hafta başına daha hırsla gireceğim. Ama korkum şu ki , ya bu durumun benle ilgisi yoksa ve tek başıma toparlamam mümkün değilse ?

29 Kasım 2008

28th Kasım
2008
Yazar : Dincer

Amerika’da Şükran Günü ertesinde yapılan ve Noel öncesi tüketimin arttırılması amacı taşıyan indirimli alışveriş günü ‘ Kara Cuma - Black Friday ‘ bugün başlıyor. Eskiden büyük indirimler yapılması nedeniyle sabahın erken saatlerinde başlayan bu çılgınlık, bu sene talebin az olacağının düşünülmesi nedeniyle daha makul bir saate getirilmiş. Yani Amerikan halkı uykusuz kalıp, Black Friday’ı kaçırma telaşına düşmeyecek.

Neyse kısa bir nottan sonra gelelim yazının amacına. Ekonomik büyümesinin %70 ‘ ini tüketim harcamaları oluşturan Amerika için, tüketicilerin tutumu çok önemli. Personal Consumer Expenditure ( PCE ) endeksi eylül ayında rekor bir düşüş göstermişti. Yani kişisel tüketim harcamaları Amerika’da dip seviyelerde bulunuyor. Eğer tüketimdeki azalma sürerse, ekonominin resesyona girmesi kaçınılmaz olacak. Bana göre Amerikan Ekonomisi resesyona girmesi kesin bir ekonomi. Ancak önemli olan, bu daralma oranın ne düzeyde olacağı. Ve resesyonun depresyona dönüp dönmeyeceği…

Evet, kara cuma Amerika için çok önemli. Halkın tüketime ne kadar odaklanacağı ve eskiye oranlı ne kadar alışveriş yapma isteğinde olacağını bugün göreceğiz. Bugün elde edecekleri karlar, parekende şirketleri için artı olacak olsa da önemli olan halkın tüketimden ne kadar soğudunu anlayabilmek. İndirimler, halkı tüketime tekrar alıştırmak için önemli. Ben bunu da psikoloji ile bağlıyorum. Elini ayağını alışverişten ( gıda dışında ) çeken halkın, tekrar harcamalarını arttırmaya başlaması, ekonomileri kurtaracaktır.

Bu nedenle kara cumanın, bu seneki önemi daha bir fazla.

28 Kasım 2008

25th Kasım
2008
Yazar : Dincer

Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu, sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter…
Yeter ki yürekli ol, tükenme…

Tükettirme içindeki yaşam sevgisini…
Ya çare sizsiniz ya da çaresizsiniz…

Nietzsche

Previous