Yüzüme karşı çok gülünüp, iç karartmakla suçlandığım anlar olmuştur. Sosyal sorumluluk projeleri dışında bir girişim yapılıyorsa bunun ana amacı ‘ kar etmektir.’ Sanırım kimse ömrümden ömür gitsin, para kaybedeyim diye yatırım yapmak istemez. Bir süre kar etmeden sadece yatırımı döndürme dediğimiz olayın karşılanması bile yeterli olabilir. Ancak bunlar için bazı istisnalar haricinde günün koşullarında ve görülenler üzerine yatırım yapmak çok tehlikelidir.
İş dünyası ve girişim üzerine ahkam kesecek değilim. Benim işim piyasalarla. Buradan öğrendiğim ve geliştirdiğim özellik ‘ geleceğe yatırım.’ .Bu sayfada, borsa ile ilgili sürekli aynı cümleyi kuruyorum. Borsa yatırımdır, oynanmaz diyorum.
Borsada yatırım yaparken, aldığım hisselerin sektörüne, uzun vadede neler olabileceğine bakıyorum. Bilançolarında nasıl farklar yaratabilir diye inceliyorum. Ekonomik konjonktürde popüler olabilecek sektör hisselerine yatırım yapmayı tercih ediyorum. Temel analiz yapmamın nedeni de; gelecek ile ilgili tahminlerde bulunup yatırım stratejilerini ona göre ayarlamak…
Örnekler için : ‘ Gübe Hisselerine Dikkat ‘ ve ‘ Faktoring Şirketlerine Dikkat. ‘
Piyasalardan edindiğim bu alışkanlık sayesinde geleceğe odaklanmak konusunda sıkıntı yaşamıyorum. Anlık yaşamak, aslında hayatın her yönü için sıkıntı getirir. Belki ben sahte keyiflerden hoşlanmadığım için böyle bir strateji izliyorum ancak iş dünyasında geleceğe yatırım yapmak çok önemli.
Günümüzde popüler olan ve hızla yayılıp müşteri çeken işlerin, devamlılığı ne kadar olur ona bakmak gerekir. En önemli koşullardan biri sürdürülebilirliktir. Eğer ağzımdan, bu işin geleceği yok ve bir yerde tıkanıp zor duruma sokacak diye bir cümle çıkıyorsa, bir dayanağım vardır. Fizibilite dediğimiz durum her koşulda sağlıklı şekilde yapılmalıdır. Şimdi benim söylediklerime gülenler, işler tersine dönmeye başladığında, benim dediklerime gelince son gülen taraf oluyorum.
Benim işim geleceği planlamak ve geleceğe yatırım yapmak. Bazı insanlar an’ı yaşar ve güne yatırım yaparlar. Ben ise ileriyi düşünüp geleceğe yatırım yaparım. Geleceği planlamak için ise temel analiz koşullarını bilmek ve konjonktürü çeşitli yollardan takip etmek gereklidir.
Kulakları çınlasın, kuzenimi sinir ettiğim ‘ Cadde ‘ ( Bağdat Caddesi ) gezilerimiz olurdu. İnsan burada kız arkadaşını karıştırır, rezil olur derim ben. Ama ne dersem diyeyim, gitmemezlik etmem. Bulunmaktan en fazla keyif aldığım yerlerden biridir. Her şey aynı gibi gözüksede, gözlerimiz ister istemez farklılık arar. Aynı olan şeyleri konuşmaya devam etsem de, oraya giderim.
Burası aynı saç tipine sahip sarışın dolu… Aynı çantayı kullanıyorlar… Elllerinde aynı model cep telefonu… Hepsinin ayağında aynı tip ayakkabı…
Baksanıza… Dört odak noktası belirlendi bile. O halde siz oraya gittiğinizde farklı bir kişi görmek istiyorsanız, kriterlerinizi belirlediniz. Sarı uzun saç değilde, siyah kısa saç olabilir. Çantası bir aylık tatil eşyasına sahip şekilde olmayacak ufak bir çanta olabilir. Cep telefonu için hala tuş takımı kullanıyor olabilir. Ayağında bez olmayan, deri bir ayakkabı olabilir. İşte siz o zaman o insana farklı diyebilirsiniz.
Eğer aynı tarz dediğiniz kişilerin, hangi yönleri ile aynı olduğunu saptayabildiyseniz, farkı bulabilirsiniz. İşte durum işlerde de aynen böyle. Birbirinin kopyası çok fazla şey olabilir. Ama o aynılık içinde, farkın ne olacağını saptamak çok önemlidir. Benzer şeyleri dikkat çekmeyecek şekilde, kendinize göre küçük farklılıklarla değiştirerek yeni diye sunarsanız, o da aynılık içinde kaybolup gidecektir.
Sarı uzun düz saç dolu olan bir yere, sarı uzun kıvırcık saç ile giderseniz bu fark olmaz. Ancak sarı uzun saç olan yere, siyah kısa saç ile giderseniz fark göze batar. Yani yapacağınız işlerde, yaratmayı düşündüğünüz fark ‘ renk bazında ‘ olmalı. Bu nedenle bazı özellikler çok iyi belirlenerek, onlar üstünden stratejik hamleler ile yol alınmalı.
Uzun süredir, proje geliştirirken bu noktanın üstüne çok basıyorum. Araştırmaları bu şekilde yaparken, hangi nokta ile fark yaratabiliriz bunu düşünüyorum. Bunun için bu yazının başında Bağdat Caddesi örneğini verdim. Çünkü en çok bulunduğum yer orası. Eğer yabancı olduğum bir yerden bahsetsem, bu farklı noktaları saptamam zorlaşacaktı. Aynı şey iş konusunda da geçerli. Yabancı olduğumuz ve az bilgi sahibi olduğumuz noktalarda farklı yönleri saptamamız çok zordur. Bu nedenle en önemli özelliklerden bir tanesi, ortamı ve oyuncuları bildiğiniz noktalarda atış yapmanız. İşte o zaman hedef tahtasındaki ‘ 12 ‘ size biraz daha göz kırpar.
Sitemde bir süredir ekranın sağ tarafında çeşitli bannerler görüyorsunuz. Bloglar arası destek şebekesi sloganıyla hayata geçirilen, uygulamaya dahil olan bloglar arasında reklamların döndüğü bir sistem… İşte bu sistemin adı Blogküme.
Uzun zamandır bu konu hakkında yazı yazayım diyordum ancak olmamıştı. Ta ki dün bir yazıyı okuyana kadar. Klasik Türk toplumu, baltalama ve çamur atma özelliğini durduramayacak gibi gözüküyor. Önce bu sistem ne işe yarayacak ondan bahsedeyim. Sahibi olduğunuz bloglara, bir kod ekliyorsunuz ve bu kod sayesinde, sayfamda gördüğünüz gibi diğer blogların bannerlarının yayınlanmasını sağlıyorsunuz. Kısaca reklamınız oluyor ve blog’unuzdan haberi olmayan kullanıcılara ulaşma şansı yakalıyorsunuz. Bir de Blogküme’nin internet sitesinde, yazılarınız yayınlanıyor. Böylece bloggerların daha fazla kişiye ulaşılması planlanıyor.
İşin mantığı bu. Siberkültür’den tanıdığım sevgili Eren Emre Kanal, Blogküme’ye beni davet ettiğinde düşünmeden kabul etmiştim. Birkaç blogger ile beraber uygulamanın başlangıç aşamasına dahil oldum. Yani henüz bir sitesi yokken, tanıtımı yapılmamışken, bizim bloglarımızda bu bannerlar dönmeye başlamıştı. Daha sonrasında ise Blogküme’nin tanıtımı yapılmaya başlandı ve sisteme dahil olan blogların sayısı artmaya başladı. Bu uygulamada Eren Emre ile beraber Baturalp Torun’un da bana yardımları oldu. Çünkü ben sadece bir bloggerım ve teknik işlerden anlamıyorum : )
Neyse… Dün haberdar olduğum ilginç bir yazı okudum. Evet linki paylaşmaktan çekinmedim çünkü o zihniyette insanların var olduğu ülkede yaşadığımızı görürsek, dünkü seçim sonuçlarının ne yazık ki pek anormal (!) olmadığını anlayabiliriz diye düşünüyorum. Ve oradaki yorumları okuyunca, ben cevabı kendi köşemden vermek istedim. Çünkü biz, o yazıyı yazan arkadaşın nicki gibi ‘ silik ‘ insanlar değiliz. Söyleyeceklerimizi kendi köşelerimizden yazabilecek güce ve potansiyele sahibiz.
Öncelikle Eren Emre’ye teşekkür ederim. Böyle bir sistemi uygulamaya soktuğu için. Emek istenen bir iş ve bu emeği gösterdikleri için Baturalp’i de tebrik ederim. ( Ekipte olan herkesi ) O yazıyı yazan ve o yazıya yorumlarıyla katılan arkadaşlara bir şey söylemek istiyorum. Hiç merak etmesinler, Blogküme ailesi olarak paraları kırışıyoruz. Ancak bizim sahip olduğumuz para değer olarak o zihniyetin asla ulaşamayacağı cinsten. Bunu unutmasınlar. Ve biz o parayı alexa sırasına bakarak oluşturmaya çalışmıyoruz.
Bir şey yapmaya gücü olmayan ve sadece konuşmakla yetinen insanların olduğu bir ülkede yaşamanın zorluklarına, bizim gibi güçlü insanlar katlanmak zorunda. O nedenle pek umursamamak lazım. Bu yeni nesil internet teknolojisinin ( adına web 2.0 diyorlar ) uygulanmaya başlanması pek geçmişe dayanmıyor. Ancak bu uygulamaların eleştiricileri bile çoktan hizmet vermeye başlamış. İşte bunu seviyorum aslında. Mümkün olduğu kadar eleştirin beni de mümkünse. Siz eleştiri ile bir yere varamayacağınızı anlayana kadar, ben o eleştirilerle güçlenip sizin eleştiremeyeceğiniz noktalara geleceğim. Sizde öyle düşünüyor musunuz dostlar?
İnterneti yıllardır aktif olarak kullanıyorum. Ancak son yıllarda bu sosyal medya denilen ortamlara girip, yeni insanlar ve fikirler tanıdıktan sonra bazı korkularım oluşmaya başladı. Aslında bu durum her alanda olabilecek olsa da, internette daha fazla. Büyük paraların kazanıldığı, başarı hikayelerinin senaryoya benzer hazırlandığı dönemlerde insanlar bundan feyz alarak, kendi başarı hikayesini yaratmak için hayal dünyasına dalarlar. Sonra o dünyadan bir proje ile çıkıp uygulamaya geçerler. Ancak gelip görelim ki o proje yapılırken amaç para kazanmaktır. Çünkü insanlar proje yapma fikrinden değil, çok para kazanma fikrinden etkilenmişlerdir.
Ben amaç ve araca çok takılan bir adamım. Yazılarımı takip edenler bilirler ki bazı kavramları araç-amaç diye çok ayırmışımdır. İnternet sitemin hakkımda köşesinde şu söz durur: ” Ben hiçbir zaman para kazanma hayali kurmam. Benim tek hedefim bulunduğum her alanda başarı sağlamak. Beni mutlu eden başardığımı görmek , para kazanmak değil. Başarılı olunca para kazanıyorum zaten . Başarı hırsını para hırsına tercih ediyorum. Yönetimin temel stratejisini başarı üzerine kurma taraftarıyım. ”
İnsanoğlu ne zaman bu işte çok para var diyerek yola çıksa, o yolun başına yıkıldığını görmüştür. Yapılacak işlerin kısa vadede bol para kazandıracak cinsten imajı yaratılması bana göre medyanın kabahatidir. Kendi işlerime bakacak olursam, finansal piyasalardan kısa vadede çok para kazanan adamlar ekonomi dergilerinde kapak yapılırlar. İnsanlar hemen dolduruşa gelip, ben de yaparım ne var ki bunda diyerek paralarını piyasalarda kaybederler. Oysa ki o çok para kazanan adamlar kaç yıldır o işin içindelerdir ve tecrübe kazanana kadar ne kadar para kaybetmişlerdir. Yani bir sabah uyanıp, üç beş kuruş parasıyla borsaya girip, milyarder olmamışlardır. Aynı şey bu internet siteleri yaratıcıları için de geçerlidir bence. Facebook çok extreme bir örnek olur ancak sağlam paralar kazandıran çok sayıda internet projesi var. Türkiye’de örneği sayılı ancak internet kullanıcısı dünyayı iyi takip ettiği için, orada oluyor bizde neden olmasın düşüncesinde, bilgisayara sarılıyor. Ne güzel!
Evet, çok güzel bence. İnternet, insanların girişimcilik ruhunu iyice açıyor. Açmasına açıyor ama bazı şeyleri ihmal ettiriyor. Dediğim gibi bazı ortamların içine dahil olduğumdan beri gözlemlediğim ufak detaylar var. Çoğu insan internet üzerinde bir proje geliştirip, onunla yol almak istiyor. Herkes aynı dili konuşuyor aslında. Ben teknik kısımdan anlamadığım için genelde yabancı kalıyorum ama konuştuklarının dilinin birbirine benzer olduğunu anlayabiliyorum. Bu inanılmaz hoşuma gidiyor. Bu kadar araştırmacı, yenilikçi ve rekabetçi insanların olmasına bayılıyorum. Fakat ortada bir yanlışlık olduğunu düşünmüyor değilim. Çünkü insanlar interneti amaç olarak kullanıyorlar gibime geliyor. Yani onlarda internette çok para var abi(!) düşüncesi hakim gibime geliyor. İnternetin bir araç olduğunu yalnız ben mi düşünüyorum yoksa?
İnternet herkesin hayatında olan, ister interaktif ortamlar deyin ister adını sizin koyacağınız başka bir ortam deyin özünde ciddi bir sektör. Yeni dünya düzeninde kesinlikle daha fazla gelişip, insan hayatında çok önemli yeri olacak en önemli sektör… Ancak bu ortam bana göre asla amaç değil. Yani bir iş yaparken amaç internette var olmak değil. Bir iş yaparken, seçeceğiniz işin platformu internet olabilir ki buna da araç derim. Araçla amacı karıştırırsak, internet anlamsız ve sadece para kazanma hayali ile yılların geçirildiği bir alandan öteye gitmez.
İnsanlar artık okula çok fazla önem vermemeye başladı gibi bir izlenimim var. Eğer istemedikleri bir bölümü sadece diploma almak için kullanıp, ben bilgisayar üzerinde kendimi geliştireceğim ve internette projelerle para kazanacağım düşüncesiyle hareket ediliyorsa bu son derece yanlış gibime geliyor. Çünkü bu ortamda kimse yönetim ve planlama vb stratejilerden bahsetmiyor! 100 kişiyi toplasak ve internet konulu bir tartışma yaratacak olsak herkes katılacaktır. Ancak yönetimi işin içine soktuğumuz zaman katılmayı isteyecek insan sayısının çok az olduğunu göreceksiniz. Bu durum bence tehlikenin en ciddi göstergesi.
İnternet çok fazla şeyi değiştirecek olağanüstü bir ortam. Burada önemli işler yapan insanları gördüğümüz zaman yönetim ve planlama stratejilerini ihmal etmediğini görürsünüz. Hedef sadece bir internet sitesi kurmak ve ondan çok para kazanmaksa, internet size güzel zaman geçirtecektir diye düşünüyorum. Ancak hedef bu ortamdan bir iş kolu yaratacak şekilde yararlanmak-araç olarak kullanmak- olursa internetin size zaman geçirtmeden çok daha fazlasını sunacağını düşünüyorum. Bir iş kurduğunuzda yapılması gereken çok sayıda gereklilik vardır. İşi bilen insanlardan yardım almak gerekir. İnternette de herşeyi siz bilemezsiniz herhalde. Bu sektörde kendini geliştiren ve belli başarıları yakalamış insanların varlığını unutmamak gerekir. İnsan ya site yapmayı bilir ya programlamayı ya ona içerik sunmayı ya onun tanıtımını yapmayı ya… Bu uzar gider. Ancak bir insan aklınıza gelebilecek her diğer detayı bilebilir mi? Yani onlar yapıyor ben neden yapmayayım düşüncesi ile ve normale göre zaten düşük olan maliyeti iyice kısacağım diye tek başına her işe sarılırsa ne olur? Onun adı yönetimsizlik ve sonuçta başarısızlık olur.
İnternet çok iyi ve hoş. Ancak bunun ne olduğunu ve girişimciliğin kılıf değiştirmediğini, yalnızca internetin girişimcilere farklı imkanlar sunduğunu anlamayacaklar için de oldukça boş.
Efendim malumunuz öylesine bir yıl geçirdik ki, bitse de kurtulsak der gibi… Ancak beterin beteri vardır söylemi dolayısıyla, yeni yıl için çok büyük beklentilere girmek yanlış olacak. Umudumuzu korumak durumundayız ancak 2009′un bu yıldan daha iyi geçeceğini düşünmek çok doğru değil. En azından içimizdeki acaba sorusu ile bu akşam 2009′u ümitle karşılayacağız.
2008 yılında yaşanan büyük finansal krizin en önemli etkeni, hepinizin bildiği gibi ‘ primler. ‘ Güçlü finansal kurumların tepe yöneticileri, şirketlerin istenilen satış hedeflerine ulaştıkları takdirde, kendilerine verecekleri dudak uçaklatıcı primler nedeniyle riskleri görmezden geldiler. Riskli varlıkları çok sayıda insana paketleyerek sunmalarının karşılığında, riskin azalacağına kendilerini inandırmaları, prim iştahının risk alma iştahının üstüne çıkması ve içlerindeki hayvani duyguları bastıramamış olmaları krizin bu aşamaya gelmesine neden oldu.
Yeni yıldan itibaren şirketler çok büyük prim düzenleme sistemine gidecekler. Bu nedenle yeni yılda, çalıştığınız şirketten prim beklemek yerine, kendi priminizi kendiniz verseniz nasıl olur?
Kriz dönemleri yeni fırsattır derler. Herkes bunu bilir ancak uygulama nasıl gelir? Eğer nokta atışlarla, doğru zamanlamayı tutturup, kendinize her zamankinden fazla yatırım yaparsanız yeni yılda kimsenin veremeyeceği prime konabilirsiniz. Ben her zaman söylerim, özünde en büyük yatırım insana yapılan yatırımdır. Geri dönüş oranı birçok projeden daha kısa olabilir. Elde edeceğiniz kar tamamen size aittir. Alacağınız prim kesintisiz sizindir. Ve kriz dönemi bu primi sağlayabileceğiniz kaçırılmaz bir fırsat olabilir. Yeter ki fikriniz olsun, hevesiniz değil. Fikri, vizyonu ve hayali… Bunları sıkı bir çalışma ve düzenli yol alma ile birleştirebilirseniz 2009 yılı için alacağınız prim gerçekçi ve dudak uçuklatıcı olabilir.
En azından ben öyle yapacağım.
Acısıyla tatlısıyla, stresiyle rahatlıyla, bazen gerginlikten bazen sevinçten ağlatmasıyla, bazı geceler uykusuz bırakıp bazı günlerde rahat uykuya daldırmasıyla koca bir seneyi daha geride bırakıyoruz. 2008 yılında birçok yazı ile sizlerle beraber olmaya çalıştım. 2009 yılında daha farklı ve daha geniş bir yelpaze ile devam edeceğim. Ve 2009 yılında sizlerin karşısına daha farklı ve çok umutlu olduğum projelerle çıkacağım. Bunu başarmak için bugün akşama kadar hala çalışıyor olacağım. Hedefimi hayalimle ve vizyonumla birleştirip, en iyiyi ortaya çıkarmak için gücüm ve zekam el verdiğince çalışacağım.
Peki ya siz? 2009 yılını beraber primlendirmeye ne dersiniz?
Hepinize bütün güzelliklerin yanınızda olduğu harika bir yıl diliyorum. İyi seneler efendim.
Herşey dahil lüks hotellere gittiğiniz zaman açık büfeden sınırsız yiyecek alanlardan mısınız ? Ben hiçbir zaman öyle olmadım ve olmayı da düşünmüyorum. Yiyebildiğim kadar yiyeyim düşüncesinden ziyade ne yemeliyim düşüncesi içerisinde olurum. Çünkü hangi yiyeceğin bana en uygun faydayı bilecek olan yine benim. Çünkü biliyorum ki herşeye birden sahip olamam. Mutlaka bir seçim yapmalıyım ve bu yaptığım seçim benim için en optimum seçim olsun.
İş hayatında da bunun böyle olduğunu düşünüyorum. Herkes bir iş ve proje kapma yarışına devam ediyor. Ne kadar çok proje alırsam o kadar başarılı olurum prensibini benimsiyor. Ancak bu yarış içerisinde, projenin önemini ve büyüklüğünü düşünmüyor. Küçük parçalarla büyüğü yaratabiliriz fikrine inanıyorum ama bu konuda geçerli olduğunu düşünmüyorum. Çünkü size tam uygun olmayan proje veya iş fikri ile ilgilenirken, sizin için daha faydalı olabilecek bir projeyi kaçırma riski taşıyor olursunuz. Günümüz eğer farklılık ve en önemlisi verimlilik çağı ise, her projeye atlamak insanlara başarı kazandırmaz diye düşünüyorum. Verimlilik, karlılığı ve kredibiliteyi arttıracak bir durumdur. Çünkü verimli projeler maddi ve manevi çok fazla değer kazandırır. Yüzlerce proje içerisinden onlarcası iyiyken, bir tanesi sizin için mükemmel olabilir. Ve o mükemmel proje, diğerleri ile uğraşırken kaçırdığınız proje olur genellikle.
Bir şirketin, birçok ihaleye katıldığını düşünelim. Düşünceleri genelde ne olur ? Girdiğim 10 ihaleden 1′ini kazansam benim için kar.(!) Evet, Türkiye’de büyük sermayeli bazı şirketlerin düşüncesi bu. Hatta milyar dolarlık ciroya ulaşan bir şirketin yönetim kurulu başkanı, bu düşünceyi aynen teyit eder konuşma yapmıştı. Biz ihaleler ile yaşıyoruz ve bizim yatırım yapmamız için ihale kazanmamız gerekiyor. Bu yüzden, açılan, bizim iş kolumuza uygun, her ihaleye gireriz. Alabildiklerimiz ise kazancımız olur.
Sizce bu görüş mantıklı mı ? Açılan her ihaleye gireceğim, yani bir olta sallayacağım. Yalnız bazı ihalelerde daha istekli olacağım ve oltanın misinasına koyacağım yem daha fazla olacak. Peki adama sormazlar mı, sen hangi balığı yemeyi istediğini bilecek kadar zeki değil misin diye ?
16 Kasım 2008