EKONOMİ
Bundan böyle hafta içi her gün para ve sermaya piyasalarında yaşanan gelişmeleri Türkiye’nin yeni ekonomi portalı Ekoklinik’te değerlendireceğim.
İlk yayınımla karşınızdayım.
Geçen yıl başladığım, kendimi sorgulama yöntemine bu yıl da devam ediyorum. ‘ 2008’de Ben ‘ başlıklı yazımda, 2008 yılının analizini yapmıştım. 2009 yılı için ise ‘ 2009’da Neredeyim? ‘ diyerek bir olta atmıştım. Yıl biterken, bu oltadan ne kadar balık çekmişiz onu incelemek istiyorum.
- İMKB hisse senetleri piyasasına en büyük ağırlığı vereceğimi söylemiştim. İnsanlar borsadan soğumuş ve korkuyorken, yatırımları arttırmıştım. Endeks Aralık 2008’in son günlerinde 28 bin puan seviyelerindeydi. Bugün yılın son günü öncesi 52 bin seviyesinde. Hisse senetleri ortalama %100+ getiri sağlamış gözüküyor. Özellikle İMKB 30 endeksi hisselerine yatırım yapılması gerekliliğini vurguluyordum. Örnek olarak Garanti Bankası hisselerini gösterirsem ; 31 Aralık 2008 tarihinde 2.60 TL olan hisseler, bugün 6.20 TL seviyelerinden işlem görüyor.
- Hisse senetlerinden sonra altından vazgeçmek zor demiştim. Aşağıda altının ons fiyatının yıllık grafiğini görebilirsiniz. $800 seviyelerinden $1200’e çıkan fiyatları görebiliyoruz. Bu yıl altının getirisi de küçümsenecek gibi durmuyor.
- Emtialarda petrol hisselerinin alınabildiğinden bahsetmiştim. $34 civarında olan fiyatların alım için uygun olduğunu söylemiştim. Aşağıda petrolün yıllık değişim grafiğini görebiliyoruz. Ham petrol bu günlerde $80’a ulaşmış durumda.
- Risksiz olarak bono – tahvil piyasalarının önemini vurgulamıştım. 2009 yılının en çok getiri sağlayan yatırım araçlarında, borsadan sonra ikinci sırada bono getirileri yer aldı.
- Sosyal paylaşım sitesi Friendfeed’de Kasım 2008 tarihinde, krizin etkilerinin en fazla görüldüğü dönemde, faktoring şirketlerinin bu dönem itibariyle önemli olacağını söylemiştim. Garanti Faktoring hisseleri borsada işlem gören bir şirket olduğu için takip altındaydı. Hisseler Kasım 2008’de 1.25 TL fiyat seviyesinden işlem görürken, bu yıl içerisinde 10 TL civarına kadar yükseldi. Aşağıda hissenin yıllık grafiğine ulaşmak mümkün.
2009 yılında iki önemli vurgu yaptım. Birincisi piyasaların işleyiş tarzı ile ilgiliydi. ‘ Piyasalar kara bulutların %90’ınını halkın üstüne attıysa, kalan %10 ile kendisine yetecek parayı kazandırır ‘ demiştim.
İkincisi ise faizlerinde düşmesi ile beraber piyasada enstrüman bazında yolun nereye gideceği ile ilgiliydi. ‘ Ee Şimdi Nereye? ‘ diye sorarak bunu göstermiştim.
Evet… Böylece 2009 yılını kapatmış oluyoruz. Yeni yılda yeni bir yol haritası çizmemiz gerekiyor. Bunu da dilerseniz, yılın ilk günlerinde yapalım.
Herkese sağlıklı bir yıl diliyorum. Nice yılları beraber görüp, piyasaların havasını beraber tatmak dileğiyle, mutlu yıllar efendim.
Yüzüme karşı çok gülünüp, iç karartmakla suçlandığım anlar olmuştur. Sosyal sorumluluk projeleri dışında bir girişim yapılıyorsa bunun ana amacı ‘ kar etmektir.’ Sanırım kimse ömrümden ömür gitsin, para kaybedeyim diye yatırım yapmak istemez. Bir süre kar etmeden sadece yatırımı döndürme dediğimiz olayın karşılanması bile yeterli olabilir. Ancak bunlar için bazı istisnalar haricinde günün koşullarında ve görülenler üzerine yatırım yapmak çok tehlikelidir.
İş dünyası ve girişim üzerine ahkam kesecek değilim. Benim işim piyasalarla. Buradan öğrendiğim ve geliştirdiğim özellik ‘ geleceğe yatırım.’ .Bu sayfada, borsa ile ilgili sürekli aynı cümleyi kuruyorum. Borsa yatırımdır, oynanmaz diyorum.
Borsada yatırım yaparken, aldığım hisselerin sektörüne, uzun vadede neler olabileceğine bakıyorum. Bilançolarında nasıl farklar yaratabilir diye inceliyorum. Ekonomik konjonktürde popüler olabilecek sektör hisselerine yatırım yapmayı tercih ediyorum. Temel analiz yapmamın nedeni de; gelecek ile ilgili tahminlerde bulunup yatırım stratejilerini ona göre ayarlamak…
Örnekler için : ‘ Gübe Hisselerine Dikkat ‘ ve ‘ Faktoring Şirketlerine Dikkat. ‘
Piyasalardan edindiğim bu alışkanlık sayesinde geleceğe odaklanmak konusunda sıkıntı yaşamıyorum. Anlık yaşamak, aslında hayatın her yönü için sıkıntı getirir. Belki ben sahte keyiflerden hoşlanmadığım için böyle bir strateji izliyorum ancak iş dünyasında geleceğe yatırım yapmak çok önemli.
Günümüzde popüler olan ve hızla yayılıp müşteri çeken işlerin, devamlılığı ne kadar olur ona bakmak gerekir. En önemli koşullardan biri sürdürülebilirliktir. Eğer ağzımdan, bu işin geleceği yok ve bir yerde tıkanıp zor duruma sokacak diye bir cümle çıkıyorsa, bir dayanağım vardır. Fizibilite dediğimiz durum her koşulda sağlıklı şekilde yapılmalıdır. Şimdi benim söylediklerime gülenler, işler tersine dönmeye başladığında, benim dediklerime gelince son gülen taraf oluyorum.
Benim işim geleceği planlamak ve geleceğe yatırım yapmak. Bazı insanlar an’ı yaşar ve güne yatırım yaparlar. Ben ise ileriyi düşünüp geleceğe yatırım yaparım. Geleceği planlamak için ise temel analiz koşullarını bilmek ve konjonktürü çeşitli yollardan takip etmek gereklidir.
Ekonomik kriz dinlemeyip, seçim döneminde bütçenin hesapsızca savrulduğundan bahsetmiştim. 2009 yılı için konulan hedeften uzaklaşacağımız aşikardı. Çünkü seçim döneminde yapılan büyük harcamaları, yıl içerisinde vergiler ile karşılarız düşüncesi hakimdi. Aslında bu düşüncenin hakim olabilmesi mantıki şartlarda hiç normal değil. Ancak seçim başka bir şeye benzemediği için, ne olursa olsun denilerek bu durum gerçekleştirildi.
Bütçe açığı 8 ayda %800 artarak 31 milyar 336 milyon TL’ye ulaştı. Geçen yılın ağustos ayında da 6 milyar 10 milyon lira fazla veren bütçe, bu yılın ağustos ayını 1 milyar 525 milyon lira açıkla kapattı.
Ekonomik kriz nedeniyle, vergilerde indirim yapmak zorunda kalınması ile hedeflenen uçuk vergilerin toplanamaması sonucunda, bütçe gelirleri, giderlerini karşılayamayacak duruma geldi. Maastricht Kriterlerinden en önemlilerinden bir tanesi bütçe dengesidir. Hükümet bu yıla kadar bu kriteri çok olumlu bir noktaya çekmişti. Ancak seçim ile beraber ne kriter dinlediler ne de ekonomi! Bu yıl boyunca sünüp giden ve yine dilden dile dolaşan IMF olayının esas ipuçlarını bir dinlesek fena olmaz. IMF iç işlerimize, siyasetimize mi burnunu sokuyor yoksa 8 ayda bütçeyi %800 nasıl arttırdınızın hesabına mı giriyor? Seçimlerden önce IMF ile anlaşma olsaydı bütçeden öyle bir harcama yapabilecek miydiniz?
Elbetteki bu soruların cevapları ortada. Bu nedenle IMF seçim sonrasına bırakıldı. Daha sonra krizi atlatırız diyerek 2009 sonrasına. Evet krizin bir dalgası atlatıldı. Ancak kriz kesinlikle atlatılmadı. Böylesine büyük bir deprem sonrasında, şiddeti o kadar yüksek olmasa da bir artçı şok daha geleceği kaçınılmazdır. Ve biz bu şoka olmaz diyerek gözlerimizi kapatıp, büyük bir bütçe açığı ile girerken, ihtiyacımız olabilecek IMF’i uzak tutmaya devam ediyoruz.
Gelişmekte olan ülkenin, gelişmesi için yatırımlara ihtiyacı vardır. Yatırımlar için anormal olan vergilerin azaltılmasına… Ancak bütçe o kadar açılıyor ki vergi azaltılması değil arttırılması amaçlanıyor. Hadi kriz buna biraz engel oldu ancak kısa süre sonra vergilerde arttırım yapılacak. Bazı yeni vergilerin düzenlemesi yapılıyor olacak. Bütçe, açık değil fazla veriyorken girdiğimiz bu kriz döneminde onu koruyabilseydik, vergilerde düşen oranları sabit tutmaya çalışıp daha da azaltma yoluna giderek büyümeye yol sağlayabilirdik. Ancak hükümet ne yaptı? Seçim, kriz dinlemez diyerek bütçe açığını hesaba katmadı.
Ve son olarak hesaba katılmayan ve başarısızlıklarla sonuçlaran ihalelerden bir örnekle bitireyim. İzmir Limanı ihalesi 2007 yılının mayıs ayında 1 milyar 275 milyon dolar teklifle Global Yatırım Holding konsorsiyumuna verildi. Ancak Liman İş Sendikası ihaleye iptal davası açtılar. Yani kriz öncesi yapılan ve tam zamanında olan bu büyük değerli ihale pek rasyonel olmayan gerekçelerle iptal edildi. Üstünden 30 aya yakın bir süre geçtikten sonra karar açıklandı. Buyrun gelin devir sözleşmesini yapalım diyorlarmış. Global Holding konsorsiyumda yer alan firmaları ikna etmeye uğraşsa da, bu dönemde ihaleye bu koşullarda girmeye sıcak bakmayacaklardır. Girseler dahi daha önceden verilen 1.3 milyarlık fiyatın çok aşağısına ihale verilecektir.
2.5 yıla yakın bir sürede ihaleyi sonuçlandıramayan bir kurumdan bahsediyoruz. Daha önce Ahmet Nazif Zorlu’nun karayolları arazisini satın alması ve yine 2.5 yıla yakın süredir işlem yapamaması… Şimdi de İzmir Limanı… Devletin kasasına girebilecek paraların, uzun yıllar süren karar süreçleri ile engellenmesi.
Sonra bütçe açığımız artıyor ve saldıralım vergilere. Afedersiniz ama bir ülke nasıl büyür acaba?
Son zamanlarda izlediğim en anlamsız reklam olarak adlandırıyorum, ‘ Alın verin, ekonomiye can verin’ sloganlı reklamı. Çok basit ve falso dolu bir reklam olarak görüyorum hatta. Kimse kalkıp amaç şu demeye kalkmasın bence. Bu basit amaçları çoktan aşmış olmamız lazımdı.
Sosyal paylaşım sitesi Friendfeed ‘de 1 Eylül’de şöyle bir post açmıştım. Burada yorumları almak istemiştim. Asıl vurgulamak istediğim noktaya Sevgili Çağlar Erol değinmişti. Yorumunda ; ‘ Ben de Yaman Törüner’le Deniz Hoca’nın fiş vermemesine taktım. Hem istemediği çin malı oyuncağı çocuğun eline tutuşturup parasını al, hem de vergi verme. Nasıl mesaj bu? diyor Çağlar Bey.
Evet nasıl mesaj bu reklam, ben anlamadım. Özellikle oyuncak kısmına takıldım. Bu ay yeğenim yanımıza geliyor diye, oyuncak mağazalarında onun için oyuncak arıyorduk. Baktığımız oyuncak mağazalarında özellikle Çin malı olmayan oyuncaklar arıyorduk ancak bulmak ne mümkün? Bizim oyuncuk mağazalarımızda, yerli malı üretime rastlamak bu kadar zorken, oyuncak alıp ekonomiye nasıl can vereceğiz ? Alışveriş yaparak ekonomiyi kalkındırın mesajı mı veriliyor yoksa kriz var diye harcamaktan kısmayın, korkmayın vurgusu mu? İkisi de verilemiyor bana göre. He bir de sakız alın ekonomiyi canlandırın gibi bir şey söyleniyor. Ben marketten en son sakız almak istediğimde, para üstü olarak verilmeye çalışılmıştı diye hatırlıyorum.
Neyse bunun üstüne bugün bir de yine Friendfeed’de Sevgili Müge Çerman’ın açtığı şu posta dikkat ettim. Buradaki yorumları da dikkatle inceledim. Ve burada bir açıklama yapmak istiyorum.
Ekonomik krizlerde en kötüyü yaşayan genelde alt ve orta(-) gelir grubu düzeyindeki insanlar olmuştur. Bu insanların gelirlerine paralel olarak, harcamalarının kısılması son derece normal. Bu kesimin ekonomiyi canlandırmasını beklemek saçmalıktan öteye gitmez. Çünkü yaşamını sürdürmeye çalışmaya çalışan grubun, ekstra harcamalarla tüketimi canlandırmasının kaldıraç etkisi olamaz. Ekonomiye tüketim anlamında canlılık getirecek kesim orta(+) ve üst gelir grubundaki kişilerdir. Kriz zamanlarında paralarını ortaya çok çıkarmazlar. Çünkü bilirler ki, zorda kalan firmalar belli indirimlere gideceklerdir. Burada da alınmak istenilen, ihtiyaç ve ihtiyaç dışı olsa da lükse girecek ürünlerin tüketimine yönelirler. Normal zamanda 2x fiyata alacağı ürünü, x fiyata almak onlar için fırsattır. İşte bunlar kriz döneminde, krizden sınırlı etkilenen kişiler tarafından ekonomiyi uyarıcı etki yapar.
Ekonomilerde tüketimin önemine karşı değilim. Bunun göstermelik ve faydasız şekilde kullanılmasına karşıyım. Sakızla, gülle, oyuncakla ekonomi canlanmaz. Otomotiv sektöründe yapılan ötv indiriminde, beyaz eşya vergi indirimlerinde ortaya çıkan sonuçlar ortada. Eğer ekonomiyi canlandırmak istiyorsak, üretime teşvik etmek gereklidir en başta. Üretime teşvik için de insanı yatırımdan soğutan vergiler üzerinde ayarlamalar gereklidir. Bunlar yapıldığı takdirde ve tüketime sunulan malların fiyatlarına yansıtılması sağlandığı takdirde tüketim de bununla beraber artar.
Son cümle ile bitireyim ; ‘ Ekonomiye can vermek için, önce nefes almayı öğrenmek gerekir. ‘
Efendim dün malumunuz Türk ekonomisinin ilk çeyrek büyüme rakamları açıklandı. İlk çeyrekte %13.8 gibi rekor bir daralma yaşamışız. Bu oranlarla beraber ilk üç içine girmeyi başarmışız. Bu rakamlara sürpriz diyen kişileri pek anlamıyorum, kusura bakmasınlar.
Çarşambanın gelişi perşembeden bellidir derler. Mart ayında ‘ Sanayi Üretemiyor ‘ başlıklı bir yazı yazmıştım. Ocak ayında sanayi üretimi %24’e yakın bir düşüş göstermişti. Ki bu ilk aydı ve önümüzdeki aylarda bu küçülmenin artarak devam edeceğini beklemek gayet normaldi. Bununla beraber özellikle Almanya ekonomisindeki sanayi üretim rakamlarını takip ettim. Almanya’dan gelen veriler de iç açıcı değildi. İş hacmimizin en yoğun ülkeden gelen olumsuz verileri, ülkemizdeki sanayi üretim ve kapasite kullanım oranlarını değerlendirdiğimizde çift haneli küçülme yaşayacağımıza kesin gözüyle bakıyordum. En önemli iş kolumuz otomotiv ve otomotivin dolaylı olarak bağlı olduğu türev sektörlerde yaşanan durma, ilk üç ayda bu oranların çıkmasına garanti gözüyle bakmamı sağladı.
Piyasaları yakından takip eden ve sadece gazetelerde geç kalmış gündeme göre yorum yapmayan ekonomistler bu gerçeği biliyorlarmışlardır. Hadi halk bunu gecikmeli yaşıyor onu anlarım da bazı ekonomistlerin bu verilere şaşırmasını anlamıyorum. Piyasalar kasım-aralık aylarında bu günleri fiyatladılar. Borsa endeksinin tarihi dip seviyelerine yaklaşmasının altında yatan nedenler, yeni yılda reel ekonomide meydana gelecek büyük düşüş idi. Piyasa ilk çeyreği kasım gibi fiyatladı. Marttan sonra başlayan yükseliş trendinin mayıs ayında artarak devam etme nedeni ise ikinci çeyrekte bu daralmanın hız keseceğinin göstergesi. Çünkü hükümetin kdv-ötv indirimi ile az da olsa olaya müdahale etmesi ile stoklar eridi. İş gücünün azaltılması, maliyetleri azaltıcı politikalarla yeni dönemdeki üretim stratejilerinin oluşması ile çark yavaş yavaş dönmeye başlayacaktır. Bu ikinci çeyrekten itibaren, küçülmedeki oranın biraz azalması ile belli olacaktır.
Dediğim gibi halkın bu durumu yeni abartmasını anlarım. Yılın ilk üç ayındaki reel ekonomi daralmasından bahsediyoruz. Bunu haziran ayının sonunda görüyorlar. Başbakanın kriz teğet geçti sözünün şimdi kullanılacağını da anlarım. Ama bunların hepsi saçmalıktan ibaret. Yanlış şekilde hükümeti eleştiri yöntemi. Çünkü bizim ülkemizin finansal sistemi güçlü. Küçülmeyi her ülke yaşıyor. ( Çin-Hindistan hariç.) Küçülmede ilk üç sırayı paylaştığımız ülkelerden Letonya ve Estonya hayatta kalma mücadelesi veriyorlar. Doğu Avrupa krizine neden olacaklardı az kalsın. Bizim ise bankalarımız ilk çeyrekte kar patlaması yaşadılar. Her zaman söylüyorum, ülkeleri büyüme rakamları değil finansal açıklar batırır. Büyüme olmadan ülkeler bir şekilde ayakta kalır. Japonya bu sıkıntıyı en fazla yaşayan ülkedir. Dikkat ederseniz 2001’de bile bu kadar küçülme yaşamadık diyorlar. O zaman reel ekonomi krizi yoktu. Finansal kriz yaşıyorduk. Global değil, içimizde yaşıyorduk. Şimdi global kriz var, dünya küçülüyor, finansal kriz de bununla beraber yaşanıyor. Biz buna rağmen finansal anlamda güçlüyüz.
Reel anlamda Almanya bir küçülürse, biz iki küçülürüz derim. Şans eseri tam 2 kat olmuş. Almanya’nın %6.9 küçüldüğünü göz ardı etmeyin derim. Tekrar söylemek istiyorum, reel ekonomide yaşanan sıkıntı elbette önemlidir. Ancak finansal sistemde yaşanan sıkıntıda olduğu gibi iflasa sürüklemez. Ben hükümeti uzun zamandır eleştiriyorum. ‘ Hükümet Büyük Bir Yalan ‘ ve ‘ Büyümeyi Analiz Edebilmek ‘ başlıklı yazılarımda gerçekleri hep söylemeye çalıştım. Şimdi ise bu rakamları görüp eleştiri yapmak sadece gülüp geçirtir.
Ve iddia ediyorum, eğer bu büyüme rakamları olumlu kullanılır ve hata anlaşılırsa… Büyüme stratejisi değiştirilip, bu küçülmedeki sıkıntı çekilmeyi göze alınıp kısa vadeli değil, uzun vadeyi kurtaracak önlemler alınırsa ‘ Nur Top Gibi ‘ başlıklı yazımda yazdıklarımın gerçek olacağını düşünüyorum. Ve çok rica ediyorum, aklı başında insanlar lütfen saçma yöntemlerle eleştiriye gitmesin. Bu inanın ki hükümetin ekmeğine yağ sürüyor!
Geçenlerde Roubini, Krugman, ve Stiglitz gibi ekonomistlerin sadece Türkiye’de uzman diye nitelendirilen insanlar olduğundan bahseden bir yazı okudum. Bu kişilerin hangilerinin ceplerindeki üç kuruştan daha fazlasini yönettiği soruluyordu.
Roubini, krizi önceden gördüğünü söyleyen ve son zamanlarda meşhur olup, adı kahine çıkan bir adam. Bu tamamen medyatiklik durumu. Çünkü aklı başında her ekonomist, böyle bir krizin çıkacağını biliyordu. Roubini, krizin olacağını önceden görmesine rağmen, yatırımlarını borsa endeks fonu üzerinde yapıp, yatırımlarından ciddi zarar etmiş. Yani kriz olacak demesine rağmen, vadeli olarak borsa endeksleri fonunda parasını değerlendirme yolunu seçmiş.
Burada anlatmak istediğim nokta, ekonomistlikteki ince çizgi. Herşeyi tahmin edip, söyleyebilirsiniz. Ahkam kesebilirsiniz. Şöyle olacak, böyle olacak diye atıp tutabilirsiniz. Mantık onu söyler, doğrudur. Ancak zamanını bilmeniz çok zordur. Ekonomi, hep söylediğim gibi, bana göre beklenti bilimidir. Fi zamanda şöyle olacak… Bunu diyebilirsiniz. Haklısınızdır. Ama o fi zaman, ne zamandır bunu bilen kahindir. Ancak sadece tahmini söyleyen kahin değildir. Roubini de kahin değildir. O sadece bu krizin geleceğini tahmin eden sayısız ekonomistlerden birisidir.
26 Mayıs 2007′de ‘ Globalleşen Ekonomi Panikte ‘ yazısını yazmışım. 9 Ocak’ta ‘ Piyasalardan Çekilme Vakti mi ? ‘ diye yazmışım. ( Daha fazlası için ‘ Ekonomi ve Finans ‘ kategorilerine göz atabilirsiniz. ) Bir ekonomist için, bu durumun olacağını önceden tahmin etmek çok zor olmamalı. Ancak bir ekonomistin, finans yönü kuvvetli olacak diye bir şey de söz konusu değil. Çünkü reel ekonomi ile finansal piyasalar çok farklıdır. Reel ekonomi ile piyasa ekonomisi farkını da bu yazımda anlatmaya çalışmıştım.
Sonuç olarak ; ekonomistler beklentiler üzerinden tahmini konuşurlar. Piyasa oyuncular ise an üzerinde işlem yaparlar. Reel ekonomiyi piyasalar üzerinden takip etmek ne kadar yanlışsa, hedge fon oyuncularını ekonomistlerle kıyaslamak da o kadar yanlıştır.
Türk halkının yıllardır alışık olduğu, faize yatırım stratejisi bitmek üzere. Dünyanın en yüksek faizini veren ülkelerden biri olan Türkiye, son dönemdeki faiz indirimleri ile bu liderliğini bıraktı. Merkez Bankası’nın son indirimleri ile faizler çift hanenin altına iniyor.
İnsanlar birikimlerini hiç düşünmeden faize yatırıyorlardı. Gerçekten en yüksek ve risksiz getiriyi elde ediyorlardı. Yabancı yatırımcı için de durum böyleydi. Yabancılar, dövizlerini bozdurup, türk parası ile faize yatırım yapıp, daha sonra yine dövizlerine kavuşup zengin olup gidiyorlardı. Bizde böyle suni sıcak para çekiyorduk.
İşte bu devrin sonuna gelindi. Artık öyle faizden para kazanma, daha doğrusu yüksek para kazanma devri kapandı. İnsanlar artık varlıklarını değerlendirmek istiyorlarsa, faiz alternatifinin yerine başka enstrümanları da düşünmek zorunda kalacaklar. En azından bunu değerlendirmek isteyecekler. Bunun için de finansal danışman ile çalışmak istemiyorlarsa, ekonomiyi ve piyasaları daha yakından takip etmeleri gerekecek…
Gelelim bu işin reel etkisine. Faizler yatırımlar için kağıt üstünde gibi dursa da ciddi bir etken. Yatırımcı, faiz oranın yüksekliğini gördüğünde, ben o parayı faize koysam getirim daha iyi olur diye düşünerek, risk kategorisinde ‘ B ‘ sınıfında yer alan yatırımlarda daha isteksiz davranabiliyor. Faizlerin yatırım yapılabilir noktaya gelmesi reel yatırımlar için itici etken olacaktır.
Son olarak bir de bankalar, düşen faizleri kredi vb. oranlara yansıtmayı başarırlarsa, ekonomi için ciddi bir adım atılmış olacak. Her zaman söylüyordum… Türkiye gücünü kullanabilirse çok başarılı noktalara gelir. Bu gücün farkında olmak şart. Radikal kararlarla bazı riskleri alıp, getir-götür sermaye ülkesi konumumuzdan vazgeçersek, liderliğe oynayabiliriz.
Dünya, Meksika’da başlayan ve Amerika’ya da sıçrayan domuz gribi korkusunu yaşıyor. Bunun Avrupa’da da bazı insanlarda görüldüğünün düşünülmesi endişeleri artırıyor. Dünya Sağlık Örgütü ( WHO ) SARS tehlikesinden sonra yaşanan ikinci en ciddi salgına karşı hazırlıklı olunması gerektiğini söylüyor.
İşte bu bilgiler ışığında, domuz gribi ekonomileri nasıl etkileyecek? Dünya piyasaları bu beklentiler üzerine işlemleri gerçekleştirmeye başladı. Gerçi Amerikan borsası, domuz gribi beklentisini biraz rafa kaldırarak, bankalardan gelen iyi haberleri fiyatlasada, bu olumsuz gelişme kar satışları için neden olup, düşüşleri arttıracaktır.
Seyahatlerin yavaşlayacağına dair beklenti, turizm şirketleri hisselerinin dünya piyasalarında taban yapmasına neden oldu. Aynı şekilde havayolu şirketlerinin hisseleri de yüksek değer kaybı yaşadı. İlaç üreticisi, maske üreticisi vb şirketlerin hisseleri ise tavan fiyatlara ulaşıyor. Spesifik olarak bakmayacak olursak, genel anlamda ise piyasalar domuz gribi tehlikesinin ekonomileri etkileyeceğini düşünüyor. Bu nedenle borsalar düşüş eğilimine giriyor.
Hatırlamakta yarar var ki, SARS salgınının maliyeti $40 milyar’ı bulmuştu. Tüketimin azalması ve turizm gelirlerinin azalması ile beraber, zaten zorda olan küresel ekonomiler için ciddi bir tehlike olarak görülen domuz gribi, piyasaları derinden sarsabilir. Salgının küresel çapta büyümesi ciddi bir maliyet yaratacağı için, kriz döneminde düzelmeye çalışan ekonomilere ikinci bir darbe indirecektir. Avrupa ve Dünya borsaları bu beklentileri satın alarak, düşüş eğilimine girdiler. Daralan ekonomiler, bu salgının gelirleri etkilemesi ile beraber küçülme oranlarını arttırabilirler. Bu nedenle domuz gribi eğer salgın boyutunu arttırırsa ekonomileri daha zor günler bekliyor olacaktır.
Dünyada kabul edilmesi gereken bir gerçek var bana göre. Reel ekonomi ve piyasa ekonomisi ayrımı. Benim piyasa ekonomisinden kastım, finansal araçlara bağlı olarak şekillenen ekonomi. Dünya ciddi bir kriz yaşıyor ve bir süre daha yaşamaya devam edecek. Tahmini olarak kriz şu zamanda biter söylemleri var. Ancak bunu kestirmek çok zor. İşte burada bir nokta karşımıza geliyor. Dilerseniz onu biraz inceleyelim.
Son aylarda piyasalara baktığınız zaman iyimserlik görürsünüz. Dünyada altın vb emtialar yükseliş eğilimini düşüş yönüne bırakırken, borsalar tam tersini uyguluyor. Ülkemiz için IMF anlaşması spesifik öznesini bırakırsak, tüm dünyada yüklem aynı. Yükselmek! Peki ya tümleç nerede?
Benim bir cümleden anladığım özne-tümleç-yüklemdir. Öznemiz var, yüklemimiz var. Ancak bu yükselişi, kriz bitiyor söylemine bağlamak ne kadar doğru? İşte burada devreye piyasa ekonomisi giriyor ve eksik kalan tümlecin yerini alıyor. Tahmin diyor ki;
Bankalar 2009 ilk çeyreğinde zararlarını azaltıyor bazıları kara geçiyor. Şirketler krizin ilk şiddetli etkisini atlatmış ve uyguladıkları kriz politikaları ile yapılanma süreçlerine girmiş, buradan da sağlıklı sonuç almaya başlayacaklar. Krizin kaynağı finansal sektör olduğu için, kriz reel sektöre yansımış olsa da çıkışın ilk sinyali yine finansal sektörden gelecek. Bankalar şiddetli sarsıntıyı atlattıysa sorun yok. ( Son gelen Goldman, JP Morgan bilançoları da buna sinyal veriyor. ) Hele bir de temettü dağıtma planları yok mu, tam gaz veriyor. Demek ki krizin etkileri yavaşlamaya başlamış. Kriz 2009′da bitmez belki ama artık krizin bitme beklentisini satın alma vakti gelmiş diyorlar. En azından krizin etkilerinin yavaşlama psikolojisi. İşte buna piyasa ekonomisi diyoruz.
Reel kesim ise krizin etkilerini gayet sıcak şekilde ve artarak hissediyor. İşsizlik, büyüme oranları vb göstergeler ters orantılı olarak işlemeye devam ediyor, edecek. Konut fiyatlarında bir iyileşme söz konusu değil. İşte bu da reel ekonomi.
İşte reel ekonomi ile piyasa ekonomisi ters mantıkta işler. Benim her zaman bahsettiğim beklenti psikolojisi burada devreye girer. Ve unutmamak gerekir ki dünyada ciddi değer yaratılan bir finansal sistem var. Eğer bu psikoloji devreye girmezse, düzelecek bir reel ekonomi de kalmaz. O nedenle piyasa ekonomisinin çalışması gayet doğal gözüküyor. Ancak! Küçük yatırımcılar burada çok dikkatli olmalı. Çünkü bu yükseliş kalıcı bir yükseliş olamaz. Belli bir noktaya kadar gideceği ortada. Arada geri dönüşler yapıp, güç toplanıp üst seviyeler test edilebilir. Ancak bu çıkışın, mutlak surette reel ekonomiye bağlanacak inişi olacak. O nedenle uzun vadeli pozisyonlar harici tradeler çok iyi ayarlanmalı.
Sonuç olarak kriz bitmedi. Bu kadar kısa sürede bitmesi mümkün değil. Ancak finansal sektör üzerinde şiddeti eskiye oranla azaldı. Ancak alınan önlemlerin bir süre sonra reel ekonomiye olumsuz etkiler yapacağı aşikar. Bu olumsuz etkilerle birlikte reel ekonominin düzlüğe çıkmasının çok uzun yıllar alacağını düşünüyorum. Ancak finansal sistem dünya üzerinde çok büyük değer halinde ve çok fazla şeyle bağlantılı. O nedenle piyasa ekonomisinin işlemesi çok önemli.
Son söz Okan Bayülgen’e. Borsacı değilim ve o tabirden hiç hoşlanmam. Ancak ‘ ekonomiyi emen kene ‘ derken biraz daha düşünmek gerekli. Dünyadaki likiditeye çok ciddi oranda değer katan bir sektörden bahsediyoruz. Burada suçlu aranacaksa, bu extra değeri katan finansal sektör oyuncularının yanına, bilgisizlikleri ile bu balona aç kurt gibi dalan reel sektör oyuncularını da katmak gerekir. Ortaya günah keçisi olarak ‘ borsacıları ‘ atmak ancak ve ancak bağırarak kral olmayı alışkanlık edinenlerin yapabileceği bir davranıştır. Ve bunlar yalnızca ‘ disko kralı ‘ olur. Eğer bazıları entellektüel kimliği ile istediği yerde istediğine atıp tutabilecek olsaydı, bu ülkede o kişiden çok daha fazla entellektüel insan vardı. Demek ki çok konuşmak için ‘ paranın ‘ gücü olması gerekiyormuş. Kendisi son yıllarda bu gücü elde edebildiğine göre, o şanslı döneminde finansal sektörün payı olduğunu unutmasın.

