EKONOMİ

2nd Ocak
2009
Yazar : Dincer

Yeni yılın ilk gününde, Rusya ilk bombayı patlattı. Sürekli atıştığı ve aralarındaki siyasi gerilim nedeniyle ‘gaz’ tehditini sürdürdüğü Ukrayna’ya, doğal gaz ihracatını kestiğini açıkladı. Ukrayna’ya doğal gaz sağlayan Rus devi Gazprom, borçlar nedeniyle doğal gazı kestiğini söyledi.

Ukrayna, Rusya’ya olan borçlarını ödediğini savunurken, Rusya bunu reddediyordu. İki ülke 2009 yılı için gaz fiyatlarını belirleme konusunda da anlaşamadılar. Gazprom’un Başkan Yardımcısı Alexander Medvedev, bu uyarılarının ardından Ukrayna’nın ülkeden geçen boru hatlarından, Avrupa’ya gidecek doğalgaza el koyma tehdidinde bulunduğunu iddia etmişti. Ancak Ukrayna, gaz sevkiyatının kesilmesinin Avrupa’ya Ukrayna üzerinden taşınan gazı etkilemeyeceği güvencesini de verdi.

Ukrayna, Gazprom’a $1.5 mLr civarında bir ödeme yaptıklarını söylerken, Ruslar ise gecikme faizleri ile beraber ödenecek paranın $2 mLr dolayında olduğunu iddia ediyor. Daha açık ifadeyle, Medvedev Ukrayna’nın parayı ödemeye başladığını kabul ederek, ödeme planı üzerinde 2009 yılına ilişkin anlaşma sağlanamaması nedeniyle, Ukrayna’ya doğal gaz ihracatı yapmalarının mümkün olmadığını söylemeye çalışıyor.

Ancak Ukrayna stratejik konumu nedeniyle, Rusya’dan Avrupa’ya sağlanan doğal gaz ihracatının kritik bölgesi durumunda. Yani gazın, Ukrayna’dan geçmeden Avrupa’ya ulaşması sıkıntılı. Şimdi Ukrayna’nın gaz boruları kapatıldı ve Avrupa’ya geçişte nasıl bir süreç izlenecek bu merak ediliyor. Bu korku nedeniyle petrol fiyatları yeni yılın ilk gününde %14′lük bir artışla $44′a kadar yükseldi. Peki yılı Rus borsasında da büyük değer kaybı ile kapatan Gazprom, yeni yıl öncesi dünyayı tehdit mi etti?

       gazp   gazpr

Yukarıdaki grafiklerden solda olan Gazprom şirketinin Rusya MICEX endeksindeki yıllık değişim oranı. Sağda gördüğünüz ise RTS endeksindeki yıllık bazda değişimi. Gazprom hisseleri petrol fiyatlarının tarihi zirve yaptığı dönemlerde, tavan fiyatlardan işlem görüyordu. MICEX endeksinde ağustos ayında $400 civarlarında seyreden hisseler, petrolün düşmesinin ardından $100′a kadar gerilemiş durumda. Dünyanın bir numaralı gaz üretim ve dağıtım şirketi Gazprom’un gelirleri de yılın son aylarında azalmaya başladı.

Rusya’nın petrol ve gaz ihracatcısı olması, gelirlerinin en önemli bölümünü bu ihracatın oluşturması ve petrol fiyatlarındaki düşüşle beraber rublenin yabancı para birimleri karşısında sürekli değer yitirmesi ile ihracattan kazanılan yüksek miktar döviz rezervinin devalüasyon sonucu erimesi karşısında zor durumda kalan Rusya hükümeti, petrol kozunu her şekilde oynayacaktır.

Petrol yüksek fiyatlarda seyrederken kriz dönemini akıl almaz rezerv miktarlarına ulaşarak geçtiğini düşünen Rusya, krizin dolar üzerindeki etkisinin hissedilmesi ile beraber parasının değerini koruma telaşına düştü. Ruble’nin sürekli devalüe edilme çalışmasında, yüksek petrol fiyatı döneminde elde edilen rezervler kullanıldı. Ancak o kadar sık devalüe oldu ki, rezervlerde bir şekilde eridi. Sonrasında ise petrol fiyatları hızla düşünce, Rusya’yı korku sardı. Aynı şey Rus şirketleri için de geçerli oldu. Borsada piyasa değerleri hızla eriyen şirketler, gelirlerinin azalması ve ihracat olanaklarının durması nedeniyle sıkıntıya düştüler. Ve Ruslar anladılar ki onların zenginliklerinin tek kaynağı enerji. Eğer enerji olmazsa, Rusya’da zengin ve güçlü patron olması imkansız.

Bu nedenle Gazprom şirketi başta olmak üzere tüm Ruslar, petrol fiyatları üzerinde 2009 yılında büyük baskı kuracaklar. Petrol fiyatının bu seviyede olmasını istemedikleri için tehditlere başlayacaklar. Ukrayna’ya yaptıkları bu gaz tehditi bence bir başlangıç. Sürecin iyi takip edilmesi ve Rusya’nın ne yapmaya çalıştığının analiz edilmesi çok önemli diye düşünüyorum.

25th Aralık
2008
Yazar : Dincer

Bu blogu kurma amacımı her fırsatta dile getirmeye çalışıyorum. Belirli tarihlerde yazdığım yazılarımın ve beklentilerimin sonucunu görmek, kendime hata yaptığım alanları göstermeye çalışmak ve ne kadar doğru tesbit-beklenti yapabiliyorum onu görmek amacıyla bu siteyi oluşturdum.

Bir yılı daha geride bırakıyoruz. Bu yıl içerisinde neler olmuş, neler bitmiş hep sizinle paylaşmaya çalıştım. Bugün ise kendi analizimi yapmak istiyorum. Bakalım bu yıl ne derece başarılı tahminlerde bulunmuşum.

 

  1. 2007 yılının son döneminde ‘ Gübre Hisselerine Dikkat ‘ diyerek, 2008 yılı için nokta atışı yapmıştım. Gıda fiyatlarında yaşanan yükselişlerin hızlandığı bir dönem geçiriyorduk. Petrol ve doğalgaz fiyatlarında da yükselişlerin olması ile beraber, tarımda gübre olarak kullanılan kimyasal unsurların fiyatlarının artacağını ve dolayısıyla gübre fiyatlarının da artacağını söylemiştim. Sonuç olarak gübre hisselerinin yatırım amacıyla değer bulabileceğini söylemiştim.

        Peki ne oldu? Gübre şirketleri tarihi kar rakamlarına ulaştılar. Bundan hisseleri de nasibini aldılar. 18 Aralık 2007 tarihinde Gübre Fabrikaları, Bagfas ve Ege Gübre hisselerinin fiyatlarını yazmıştım. Aşağıya 3 hisse senedinin yıllık grafiklerini koyuyorum. Neler olmuş bir bakalım.

     gubrf             eggub

                                                    bagfs

Resimleri büyülttüğünüzde, yazının yazılış tarihi olan 12 Aralık’tan sonrasındaki fiyatlarını ve yıl içerisinde ulaştıkları fiyatları görebileceksiniz. Sanırım daha fazla üstünde konuşmaya gerek yok.

 

  • Yine 2007 yılının son döneminde ‘ Dolara Dikkatli Yatırım Zamanı ‘ diyerek, 2008 yılı için getiri sağlayabilecek yatırım aracından bahsetmiştim. Piyasaların kötüleşmesi ve geliyorum diyen kriz ışığında, krizin kaynağı olan ülkenin para biriminin ilginç olsa da değerleneceğini o yazımda söylemiştim. 1.15 seviyelerinin alım için ideal olduğunu dile getirmiştim. Aşağıya doların bir yıllık grafiğini koyuyorum.

                          dolar 

Grafikten görülebileceği gibi dolar yıl içerisinde en çok getiriyi sağlayan yatırım aracı oldu.

 

  • Yeni yılın ilk günlerinde, 2008 yılının piyasalar açısından iyi bir yıl olmayacağını söylemiştim. Bunu da ‘ Piyasalardan Çekilme Vakti mi? ‘ diyerek anlatmaya çalışmıştım.

                           imkb

Grafikten görebildiğiniz gibi, yıl içerisinde borsada kalmak yatırımcıları ciddi zarara uğrattı. 2008 yılı için, hisse senedi piyasalarının her zamankinden daha riskli olduğu söylemim ışığında, hisselerin yarıdan fazla değer kaybettiğini gördük.

 

  1. 3 Ocak 2008 tarihinde ‘ Altına Hücum ‘ yazısını yazarak, yatırımcıların hızla yükseleceği söylenen altın ve petrole ciddi yatırım yapmamaları konusunda uyarmaya çalışmıştım. Emtia fiyatlarındaki yükselişlerin, balon etkisi ile şiştiğini ve bunun da patlamasının şiddetli olacağını söylemiştim.

 altin  petrol 

Soldaki grafikte altın fiyatlarının yıllık değişimini görüyoruz. Sağda ise petrolün… Altın fiyatları, krizin en sert döneminde tarihi zirve olan $1000′a yaklaşamadı. Petrol ise benim tahminlerimden çok daha fazla spekülatif hareket ile $100′ı aştı. Ancak sonuç olarak, oradan hala emtia alan yatırımcı ciddi zarar etti. Özellikle petrol, birçok hedge fonu ve yatırımcıyı iflasın eşiğine kadar getirdi.

 

Evet… 2008 yılı için beklentilerim ve tahminlerim bu yönde olmuş. Sonuçları ise yukarıda gördüğünüz gibi. Umarım 2009 yılında, kendime kattığım ekstra özellikler sayesinde tahminlerimi genişletebilir ve daha fazla alanla ilgili beklentilerimi sunabilirim.

16th Aralık
2008
Yazar : Dincer

Dün kendi danışmanınız olun diye bir yazı yazmıştım. Burada, taksitlendirmenin avantajlı olabileceğini söylemiştim. Onu yazarken, bugünkü yazıma hazırlık yapmıştım aslında. Çünkü gıda perakende sektöründe bulunan firmaların, en büyük kazançları taksitlerden kaynaklanıyor.

Gıda perakende sektörü firmaları, aldıkları malları toptan ve taksitli olarak alıyorlar. Satışlarını ise nakit olarak yapıyorlar. Yani öderken taksitle ödeme yaparken, gelirlerini nakit olarak kasalarına koyuyorlar. Bu sayede bu şirketlerin gücü artıyor. Çünkü gelen nakit paraları finansal enstrümanlarla değerlendiriyorlar. Yıllık bazda %20 civarında faiz veren ülkemiz, gıda perakendecileri için bulunmaz bir nimet. Taksitle ödeme yapacakları için, gelen nakit paraları yatırım araçlarında değerlendirerek kar elde etmeye çalışıyorlar.

Bu nedenle birçok gıda perakende şirketinin nasıl güçlendiğini anlayabilirsiniz. Halkın en temel ihtiyacı gıda ürünleridir. Kriz dönemlerinde dahi vazgeçilmeyecek ve en az kaybın yaşanacağı sektör gıda sektörüdür. Bu şirketler, halkın kopmaması için indirim günlerini ve oranlarını arttırdılar. Bunu yapmaları da çok kolay. Karlarından biraz fedakarlık ederek bu işi yapabilirler. Çünkü toptan alımlardaki fiyat avantajı ve taksitli ödeme koşulları, bu firmaların indirimli mal satmasını kolaylaştırıyor. İndirimli olarak verdiğim üründeki kar kaybımı, gelen nakit parayı değerlendireceğim yatırım aracında çıkartabilirim düşüncesine hakimler. Bu da ellerine büyük bir koz veriyor.

Bilançoları incelediğiniz zaman, esas faaliyet dışı gelirlerin en yüksek olduğu sektörlerden biri gıda perakende sektörüdür. Bilançosunda esas faaliyet geliri önemli bir yer tutar çünkü taksitli alımlar, gelen nakit parayla yatırım aracında değerlendirilmeye olanak sağlar.

İçinde bulunduğumuz kriz döneminden en az hasarla çıkacak olan bu sektörün oyuncuları, paraları riskli enstrümanlarda az değerlendiriyorlarsa, sıkıntı çekmezler. Ancak onlarda güzel paranın kokusu ile açılmışlarsa sıkıntı yaşayabilirler. Dünyada Wal-Mart, Türkiye’de ise Migros yılı sorunsuz atlatacak gibi gözüküyor.

16 Aralık 2008

14th Aralık
2008
Yazar : Dincer

Amerikan otomotiv sektörü yıllardır zor durumda. Aslına bakarsanız, bu şirketler gelişime ve değişime ayak uyduramayan dünyanın en büyük otomotiv şirketleri. Devlet yardımları ile ayakta duran, her sorunda destek istemekten utanmayan kuruluşlar. Öyle ki bunun herkes farkında ve bu dönemde artık yardım etme istekleri yok. Çünkü biliyorlar ki, şimdi yardım edilse bunlar 2 yıl sonra yine sorunlarla boğuşmaya devam edecekler.

Fakat hükümetin farkında olduğu nokta farklı. Eğer bu büyüklerin iflasına izin verilirse, piyasa ciddi yara alacak. Otomotiv sektörü, yan sanayisinin de çok yüksek olduğu bir sektör olduğu için, ekonomik durgunluk döneminde büyük darbe yaratacak. Bu nedenle bu şirketlerin iflasının, seçenek dahilinde olmadığı açıklandı.

 

chart_detroit_downfall_sales  chart_detroit_downfall_stocks

 

Yukarıdaki grafiklerden solda olanda, GM - Ford ve Chrysler’ in satış oranlarındaki değişimi görüyoruz. Lider General Motors, 350 binli satış rakamlarından 200 bine gerilemiş durumda. Ford 250 binden 150 bine, Chrysler ise 250 binli rakamlardan 100 bine gerilemiş durumda. Bu satış rakamları, aralık 2007 yılı ile kasım 2008 yılını kapsıyor. Yani, bu dönemde petrol fiyatlarının rekor seviyelere tırmanışının başladığını görebilirsiniz. Amerika’da petrolün galonu $1′ın altında seyrediyorken, petroldeki yükselişlerle galonunun $4′a çıktığını gördük.

Bu büyük şirketlerinin ürettiği otomobillerinin motor hacimleri ise 2500 cc’nin üzerinde. Zaten Amerika’da 2000 cc motorun altında araba bulmak imkansız. 4000-4500 cc hacimli arabalar üreten bu şirketlerin, petrol fiyatlarındaki artış karşısında, düşük motorlu araçlar tercih etmeye başlayan halkın değişimini görememesi çok ilginç. Motor hacmi ile silindir sayısının da çokluğu bu arabaların daha fazla benzin yakmasına neden oluyor.

Ekonomik durgunluğun yaşandığı dönemde zaten araba satışlarının yavaşlayacağı aşikarken, halkın yakıt tüketiminde bilinçlenmesi ile iyice zor durumda kalacaklar. Artık petrol ucuzlasa dahi, az benzin yakın araçların tercih edilecek olması, çevreye etkisi karşısında bilinçlendirme çalışmalarının yapılması, üç büyük otomotiv şirketini zorlayacak. Bu şirketlere yapılacak maddi yardımın yanı sıra, CEO değişiklikleri de gündemde olabilr.

 

finteract-chart-pop.img interact-chart-pop.img

 

Yukarıdaki grafiklerde ise GM ve Ford hisselerindeki yıllık değişimi görüyorsunuz. Ford hisseleri, 2008 yılı içerisinde $9 seviyesine kadar çıkmışken, son kapanışını $3.04 ‘den yaptı. GM ise yatırımcısına, Ford’a oranla daha fazla zarar ettirdi. Bu yıl içerisinde $30 seviyelerinde olan General Motors hisseleri, son kapanışını $3.94′ den yaptı.

Otomotiv sektöründe yatırım yapan yatırımcılar için çok kötü bir yıl oldu. Ancak her zaman söylediğim gibi, traderler yatırım yaparken, yatırım yaptığı sektörün herşeyini incelemeleri gerekir. İleride neler olabileceğini öngörerek, yatırımları şekillendirmeliler. Ekonomik durgunluğun olacağını önceden beklemeyen, bu durgunluktan otomotiv sektörünün en fazla etkileneceği düşünmeyen, artan petrol fiyatlarının neleri vuracağını göremeyen yatırımcılar bu senenin en fazla para kaybeden yatırımcıları oldular.

12th Aralık
2008
Yazar : Dincer

Global ekonomiler hızla daralacakları sürece girdiler. Euro Bölgesi, Japonya ve Amerika, ekonomik daralma ile mücadele edecekler. Ben uzun zamandır bahsediyorum ki, korkulan bence resesyon değil. Çünkü resesyon artık sadece ağza sakız bir kelime. Ekonomilerin iki çeyrek daralacağı aşikar. Esas korku ve sorun, depresyon durumu. Yani ekonomilerin iki çeyrekten daha fazla daralması. Eğer ekonomik yavaşlama kronik bir hal alırsa, büyüme ivmesinin kazanması çok zor olur. Bunun en büyük örneği ‘ Japonya ‘. Japon ekonomisi, uzun yıllar düşük büyüme ile mücadele etti. Bunun nedeni ise halkın kötü duruma göre psikoloji beslemesi ve alışkanlıklarını olumlu yönde değiştirmek istememesi.

Amerika’da dün açıklanan, hane halkı borçlanma oranı, ekonomik daralmanın ne derece büyük olacağının en büyük göstergesi. Bu veriyi ne yazık ki Türk medya ortamında bulmanız çok güç. En azından ben rastlamadım. Neyse gelelim analizine.

Dün hükümetin açıkladığı raporda, Amerikan hane halkının borçlanma oranının %0.8 azaldığı açıklandı. Ev fiyatlarının düşmesi, hisse fiyatlarının aşırı gerilemesi ile net değerlerinin azaldığını gören Amerikan halkının, borçlanmalarını giderek azalttığı anlamına gelen bir veri. Kredi maliyetlerinin artması ve kredi alımının zorlaşması sonucunda, böyle bir senaryonun olabileceği herkesin bildiği bir durum. Ancak tüketim alışkanlıklarının değişimini gösteren bu verinin, bu kadar çabuk ve hızlı bir şekilde %0.8 oranında azalması- 30 milyar ABD $ değerinde düşüş göstermesi, çok ciddi bir gösterge.

 

chart_us_debt3.03        chart_us_net_worth.03

 

Yukarıdaki grafiklerde tüketici borçlanma oranlarının ve hane halkı net gelirlerinin değişimini görüyorsunuz. Tüketici borçlanma oranı 1951 yılından bu yana en büyük düşüşü göstermiş. Grafikten göreceğiniz gibi, 2003 yılı 3. çeyreğinden itibaren 10 trilyon $’ın üstüne çıkan borçlanma oranı, son dönemde 14 trilyon $’ ı aşmış. Ancak bu dönemde %0.8 oranında azalarak 13.9 trilyon $ seviyesine gelmiş. Amerikan hane halkının net değerleri ( ev fiyatları ve hisse fiyatlarındaki düşüşle ) düşüşünü grafikte görebiliyoruz. Yine 2003 yılının 3. çeyreğinden itibaren hızla yükselen değer, son dönem itibariyle ciddi oranda azalış göstermiş.

Amerikan halkı, ev fiyatlarındaki suni değer kazancına bağlı olarak, ancak uzun döneme yayılarak artan tüketim harcamalarını, ani bir şekilde kısmış. Yani arttırdıkları ölçüdeki zamana bakarsak, kıstıkları zaman çok daha hızlı. Bu da demek oluyor ki tüketim alışkanlıkları değişimi hızlı ve esnek olmuş. Tüketimden kısıntıya gitmelerinin bu denli hızlı olması, Amerikan ekonomisinin son çeyrekte beklenenden daha büyük oranda küçüleceği anlamına gelebilir. Ekonomik büyümesinin %70′den fazlası tüketim harcamalarına bağlı olan Amerika için, bu veri çok kötü bir sinyal.

Bu yatırımcılar için dikkate alınması gereken bir gösterge. Eğer yatırımcı iseniz ve piyasalarda işlem yapıyorsanız, global anlamda önemli göstergeleri takip etmelisiniz. Bu sayede gelecek ile ilgili pozisyonlarınızı şekillendirirsiniz. Amerikan ekonomisinin son çeyrek büyüme verisinin beklenenden daha kötü geleceğine inanıyorsanız, pozisyonunuzu ona göre azaltırsınız. Bunun için bu tip verileri ve gelişmeleri yakından izlemelisiniz.

20th Kasım
2008
Yazar : Dincer

Yaklaşık bir ay önce şu yazımda açmıştım IMF perdesini. Şimdi tekrarlamak istiyorum ki IMF öcü değil. Yani korkulacak birşey değil. Kendisi yıllardır çarşafa girmiş Baykal ‘ın ağzına muhalefet olacak kadar basit birşey de değil. Muhtaç olmasak daha iyi elbette ama biz alışmışız bir kere onlarla çalışmaya. Çifte standart uyguladıklarını kabul etmekle beraber bu dönemde IMF ‘ye ihtiyacımız olduğunu vurgulamıştım. Gelen haberlere göre anlaşma yoldaymış. Şimdi bu anlaşmayı ekonomik olarak değerlendirmek istiyorum önce.

IMF’ den alınacak kredinin 20-40 mLr $ arası olacağı söyleniyor. Başbakanın pek haberi yok herhalde ne kadar alınacağından. Çünkü ekonomi bakanı yalanladı o rakamı. Benim için önemli olan rakam değil. Ha 10 ha 20 çok farketmez. Önemli olan bu parayı nasıl kullanacağımız. Üç tane şık var bana göre.

1. İhtiyati stand-by ile parayı IMF’den kredi olarak çekebiliriz. Yani paranın tamamını alamayız. İhtiyacımız olduğu kadar ara ara çekme imkanı tanınabilir. Ki bu çok büyük bir anlaşma olmaz. Zaten bizim rezervlerimiz sağlam. Merkez Bankası’nın paraya ihtiyacı yok. Biz bu durumda IMF’ den nasıl alacağız o parayı ? Yani nasıl bir bahane göstereceğiz ? Ben o parayı alacağım ve senin yıllardır düzeltmeye çalıştığın mali disiplinden çıkıp, para politikasını genişletmek için kullanacağım mı diyeceğiz ? Bunun anlamı harcamaları arttırıcı, piyasaya likidite sürmek için yapılacak, enflasyonu tehdit edecek bir uygulama demektir. Kriz döneminde duran talep ve halkın fiyatlar genel seviyesinde düşüş beklediğini göz önüne alırsak, enflasyonist baskının çok olmayacağını düşünebiliriz. Yani harcamaları arttırıcı politika izlenebilir. Çünkü büyüme önemli bir kalem ve üretime dayalı büyüyemediğimiz için tüketimle ayakta kalmamız gerekiyor. Fakat IMF daha oturmayan mali disiplini bozacak bir kredi verir mi, bu amaçla parayı kullandırır mı bunu bilmiyorum.

2. Paranın tamamını direkt olarak verme yolu olabilir. Ancak burada şart getirebilir. Merkez Bankası rezervlerini koruma amaçlı ve eğer kötü bir durum ortaya çıkıp, MB rezerv kullanmak zorunda kalırsa, güven amaçlı para olarak verebilir. Bu ne işimize yarar ? Ülkenin rezerv kaybına bağlı olarak yaşayabileceği krizi engeller. Yani tamamen koruma amaçlı. Çok büyük etkisi olur mu ? Ekonomi için sadece krizi önler. Büyüme üzerinde etkisi sıfır olur.

3. Parayı nakit olarak verir ve kullanma yollarına karışmaz. Bu ihtimal içlerinde çok düşük olasılığa sahip ihtimal. Yani 20 mLr $ kredi verecek ve nerede kullanacağımıza karışmayacak. Böylece harcamaları arttıracağız ve büyüme odaklı kullanacağız. Ayrıca ekonomiye para enjekte edileceği için yatırımlarda güven oluşacak. Mevcut paradan feyz alan bankalar kredi kanallarını daha rahat genişletebiliecek. Ekonomiye olumlu etkil yapacak fakat mali disiplin iyi yönetilmediği takdirde enflasyon ve bütçe açığı gibi sorunlar boy gösterebilir. IMF’in yıllardır beraber çalıştığı bir ülkenin mali disiplininden fedakarlık etmesini isteyeceğini düşünmüyorum.

Bana en mantıklısı ihtiyati olmayan tam stand-by anlaşması olarak geliyor. Yani bizim zaten rezervimiz sağlam madem bendeki sorunları çözmeyecek, IMF’i bir daha ülkeye sokmayayım. Sokacaksam eğer bunun hakkını vermesi lazım. Tam stand-by anlaşması ile parayı nakit olarak alma imkanımız sağlanmalı. Tabi ki stand-by anlaşması çerçevesinde uygulanmak istenilen politikalar dikkatli konulmalı. Büyüme üzerine etkili olabilecek bir rakamın enjekte olunması sağlanmalı. Kalan oran ise rezerv ve güven sağlayıcı olarak kullanılabilir. Mali disiplinden ödün vermek riskli. Çünkü ülkemiz bu konuda sabıkalı. Şuan bir çok gelişmiş Avrupa ülkesine göre bütçe açığımız az olsada bunu korumamız şart. Bu anlaşmayı yerel seçim sonrasına bırakmak istemenin nedeni olan bütçe açığı iyi analiz edilmeli.

Ekonomi açısından IMF anlaşmasının zorluklarını sıralamaya çalıştım. Piyasalar için ise durum farklı. Bugün gelip diyorlar ki IMF anlaşması yolda. Ben yatırımcı olarak sorarım, nerede ? Yol nedir ne zaman gelir ? O yüzden bu bayat haber piyasaları canlandırmadı. Anlaşmanın içeriğine göre piyasanın tepkisi artar. Yukarıda saydığım 3 şıktan, 3. sü gerçekleşirse piyasa uzun soluklu olumlu tepki verir, 2. si gerçekleşirse sınırlı olumlu tepki verir , 1.si gerçekleşirse günlük olumlu tepki verir. Ralli havası kısa sürecek anlaşma olarak kalır.

Piyasalar güvenin yanında likit ister. Sözlere güvenilmez. Anlaşma haberi kısa süreli yükseliş yapar. Yatırımcı ayrıntıya bakar. Uzun vadeli getireceği şeyleri düşünür.

Yukarıda özet olarak bunlara değinmeye çalıştım.

20 Kasım 2008

19th Kasım
2008
Yazar : Dincer

Bugün toplanan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, beklenmedik bir şekilde faizlerde indirime gitti. Kurul, gecelik borçlanma faiz oranını yarım puan düşürerek yüzde 16.25’e çekerken, borç verme faiz oranını da 1 puanlık indirimle yüzde 18.75’e düşürdü. Kurul açıklamasında şunlara değindi ;

Uluslararası kredi piyasalarındaki ve küresel ekonomideki sorunların iç ve dış talebi uzunca bir müddet sınırlamaya devam edeceği ve bu nedenle döviz kurlarında gözlenen hareketlerin enflasyona olan etkisinin sınırlı kalacağı anlaşılmaktadır. Ayrıca, petrol ve diğer emtia fiyatlarında gözlenen sert düşüşler enflasyonu olumlu etkileyecektir. Bu çerçevede, enflasyondaki düşüşün önceki tahminlere göre daha hızlı olacağını öngören kurul, borçlanma faizlerinin 50 baz puan indirilmesine karar vermiştir. Buna ek olarak, kısa vadeli faizlerde oluşabilecek potansiyel oynaklığı azaltmak amacıyla borç alma ve borç verme faizleri arasındaki fark 50 baz puan daha daraltılmıştır.

Mevcut konjonktürde finansal sistemdeki akışkanlığın ve kredi piyasalarının etkin biçimde çalışmasının önemine dikkat çekmiş ve bu doğrultuda döviz likiditesi ile ilgili ek önlemlerin devreye sokulması konusunda mutabık kalmıştır. Merkez Bankası, fiyat istikrarını sağlama temel amacı ile çelişmemek kaydıyla, uluslararası piyasalardaki sorunların ekonomimiz üzerindeki etkilerini sınırlamak için üzerine düşeni yapmaya devam edecektir. Bundan sonraki politika kararları büyük ölçüde küresel piyasalardaki gelişmelere ve bunların yurt içine yansımalarına göre şekillenecektir.

Böyle bir faiz indirimini gerçekten beklemiyordum. Gerçi kimsenin beklentisi bu yönde olmadığı için sürpriz oldu. Peki bu faiz indirimi doğru mu ?

Bana göre doğrudan ziyade riskli ve radikal bir adım. Herşeyden önce faiz indirimi yatırımları tetikleyici bir etki yapmayacaktır. Yavaşlayan ekonomimiz nedeniyle faizlerde indirim yapıldığını düşünüyorsanız, bence bu düşünce çok doğru değil. Çünkü faizlerin tek başına yatırım üstünde doğrudan etkili olduğunu düşünmüyorum. Hele bu ülkemizde çok yaratıcı bir hamle değil. Bizim yatırımcımız zaten yüksek faizlere alışık, onlar için önemli olan vergi teşviği ve yatırımı kolaylaştıracak hamleler. Bu nedenle faiz indirimi onları pek bağlamaz. Hele böyle kritik bir ortamda, faizin indirimine bakarak yatırım yapacak değiller.

Peki yabancı açısından durum nasıl ? İşte risk burada. Çünkü yabancı yatırımcı ülkelere yüksek faiz nedeniyle geliyor. Yani döviz kuru düşük, faizi yüksek olan ülkelere sermaye girişi sağlıyorlar. Bizimde yabancı sermayeye ihtiyacımız olduğu için faiz oranlarını yüksek tutuyoruz. Bu dönemde yabancı sermayenin girişi iyice daraldı, bir de döviz kurları oldukça yüksek. Yani yabancı sermayedar eskisi gibi kar edemiyor. Faizleri düşürdüğümüz takdirde iştahlarını iyice azaltmış oluyoruz.

Şimdi enflasyon oranımız %11 civarı. Verilen faiz %16.25′e çekildi. Bize işleyen reel faiz ( enflasyondan arındırılmış faiz ) % 5 civarına denk geliyor. Yani enflasyon yüksek, faiz oranları azalıyor. Benim için reel anlamda faiz geliri azalmış oluyor. Ancak yabancı yatırımcı için reel faiz getirisi önemli değil. Çünkü onlar burada yaşamıyor-enflasyon ile ilgileri yok- bu nedenle aldıkları nominal ( şuan geçerli olan 16.25 değerindeki faiz ) faize bakıyorlar.  Ancak onların baktığı diğer gösterge, döviz kuru. Adam buraya 100 dolarla geldiği zaman, eline geçen faizde değerlendireceği TL daha yüksek oluyordu. Bu döviz kurlarında ise daha az TL eline geçecek ve üstüne faiz konup, daha sonra tekrar dolara çevirdiği zaman elde edeceği kar az olacak. Kısacası döviz kurlarındaki yükseliş ve faiz oranlarındaki düşüş onlarında işine gelmeyecek. ( Tabi kur artışı ve faiz indirimi arasındaki ilişki kar oranı üzerinde belrleyici. Elde ettikleri kar, kur artışına bağlı olarak yüksekte olabilir. )

Bu da demek oluyor ki bizim sermaye girişimiz bu dönemde faizlere çok bağlı değil. Yani yatırımcılar bu riskli dönemde sadece yüksek faiz veriyor diye bir ülkeye giriyor değiller. Güvenli liman olma yolu, faizden çok daha öte. Merkez Bankası bunu görmüş olacak ki, faiz indirimine gitti. Oldukça radikal ve güçlü bir kararla. Evet güçlü çünkü bu dönemde buna cesaret etmek önemli. Tartışılabilecek bir karar ama ben hak veriyorum. Çünkü bizim sermaye çekmek için yüksek faiz silahımızdan daha fazlasına ihtiyacımız var. Yıllardır bunu yapamamışssak bunun sorumlusu MB değildir.

Son olarak bence en önemli vurgudan bahsedeyim. Faizlerin yüksekliğinden şikayet ediyorduk. Merkez Bankası kriz döneminde fırsatı bu şekilde yaratmak istemiş gibi duruyor. Yani kurların artık eskisi gibi 1.15 seviyelerine inmesini istemiyor. Bence çok doğru yapıyor. Kurların 1.35-1.45 aralığında dengelenmesini istediği için, kriz dönemini bu açıdan fırsat bilip faizleri düşürüyor. Açık olarak yüksek faiz-düşük kur politikasını törpülemeye çalışıyor.

Bu faiz indirimi kararını ben böyle yorumluyorum. Eminim ki yarından itibaren çok eleştirilecekler. Ve herkes diyecek ki bizim gibi ülkenin böyle bir dönemde faiz indirmesi nasıl göze alınır. Eğer büyümek istiyorsan ve gelişmiş ülke olacağım diyorsan, düşük faiz verip, sermaye ihtiyacını ihracat ve doğrudan sermaye gelirleri ile karşılayıp, ihracata ve tüketime dayalı büyüme izleyeceksin. Bu krizi fırsata dönüştürmek sözü için ilk icraat olarak değerlendiriyorum bu faiz kararını.

19 Kasım 2008

18th Kasım
2008
Yazar : Dincer

TURKIYE’NIN SON EKONOMIK GOSTERGELERI

SECILMIS EKONOMIK GOSTERGELER                          DONEM    2007  2008
——   —– —-
GSYH SABIT FIY. ARTIS HIZI (%) )                                    2.CEYREK  4,1  /  1,9
KISI BASINA GSYH (USD) (2006-07) 12 AYLIK
——————————————————————————
TOPLAM SANAYI SEKTORU URETIM ARTISI (%)          EYLUL    2,5  /  -5,5
IMALAT SANAYI URETIM ENDEKSI DEGISIM ORANI    EYLUL    1,2   /  -4,3
IMALAT SANAYI KAPASITE KULLANIM ORANI (%)         EKIM       83,1   /  76,7
—————————————————————————–
ISSIZLIK ORANI (%)                                                           AGUSTOS    9,2  /  9,8
—————————————————————————–
TUKETICI FIYATLARI ENDEKSI                                       EKIM  AYLIK   1,81  /  2,60
(GENEL) (% DEGISME)                                                     YILLIK             7,70   /   11.99
URETICI FIYATLARI ENDEKSI                                         EKIM  AYLIK   -0,13    /   0,57
(GENEL) (% DEGISME)                                                     YILLIK              4,41   /  13,29
—————————————————————————–
TOPLAM IHRACAT  (MILYON $)                                       EYLUL  9,038   /  12,830
TOPLAM ITHALAT (MILYON $)                                          EYLUL 14,459   /  17,873
DIS TICARET DENGESI (MILYON $)                               EYLUL -5,420    /   -5,042
KARSILAMA ORANI %                                                        EYLUL   62,5    /   71,8

TOPLAM IHRACAT  (MILYON $)                                        OCAK-EYLUL  76,330   /  105,349
TOPLAM ITHALAT (MILYON $)                                          OCAK-EYLUL 121,684   /   163,518
DIS TICARET DENGESI (MILYON $)                                OCAK-EYLUL -45,350   /    -58,168
KARSILAMA ORANI %                                                         OCAK-EYLUL   62,7  /   64,4
—————————————————————————–
MERKEZI YONETIM TOPLAM BORC STOKU                 EYLUL  283,3    /   287,1
(MILYAR USD)
IC BORC STOKU                                                                   EYLUL  214,4   /   216,3
DIS BORC STOKU                                                                EYLUL   68,8    /   70,8
——————————————————————————
DIS BORC STOKU (MILYAR USD)                                      2008 1. CEYREK    212,6  /   262,9
——————————————————————————
KONSOLIDE BUTCE HARCAMALARI (MILYON YTL)       EKIM   14,254    / 15,178
KONSOLIDE BUTCE GELIRLERI (MILYON YTL)              EKIM   14,152   / 15,107
KONSOLIDE BUTCE DENGESI (MILYON YTL)                 EKIM     -102     /  -71
FAIZ DISI DENGE (MILYON YTL)                                          EKIM    1,812  / 1,942

KONSOLIDE BUTCE HARCAMALARI (MILYON YTL)       OCAK-EKIM    168,214  / 180,655
KONSOLIDE BUTCE GELIRLERI (MILYON YTL)              OCAK-EKIM    155,938   /  175,768
KONSOLIDE BUTCE DENGESI (MILYON YTL)                 OCAK-EKIM    -12,275 / -4,887
FAIZ DISI DENGE (MILYON YTL)                                          OCAK-EKIM      32,411  /  38,464
—————————————————————————–
ODEMELER DENGESI
CARI ISLEM DENGESI (MILYON ABD DOLAR)                  EYLUL      -3,225   /    -914
OCAK-EYLUL     -26,074   /  -35,362
—————————————————————————–
TUIK-TCMB TUKETICI GUVEN ENDEKSI                               EKIM    96,20  /  74,24
—————————————————————————–
KONUT INSAATI (BINA SAYISI) 2008                                   ILK 6 AY         54,419  /   47,032
(% DEGISIM)                -3,5   /  -13,6

Yukarıdaki tabloda bazı makroekonomik göstergelerin 2007  ve 2008 yılları arasındaki değşimlerini görüyoruz. Rakamlar yalan söylemez diyorum ve herşeyi rahatlıkla görmeniz için bunu sunuyorum.

Burada en dikkat edilen değişim, sanayi üretim oranlarında meydana gelen değişim oldu. 2007 yılında %2.5 iken 2008 yılında bu oran % - 5.5… Kapasite kullanım oranındaki düşüşe de bakarsak, ekonomimizin son iki çeyrek oldukça düşük hatta negatif büyüme rakamlarına ulaşabileceğini görebilirsiniz.

Bütçe ile ilgilli olarak ise gelirlerin harcamaları karşılayacak düzeyde olduğunu söyleyebiliriz.

İnsanların genelde bakmadığı ancak benim sürekli üzerinde durduğum ‘ tüketici güven endeksinde ‘ büyük düşüş var. Almanya’da Zew, Amerika’da Michigan güven endekslerinde olduğu gibi, bizim ülkemizde de bu endeks düşmüş durumda. Ekonomilerde tüketim olmadan büyüme olmayacağı gibi, tüketimi yapacak olan insanların beklentilerini güvenin oluşturduğunu unutmamak gerekiyor.

18 Kasım 2008

17th Kasım
2008
Yazar : Dincer

Haftasonu Washington önemli bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Dünya tarihinin en kötü ekonomi idarecisi olan Amerika eski başkanı Bush’un önderliğinde yapılan toplantıdan olumlu sonuçlar beklemek pek gerçekci olmasa da, umutla somut adımlar atılmasını bekledim. Ancak beklediğimiz ve istediğimiz sonuçları göremedik. Şimdi alınan kararları inceleyip, kısa bir özet ile bu zirveyi değerlendirmek istiyorum.

* Mali sistemi reformdan geçirmek ve kalkınmayı sağlamakta karar alındı.
* Eylem planında mali sisteme güveni yeniden tesis edebilmek amacıyla 31 Mart 2009’a kadar öncelikle alınması gereken tedbirler sıralandı.
* Liderler maliye bakanlarından 5 hususta öneri paketleri hazırlamalarını istediler.
* Buna göre bakanlar muhasebe kayıtları tam şeffaf ve uyumlu hale getirmeli.
* Piyasaları güçlendirirken, sistemle ilgili risklerin azaltılması ve şirketlerin yöneticilerinin maaşlarının gözden geçirilmesi konularında maliye bakanları görevlendirilecek.
* IMF ve dünya bankası işleyişi hızlandırılarak görev alanları genişletilecek. Kalkınmakta olan ülkelerin IMF ve Dünya Bankası’nda görevleri daha geniş biçimde uygulama alanına geçirilecek.

Deklarasyon yayımlayan liderlerin, göstermek istediği tek şey dayanışma içinde olduklarıydı. Şu aşamada atılacak adımda daha çok, her ülke kendi sorunlarını kendi içinde çözme gayretine gireceği gibi, bir de uluslararası bir kurumla birlikte, dayanışma nasıl ortaya konulabilir, bunlar konuşulmuş.

Bu zirveden çıkan somut bir gelişme ortada yok. Ben bir yatırımcı olarak ;

  • Mali sistemi nasıl bir reformdan geçireceksiniz, burada mali sektör oyuncularına ve işlemlerine bir kısıtlama ya da kontrol getirecek misiniz diye sorarım. Serbest piyasa ekonomisine devlet kontrolünü ne ölçüde koyacaksınız, bunu sorarım.
  • Sistemle ilgili riskleri azaltırken, piyasa oyuncularına işlem yapma üzerinden herhangi bir vergilendirmeye gidecek misiniz, bunu sorarım.
  • Kalkınmayı ve büyümeyi sürdürmek için ne gibi önlemleriniz var ? Faizi hala silah olarak kullanmak dışında yaratıcı bir fikir geliştirebiliyor musunuz, bunu sorarım.
  • Otomotiv sektörü için yapmayı düşündüğünüz reformlar nelerdir, nasıl bir kurtarma operasyonu düşünüyorsunuz, bunu sorarım. Çünkü otomotiv sektörü imalatı için birçok alt imalat kolu var ve ana sektör yaşamazsa, alt kolları da iflas eder.
  • Kurulacak düzenleyici kuruluş ne düzeyde ve kimleri kapsayacak, bu düzenlemeye hangi yatırımcılar dahil olacak, bunu sorarım.

Ben bu sorulara yanıt bulamayıp, sadece piyasaları kurtaracağız mesajına itibar etmem. Yatırımcılar somut göstergeler isterler. Güvenin sıfıra indiği noktada, ağızdan çıkan cümlelerin inandırıcılığı yoktur. Bu nedenle piyasalar istediğini bu zirveden alamadılar. Ve bence liderler, nasıl bir plan geliştireceklerini henüz saptayamamışlar. Tek bildikleri, dayanışma içerisinde olacağız demek oluyor. Ancak bunu derken bir de, her koyun kendi bacağından asılır atasözünü hatırlatan açıklamalara yer veriyorlar. Nasıl dayanışma olacak bu anlamak zor.

17 Kasım 2008

13th Kasım
2008
Yazar : Dincer

Dünyada dolara olan talebin artması, Çin ve Dubai’da inşaatların yavaşlaması emtia fiyatlarında düşüşü beraberinde getirdi. Petrol fiyatları 2 yıl aradan sonra $60′ın altına indi. Demir-çelik fiyatları da uzun süreli zirvesinden döndü. Bu nedenle emtia satışları ile güçlenen ülkeler, rezervlerini de emtiaya bağlamışlardı. Ancak gelirleri, emtia fiyatlarına paralel olarak düşmeye başlayınca zor durumda kalıyorlar.

Özellikle Rusya ve Güney Kore bu nedenle zor günler geçiriyor. Önceleri krizden güçlü çıkacak görüşleri olan Rusya, rezervlerini şiddetli şekilde eritiyor. Bunun nedeni ise parasının değerini korumak istemesi. Kurun yükselmesine izin vermek istemeyen Rusya hükümeti, petrol gelirlerinden kaynaklanan rezervlerini eritmeye başladı. Hatta son dönemde yüklü miktarda rezerv kullandı. Rus borsasında düşüşler son 1 ayda hızlandı ve piyasaya olan talep azaldı.

Petrol fiyatlarındaki ani düşüşün Rusya’ya etkisi olumsuz olacak. Çünkü hazırdan yemeye alışkın Ruslar için yatırım olanakları çok cazip değil. Hükümet bu krizden çıkmak için çözüm bulmaya çalışsada, petrole olan talebin azalması ve gaz fiyatlarının dibi görmesi ile gelirlerinin azalması, bütçe açıklarını karşılayamayacak düzeye çıkıyor.

Çin ‘ de bu krizde zor durumda olan ülkelerden. Büyümesi son yılların en düşük seviyesine geldi. Bunun nedeni ise bize göre değişik. Çin ekonomiside tamamen yatırım ve ihracata dayalı büyüme stratejisi izliyor. Tüketim alışkanlığı çok fazla olmadığı ve dünya üzerinde talep düştüğü için büyümesi düşüyor. Eğer Çin bu hafta içinde açıklanan yarım trilyon dolarlık kurtarma paketini olumlu kullanamazsa, bu dünya içinde sıkıntı yaratacaktır.

Gelişmiş Avrupa ülkeleri ise resesyona girmiş durumda. İngiltere, Almanya ve Fransa gibi ülkeler düşük büyüme ile yeni yıla girecekler. Almanya’nın resesyona girdiğine artık kesin gözüyle bakılıyor. Bu gelişme ülkemizi de çok yakından ilgilendiriyor. Çünkü en büyük ticari ortağımız Almanya…

Dünya üzerindeki küresel kriz zinciri büyümeye devam ediyor. Amerika’da patlak veren finansal krizin, dünya üzerinde reel krize dönüşmeye başlaması ile durgunluk herkesi vuracak. Bütçe açığı yüksek, rezervleri çok sağlam olmayan ülkeler yardım almadan bu krizden çıkamayacak gibi gözüküyor. Gelişen ülkelerin birkaç çeyrek negatif veya düşük büyüme ile başetmek zorunda olacakları aşikar. Bundan kurtulmak için ilk yapılacak şeyin, halkı tasarruftan uzaklaştırmak olacağını düşünüyorum. Bunu yapmak içinse güvenin verilmesi gerekiyor. Yani kredi kanallarının açılmaya başlanması, tek başına olumlu sonuç vermeyecektir.

13 Kasım 2008

Previous