SÖYLEŞİ
Firmalar için finansal yönetimin amacından bahsetmek istiyorum. Tabi ki bunu kendi düşüncem ve stratejime göre aktaracağım. Bana göre yönettiğim şirketin en önemli artısı ‘ kredibilitesi ‘ olur. Yatırımı seven bir insan olduğumdan dolayı, yatırımlar için en önemli kaynağımın ‘ kredi ‘ olduğunu bilirim. Piyasada kredibilitenizin olması için, firmanızın değerinin maksimum düzeye ulaşması gerekir. Özkaynaklarınızın değeri ne kadar yüksek olursa, kredi kullanma şartlarınız o kadar hafif olur.
Bu nedenle şirketinizde finansal yönetim stratejisini belirlerken dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. Bunlardan en önemli ikisi ‘ Yatırım politikası ‘ ve ‘ Finansman Politikası ‘ dır. Şirketiniz gelir elde edebilir. Ancak burada ki esas konu, elde edilen fonların hangi varlıklarda değerlendirileceğidir. Varlık bileşiminin ne olacağını belirlemek için, hangi varlıklara yatırım yapılacağının iyi saptanması gerekir. Bununla beraber, fon kaynaklarınızın saptanması ve gereken fon ihtiyacının nereden ve hangi şartlarda sağlanacağının hesaplanması önemlidir. Şirket değerini maksimize etmeye çalışırken, sermaye maliyetini minimize etmek zorundasınız. Bunun için finansman politikasının optimum olması gerekir.
Şirketlerin büyümesi, iş kollarının genişlemesi, fon akışının başlaması çok önemli konulardır. Ancak şirketinizde başarılı finansal yönetim uygulayamıyorsanız, istikrarlı ve sürdürülebilir gelişmeden söz edebilmeniz zor olur. Belirlenen hedef gayet basit. ‘ Firma değerimizi maksimize etmek. ‘ Bunun için gerekli olan da, stratejik finansal yönetim.
Not: Bu yazı www.gelistrend.com sitesinde de yayımlanmıştır.
AÇEV VAKFI Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı
Ayla Göksel Göçer
![]()
Ayla Hanım; ACEV’in kuruluş amaçlarını dinleyebilir miyiz sizden?
Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV), 1993 yılında Ayşen Özyeğin önderliğinde Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı ve Prof. Dr. Sevda Bekman’ın bilimsel çalışmaları ışığında kurulmuştur. AÇEV, eğitim yoluyla toplumu güçlendirmeyi ve bireylerin yaşam kalitelerini iyileştirmeyi amaçlamaktadır.
AÇEV, erken çocukluk ve yetişkin eğitimi olmak üzere iki ayrı uzmanlık alanında çalışmalar yürütmekte; bu uzmanlık alanı doğrultusunda program geliştirmeyi, yurt içi ve dışındaki işbirliklerini artırmayı, politikaların belirlenmesinde referans bir kuruluş haline gelmeyi hedeflemektedir.
ACEV’in sisteminden bahsedebilir misiniz?
AÇEV, erken çocukluk ve yetişkin eğitimi alanında yürüttüğü çalışmaların stratejisini belirlerken; öncelikle katılımcıların ihtiyaçlarını belirlemek üzere uygulama yapmayı plandığı bölgede ihtiyaç saptama çalışmaları yürütmekte ve bu ihtiyaçlar doğrultusunda program geliştirmektedir. Bilimsel çalışmalar ışığında akademisyenlerle birlikte geliştirdiği programları yurt içi ve yurtdışındaki çeşitli kurumların işbirlikleri ile uygulamaktadır. Programların katılımcılar üzerindeki etkilerini ölçebilmek, sonuçlarını değerlendirmek üzere araştırmalar yapılmakta ve buradaki sonuçlardan hareketle de programlar revize edilmektedir. Etkisinin ve başarısının ölçüldüğü bu programların yaygınlaştırılabilmesi için politika çalışmaları yürütülmektedir.
Faaliyetlerinize gelmek istiyorum. Uyguladığınız programlarla eğitim veriyorsunuz. Çocuk-aile bağını sağlamaya yönelik mı bu programlar?
Bireyin, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişiminin büyük bir kısmı erken çocukluk dönemi diye tanımladığımız 0-6 yaş döneminde tamamlanmaktadır. Bu kritik dönemde çocuğun gelişimi bilinçli bir şekilde çevresi tarafından desteklenmelidir. Özellikle, çocuğun okula başlamadan hemen önceki bu döneminde aldığı eğitim ve içinde bulunduğu çevre çok önemli olmakta; anne-babalar ilk eğitimciler olarak önemli bir role sahip olmaktadırlar. AÇEV, çocuğun potansiyelinin üst noktaya taşınması ve gelişiminin desteklenmesi için ebeveynlere yönelik programlar geliştirmektedir. Bu programlarda anne-babalar çocuklarının gelişimini desteklemeleri konusunda bilgilendirilmekte, disiplin yöntemleri, çocukla iletişim, aile tutumları vb. konular işlenmektedir.
AÇEV, erken çocukluk eğitimleri kapsamında 6 yaşında çocuğu olan annelere Anne Çocuk Eğitim Programı, anasınıfına giden 6 yaş grubu çocuklarını, velilerini ve öğretmenlerini kapsayan Okul Öncesi Veli Çocuk Eğitim Programı, herhangi bir okul öncesi eğitim kurumuna gidemeyen 6 yaşındaki çocuklara yönelik Okul Öncesi Eğitim Programı, Aile Eğitimleri kapsamında ise anne-babalara yönelik uzun süreli Anne Destek ve Baba Destek Programı ile kısa süreli Anne Baba Olmak, Aile Mektupları seminerleri uygulanmaktadır. Tüm bu eğitim programlarının yanı sıra okuma yazma bilmeyen yetişkinlere yönelik temel okuma yazma becerileri kazandırmayı ve sosyal hayata katılımlarını kolaylaştırmayı hedefleyen Kadın Destek ve İşlevsel Yetişkin Okuryazarlığı Programı vardır. Yüz yüze uyguladığı bu eğitim programlarının yanında daha geniş kitlelere ulaşmak amacıyla çeşitli TV kanallarıyla işbirliği yaparak televizyon yoluyla eğitim programları hazırlamaktadır. Bunlar Benimle Oynar mısın?, Bizim Sınıf ve Baba Olmak Güzel Şey adlı TV Programlarıdır.
Anne-babalara yönelik olarak uygulanan eğitim programları, çocuğun zihinsel ve sosyal gelişimine katkıda bulunmakta, çocuk ile ebeveyni arasındaki ilişkiyi de güçlendirmektedir. Çocuk gelişimi ve yetiştirme konularında ailelere bilgi ve destek sağlamaktadır.
Bu çalışmalarına ilave olarak bilinçlendirme ve bilgilendirme faaliyetleri kapsamında ise “7 Çok Geç Kampanyası”nı yürütmektedir. Kampanya kapsamında anne-babalara ve eğitimcilere yönelik 0-6 yaş dönemi ile ilgili kapsamlı bilgiler içeren www.7cokgec.org web sitesini hazırlamıştır.
7 Çok Geç kampanyasını ve etkinliklerini anlatabilir mısınız?
AÇEV, okul öncesi ve yetişkin eğitimi konusunda 14 yıla yayılan yoğun birikimi sonucunda, 0-6 yaş dönemi erken çocukluk eğitiminin yaşamsal önemi konusunda kamuoyunu bilinçlendirmek ve Türkiye’deki bütün çocukların okul öncesi eğitim hizmetinden yararlanabilmesini sağlamak amacıyla 2005 yılında “7 Çok Geç” kampanyasını başlatmıştır.
Kampanyada bugüne kadar erken çocukluk eğitimi ile ilgili olarak tanıtım, iletişim ve bilinçlendirme çalışmaları yürütülmüş ayrıca eğitimin yaygınlaştırılmasına yönelik saha faaliyetlerine ve ilgili grupların bilgilendirilmesine yönelik çalışmalar yapılmıştır.
Medyadan alınan destekle TV spotları ve gazete ilanları geniş ölçüde yer almış ve kamuoyunun dikkatini çekmiştir. Ayrıca kampanya kapsamında bugüne kadar çeşitli çalışmalar yürütülmüş etkinlikler gerçekleştirilmiştir. Bunlar; Futbol Federasyonu’nun desteği ile Türkiye Süper Ligi karşılaşmalarında kampanya tanıtımı gerçekleştirilmesi, ünlü modacıların kampanya için t-shirt tasarlamaları ve bunların satışa sunulması, Cem Yılmaz’ın AÇEV için düzenlediği özel gösteri, Sanatçı Günseli Kato tarafından gelirinin tamamı AÇEV’e bağışlanan 3 özel sergi, Terakki Vakfı Okulları ile işbirliğinde çocuklar tarafından hazrılanan “7 Çok Geç” temalı çizgi film, yurt dışından ve içinden önemli akademisyenler, fikir önderlerinin konuşmacı olarak katıldığı “Ekonomik ve Toplumsal Kalkınma için EÇE” Konferansı, 75.000 ana sınıfı çocuğuna “Beslenme Projesi” ile gıda desteğinin verilmesi gibi…
ACEV’in yayınları da var. Burdaki amacınız yine aile eğitimi mi?
AÇEV, eğitim programlarının etkilerini ve sonuçlarını değerlendirmek amacıyla araştırmalar yapmakta, düzenlediği sempozyumların raporlarını hazırlamaktadır. Erken çocukluk eğitimi konusunda çeşitli araştırma ve yayınlar bulunmaktadır. (Tüm yayın ve araştırmalara web sitemizden ulaşabilmek mümkündür.) Ayrıca 3 ayda bir AÇEV Haber Bülteni yayınlanmakta ve 2 ayda bir elektronik ortamda e-bülten göndermektedir. Bunlar erken çocukluk eğitimi ile ilgili olarak bilgi almak isteyen anne-babalara ve araştırmalarına kaynak oluşturmak için öğrenciler ve akademisyenler tarafından sıkça kullanılmaktadır.
Ayrıca tüm bu yayınların yanı sıra, AÇEV’in eğitim programlarında kurslarda ve seminerlerde sadece katılımcı anne-babalara dağıtılan materyaller bulunmaktadır. Bu eğitim materyalleri kullanıldığı eğitim programı içeriği kapsamında hazırlanarak katılımcıları desteklemeyi amaçlamaktadır.
Ayrıca, anne babalara ve eğitimcilere yönelik olarak hazırlanmış 0-6 yaş dönemine ilişkin çok kapsamlı bilgilerin yer aldığı www.7cokgec.org adlı bir web sitemiz de bulunmaktadır.
Buradaki amacımız da sizin de belirttiğiniz gibi ailelere yönelik eğitimdir.
İnsanlar AÇEV’e nasıl destek olabilirler ?
• Herkesin okul öncesi yaş grubunda bulunan çocuklarını desteklemelerini varsa çevrelerinde bulunan okul öncesi eğitim olanaklarından yararlandırmalarını kendilerinin anne ya da baba olarak eğitim desteği almalarını bekliyoruz. (AÇEV Anne ve babalara yönelik eğitimleri ücretsizdir.)
Ayrıca destek olmak isteyenler,
• AÇEV’in gönüllülerle uyguladığı okuma yazma programında gönüllü eğitimci olarak yer alabilirler.
• 3747’ye SMS yollayarak 5 YTL bağışta bulunabilirler.
• Büyük organizasyonlarımızın sponsorluğunu üstlenebilirler.
• Finansbank Elmadağ Şube 97-14942 nolu hesaba bağış yapabilir veya www.acev.org adresinden bağış formu doldurabilirler.
• Hediye veya çiçek göndermek yerine, belli bir miktarda bağış yaparak, müşterilerine, dostlarına ve sevdiklerine onların adına AÇEV’e bağış yaptıklarığınız bildiren bir bağış kartı gönderebilirler.
Son olarak Ayla Hanım; okuyucularımıza ne söylemek istersiniz?
Okuyucularınıza erken çocukluk eğitimi konusuna sürekli kendi gündemleri içinde yer vermelerinin çok önemli olduğunu söylemek istiyoruz. Çünkü erken çocukluk eğitimi getirisi en yüksek yatırımlardan biridir. Yapılan araştırmalar bu alanda yapılan 1 liralık yatırımın 7 lira olarak geri döndüğünü göstermektedir.
Bu yaş döneminde eğitimle desteklenen çocuklar okulda daha başarılı olmakta, okul hayatı içinde daha uzun süre kalmakta, daha fazla üniversiteye devam etmekte ve daha yüksek statülü işlerde çalışmaktadırlar. Araştırmalar okul öncesinde eğitim almış çocukların sağlık harcamalarının daha düşük olduğunu, teknolojiden daha fazla yararlandıklarını göstermektedir. Kısacası bu eğitim yetişkin hayata en fazla etkisi olan bir eğitimdir ve ailelerin bu konuda bilinçli olmaları çok önemlidir diyoruz. Ancak anne-babaların sadece bu konuda bilinçli olmaları yeterli olmamakta; günlük yaşamdaki her an bir öğrenme fırsatı olduğundan, çocuklarının gelişimini destekleyebilmeleri için evlerinde kısıtlı kaynaklarla bile yapabilecekleri çok şeyler vardır.
Hepimizin geleceği olan çocuklarımızı bu alanda desteklemek ve sizlerin de desteğiyle ülkemizin gelişmişlik düzeyini eğitim yoluyla en yüksek seviyeye çıkartmak istiyoruz.
10 Ocak 2008
Bimeks Genel Koordinatörü - Muhittin Şenel
![]()
- Teknoloji henüz parmakla gösterilirken , 1990 senesinde , Türkiye’de teknoloji mağazacılığını başlattı Bimeks.Öyle bir ortamda bu ise başlamak , bir risk değil miydi?
Ben 1996 senesinde katıldım Bimeks’e. Kuruluş zamanındaki zorlukları dinleme fırsatı buldüm. O zamanlarda bu işin yanlış olduğu söyleniyordu. İnsanlar , bilgisayarın sadece resmi kurumlurda kullanılacağını düşünüyorlardı , kaldı ki biz sadece bilgisayar değil , birçok teknoloji malzemesi satacaktık. Elbette ki büyük bir risktı ancak yurtdışında iyi eğitim almış ve bu iste deneyim kazanmış patronlarımız sayesinde Türkiye’yi teknoloji mağazasıyla tanıştırdık.
- Teknolojideki olumlu gelişmeler , ne kadar doğru bir atılım olduğunu kanıtladı Bimeks’in.Değişen teknoloji ve müşteri talebi karşısında esnek olmalısınız.Nasıl uyum sağladınız?
Teknolojideki olumlu gelişmeler ile birlikte ekonomik gelişmeleri ve Türkiye’nin dış dünyaya açılmasını da unutmamak gerekir. Türkiye ekonomiside gelişti ve insanlar teknoloji ile tanışıp , o ürünleri alabilecek ekonomik özgürlüğe ulaştılar. Teknolojik gelişmelerle birlikte, hem parekende sektörü hem de teknolojinin büyümesi ile kesişen nokta olan teknoloji parekendeciliğinde biz en üst hizmeti sunmaya çalıştık. Tabii ki bu şartların oluşması , Bimeks’in doğru bir proje olduğunu gösterdi. Müşterilerin isteklerini dinleyip , onların beklentileri çerçevesinde ürünler sunmaya çalıştık. Atacağımız her adım çok düşünüldü ve kararlar ortak olarak verildi. Kadıköy’de küçük bir mağaza ile ise başlamışken , Fransız Carrefour’un Turkiye’de yatirim yapma kararinin ardindan ilk buyuk magazimizi actik ve insanlarla gorsel anlamda da iletisim kurmaya basladik.
- 17 senede buyuk gelisme sagladiniz.Size gore bunun sirri neydi?
Ekip calismasi ve musteri memnuniyetini on planda tutmak olarak ozetleyebilirim. Her zaman en iyi urunu sunmaya calistik. Bununla birlikte , hem ekonomik hem de teknolojik gelismelerinde faydasi oldu.
- Türkiye ciddi ekonomik krizler yaşadı.Buna rağmen satış cironuz önemli oranda artış gösterdi.Bimeksin kriz politikası nasıldı?
Kriz her zaman olabilecek bir durumdur.Önemli olan kriz dönemlerinden yararlanmayı bilmektir. Yurtdışında büyük firmalara bakacak olursak kriz döneminde önemli adımlar attıklarını görürsünüz. Ekonomi derslerinde gösterilen dalga eğrisi vardır. O eğri en aşağıda iken yakalayabilirseniz , beraber yukarı çıkarsınız. Unutmamak gerekir ki ; talep asla sıfır olmaz.Kriz döneminde de az da olsa talep vardı.Biz o talebi değerlendirmeyi başardık. Bu dönemde , finans konusunda uzman Boğaziçi Üniversitesi Öğretim üyesi olan yönetim kurulu başkanımızın , faydası oldukça fazla oldu.
- Parekendecilik yapıyorsunuz.Bu sektörde müşteri esas.Demek oluyor ki Bimeks , müşterilerinin desteğini arkasına almayı başarmış.
Bunu başarabildiysek ne mutlu bize…
- 99 gün 99 ürün kampanyanız , müşterilerinize teşekkür amaçlı yapılmış olabilir mı o zaman?
Müşteri memnuniyetli çalışmalarda amaç müşterinin nasıl kazançlı çıkacağını ve piyasadan daha avantajlı ürünleri nasıl elde edeceğini hesaplamaktır. Bunun yanında , ticaret yaptığımız için şirketimizin de kar elde edeceği şartları oluşturmak zorundayız. Çalışanlarımız ve iş ortaklarımızı da düşünürek , çok zorlu dönemlerden geçerek en uygun şartlarla kampanyaları sunmaya çalışıyoruz.
- Türkiye’deki teknoloji marketi kültürünün öncüsü Bimeks , yine bir ilk oldu ve Türkiye’nın en büyük teknoloji mağazasını açtı.15 milyon dolarlık yatırımla açılan Bimeks Teknoport’tan bahseder mısınız?
Teknoloji marketi demek bize biraz büyük geliyor.Teknoloji mağazacılığı demek daha doğru olacak. Teknoport 2 senedir gündemimizde olan projeydi. Ancak daha önce Dünya Ticaret Merkezi yöneticileri ile anlaşamadığımız için gerçekleşememişti. Yönetim değişikliği olduktan sonra bu projemizi hayata geçirme fırsatı bulduk. Üzerinde çok düşündüğümüz ve büyük maliyetli yatırımdı. Elbette kuşkularımız vardı ancak şimdi dönüp baktığımızda iyi ki açmışız diyoruz. Biz Teknoport’a yaşam merkezi diyoruz. Çünkü sadece teknolojik ürünlerle tanışmıyorsunuz. Orada , teknolojinin artık hayatınıza girdiğini , yaşamınızın değişilmez parçası olduğunu hissediyorsunuz. Bence , herkesin gelip görmesi gereken bir yer Bimeks Teknoport.
- Teknoloji marketi kültürünü , sadece İstanbul’a değil tüm Türkiye’ye yayıyorsunuz. İstanbul dışında yaşayan insanlarıda Bimeks Teknoport’a çekmek için kampanyalar düzenlediniz…
Türkiye’nin her yerinden çok telefon aldık. İstanbul dışındaki insanlarda , bu ürünlere sahip olmak istiyorlardı. Bunun için alo sipariş hattı kurduk. Ancak bu seferde , görsellık kayboldu. Müşteri alacağı ürünü görmek , dokunmak istiyordu. Bu talepleri karşısında bir strateji geliştirdik ve belli miktar ürün alma karşılığında gidiş-dönüş uçak biletlerini karşılamaya başladık. Bu sayede Türkiye’nin dört bir yerinden insanlar, Bimeks Teknoport’a ücretsiz olarak ulaşım imkanına ve istedikleri ürünü görüp - beğenip öyle alma şansına sahip oldular. Bu , Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilen bir kampanya oldu.
- Tüm alışverişlerde en iyi finansal çözüm garantısı. Oldukça iddialı değil mi?
Bu konuda iki başlığımız var. En iyi fiyat garantisi ve en iyi finansal çözüm garantısı. Burada sattığımız bir ürünü , diğer mağazalarda daha ucuza satıldığını gösteren bir belgeyle gelirse müşterimiz , aradaki farkı karşılıyoruz. Eğer henüz o ürünü almadıysa ve bizim hizmetlerimizden yararlanmak istiyorsa , alternatif firmanın sattığı fiyattan veriyoruz. En iyi finansal çözüm garantisi ise taksit sayısı ile ilgili. Aynı ürünü , aynı fiyatla daha fazla taksit imkanıyla sunulduğu görülürse , verebilirsek aynı taksit sayısı ile veriyoruz eğer veremiyorsak aradaki taksit sayısı farkı kadar yüzdelik indirim uyguluyoruz.
- Müşterileriniz Teknoport’ta sadece alışveriş değil eğlenme olanaklarına da sahip.Bu alanda ki hizmetleriniz neler?
Müşterilerimizin günlük hayatta ki yaşantılarına devam etmeleri için uğraş veriyoruz Teknoport’ta. Örneğin spor yapmaları için ; yoga ve pilates dersleri veriyoruz. Bimeks Müzik Orkestrası diye müzik grubumuz var.Haftanın belli günlerinde müzik dinletişi yapıyorlar. Bunun dışında animasyon gösterilerimiz var özellikle çocuklu gelen ailelerimiz düşünülerek hazırlanmış olan. Sihirbazlık , pandomim gösterileri yapılıyor. Sanat ve siyasi camiada önemli konukları davet ediyoruz ve merak eden müşterilimizle söylesi ortamı yaratıyoruz. İleride yapmak istediğimiz farklı etkinlik olarak sergiler diyebilirim. Resim sergisini , dijital panellerde sergileyeceğiz. Lcd veya plazma panellerde resim sergisi gerçekleştiriyor olacağız.
- Sayın Senel ; teknoloji anlamda ilklerin kurucusu Bimeks’in gelecek hedefleri nelerdir?
İstanbul Anadolu yakasında oturan müşterilerimizin , karışık İstanbul trafiğinde Dünya Ticaret Merkezine ulaşım zorluğundan şikayetleri üzerine , Anadolu Yakasında’da Teknoport açmak için çalışmalara başladık. Bununla beraber Avrupa Yakası kuzey tarafında ikinci Teknoport’u açmak istiyoruz. Bir yer bulduk ve şu anda fizibilite çalışmaları devam ediyor. Aynı zamanda öncelik büyük şehirlerimizde olmak üzere mağazalar açmaya devam edeceğiz. Bir de özellikle Teknoport’a büyük rağbet gösteren Gaziantepli müşterilerimize jest niteliğinde , Gaziantep Bimeks mağazamız faaliyete geçmek üzere. Kısacası önümüzdeki yıl çıkan tüm doğru projelerde yer alacağız.
- Son olarak , Bimeks’in farklı olmasının sırrı nedir size göre ?
Burası bir aile ortamı. Çalışanlarımız ile ilişkimiz aile içi ilişkisi gibi. Samimiyet ön planda. Ailemizle geçirdiğimiz vakitten daha fazlasını , çoğu zaman beraber geçiriyoruz. Aynı zamanda bizim personel devir hızımız oldukça düşüktür.Personelimizle uzun yıllar birlikte çalışıyoruz ve bu sayede güzel fikirler ortaya koyuyorlar. Özverili çalışıyorlar ve isten keyif alıyoruz. Bir sinerji oluştu ve ekibimiz sayesinde iyi işler yaparak farkımızı ortaya koyuyoruz.
- Sorularımızı yanıtladığınız için çok teşekkür ederim Sayın Şenel.
Biz çok teşekkür ediyoruz.Ayaklarınıza saglik.
5 Ocak 2008
![]()
- Sinem ; seni tanıyabilir miyiz?
Merhabalar! Aslında muziğe çok geç başladim, üniversitedeyken ilk gitarımı satın almıştım, ilk kez gitar dersi almaya başlamıştım, ama küçüklüğümden beri şarkı söylüyordum ve beste yazıyordum özellikle. 5 yaşımdayken ilk bestemi piyanoda yarattım. Sonradan gitar üzerinde şarkı yazmaya başladim.
- Söz yazarlığı özelliğinde var Sinem. “ Boom Sheke Nana “ senin için çok özel olsa gerek…?
“Boom Sheke Nana”‘nin hem müziğini hem sözlerinide ben yazdim, konusu “gergin, rahatsız, ve panikli olmak, ama bu hisleri sonradan üstünden atılabilmek…” Ben bir kaç sene evvel zor bir dönem geçirdim, hiç uyuyamıyordum, gergindim, günler ve geceler çok zor geçiyordu, ama eninde sonunda yavaş yavaş iyileştim ve bu şarkı bu olaylardan sonra yazdim.
Bundan sonra “Boom Sheke Nana” şarkısını John Lennon Dünya Beste yarışmasına kattım ve sonuç olarak ödül aldım!
![]()
- Gelelim başarılarına.John Lennon müzik ödüllerinde büyük bir başarıya imza attın.Bundan bahsedebilir misin?
Elbette. Geçen Haziran ayında 2006 John Lennon Dünya Beste yarışmasına katildim. Dünyanın her köşesinden hem amatör, hem profesyonel bestekarlar katılıyormuş, ve yaklaşık 20,000 tane kişi katılmış! Yarışmada 12 tane bölüm var: Caz müzik, Pop müzik, Rock müzik, Dünya müzik, ve böyle devam ediyor… Ben “Dünya” müzik bölümünde katildim. Ünlü bir Jüri “Büyük Ödül” kazananları seçtiller, her kategoride birisi kazandı. Bana “Dünya” bölümünde “Büyük Ödül”‘u verdiller. Sonra bu “Büyük Ödül”u kazananlar yarışmada ilerliyorlar, 2007′de yarışmaya katılan yeni müzisyenler oluyor, vu bunlar ise bizi yarışmada baş-başa koyuyorlar. Bu sefer internetten ÖY vererek halk seçiyor kazananları! Kazananlar “Lennon Award” ‘i alıyorlar ve EMİ şirketi bu kazanan şarkıyı kontrat’a imzalayıp radyolara gönderiyorlar.Destekleriniz sayesinde bende bu Lennon Award’i kazanabildim, ve hepinize binlerce kere teşekkür ediyorum! Şimdi yarışmada 12 kişi kaldı, yanı her bölümde bir Lennon Award kazanan. Şimdi yarışmanın 3′üncü ve son kısmında ünlü jüri tekrar şarkıları dinliyorlar ve “Yılın Şarkısı”ni seçiyorlar. Bence bu çok zor görev olacak jüri için çünkü diğer şarkıları dinledim, hepsi bi ayrı güzel. Değişik tarz olan müziği mükkayese etmek bence çok zor bir şeydir. Pikaso ve Matış arasından en iyi yağlı boya resimi seçmek gibi bir şeydir! İki resminin kendi stiline göre ikişide ayrı bir güzel bence…
![]()
- Albümünde Türkçe şarkılara yer vericek misin? Yoksa Amerika’da yaşadığın için sadece İngilizce şarkılar mı yer alacak?
Tüm şarkılar İngilizce, Amerikada yaşadığım için ve benim için İngilizce daha doğal geldiği için, ama oraya buraya biraz Türkçe kattım, sürpriz olsun istedim
Umarım beğenirsiniz.
- New Yorklular Sinem’i tanıyor ve şarkılarını biliyorlar. Türkiye’deki müzikseverler seninle ne zaman tanışacak?
İstedikleri zaman tanışabilirler, benim web sitem her zaman duruyor: www.sinem.net … Dinleyici büyük bir memnuniyet ile her zaman beklerim.
- Sinem ; sen Amerika’nin keşfettiği ve ekmeğini yiyeceği , başarılı Türk Kızı olarak mı kalmak istiyorsun yoksa Türkiye senin gibi bir yetenekten yararlanacak mi?
Böyle sonuçlar benim elimde değil, ben sadece elimin altında olan kısımlarıyla uğraşabilirim, mesela daha çok müzik dinleyip ve diğerlerden öğrenmek, daha iyi beste yazmaya çalışıp, kendimi geliştirmek…Ben sadece bu kadarını yapabilirim, gerisi dinleyicilere kalmış! İnşallah yaptıklarımdan memnun kalırlar.
- Son olarak okuyucularımıza ne söylemek istersin?
Bu ropörtajı okuduğunuz için ve destekleriniz için çok teşekkür etmek istiyorum. İlk Albümüm Haziran sonu/Temmuz başı çıkacak, web sitemden satın alabilirsiniz zamanı gelince. Web sitelerim www.myspace.com/sinem ve www.sinem.net…
![]()
- Sinem ; çok teşekkür ederiz.Seninle konuşmaktan çok keyif aldık ve seni daha fazla insanın tanımasına ve dinlemesine aracı olabilirsek ne mutlu bize…
Ne demek! Ben size teşekkür ediyorum ve başarılarınızın devamını diliyorum. Sevgiler.
Not : Fotoğraflar ‘ Julie Mardin ‘ tarafından çekilmiştir…
30 Ekim 2007
“ Özünde , aşk ve melankoli tutkusunu barındıran tangonun dramatik duygusu , dans sırasında doğaçlama fırsatları yaratıyor. ”
![]()
- Tango sizin için neyi ifade ediyor? Tango birçok kişi için değişik anlamlar ifade eder.Bunun nedeni de tangonun bir dil olmasıdır. Kimi için arkadaş , kimi için müzikten gelen enerjiyi vücudunda yansıyabileceği bir kanaldır. Benim adıma ise tango hayitimin önemli bir parçası diyebilirim. Türkiye’de Arjantin Tango’sunu yaymak için çok özverili çalışmalar yapmış olduğum bir profesyonel yasam. Benim için duygusal anlamda çok şeyler ifade ediyor ama bunun dışında hayatın gerçekliği anlamında da ; sosyal çevrenin yaratıcılarındanım.
![]()
- Türkiye’de tango eğitiminin öncülerindensiniz. Nasıl başladınız tangoya?
Ben konservatuar yüksek lisans mezunuyum. Geçmişte ise kısa kısa bale çalıştım , modern dans çalıştım , jazz dans çalıştım. Kısa dönemli vücudumla ilgili deneyimleme çalışmalarıydı bunlar. Ama tango müziği benim için çok özeldi. Çok sevdiğim değişik müzik türlerinden kolaj buluyordum. Çünkü tango müziğinin içerisinde klasik , jazz ve etnik müziklerden melodiler vardır. Dinlediğim bu üç müziği bir arada bulup bir de üstüne dans etmek olunca , tango benim için olmazsa olmaz oldu. Dans aşkım konservatuarda da kendi gösterdi. Bale de çalıştım ve bale hocalarımdan inanılmaz teklifler aldım. Çok iyi olacağımı düşünüyorlardı ancak ben vücudumla ilgili birşey yapmak ve sahneme katkısı olmasını istediğim için bu işi yaptığımı söyledim. Bu dans denemelerinden sonra tangoyla tanışınca bana en uygun olanının olacağını hissettim. Tango Passion’un yaptığı Arjantin Tango’sunu yapalım diye düşünürken yurtdışından bir hoca davet ettim ve onunla beraber ben dersler vermeye başladim.Derken hızlı bir şekilde tangoya başlamış oldum.
- Peki size göre insanlar neden tango yapmalı?İnsanlar daha verimli zaman geçirip güzel bir ortam içerisine girebilirler. Vücutları ve beyinleri için çok önemli şeyler yapabilirler. İnsanların çürümeye başladığı an belli bir rutine girdiği andır bence. Hangi rutin olursa olsun bu aynıdır. Farklı tatlar anlamında taze kana var insanların. Değişik aktivitelerle bu aranıyor zaten. İnsanlara bu yeni tadı verebilecek önemli kapının tango olduğunu düşünüyorum. Yorgunluğunuzu yalnız ayağınızı uzatıp atamazsınız , bu güzel müzik eşliğinde beynini başka yönde çalıştırmakla atabilirsiniz. Mesela belli yaşın üstündeki insanlara yürüyüş önerilir. Şimdi burdan çıkıp Bostancı’ya kadar yürümekten belli bir süre sonra sıkılırsınız. Tangoya geldiğinizde burda da yürüyorsunuz ve değişik ortamda insanlarla tanışıyorsunuz. Bir de davet veya düğünlerde dans edebilmeniz için gerekli temel bilgiler zaten ilk kurlarımızdan itibaren verilmeye başlanıyor. O tarz ortamlarda oturmak yerine o güzel müzik eşliğinde tango yapabilirsiniz.
- Tango yapmak için herhangi bir kriter var mi?
Boy , kilo ve yaş önemli değil. Fiziksel durum bir yere kadar önemli değil. Mesela görme engelli bir bayanı gayet güzel dans ettirebilirsiniz. Ben özellikle davet etmek isterim. Belli bir ölçüde ritmi duyma yetileri varsa onlarda yapabilir. Dolayısıyla tangoyu herkes yapabilir. Tangoyu gönlünüzle yapıyorsunuz , gönlü geniş olan herkesin yapabileceği bir dans.
- Dans Artistik’ten bahsedelim. Dans eğitimlerinde eşinizle berabersiniz.Ne zamandır birlikte eğitim veriyorsunuz?
Tanguisimo - Büşra & Tanju Yıldırım Dans Merkezi diyoruz . Sevgili eşim Büşra Hanım yardımcı oluyor bana derslerimde. Kendisi de çok önemli bir dansçı. 20 yıllık bir bale sanatçısı. İstanbul Devlet Opera Balesinde 10 sene solist olarak dans ettikten sonra Dans Artıştık’te bizimle çalışmaya başladı. Bugüne kadarda açıkçası söyle bir sorunumuz vardı. Tanguisiomo İspanyolca’da en iyi tango – en çok tango anlamına gelen türetme bir kelime. Ben bu ismi çok seviyorum ancak arayan herkese bu kelimeyi kodlamak zorunda kalıyorduk ve Dans Artıştık adını verdik. Burda kuruluşundan beri tango dışında da dansların yapıldığı bir merkez. Hedefimiz Türkiye’de dansın kalitesini yukarı çıkarmak.
- Dans Artistik’te tangodan başka hangi dansların eğitimini almak mümkün?
Latin dansları , oryantal dans, hip-hop dans , çocuk dansları , yoga ve pilates var. Yalnız dans dersleri de vermiyoruz. Müzik dersleri veriyoruz bunun dışında. Cello ve piyano derslerimiz var.
Aynı zamanda burada Milonga( Tango Gecesi ) ve Latin Gecelerimiz oluyor. Bu gecelerimizde canlı müzik yapıyoruz orkestramızla. Yani müziği ve dansı keyifle yaşıyor insanlar buraya geldiklerinde.
- Son olarak okuyucularımıza ne söylemek istersiniz?
Herkesi hangi tür olursa olsun dans etmeye , vücutları için birşey yapmaya davet ediyorum. Bu herkes için hem fiziksel ve ruhsal anlamda daha sağlıklı ve keyifli bir yaşantı anlamına geliyor. Dans eden insanların bazıları çok delişi olabiliyor bu işin. Onlara sakın olmalarını söylüyorum. Her gece bir yere gidip dans edenler , tango hayatım diyorlar. Benim kafamda dahil her zaman tango yok. Kısacası her şeyin ölçülüsü çok makbul. Muhakkak ki insanları kendileri için birşeyler yapmaya ve dansa bekliyorum.
18 Aralık 2007
![]()
- Yılan hikayesi ile başlayıp , Yeditepe İstanbul ile devam eden, son olarak ta İki Aile ile zirveye ulaşan Emre Kınay , kendisini nasıl tanımlıyor?
Ben öyle Emre Kınay durumundan hoşlanmıyorum herşeyden önce. Kendimden , üçüncü kişiymişim gibi bahsedersem kendime yabancılaşıyorum. Emre Kınay birşey değil , ben oyuncuyum. Tiyatro kökenli bir oyuncuyum. Sinema bölümünü bitirdiğimi sanıyorlar ama ben Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunuyum.Masterimida orada yaptım ve halen tez aşamasında devam ediyorum. Masterla beraber eğitmenliğimde devam ediyor.Beni doğal olarak dizilerden tanıyorlar ancak benim kökenim tiyatro.
- Sinemada ilk başrol deneyiminiz olan ‘ İnşaat ’ filmi ile seyircinin karşısına çıktınız. Bu film ile seyircinin sevgisini kazanmaya başladığınızı düşünüyor musunuz?
Ben bir ise başlarken , bana deneyim manasında ne getirir , ne üretebilirim , ne paylaşabilirim onu düşünürüm. Üreteceğimi düşündüğüm projelerde yer alırım. Kariyerimde 25 tane tiyatro oyunum , 6 tane yönetmenliğim ve 3 tanede sinema filmim var.İnşaat’ta o filmlerden biri idi.
- Oynadığınız her filmde farklı karakterleri canlandırdınız.Yani üzerinize oturan basma kalıp rol olmadı.Bunu neye bağlıyorsunuz?
Bunu ben tercih ediyorum.Çünkü bir rol , oyuncuya oturduğunda oyuncu sürekli o tarz rolleri yapıyor. Ben başka bir karakteri oynamak istedim. Bu işini ciddiye almaktır. Yani ben köy ağaşı oynadığımda kimse daha ağa oynamamıştı. Çetin Tekindor Küçük Ağa yapmıştı TRT’ye. Ondan yıllar sonra ben Erkan Ağa’yı oynadığımda , televizyonda hıç toprak söylü, köklü dizi yoktu. Ondan sonra bu ağa furyası başladı. Herkes bir bağırıyor orada, ben sesimi çıkarmadım, ama ben oynadım. Ondan sonra bütün ağaları oynamak üzere bana da teklif geldi. Oynayacağım şey , muhakkak heyecanlanacağım röldür. Aynı rolü tekrar tekrar oynaşam seyirciyi heyecanlandıracağıma inanmadım. Belki de bu yüzden , ekonomik problemini çözememiş bir sanatçıyım.
- Kurtlar İmparatorluğu’nda Jean Reno ile oynadınız.Size göre Jean Reno ile oynamak nasıl bir tecrübeydi?
Jean Reno çok iyi , çok mütevazı , çok şeker bir insan. O filmdeki diğer oyuncular da öyleydiler. Çok iyi bir ekiple çalıştık ve benim açımdan önemli bir tecrübe oldu. Ancak şunu da söylemeliyim ki ; benim gördüğüm kadarıyla , Türk oyuncusundan çok da farklı oyunculuklar genel anlamda yok. Her şey önünüze sunulan şartlarla ilgili. Kısaca sunu söyleyebilirim ki , Jean Reno Fransız ben ise Türk aktörüyüm.
- Son filminiz ‘ Dün Gece Bir Rüya Gördüm ’ de genç bir kıza aşık , mühendisi canlandırdınız. Aşk filmleri Emre Kınay’a göre mi?
Ben öyle aşk filmi gibi ayrımlar yapmıyorum. Samimiyetle söylüyorum ; benim o filmi kabul etme sebebim , epilepsi hastası gençin hikayesi olmasıdır. Bu oyundaki gibi bir rolü her zaman oynayamazsınız , 1 kere olur. Ben 1 kere olanları toplayıp bir repertuvar yapmaya çalışıyorum.
- Dizilere geçelim birazda.İki Aile çok sevildi , çok tuttu. Size göre bunun sırrı nedir?
Tek nedeni var. Samimiyet…
- O zaman Türkiye ailecek izlenecek , sıcak ortamlarda geçen dizilere ihtiyacı var hale mi geldi?
Bu ülkenin %60’i hala ’ gıyabi cenaze namazı ‘ kılmaya hazır bekliyor. Oyuncu adaylarının çoğu Kurtlar Vadisi gibi dizilerde rol almak istiyor. Çünkü fazla tanınıyorlar ve sokakta bile primleri oluyor. Ama bunlar bilmiyorlar ki , her biri gelip-geçici.
- Yılan Hikayesi dizisinin önemli bir yeri var mı hayatınızda?
Önemli bir projedir. Ama ne televizyon açısından ne de edebi açıdan önemli değildir. Sadece televizyon dizisidir. Haftalık dramadır ve birbirinden kaliteli oyuncuların bir araya getirilerek oluşturulan ekibin işidir. O ekiple çalışmak güzeldi kendi açımdan.
- Beyaz perde mi , dizi setleri mi , tiyatro mu dersem…?
Emeğim , eğitimim ve detay alışkanlıklarım daha fazla olduğu için tiyatro.
- Duru Tiyatro’ya gelelim.Herşeyden önce teşekkür etmemiz gerekir böyle güzel bir tiyatroyu Türk Halkına sunduğunuz için…
Estağfurullah.Bir de doldurursanız daha da memnuz oluruz
- Üstün Akmen’in yorumu vardı.Çoğu havlu atarken , gidip tiyatro kuruyor, bu Emre Kınay deli mi diyordu.Ne diyeceksiniz?
Tiyatro bir protesto biçimidir. Sanat , iktidara ve yönetenlere karşı bir tavrın ifadesidir. İnsani özgürleştirme hareketidir. İktidarların , sözlerinin geçmediği yegane topluluk tiyatrolardır. Her yer onları bekler ancak tiyatrocu onları beklemez. Bu bir delilik hareketidir. Çünkü , yel değirmenidir onlar sizde Cervantes’in Don Kişot’usunuzdur. Delmeye çalışırsınız , o kuleler ve yer değirmenleri yıkılmaz ama savaş devam etmek zorundadır.
- Kızınızın adını verdiğiniz tiyatrodayız. En başarılı erkek oyuncu dalında Afife Jale ödülü aldınız. Duru’nun uğuru olabilir mi?
Belki ben de haketmişimdir…(!)
- Arif Akkaya ile sahneyi paylaştığınız ‘ Kara Sohbet ’ oyunundan bahsedebilir miyiz?
Parçalanmışlığın oyunu.Hepimizin reddeddığı bir şeyi itiraf etmenin ne kadar cesurca olduğunu söyleyen bir oyun. Bireysel çözümlemeler , bununla birlikte içimizde yarattığımız yaratıklar , insanlar , melekler ya da şeytanlar, onlarla ne kadar dürüstçe yüzleşebilirsek , dünyanın daha iyi olabileceğini düşünüyoruz. Kara Sohbet birazda önün oyunu.Kara mizah durumu var oyunumuzda.
- Son olarak klasik bir soru sormak istiyorum.Türkiye’de tiyatrolar , size göre niçin bu kadar kötü durumda?
Cahiliz çünkü. Kendini aydını diye tanımlayan birinin portesini çizmemiz lazım. Eğitimli ve üniversite diplomasi almış olması yetmiyor. Standart vardır ki ; ekonomik-politik gündem takip edecek , günlük gazeteleri okuyacak , roman okayacak , görsel sanatlara ilgi duyacak. Benim aydından anladığım bu. Bu gelenek işidir. Sizde üreyeceksiniz ve sizinde çocuklarınız olacak. O çocuklar da bu gelenekle yetişecek. Ben 30 yaşından sonra kimseyi tiyatro seyircisi yapamam.Düşünce olarak ifadesini sağlayamam.Bu geleneği sağlayabilecek adamın adı aydındır. Dolayısıyla Türkiye’nin geleneği budur. Bu tercih edilmiş bir cehalettir.
Kendi açımdan ; bu ülkenin geleceği ile hesabım bitmedi. Yarın öbür gün , ülke şartları değiştiğinde , ben elimden gelen herşeyi yaptığım için , içim çok rahat olacak. Ben bu ülkeden gitmeye mecbur kalırsam , giderken arkama dönüp baktığımda içim çok rahat olacak. Bana ‘ Duru ’; baba hiç mı bir şey yapmadın diye sorduğunda; kızım , senin rizkından kesmek dahil olmak üzere herşeyi yaptım diyeceğim.
- Emre Bey bu güzel sohbet için çok teşekkür ediyoruz. Emine Ün – Emre Kınay çiftinin kızları Duru’ya ve aynı adı taşıyan Duru Tiyatro’ya uzun ömürler diliyoruz.
Ben teşekkür ederim.
31 Ekim 2007
- Böylesine bir ustayla konuşmaktan onur duyuyoruz herşeyden önce. Darbukatör Baryam tiplemesiyle akıllara kazınan usta oyuncu ve Türkiye’nın en örnek sanatçısı Müjdat Gezen kendisini nasıl tanımlıyor?
Benim kendimi nasıl tanımladığım önemli değil. Seyircilerin , beni seven – sevmeyen insanların beni tanımlaması önemli. Yani bize dışarıdan bakan insanların bizi tanımlamasının kıymet-i harbiyesi var . Biz kendimizi ne kadar anlatsak boştur. Ama illa ki soruyorsanız ;
Ben kendimi sade bir vatandaş olarak tanımlıyorum. Mesleğimi de sanatçı olarak tanımlarım , oyunculuğu seçtim ve gerisi sizin değerlendirmelerinize kalıyor.
- Oyunculukla beraber yönetmenlik deniyimlerinizde var.Ancak bu filmler tv’de yayınlanmadı.Bunu siz mı istemediniz? Yönetmenliği denedim başarılı olamadım diyecek kadar da dürüstsünüz…?
Evet kesinlikle. Özellikle vermedim zaten , sakladım onları. Ben bir tiyatrocuyum. Sahneye koyduğum oyunların hepsi kapalı gişe oynuyor ama sinemayı beceremiyorum. Sinema çok farklı birşey. Sinema oyunculuğunu yapıyorum ancak sinema yönetmenliğine yeteneğim yok.
Bunun dürüstükle bir alakası yok , işte görünen köy kılavuz istemez! Gerçi bunların arasında bir tane filmimde Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde finale kaldı.Almanya’da çektiğim Kobay adlı bir filmdi. Yani dediğim gibi bir çok sinema filminde yer aldım ve sinemanın içindeyim ancak oyuncu olarak.Yönetmenlik çok başka bir iş ve yetenek.
![]()
- Yazarlık deneyiminizde var.Yayınevi ve medya ilişkisi yüzünden problem olmuştu.Siz de benim kitabım sansasyon yarattığı için satacaksa satmasın demiş bir sanatçısınız.Bu kitabın gelirini de Nesin Vakfına bağışlamak istediniz.Bu deneyiminizden bahsedebilir miyiz?
40 tane kitabım var .Yazarlıkta başarılı oldum.9 tane kitabım MEB tarafından yardımcı ders kitabı olarak okullarda okutuluyor. Oynadığımı yazdığım için yazarlık daha kolay geliyor.
Evet o kitabı yayından çektim. O olay söyle oldu :
Okumadığı kitap , görmediği film , izlemediği tiyatro hakkında eleştiri yapmak sanırım bize özgü birşey. Ama öyle duydum diyerek çıkıyorlar işin içinden. Duyduğu kişinin fikri ile eleştiri yapıyorlar. Senin fikrin nerede ?
Benim kitabım çıkmadan eleştiri yaptılar sonra kitap piyasaya çıkınca onların o kitapta olmadığını gördüler. Bu kitabı çıkartmayacaktım . Fakat bana çok yakın arkadaşlarım özellikle Emre Kongar , çıkartmazsan onların yazdıkları doğru çıkar dedi. Yani , bahsedilen şeyler kitapta var ki çıkartmiyor derler dedi. Bende o zaman basın kitabı dedim. Bu seferde kitap çok sattı ve sansasyonundan dolayı çok satıldı denildi. Bu benim hiç istemediğim birşeydi.
Nesin Vakfı kurulmadan yanı temelleri atılırken dahi ben vardım. Şu an benim tiyatro pasajında ofisi var. Elimden ne gelirse yapmaya çalışıyorum. Öbür kitapımızın gelirlerini , Savaş Dinçel’le beraber Nazım Hikmet Vakfı’na bağışlamıştık.
Zaten ben kitap geliriyle zengin olacak bir ‘ Orhan Pamuk ‘ değilim. Kitap gelirlerini vakıflara bağışlamayı doğru buluyorum.
- Oyuncu gibi oyuncu , adam gibi adam sözü gerçekten tam sizin için söylenmiş sanki.Sanatından kazandığınızı yeni sanatçılar yetiştirmek için Müjdat Gezen Sanat Merkezini kurdunuz. Yüreğinize sağlık demek yeterli kalacak mi?
Ben herkesi kendi yaptığı işte iyi buluyorum önce. Benim özellikle başkalarını yererek prim yapma huyum olmadığı gibi öğrencilerime de bunu öğretiyorum. Birinin omzuna basarak yükselmeyi sevmiyorum. Bütün dersanelerimize Hipokrat’in ‘ meslektaşlarım kardeşlerimdir ’ cümlesini astım.
Siz okul açtınız diye bana söylediğinizde memnun olmuyorum. İnsanlar nasıl mutlu oluyorsa öyle işler yapmalı. Başkası neden bunu yapmadı demek saygısızlık oluyor , o hakkı kendimde görmüyorum. Benim hayata duruşumla değerlendirsinler ama beni överken başkalarını kötülemeyi doğru bulmuyorum.
- Müjdat Gezen Sanat Merkez’inden bahsedebilir miyiz?
Ben eski okulum olan konservatuar tiyatro bölümünde hocalık yaparken orası İstanbul Üniversite’sine bağlandı. Orada hocalık yaparken , bir öğrencimi üzüntülü bir şekilde yürürken gördüm. Hayrola neyin var diye sordum ve harç parasını yatıramamasından dolayı sınavlara giremediğini öğrendim. Çıkardım , cebimdeki parayı verdim , harcını yatır dedim. Sonra mezun oldu ve başarılı rollerde oynamaya başladı. Bende o gün dedim ki öğrencilerin bedava okuyabileceği bir okul olmalı. Eğitimin ücretsiz olması gerektiğini düşündüm ve bu düşüncemin doğru olduğu ispatlandı bu okulda. Çünkü çok önemli çocukları çıktı bu okuldan Türk Sanat Camia’sına. Bizim onur duymamızı sağladılar. Demek ki doğru bir şey yapmışız bu okulu kurarak.
- Öğrencilerinizin arasından kura çekerek 10 öğrencinizin üstüne yaptınız okulu.Buna bir sanat mirası demek doğru mü sizce?
Benden sonra burayı ekol gibi devam ettirecekler. Ben buna bir gün karar verdim. Bir gün çok üzüldüğüm bir olaya tanık oldum. Sayın Özdemir Sabancı öldürüldü. İki kişi geldi, beyaz bir bezin fermuarını çekip götürdüler. Çokta severdim onüu. Dünyanın en zengin 100 adamından bir tanesiydi ancak giderken hiç birşey götüremedi. Bende dünyanın en zengin yüz milyonuncu adamı bile değilim.Dünya kadar borcum bile var.
Dedim ki bu bina buradan gitmeyecek.Ve sonuçta çocuklara kaldı.Zaten çoğunluk onlar , onlar ne derse o oluyor …
![]()
- 2006 yılında Müjdat Gezen Tiyatrosu hizmete girdi.Eğer tiyatrocu olmasaydım , oyun oynayabilmek için çocuk olurdum demiştiniz.İzleyiciler usta tiyatrocumuzu M.G Tiyatrosunda izleyebilirler.Sanat Merkezi oyuncularının oyunları mı sergileniyor tiyatroda?
Asıl amaçı oydu evet. Çocukların oyunları sergileyeceği yerleri bulup , kiralıyorduk ancak çok sıkıntı çekiyorduk ve problemler yaşıyorduk.Bu böyle gitmeyecek dedim ve bankadan kredi aldım. Satılık olan binayı buldum , inşaatında kendim de çalıştım , benim emeğimde var. İçine tiyatro salonu yaptık. Savaş Dinçel adına oda tiyatrosu yaptık. Müzik bölümüne salon yapıyoruz. Artık öğrenciler orada kendi kendilerine para kazanacaklar.
Kendimizde oynuyoruz aynı zamanda. Gösterilerimiz ve oyunlarımız Müjdat Gezen tiyatrosunda.
- Tam bir sanatçı yetiştirme merkezi diyebiliriz buraya.Ahkam kesmeden ve böbürlenmeden işini yapan değerli bir insansınız.Rating almak yerine faydalı olmak arasındaki farkı anlamış olmak çok güzel bir haz veriyor değil mi?
Böbürlenecek bir tarafı yok ki bu işin. Hayatiyeti olan bir meslek değıl bizim ki. Beyin cerrahı değiliz veya ağır ceza reisi değiliz. Onların hata yapma lüksü yoktur. Biz ise hata yapabiliriz , seyirci güler geçer. Ama bizim mesleğinde insancıl bir tarafı vardır. İnsanı onarır. Biz ne olmak istersek sahnede onu oluruz. Ahkam kesecek bir tarafım yok yani.
Rating konusunda bu bana iki kere haz veriyor. Birincisi , birşeyler yapmaya çalışıyoruz hem de yaptığımız işlerde rating alıyoruz ! Biz bu sene açılmış olan 300 kışilik salonu full doldurduk. Rating kaygımız olmadan kendi kendine oluşunca hoşumuza gidiyor.
- Siz geleceğe yaıirımın yaninda , gecmişe vefa örneğini gösteren kişisiniz.Geçmiş zamanların ünlü oyuncuları şimdi ki zamanın unutulan sanatçılarını siz unutmadınız.Onlara ev tahsis ederek yaşamlarını kolaylaştırdınız…
Orası benim kendi evim gibi zaten. Burda pişen yemek orada da pişiyor. Çok mühim birşey değil yani. O kişiler aktör oldukları için 80 yaşına gelselerde oynamak istiyorlar. Ben onları dizilerde oynattım , şimdi tiyatroda da oynatıyorum.
Ama bahsettiğiniz yer , fazla anlatılıp abartılacak bir yer değil. Kendi evimiz gibi . Arada bir büyük rakı alıp gidiyorum beraber içiyoruz. Neticede huzur evi orası ama biz sanatçı evi diyoruz. Onlar nasıl huzur buluyorsa biz mutlu oluyoruz.
- Türkiye’nın yetiştirdiği ve sahip olduğu için övüneceği yegane sanatçısınız.Aynı zamanda insanlık derslerinin en büyük eğitmenisiniz.Gurur duyduğumuz bu söyleşi için size çok teşekkür ediyoruz.
Ben kendim övüldüğüm zaman utanıyorum ama ben yokken beni överseniz hoşuma gidiyor. Bir arkadaşım köşesinde yazar , bir kitapta benden alıntı yapılmıştır , siz benim hakkımda güzel şeyler yazarsanız , bunları okuyunca mutlu olurum. Çünkü bizim ödülümüz oyunu sergiledikten sonra aldığımız alkışlardır. Biz buna alışmışız. Şimdi beni karşısına alıpta öven olunca utanıyorum.
Nasrettin hoca 40 paradan yumurta alıp kırmızıya boyuyormuş ve o şekilde 30 paradan satıyormuş.Karısı bu nasıl iş diye sormuş.Nasrettin Hoca’da sen sus aklın ermez , ben boyadan kazanıyorum demiş.
Bizim boyamızda alkışlarımız işte.
Ayaklarınıza sağlık ben teşekkür ediyorum , işlerinizde başarılar diliyorum.
6 Kasım 2007
