YÖNETİM

2nd Ocak
2009
Yazar : Dincer

Yeni yılın ilk gününde, Rusya ilk bombayı patlattı. Sürekli atıştığı ve aralarındaki siyasi gerilim nedeniyle ‘gaz’ tehditini sürdürdüğü Ukrayna’ya, doğal gaz ihracatını kestiğini açıkladı. Ukrayna’ya doğal gaz sağlayan Rus devi Gazprom, borçlar nedeniyle doğal gazı kestiğini söyledi.

Ukrayna, Rusya’ya olan borçlarını ödediğini savunurken, Rusya bunu reddediyordu. İki ülke 2009 yılı için gaz fiyatlarını belirleme konusunda da anlaşamadılar. Gazprom’un Başkan Yardımcısı Alexander Medvedev, bu uyarılarının ardından Ukrayna’nın ülkeden geçen boru hatlarından, Avrupa’ya gidecek doğalgaza el koyma tehdidinde bulunduğunu iddia etmişti. Ancak Ukrayna, gaz sevkiyatının kesilmesinin Avrupa’ya Ukrayna üzerinden taşınan gazı etkilemeyeceği güvencesini de verdi.

Ukrayna, Gazprom’a $1.5 mLr civarında bir ödeme yaptıklarını söylerken, Ruslar ise gecikme faizleri ile beraber ödenecek paranın $2 mLr dolayında olduğunu iddia ediyor. Daha açık ifadeyle, Medvedev Ukrayna’nın parayı ödemeye başladığını kabul ederek, ödeme planı üzerinde 2009 yılına ilişkin anlaşma sağlanamaması nedeniyle, Ukrayna’ya doğal gaz ihracatı yapmalarının mümkün olmadığını söylemeye çalışıyor.

Ancak Ukrayna stratejik konumu nedeniyle, Rusya’dan Avrupa’ya sağlanan doğal gaz ihracatının kritik bölgesi durumunda. Yani gazın, Ukrayna’dan geçmeden Avrupa’ya ulaşması sıkıntılı. Şimdi Ukrayna’nın gaz boruları kapatıldı ve Avrupa’ya geçişte nasıl bir süreç izlenecek bu merak ediliyor. Bu korku nedeniyle petrol fiyatları yeni yılın ilk gününde %14′lük bir artışla $44′a kadar yükseldi. Peki yılı Rus borsasında da büyük değer kaybı ile kapatan Gazprom, yeni yıl öncesi dünyayı tehdit mi etti?

       gazp   gazpr

Yukarıdaki grafiklerden solda olan Gazprom şirketinin Rusya MICEX endeksindeki yıllık değişim oranı. Sağda gördüğünüz ise RTS endeksindeki yıllık bazda değişimi. Gazprom hisseleri petrol fiyatlarının tarihi zirve yaptığı dönemlerde, tavan fiyatlardan işlem görüyordu. MICEX endeksinde ağustos ayında $400 civarlarında seyreden hisseler, petrolün düşmesinin ardından $100′a kadar gerilemiş durumda. Dünyanın bir numaralı gaz üretim ve dağıtım şirketi Gazprom’un gelirleri de yılın son aylarında azalmaya başladı.

Rusya’nın petrol ve gaz ihracatcısı olması, gelirlerinin en önemli bölümünü bu ihracatın oluşturması ve petrol fiyatlarındaki düşüşle beraber rublenin yabancı para birimleri karşısında sürekli değer yitirmesi ile ihracattan kazanılan yüksek miktar döviz rezervinin devalüasyon sonucu erimesi karşısında zor durumda kalan Rusya hükümeti, petrol kozunu her şekilde oynayacaktır.

Petrol yüksek fiyatlarda seyrederken kriz dönemini akıl almaz rezerv miktarlarına ulaşarak geçtiğini düşünen Rusya, krizin dolar üzerindeki etkisinin hissedilmesi ile beraber parasının değerini koruma telaşına düştü. Ruble’nin sürekli devalüe edilme çalışmasında, yüksek petrol fiyatı döneminde elde edilen rezervler kullanıldı. Ancak o kadar sık devalüe oldu ki, rezervlerde bir şekilde eridi. Sonrasında ise petrol fiyatları hızla düşünce, Rusya’yı korku sardı. Aynı şey Rus şirketleri için de geçerli oldu. Borsada piyasa değerleri hızla eriyen şirketler, gelirlerinin azalması ve ihracat olanaklarının durması nedeniyle sıkıntıya düştüler. Ve Ruslar anladılar ki onların zenginliklerinin tek kaynağı enerji. Eğer enerji olmazsa, Rusya’da zengin ve güçlü patron olması imkansız.

Bu nedenle Gazprom şirketi başta olmak üzere tüm Ruslar, petrol fiyatları üzerinde 2009 yılında büyük baskı kuracaklar. Petrol fiyatının bu seviyede olmasını istemedikleri için tehditlere başlayacaklar. Ukrayna’ya yaptıkları bu gaz tehditi bence bir başlangıç. Sürecin iyi takip edilmesi ve Rusya’nın ne yapmaya çalıştığının analiz edilmesi çok önemli diye düşünüyorum.

31st Aralık
2008
Yazar : Dincer

Efendim malumunuz öylesine bir yıl geçirdik ki, bitse de kurtulsak der gibi… Ancak beterin beteri vardır söylemi dolayısıyla, yeni yıl için çok büyük beklentilere girmek yanlış olacak. Umudumuzu korumak durumundayız ancak 2009′un bu yıldan daha iyi geçeceğini düşünmek çok doğru değil. En azından içimizdeki acaba sorusu ile bu akşam 2009′u ümitle karşılayacağız.

2008 yılında yaşanan büyük finansal krizin en önemli etkeni, hepinizin bildiği gibi ‘ primler. ‘ Güçlü finansal kurumların tepe yöneticileri, şirketlerin istenilen satış hedeflerine ulaştıkları takdirde, kendilerine verecekleri dudak uçaklatıcı primler nedeniyle riskleri görmezden geldiler. Riskli varlıkları çok sayıda insana paketleyerek sunmalarının karşılığında, riskin azalacağına kendilerini inandırmaları, prim iştahının risk alma iştahının üstüne çıkması ve içlerindeki hayvani duyguları bastıramamış olmaları krizin bu aşamaya gelmesine neden oldu.

Yeni yıldan itibaren şirketler çok büyük prim düzenleme sistemine gidecekler. Bu nedenle yeni yılda, çalıştığınız şirketten prim beklemek yerine, kendi priminizi kendiniz verseniz nasıl olur?

Kriz dönemleri yeni fırsattır derler. Herkes bunu bilir ancak uygulama nasıl gelir? Eğer nokta atışlarla, doğru zamanlamayı tutturup, kendinize her zamankinden fazla yatırım yaparsanız yeni yılda kimsenin veremeyeceği prime konabilirsiniz. Ben her zaman söylerim, özünde en büyük yatırım insana yapılan yatırımdır. Geri dönüş oranı birçok projeden daha kısa olabilir. Elde edeceğiniz kar tamamen size aittir. Alacağınız prim kesintisiz sizindir. Ve kriz dönemi bu primi sağlayabileceğiniz kaçırılmaz bir fırsat olabilir. Yeter ki fikriniz olsun, hevesiniz değil. Fikri, vizyonu ve hayali… Bunları sıkı bir çalışma ve düzenli yol alma ile birleştirebilirseniz 2009 yılı için alacağınız prim gerçekçi ve dudak uçuklatıcı olabilir.

En azından ben öyle yapacağım.

Acısıyla tatlısıyla, stresiyle rahatlıyla, bazen gerginlikten bazen sevinçten ağlatmasıyla, bazı geceler uykusuz bırakıp bazı günlerde rahat uykuya daldırmasıyla koca bir seneyi daha geride bırakıyoruz. 2008 yılında birçok yazı ile sizlerle beraber olmaya çalıştım. 2009 yılında daha farklı ve daha geniş bir yelpaze ile devam edeceğim. Ve 2009 yılında sizlerin karşısına daha farklı ve çok umutlu olduğum projelerle çıkacağım. Bunu başarmak için bugün akşama kadar hala çalışıyor olacağım. Hedefimi hayalimle ve vizyonumla birleştirip, en iyiyi ortaya çıkarmak için gücüm ve zekam el verdiğince çalışacağım.

Peki ya siz? 2009 yılını beraber primlendirmeye ne dersiniz?

Hepinize bütün güzelliklerin yanınızda olduğu harika bir yıl diliyorum. İyi seneler efendim.

30th Aralık
2008
Yazar : Dincer

Zorlu bir yılı geride bırakırken, yeni yıl için planları yapma zamanını tamamladık. 2009 yılında yatırımları nerede değerlendireceğim konusunda planların tamamlanmasının ardından, kısa bir şekilde bilgi vermek istedim.

2008 yılında doların değerlenebileceğini söyleyerek, sepette yer alması gerektiğinden bahsetmiştim. Bu yıl ise doların sepette bulunacak en son enstrüman olduğunu düşünüyorum. Çok basit bir hesabım var. Türkiye’de yıllık en yüksek getiriyi sağlayan enstrüman faizlerdir. Gerçi faiz indirimleri ile bu oran %16′lara indi ancak yine de en yüksek nominal getiriyi faiz sağlıyor. Yıl içinde bundan daha yüksek oranda getiri sağlarsanız kazançlısınız. Peki sepeti nasıl yapıyorum?

Hisse senetleri piyasasından vazgeçmek mümkün değil. Özellikle bu yıl, ciddi trade imkanlarının tanınacağını ve piyasaların düştüğü dönemde alım için çok uygun koşullar geleceğini düşünüyorum. Çünkü krizin etkilerinin 2009/3 ‘de düzelip, yükselişlerin başlayabileceğini hesaplıyorum. Düşük fiyatlardan aldığım her hissenin, ilerleyen dönemlerde bana yüksek kazanç sağlayacağına inanıyorum. Bu alımlar için acele edilmemesi gerektiğinin ve piyasa şartlarının yakından izlenmesinin şart olduğunun altını çiziyorum.

Hisse senedi dışında, altından vazgeçmek zor. Altını nasıl alıyorsunuz ve altında nasıl işlem yapıyorsunuz soruları oluyor. Altının da hisseleri var artık. Altın hissesine yatırım yapıyorum. Altının ‘ ons ‘ fiyatıyla ilgiliyim. 2008′de ciddi getiri sağlayan bu kağıtlar, 2009′da da eskisi gibi yüksek getiri sağlamayacak olsa da, güvenli liman olarak sepetteki yeri alacak. Bunun için altının ons fiyatının yakından izlenmesi ve hangi şartlarda yükselir durumunun bilinmesi gerekir. O nedenle enstrümanın ne olduğunu bilmek yeterli değil.

Son olarak emtiaların fiyatlarının artacağını düşünüyorum. Petrol için $34 seviyesi oldukça cazip geliyor. Petrole de aynı şekilde, petrol hissesi satın alarak yatırım yapılabiliyor. Bunun için İşYatırım ve Deniz Yatırım aracılık ediyor. Future piyasaların bu dönemde de önemli olacağını düşünüyorum.

Ve tabi ki risksiz ve sabit getirili tahvil-bono-repo vb ürünlerde dönem dönem bulunmak önemli. Çünkü uzun vadeli yatırımın, takip edilerek yapılası bir dönemden geçiyoruz. Bir enstrümanı alıp yatayım derken, zarar edip daha sonra zararı çıkaracağım diye beklersek, yılı boşa geçirmiş oluruz. Bu nedenle stop-loss’un öneminin arttığı ve kar edildikten sonra satılarak yeni fırsatların bekleneceği yılda, planları ona göre hazırlamak önem kazanıyor.

2009 yılı planımda olacak enstrümanları sizinle paylaşmak istedim. Umarım karamsar olarak beklediğimiz ve korkarak gireceğimiz yeni yıl, beklendiğinden daha olumlu gelir. Şahsen ben piyasalar açısından fırsatların çok fazla olacağını düşünüyorum.

Piyasalar halkın %90′ını kara bulutların üstüne yıktıysa, %10′u kendisine yeter…

Önemli Not : ( Tamemen kişisel portföy yorumudur, öneri niteliği taşımaz. )

29th Aralık
2008
Yazar : Dincer

Hani öyle yıllar vardır ki tarihe tanıklık edersiniz… İşte 2008 yılıda o yıllardan bir tanesi. Global dünya düzeni ile kapitalizmin ilk ciddi savaşının yaşandığı tarih olarak, kitaplardaki yerini alacak. Peki 2008 yılının en büyük hatası neydi?

Bana göre bu yılın ciddi iki hatası var. Birincisi ve az konuşulası olanından başlayayım. Avrupa Merkez Bankası Başkanı Trichet’in 2008′in başlarında yaptığı faiz arttırımları oldukça saçma ve başarısız bir hamleydi. Gıda ve petrol fiyatlarında yaşanan yükselişin şoklardan meydana geldiğini düşünmeden, resesyon ihtimalinin olacağını ihmal edip, enflasyondan korkmuş bir halde faizlerde arttırıma gitmesi büyük bir hata oldu. Euro Bölgesi enflasyonu kısa süreli yükseliş yaşarken, ekonomik anlamda yavaşlaması daha hızlı oldu. Yani Trichet’in ekonomik beklentileri yanlış algılayıp, faizleri arttırması hata oldu.

Gelelim yılın ve bana göre yüzyılın hatasına. Amerika’nın ve dünyanın finans devi Lehman Brothers’ın iflasına izin verilmesi, tarihe kara leke olarak geçti. Böyle bir hata nasıl yapılır sorusunu uzun yıllar soracağız bence. Kimse gelip demesin ki, o kadar prim alıyorlarmış vs… Kısaca iflası hakettiler ve onlar batıracak devlet bizim paramızla onları kurtaracak… Böyle birşey yok daha doğrusu böyle birşey söyleme mantığı yok. Kısaca açıklayayım.

 

Lehman Brothers dünyanın lider finans kuruluşuydu. İnsanlar, bu şirkete o kadar fazla güveniyorlardı ki, bu şirketin çıkardığı her türlü kağıdı alıyorlardı. Hatta dünyadaki bankalar, bu şirketin kağıtlarını müşterilerine satıyorlardı. Ancak Lehman şirketi de, riskli ancak getirisi çok yüksek olan CDO dediğimiz ( Credit Default Swap ) işlemlerini sık yapmaya başladı. Bu işlemlerde üst düzey yöneticiler dudak uçuklatacak primlere kondukları için, riskin çok yüksek olduğunu görmelerine rağmen, kendilerine dur diyemediler. Mali durumu çok iyi olmayan binlerce kişiye aynı anda kredi verdiler. Bu krediyi verirken, düşünülen alınacak prim olduğu için, bin kişi aynı anda batmaz diye düşünmek istendi. Böylece oluşturulan bin riskli kredi bir paket içinde sunuldu. Ve o derecelendirme kuruluşu adı altındaki sahtekar kuruluşlar, B- notu olan kredilere o paket içinde AA notu verdiler. Ratinglere bakan kişiler hazine bonosu kadar riskli olarak gördükleri bu enstrümanların getirisinin daha yüksek olduğunu görünce, yatırımlarını bu yönde yaptılar. Emeklilik fonları dahil, ratinglere aldanıp bunlara yatırım yaptı. Bu CDO’lar kendi içinde de o kadar gelişti ki, bunları alıp içinden yeni paket yapıp satan bankalarda oldu. ( Yani zaten sanal olan asıl paketi alıp, bir de bunun sahtesini yapıp enstrüman olarak sunan bankalar oldu.) Sonuç olarak bu binden fazla kişi, krediyi ödeyememeye başlayınca balon patladı.

Lehman kadar güvenilir ve batmaz denen şirketin başlangıcında ön ayak olduğu bu sistem, dünyayı etkisi altına aldı. Kısa sürede büyük paralar kazanan bu şirket bir anda ciddi borç batağına saplandı.

 

Şimdi gelip batmakta haklılarmış demeyin. Çünkü bu şirket sizin en büyük finans kuruluşunuzsa ayrıcalıkları olmak zorunda. Dünya finans sisteminde en büyük oyuncuların yaptıkları hataları dönem dönem engellemek zorundasınız. Sonunda olayı farkedip susarsanız, sistemi yıkarsınız. İşte aynen bu tehlike oldu. Lehman dediğimiz şirket, dünya üzerinde birçok bankaya ve yatırım şirketine etki ediyor. Türkiye’de dahi CitiBank güvencesiyle, Lehman’ın adını duymamış onlarca kişi Lehman tahviline sahip durumda. CitiBank’ın zarar rakamlarının nedenleri bunlar. Bunun gibi yüzlerce bankanın da…

Lehman’daki olay üstü kapalı farklıydı. İsteseler rahatça kurtarabilirlerdi ancak iflasına izin verdiler. Bu açıklanamayacak ve yıllar sonra konuşalacak büyük hata oldu.Lehman’a verilecek $200-250 mLr, hem o şirketi kurtarırdı hem piyasaların dip yapmasını önlerdi hem de diğer şirketlerin zararlarının yada iflasların azalmasına neden olurdu. En basit örneği vereyim ;

AIG şirketi, CDS dediğimiz ( Credit Default Swap ) yatırım aracı ile Lehman Brothers’ın çıkardığı bono ve tahvilleri sigortalıyordu. Yani ben $1000′lık Lehman bonosu alıp AIG şirketine giderek, bu bonoyu sigortalatıyordum. AIG’de benden komisyon alarak bonomu sigortalıyordu. Yani Lehman batarsa $1000′ımı bana ödeme garantisi sunuyordu. AIG, Lehman’ın batmayacağını düşündüğü için bu sigortalama işinden aldığı komisyonlarla büyümeye devam etti. Ancak Lehman batışı ile beraber AIG için çanlar çalmaya başladı. ( Tabi Lehman ile diğer kuruluşların bonolarını da sigortaladı. )

Merrill Lynch için Bank of America devreye girdi ve satın alım gerçekleşti. Ancak Lehman Brothers’ın iflasına izin verildi. Sonrası hesaba katılmadı. Neler olacağı düşünülmedi. Bu büyük bir hesap hatasıydı. AIG’ye şimdiye kadar ödenen para $150 mLr ‘ı geçti. Diğer kuruluşlar için kurtarma paketi altında ödenen miktar iyice yükseldi. Eğer Lehman batmasaydı, başta AIG olmak üzere diğer kuruluşlara ödenecek miktar azalabilirdi.

En basitinden güven bu kadar dip yapmazdı. Finans piyasası oyuncularının en çok güvendiği ve bu da batmaz dediği şirketin iflası ile güven dip yaptı. Fırtına içinde kasırga yaratıldı.

Burada suçlu Amerikan Hükümeti, Türkiye ile istediği gibi oynayan sahtekar derecelendirme kuruluşları ve prim sevdasıyla hayvani duygularının profesyonelliğin önüne geçmesine izin veren üst yöneticiler…

Lehman Brothers 2008 yılının en büyük hatası bana göre. Ve iddia ediyorum ki, eğer Lehman iflası engellenseydi sistem üzerinde bu kadar korku olup, dip yapılmasına olanak sağlanmazdı.

25th Aralık
2008
Yazar : Dincer

Bu blogu kurma amacımı her fırsatta dile getirmeye çalışıyorum. Belirli tarihlerde yazdığım yazılarımın ve beklentilerimin sonucunu görmek, kendime hata yaptığım alanları göstermeye çalışmak ve ne kadar doğru tesbit-beklenti yapabiliyorum onu görmek amacıyla bu siteyi oluşturdum.

Bir yılı daha geride bırakıyoruz. Bu yıl içerisinde neler olmuş, neler bitmiş hep sizinle paylaşmaya çalıştım. Bugün ise kendi analizimi yapmak istiyorum. Bakalım bu yıl ne derece başarılı tahminlerde bulunmuşum.

 

  1. 2007 yılının son döneminde ‘ Gübre Hisselerine Dikkat ‘ diyerek, 2008 yılı için nokta atışı yapmıştım. Gıda fiyatlarında yaşanan yükselişlerin hızlandığı bir dönem geçiriyorduk. Petrol ve doğalgaz fiyatlarında da yükselişlerin olması ile beraber, tarımda gübre olarak kullanılan kimyasal unsurların fiyatlarının artacağını ve dolayısıyla gübre fiyatlarının da artacağını söylemiştim. Sonuç olarak gübre hisselerinin yatırım amacıyla değer bulabileceğini söylemiştim.

        Peki ne oldu? Gübre şirketleri tarihi kar rakamlarına ulaştılar. Bundan hisseleri de nasibini aldılar. 18 Aralık 2007 tarihinde Gübre Fabrikaları, Bagfas ve Ege Gübre hisselerinin fiyatlarını yazmıştım. Aşağıya 3 hisse senedinin yıllık grafiklerini koyuyorum. Neler olmuş bir bakalım.

     gubrf             eggub

                                                    bagfs

Resimleri büyülttüğünüzde, yazının yazılış tarihi olan 12 Aralık’tan sonrasındaki fiyatlarını ve yıl içerisinde ulaştıkları fiyatları görebileceksiniz. Sanırım daha fazla üstünde konuşmaya gerek yok.

 

  • Yine 2007 yılının son döneminde ‘ Dolara Dikkatli Yatırım Zamanı ‘ diyerek, 2008 yılı için getiri sağlayabilecek yatırım aracından bahsetmiştim. Piyasaların kötüleşmesi ve geliyorum diyen kriz ışığında, krizin kaynağı olan ülkenin para biriminin ilginç olsa da değerleneceğini o yazımda söylemiştim. 1.15 seviyelerinin alım için ideal olduğunu dile getirmiştim. Aşağıya doların bir yıllık grafiğini koyuyorum.

                          dolar 

Grafikten görülebileceği gibi dolar yıl içerisinde en çok getiriyi sağlayan yatırım aracı oldu.

 

  • Yeni yılın ilk günlerinde, 2008 yılının piyasalar açısından iyi bir yıl olmayacağını söylemiştim. Bunu da ‘ Piyasalardan Çekilme Vakti mi? ‘ diyerek anlatmaya çalışmıştım.

                           imkb

Grafikten görebildiğiniz gibi, yıl içerisinde borsada kalmak yatırımcıları ciddi zarara uğrattı. 2008 yılı için, hisse senedi piyasalarının her zamankinden daha riskli olduğu söylemim ışığında, hisselerin yarıdan fazla değer kaybettiğini gördük.

 

  1. 3 Ocak 2008 tarihinde ‘ Altına Hücum ‘ yazısını yazarak, yatırımcıların hızla yükseleceği söylenen altın ve petrole ciddi yatırım yapmamaları konusunda uyarmaya çalışmıştım. Emtia fiyatlarındaki yükselişlerin, balon etkisi ile şiştiğini ve bunun da patlamasının şiddetli olacağını söylemiştim.

 altin  petrol 

Soldaki grafikte altın fiyatlarının yıllık değişimini görüyoruz. Sağda ise petrolün… Altın fiyatları, krizin en sert döneminde tarihi zirve olan $1000′a yaklaşamadı. Petrol ise benim tahminlerimden çok daha fazla spekülatif hareket ile $100′ı aştı. Ancak sonuç olarak, oradan hala emtia alan yatırımcı ciddi zarar etti. Özellikle petrol, birçok hedge fonu ve yatırımcıyı iflasın eşiğine kadar getirdi.

 

Evet… 2008 yılı için beklentilerim ve tahminlerim bu yönde olmuş. Sonuçları ise yukarıda gördüğünüz gibi. Umarım 2009 yılında, kendime kattığım ekstra özellikler sayesinde tahminlerimi genişletebilir ve daha fazla alanla ilgili beklentilerimi sunabilirim.

20th Aralık
2008
Yazar : Dincer

Bugün futbol takımlarından vereceğim örneklerle, işyerleri için önemli bir konuya değinmek istiyorum. Bir işletme başarıya aç, çalışkan ve dahi çalışanlarla başarıya gidebilir mi? Yoksa bir işletme bu kişileri, tecrübeli ve başarıya alışık çalışanlarla harmanlayarak mı başarıya gitme yolu izlemeli?

 

Beşiktaş futbol takımına bakalım. Yıllardır şampiyon olamayan takımın kadrosuna dikkat etmenizi rica ediyorum. Bir tane dahi ‘winner’ diyebileceğimiz oyuncu yok. Yani kazanmaya ve başarılara alışmış oyuncular yok. En önemli bölgelerine bakmak gerekir. Mesela Delgado, asla bir winner değil. Bobo da Holosko da… Bu takım en ufak bir başarısızlıkta veya zor dönemde yıkılmaya aday. Çünkü zaten başarı görmemiş adamlar. Kazanmaya alışık değiller. Bu sene de kazanmasak olur belki tecrübe kazanırız diyorlar. Bu şekilde takım kurulmaz. Başarı bekleme olasılığınız çok düşük olur.

Fenerbahçe ve Galatasaray takımlarına bakalım. En önemli bölgelerinde oynayan oyuncular tam bir winner. Alex, Carlos başarı endeksli adamlar. Hatta Lugano ve Edu bile kazanmaya alışık adamlar. (Oynadıkları milli takımlara bakarsanız.) Galatasaray’da ise Lincoln, Baros, Kewell bunların hepsi kazanmanın ne demek olduğunu bilen oyuncular. Yani winner sayısı bu iki takımda çok. Bu adamlarla, kazanmaya aç olan oyuncuları birleştirirseniz, başarı kazanırsınız. Kötü oynasanız da kazanmayı başarabilirsiniz. Çünkü kadronuzda skora direkt etki yapacak bölümdeki oyuncular bunlar. Son sözü söyleyenler…

 

Şirketiniz, Beşiktaş futbol takımı gibiyse, bence vay halinize. Başarıya aç kişileri toplasanız da, ne kadar dahi ve çalışkan olsalar da bence tek başına yeterli olmaz. Çünkü şirketin önemli bölgelerinde winner kişiler olmalı. Başarının ne demek olduğunu bilen tecrübeler olmalı. Özellikle kriz dönemlerinde, daha soğuk kanlı kararlar verecek ve psikolojisini bozmayarak kazanma alışkanlığını sürdürecek insanlar olmalı.

Bu adamlar olduğu sürece, böyle bir karışımın başarıya götürmesi muhtemel olacaktır. Ayakta kalan birilerinin mutlaka olması lazım. Kazanmayı alışkanlık haline getiren adamlar, ne olursa olsun yenilme psikolojisine girmezler. Kötü durumlardan iyi noktalar yaratabilirler. Bu nedenle ‘winner’ adamlar gereklidir.

Son söz olarak dün açılışı yapılan Vakko’ nun yeni üretim merkezinde, Cem Hakko’nun hatırlattığı cümleyi kullanmak istiyorum. Bizim Vitali Bey’den öğrendiğimiz şudur dedi ; ’ Zor günler, doğru işlere inanmaya devam ederek geçer. Buna biz inanmazsak, müşteriler inanmazsa, krizler nasıl biter.

Sanırım ne demek istediğim şimdi daha iyi anlaşıldı.

17th Aralık
2008
Yazar : Dincer

Efendim malumunuz küresel kriz başlayınca, türev ürünler nedir hedge fonlar ne yapar, insanlar öğrenmeye başladı. Ne yazık ki insanlar bu olayı kriz oluştuktan sonra öğrendi. Daha önceden biliyor olsalardı, kriz belki olmayacaktı. Neyse konumuz o değil, olmuş bitmiş şeylerden konuşmayalım. Çoğumuzun bildiği klasik bir Türk filmi vardır. ‘ Banker Bilo ‘. Maho ünlü bir dolandırıcıdır, Bilo ve arkadaşlarını Almanya’ya götüreceğim vaadiyle kandırıp, bir kamyona atar ve İstanbul’a götürür.

Bu filmin günümüzle bağlantısı çok fazla. Çünkü birçok büyük hedge fonun işlevi aynı. Burada dolandırıcılıktan söz edemeyiz ancak göz boyama ile insanları pembe kamyona doldurup, rüyalar alemine götürüyorlardı. Burada suçlu aramıyoruz ancak hem hedge fonlar hem de halkın, bu süreçte hatası var. Hedge fonlar, borcu borçla kapatan ve yatırımcı sayısının artması ile fon büyüklüğünü arttıran kuruluşlar. Yani sanal para yaratarak, kaldıraç oranı yüksek ( riski de çok yüksek ) enstrümanlarda paraları değerlendirerek, yüksek servet oranlarını yaratıyorlar. Bu fonların kaynağı aslında para değil, insanlar. Ne kadar çok insan yatırım yaparsa bu adamların işi kolaylaşır. Değerlerini arttırırlar. Halk, bu pembe tabloya ne kadar ısınırsa, bu fonlara paralarını emanet ederler. İşte olay buradan başladı. Halk inandı ve hedge fonlara para emanet etmeye başladı. Emlak balonu ve kredi krizi patlak verince, işler tersine döndü tabi. Olayın bu boyutunu birçok yazımda anlatmıştım.

Şimdi gelelim son olaya. Nasdaq eski yönetim kurulu başkanı ve Wall Street yatırım danışmanı B. Madoff… İşte o tam bir ‘ Banker Bilo ‘. Bunu biraz anlatayım. Yukarıda hedge fon çalışma prensibi anlattım ancak orada dolandırıcılıktan söz edemeyiz dedim. Halk gelip para yatırınca, servet değeri büyüyebilir. Fakat hedge fonlar gelirlerini yüksek kaldıraçlı yatırım enstrümanlarına borçludur. Madoff ise işi dolandırıcılığa vurmuş.

Ben gidip Madoff’un şirketine para yatırıyorum. Sonra siz gelip yatırıyorsunuz. Sonra bir başkası. Madoff ise sürekli kar ettiğini gösteriyor. Biz sanıyoruz ki, Madoff bizim paraları değerlendiriyor ve yüksek kar ediyor. Böylece şirketteki para miktarı artıyor. Ancak olayın özü farklı. Madoff, kendisine emanet eden paraları değerlendirip, yüksek kar oranları ile değeri arttırmak yerine, diğer kişilerden gelen paraları mevcut değere ekleyerek kar diye gösteriyor. Yani halkın parasıyla, halkı kandırıyor. Bir süre sonra, özellikle krizle beraber, insanlar para yatırmayı kesince Madoff’un foyası meydana çıkıyor. Extra gelen bir para olmayınca, eldeki mevcut yönetilen paranın da getirisi olmayınca, Madoff iflasa sürükleniyor.

Ponzi oyunu dedikleri olayın özü bu. Madoff Investment Securuties LLC şirketine yatırım yapan HSBC, RBS ve BNP Paribas gibi bankalar bu kriz döneminde extra zarar ettiler. Madoff batarken, yanında kimleri sürükleyeceği korkusu Wall Street’te hakim.

Bu işlerde güven çok önemli. İkna kabiliyetiniz, bebek yüzünüz, sıcak gülümsemeniz ve insanın rahat uyumasını sağlayacak bir ışığınız varsa, yatırımcı çekebilirsiniz. Ancak içinizde pislik varsa böyle işler yaparsınız. Para hırsının ne demek olduğunu herkes bilir herhalde. O yüzden hep söylediğim gibi, hedefim bulunduğum her alanda başarı sağlamak. Beni mutlu eden başardığımı görmek , para kazanmak değil. İnsanlara para kazandırırken de, kendim kazanırken de bu durum böyle olmalı.

17 Aralık 2008

15th Aralık
2008
Yazar : Dincer

Türkiye’de insanlar ne yazık ki bilinçli tüketim yapmıyorlar. Yalnız burada tüketimden kastım, aldıkları şeyler değil. Bir ürün alırken ki ödeme şekilleri…

Ülkemizde 2001 krizinden sonra büyüme odaklı bir strateji izlendi. Kredi kartı kullanımının yaygınlaştırılması ve taksit seçeneklerinin geliştirilmesinin altında yatan neden, tüketim harcamalarını arttırarak büyümeyi sağlamaktı. Bu sayede, insanlar tüketimle tanıştı ve taksitin cazibesinden yararlanarak, alışverişe ağırlık verdi. Bazı insanlar için kredi kartı bulunmaz bir nimetken, bazıları ise nasıl kullanılacağını bilmedikleri bir katil haline geldi.(!)

Öncelikle ben ne yapıyorum ondan bahsedeyim;

Kredi kartı kullanıyorum. Kredi kartı kullanmam diyenleri ise anlamıyorum. Cebimde nakit paranın bol olması bana çok sıkıntı veriyor. Param bankada durmalı. Hesaplarımı bilmeliyim ve harcamalarımı ona göre düzenleyip yapmalıyım. Kredi kartı ile taksit olanaklarından yararlanıyorum. Alacağım üründe, nakit ödemede bana %20′den fazla indirim yapmıyorsa ( taksit seçeneği 12 ayın altına inerse, bu yüzde azalır ) taksitli almayı tercih ediyorum. Cebimden cash para çıkmasını çok sevmem açıkcası. Çünkü birikmiş paranın getirisi olacaktır. Şöyle bir örnek vererek, ne demek istediğimi açıklayayım.

Diyelim ki, 1200 ytl değerinde bir ürün alıyorum. Peşin fiyatına 12 taksit imkanı var. Nakit veya kredi kartına tek çekim ödersem, bana 1050 ytl’ ye vereceğini söylüyorlar. Benim yapacağım hesap çok basit. Bu ülkede en fazla getiriyi sağlayan enstrüman nedir? Tabi ki faiz. Yıllık %20 faiz veren bir ülkede yaşıyoruz. 1050 ytl’yi bir anda vereceğim yere, onu faize yatırsam 12 aylık süre sonunda 1260 ytl yapar. ( en basit getiri hesabıyla ) Bu nedenle, peşin alma seçeneğini kullanmam. Kredi kartının avantajlarından yararlanmak isterim. Hesap kesim tarihinden sonra harcama yapıyorsanız, gelecek aydan itibaren ödemeye başladığınız gibi, taksitle alırsanız paranın tamamı cebinizden çıkmaz.

 

Burada anlatmak istediğim, kredi kartı kullanmanın ne demek olduğunu iyi bilirseniz, bütçenizi ayarlayabilirsiniz. Finansal açıdan öncelikle kendi bütçenizi iyi yönetmeniz gereklidir. Bu hesapları basit olarak görüp, ne yapayım bununla mı uğraşacağım diyebilirsiniz. Kişisel tercih meselesidir. Ancak mali açıdan atılacak her adım, size extra bir değer kazandırır. Harcama yaparken seçeceğiniz en uygun yöntem, aynı para miktarı ile bir fazla ürün almanızı sağlayabilir.

Eğer sabit aylık geliriniz varsa, aylık gideriniz gelirinizi geçmiyorsa, kredi kartını giderim gelirimden fazla oluyor o yüzden kullanıyorum demiyorsanız, kredi kartının para çekme aracı değil harcama aracı olduğunu biliyorsanız, kredi kartında asgari ödeme ücretinin sizin için bir intihar olduğunu biliyorsanız kesinlikle kullanmalısınız. Cebinizde para taşıyarak büyük yanlış yaparsınız. Çünkü bu ülke dünyanın en yüksek faizini veren ülkelerden bir tanesi. Dünyanın neresinde taksit uygulaması var diyen çevrenin farkında olmadığı nokta bu. ‘ Faizler.’

Dünya ülkelerinde faiz oranları çok düşük seviyelerde olduğu için, insanların taksitle alışveriş yapmasının bir esprisi yoktur. Cebindeki parayı bankaya koysa, getirisi çok düşük olacaktır. Bu nedenle nakit olarak harcama yapar. Yalnız burada nakitten kasıt, kredi kartı ile tek çekim işlem yapılmasıdır. Özellikle Amerika’da nakit alışveriş yapan insan sayısı azdır. Kredi kartlarından veya Türkiye’de son dönemlerde devreye giren banka hesabından nakit çekim kartlarından harcama yaparlar.

Sözün özü, eğer para yetiştiremiyorum ve hesabımı bilmiyorum diyorsanız, bunun nedeni hesabınızı ve paranızı yönetmeyi bilmemenizdir. Banka hesapları insanlar için düzeni sağlar. Kredi kartları ve taksitler ise Türkiye gibi bir ülkede getiri dahi sağlar. Bunlar basit ve üç kuruşluk hesaplar diyorsanız, bildiğinizi okumaya devam edebilirsiniz. Ama yatırımcılar iyi bilir ki, üç kuruşluk maliyet ve gelir hesabı üç liralık değer olarak geri döner. Çünkü para, birşeyi alırken kazanılır.

13th Aralık
2008
Yazar : Dincer

Türkiye’de ne yazık ki kurumsallaşmadan söz etmek çok zor. Türk şirketlerinin aile veya tek kişiye ait sözde anonim şirket olması, kurumsallaşmayı zorlaştırıyor. Kağıt üstünde gerektiği için oluşturulan yönetim kurulunda, üyeler genelde aile eşrafından oluşuyor. Sadece imza atarak, kurul toplantısı tamamlanıyor. Yani yönetim kurulu başkanı bildiğini okuyor.

Fakat çoğu yönetim kurulu başkanının bilmediği birşey var. Anonim şirketler için, hisse senedi bastırmak önemli bir avantaj. Hisse senedi deyince aklınıza borsaya kote olmak-halka arz, gelmesin. Anonim şirketler Spk veya Maliye Bakanlığına gitmeden, hisse senedi bastırabiliyor. Yani şirket hisse senedi yaratılması için herhangi bir izin alınmasına gerek yok. Bir basımevi matbaa vb. yere gidip, şirketinizin hisse senedini bastırabilirsiniz. Şirketin yönetim kurulu başkanı ve bir üyesinin, hisse senedine imza atması ile işlem tamamlanıyor. Daha sonra o senetleri, ortaklara dağıttınız zaman, şirketinizin hisse senedi basılmış oluyor.

Borsada işlem görmeyen hisse senetlerinin anonim şirketlere ciddi bir avantajı oluyor. Şöyle ki;

Bir anonim şirket sahibi olduğunuzu düşünün. Şirketinizin değeri istikrarlı ve hızlı bir şekilde yükseliyor. Sizin gelişiminizi gören bir grup, şirketinizi tamamen yada belli oranda hissesini almak istiyor. Anlaştığınız yüzde ve fiyat üzerinden hisse satışını gerçekleştireceksiniz. İşte bu noktada hisse senedi bastırma avantajı devreye girer. Eğer borsada işlem görmemek kaydıyla, hisse senedi bastırmışsanız, hisse senetlerinin iktisap tarihinden başlayarak iki yıl geçtikten sonra, hisse satışı gerçekleştirirseniz, bundan doğan kazancınız vergiye tabi olmayacaktır. Şirketinizin hisse senedi yoksa, hisse satışı yaptığınız zaman oradan doğan kazancınız, gelir vergisine tabi tutulacak ve hesaplanan oranda vergi ödeyeceksiniz.

Eğer bir anonim şirket sahibiyseniz, bir matbaaya giderek şirketinizin hisse senedini bastırmanızda yarar var. İleride şirketinizde hisse satışı yapmak istediğiniz takdirde, kazancınız ne olursa olsun vergiden muaf olacaksınız. Onca yıl çalışıp, elde ettiğiniz kazanç üzerinden, gelir vergisi payının kazanca göre küçümsenmeyecek oranda olan vergi kesintisi insana koyabilir.

13 Aralık 2008

27th Ekim
2008
Yazar : Dincer

Sayın başbakan geçtiğimiz günlerde yine bilgi sınırlarını zorlayan açıklamalar yaptı. Bankacılık kesimini aklı sıra uyardı. Bankaların kriz döneminden fırsat çıkarmaları gerektiğini ancak bunu reel sektörden faydalanarak yapmamaları gerektiğini söyledi. Başbakana göre bankaların kredi vadesi geldiğinde öde ya da faizini artır dememeleri lazımmış. Bunu önlemek için gerekirse önlem alacaklarmış. Ancak başbakanın dünyadan haberi ne yazık ki yok. Bankalar, BDDK tarafından denetlenen ve sermaye yeterlilik rasyosuna göre hareket eden finansal kurumlardır.

Kısa bir açıklama yapmama izin verin lütfen. Bankaların uymaları gereken kriterler, krizlere karşı dayanaklılığı arttırmak için banka sermaye oranları üzerinde oynanarak konulmuştur. Basel kriterleri olarak bilinen bu kurala göre, banka sermayelerinin riskli aktiflere oranının yüzde 8′den az olamayacağı öngörülür. Sermaye yeterlilik rasyosu adı verilen bu oran ülke yönetimleri tarafından takip edilmelidir. Türkiye’de Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Üst Kurulu ( BDDK ) bu korumayı üst düzeyde yapan bir kurumdur. Bankaların riskli kağıtlarını, aktiflerini ve verdiği kredileri yakından inceleyen, sermaye rasyosuna göre kredi verme işlemlerine izin veren başarılı bir kurumdur. 2001 krizinden sonra bankacılık sistemini korumaya odaklı kurulan BDDK, Sayın Tevfik Bilgin önderliğinde finansal sistemi koruyan ve güçlendiren bir kurum olmuştur. Eğer Türkiye’de bankacılık sistemi bugün güçlü ve sorunsuz ise bunun bir numaralı aktörü BDDK’dır.

Şimdi gelelim başbakanın bilinçsiz tehditine… Döviz kurlarında yükselişin olduğu şu günlerde, banka bilançolarındaki hazine kağıdı faizinin artması ile  krediye verilecek paralar zorunlu olarak azalır. Bankalar eğer fazla kredi verme eğilimine girerlerse, sermaye yeterliliği rasyosu gereği sınıra takılacaklardır. Bu yüzden kredi verilmemesinin nedeni bankaların aç gözlülüğü değil, bankacılık sistemimizin güçlü olmasını sağlayan ve duacı olmamız gereken BDDK’ dır. Sayın başbakana bunu kim anlatır bilemiyorum.

Konu açılmışken uzun zamandır yazmak istediğim bu yazıyı yazabiliyorum. Kısa bir parantezi bu önemli kurumun değerli başkanına açmak istiyorum. Kendisi ile iki kere konuşma fırsatı bulmuş ve sunumlarını sürekli takip eden birisi olarak, onun gibi bir başkana sahip olduğumuz için şanslı olduğumuzu söylemek istiyorum. Kendisi, bankacılık ile ilgilenen çoğu adayın idolü durumunda bir insan. Halk Bankası müdürlüğünü genç yaşında başarıyla yapmış mütevazi, her zaman pozitif düşünen, ağzından hayır lafı çıkmayan, işbilen ve hızına yetişilemeyen üretken insan Tevfik Bilgin… Türkiye’de ki her banka kontrolünde. Her dönem bankaların aktiflerini ve kredilerini denetleme yükümlülüğü kendisinde. Buna rağmen hızını kaybetmeyen ve vizyonunu sürekli geliştirerek sistemi korumaya çalışan başarılı başkana teşekkürü kendi adıma borç biliyorum.

2006 yılında Basel - 1 kriterine göre yüzde 8 olan sermaye rasyosuna sadık kalan ancak piyasalarda yaşanacak dalgalanmalara hazırlıklı olunması için rasyo oran hedefini yüzde 12 ‘ ye taşıyan başkan, sermayesi yüzde 12′nin altında olan bankalara ceza getirmesede, o bankaların şube açmasına ve büyümesine izin verilmeyeceğini belirtmişti. O dönemde Garanti Bankası, Yapi Kredi Bankası ve Denizbank bu sınırda olan bankalardı. Bu bankaların da riskli akfiflerine karşı arttırılan sermaye oranları ile beraber güçlenmesine olanak sağlayan grup, Türk bankalarının talep görmesinde fayda sağlamıştır.

Geleceği görebilen güçlü vizyonlu başkan, Türk bankacılık sistemini Basel - 1 kriterine göre hareket ettirip, başı boş bırakmadan sürekli denetlemiş ve bu krizin olabileceğini öngörerek sistemi sağlıklı kılmıştır. Bu dönemde Türk bankalarının sermaye rasyoları yüzde 13 ‘ lerin üstünde olduğu ve riskli ( toksik ) kağıtlarda işlemlerinin olmadığı düşünülürse, sayın başkana nasıl teşekkür etmemiz gerektiğini anlayabiliriz.

Şimdi dünyada böyle bir kurumun kurulması için çalışmalar başlayacak. Eski FED başkanı Greenspan ‘in bankalara güvenmekle hata ettim sözünün ardından, böyle bir kurumun kurulacağı iyice belli oldu. Şuan dünyada böylesine güçlü bir kurumun bulunduğu tek ülke Türkiye. Dünya bu uygulamayı başlatırken, bu kurumun başkanı Tevfik Bilgin’den faydalanabilir. Sayın başkan dünyaya bu uygulamayı öğretirken bu işlerin yapmacık olarak değil iş prensibi ile yapılacağını gösterebilir.

27 Ekim 2008

Previous