Efendim oldukça zorlu bir yıla girmiştik esasen. 2008 yılının son aylarında piyasalarda başlayan kara günler, reel ekonomiye de yansıyınca 2009 yılı oldukça karamsar başladı. Reel ekonomi açısından konunun uzmanları çeşitli açıklamalar yaptılar. Ben de haddimin sınırlarını bilerek, kendi çapımda yorumlar yaptım. Ancak piyasalar üzerindeki görüşlerimde aynı sınırlardan söz etmeyeceğim.
2009 yılının başında ‘ 2009 da Neredeyim ? ‘ başlıklı bir yazı yazmıştım. Orada 2009 yılının 3. çeyreğinde ekonomilerin toparlanacağını tahmin ediyorum demiştim. Yani alınan önlemlerin 2. çeyrekten itibaren işe yarayacağını ve krizin kara bulutlarının dağılacağını düşünüyordum. Sonuç olarak 2. çeyreğin sonundan itibaren yükseilş başladı. Bugün ağustos ayındayız ve borsa endeksi 2008 yılının mart ayından bu yana en yüksek seviyeye geldi ve hatta o seviyeyi geçti.
Şimdi bu noktada sert bir eleştiri getirmek istiyorum. Ülkemizde çok alışkanlık haline gelen bir durum var. O da çok ucuz bahaneler bulmak. ” Manipülasyonlardan korkan halk borsadan uzak duruyor ve borsa yabancıların egemenliğinde kalıyor. Böylece borsadan yerliler para kazanamıyor deniyor. ” Buna şiddetle karşı çıkıyorum. Bu çok ucuz ve anlamsız bir bahanedir. Borsada yabancı payının çok yüksek olmasını sağlıksız bulmuyorum. Hatta bana kalırsa ( gerçek anlamda yabancı yatırımcı çoksa ) bu faydalı bir şey. Yakalanmak istenen borsaya global yatırım atmosferi katmaktır. Biz bunu bir ölçüde (!) başarmış bir borsayız. Ancak her zaman olduğu gibi içimizde sorunları halledememişiz. Yani yerli yatırımcıyı borsaya çekememişiz. Bunda suç manipülatörlerden çok borsayı oynamak diye düşündürten finansal kesim insanlarında.
Bu yıl çok uyardım yatırımcıları… İMKB 30 hisseleri dışında hisselerde zaman kaybetmek mantıksız olacaktır diye. Risk alma iştahı azaldığı zaman, güçlü hisselere yatırım yapılması sağlıklı olur demiştim. Eğer siz çok kısa vadede çok yüksek kazanç elde etmek istiyorum diyorsanız, burada suçlu arayacaksak o sizin aç gözlülüğünüzdür. Manipülasyon işte bu aç gözlülükler nedeniyle ürer. Eğer borsayı yatırım stratejisinde ve temel analize dayalı izlerseniz, yine yabancı kazandı diye veryansın etmezsiniz.
Çok ufak bir örnek vereyim. 2009 yılının başında Akbank A.Ş hisselerinin fiyatı 4.78 TL, Garanti Bankası hisselerinin fiyatı ise 2.60 TL idi. Bugün ise Akbank 8.90 TL, Garanti 5.60 TL … Bu iki mali sektör hissesi piyasanın lokomotifidir. Bu hisselere yapılacak yatırımın riski devir ne olursa olsun çok azdır.
Bunların ışığında sözü bağlayalım. Borsa 22 binli seviyelere indiğinde herkes kaçıp atıp tutuyordu. Ben ise sürekli aynı şeyi yazdım. Hatta açık şekilde 2009 yılında yatırımlarımda daha fazla borsaya ağırlık vereceğim dedim. Çünkü ben borsacı (!) değilim. Teknik analizden de çok anlamam. Ben temel analize ağırlık veririm. Temel analiz yapmadan tekniğe bakmak hata yaptırır. Hisseleri incelemeden teknik göstergeleri iyi diye almak zarar ettirir. Çünkü manipülatörler, işlem yapacakları hisselere önceden giriş yapıp, suni fiyat hareketleri ile teknikleri ile oynamaları ve göstergeleri olumlu yapma imkanına sahiptir. Ancak temel analiz bilgisi olan ve ona göre yatırım yapan kişilerin, bu hataya düşmeleri çok zordur.
Borsada yabancı payı şu, piyasa yükseliyor ama parayı kim kazanıyor diyen sevgili arkadaşlar… Bu ülke ağlamaktan çok kaybetti. Bu devirde artık ağlayana para yok. O halde biraz mantıklı davranarak, yerli yatırımcıları da piyasaya çekmeyi başarın. Bunun için önce borsayı ve piyasayı anlatın. Ne var bu borsada, iki göstergeye bakıp oynarım… Bu mantığı kafalardan silin. Ben elimden geleni yapmaya çalışıyorum ve içim çok rahat.
Bu sayfada en sert tepkilerimi herhalde doların durumu sorulduğunda vermişimdir. Dolarla işi olan, olmayan herkes ne olacak bu doların hali diyordu. Bende sürekli aynı şeyi söylüyordum. ‘ Zarar ettirir. ‘
Krizin etkisinin tavan yaptığı dönemde, her dönemde olduğu gibi yine ortaya çıkan felaket tellaları, dolar fiyatlarının artışına olanak sağlamışlardı. 1.80 TL seviyelerine ulaştığında, 2.00 TL olacak diyerek insanları dolar almaya yönelttiler. Battık batıyoruz diyerek, insanlar yine korkutulmuştu. Neyse diyerek sözün özüne gelelim.
Son günlerde dolar kurları 1.50 TL seviyesinin altını zorluyor. IMF anlaşması olması durumunda 1.50 TL seviyelerini zorlayacağımızı söylemiştim. Bu anlaşma henüz netleşmese de, özellikle ikinci çeyrek bilançolarının iyi gelmesi, petrol fiyatlarının artışa geçmesi ve altın fiyatları üzerinde yeniden gündeme gelen senaryolar doların gücünü azaltmış durumda. Uluslararası piyasalarda euro/dolar paritesinde yaşanan gerileme de malum. Bu noktadan sonra 1.50 TL ‘nin altında biraz destek gelecek olsa da, benim yıl sonu tahminim olan 1.40 TL’ye gerileyeceğine hala inanıyorum.
Başlık için özür dilerim ancak gerçekten maruz kaldığım durumu bu sözlerden başkası açıklayamaz. Finansla yakından ilişkili bir ekonomist olarak, bu kadar kısa sürede bu oranda telafisi olmayan zarar etmemiştim. Ancak teknosa bunu bana yaşattı. Kısaca bahsetmek istiyorum.
20 Haziran günü yeni bir laptop aldım. İnternet sitesinden baktığım zaman üründe ‘ new ‘, yani ürünün yeni olduğunu gösteren etiket gördüm. Mağazaya baktığım zaman da görevli kişi ürünün yeni ürün olduğunu söyledi. Almadan önce elbette araştırma yaptım. Kendi bilgisayarcım üç büyük şehirdeki dağıtıcılara sordu ancak ürün bulunamadı. Demek ki teknosadan başka yerde satılmıyor cevabı geldi. Yanlış bir kararla, ne yazık ki güvenerek bu ürünü almaya karar verdim.
Aldıktan sonra 1 hafta geçmeden, bir ürünü incelemek için teknosa sitesine girdim. Şeytan mı dürttü bilmiyorum, aldığım laptopun sayfasına bakayım dedim. Aldığım laptopta ‘ new ‘ etiketi kalkmış ve fiyatı herhangi bir kampanya/indirim belirtisi olmadan, %14 ucuzlamış. Bu ürünü aldıktan sonra başka yerde fiyatının daha ucuz olduğunu görsem kendi hatam derim, susarım. Ancak aldığım yerde, 1 hafta sonra ürünün fiyatı düşürülmüş. Hem de %14…
Tekrar söylüyorum, kampanya / indirim gibi bir belirti olarak fiyatı düşürülse, şansa bağlayarak susardım. Ancak böyle bir şey yok. Dün malum kurumdan bir şahıs aradı ve bilgi vermeye çalıştı. Neymiş efendim, distrbütör firma ürünün fiyatını düşürmüş, bu kurumda onu fiyata yansıtmış. Böyle bir şey nasıl olur anlamadım. Bu ürünün markasının yetkili satıcısısınız ve 3-5 ürün almıyorsunuz. Bu fiyat oynamasını nasıl yaparsınız? Bu kadar kolay nasıl olabilir bu işler kesinlikle anlayamam.
Bir daha kesinlikle malum firmadan alışveriş yapmam. Bu bilgiyi sizinle paylaşıyorum çünkü ürün aldıktan sonra böyle bir durumun başınıza gelebileceği olasılığını ihmal etmemenizi öneriyorum. İnternet ortamında konuşabilen herkes markaları bu şekilde eleştirme hakkına sahip mi diyecekler elbette çıkacaktır. Firma istediği gibi ürün fiyatını değiştirme hakkına ve zevkine sahip olacak, ben ise blogumda bunu anlatma hakkına sahip olamayacağım? Böyle bir mantık olmadığı için, gönül rahatlığı ile bunu yazıyorum.
Yeri gelmişken bu malum kurum hakkında aklıma hep takılan bir durumu daha anlatayım. Bu kurumun sahibi olan grubun bankası var. Bu bankanın kredi kartına kampanya yapması doğal karşılanır. Ancak bu devirde halen daha peşin fiyatı ile taksitli fiyatını ayrı olarak gösteren, ilk fiyatları peşin fiyatı olarak gösterip taksitle almak istersen %10 farklı fiyat uygulayan başka neresi kaldı bilmiyorum. Kendi bankasının kredi kartına peşin fiyatına taksit imkanı dahi sağlayamayan bir kurumdan bahsediyormuşum. Çok fazla açıklamasına girmeden, her zaman bu kurumdan pahalı ürün alınıyormuş diyerek noktayı koyayım.
Efendim dün malumunuz Türk ekonomisinin ilk çeyrek büyüme rakamları açıklandı. İlk çeyrekte %13.8 gibi rekor bir daralma yaşamışız. Bu oranlarla beraber ilk üç içine girmeyi başarmışız. Bu rakamlara sürpriz diyen kişileri pek anlamıyorum, kusura bakmasınlar.
Çarşambanın gelişi perşembeden bellidir derler. Mart ayında ‘ Sanayi Üretemiyor ‘ başlıklı bir yazı yazmıştım. Ocak ayında sanayi üretimi %24’e yakın bir düşüş göstermişti. Ki bu ilk aydı ve önümüzdeki aylarda bu küçülmenin artarak devam edeceğini beklemek gayet normaldi. Bununla beraber özellikle Almanya ekonomisindeki sanayi üretim rakamlarını takip ettim. Almanya’dan gelen veriler de iç açıcı değildi. İş hacmimizin en yoğun ülkeden gelen olumsuz verileri, ülkemizdeki sanayi üretim ve kapasite kullanım oranlarını değerlendirdiğimizde çift haneli küçülme yaşayacağımıza kesin gözüyle bakıyordum. En önemli iş kolumuz otomotiv ve otomotivin dolaylı olarak bağlı olduğu türev sektörlerde yaşanan durma, ilk üç ayda bu oranların çıkmasına garanti gözüyle bakmamı sağladı.
Piyasaları yakından takip eden ve sadece gazetelerde geç kalmış gündeme göre yorum yapmayan ekonomistler bu gerçeği biliyorlarmışlardır. Hadi halk bunu gecikmeli yaşıyor onu anlarım da bazı ekonomistlerin bu verilere şaşırmasını anlamıyorum. Piyasalar kasım-aralık aylarında bu günleri fiyatladılar. Borsa endeksinin tarihi dip seviyelerine yaklaşmasının altında yatan nedenler, yeni yılda reel ekonomide meydana gelecek büyük düşüş idi. Piyasa ilk çeyreği kasım gibi fiyatladı. Marttan sonra başlayan yükseliş trendinin mayıs ayında artarak devam etme nedeni ise ikinci çeyrekte bu daralmanın hız keseceğinin göstergesi. Çünkü hükümetin kdv-ötv indirimi ile az da olsa olaya müdahale etmesi ile stoklar eridi. İş gücünün azaltılması, maliyetleri azaltıcı politikalarla yeni dönemdeki üretim stratejilerinin oluşması ile çark yavaş yavaş dönmeye başlayacaktır. Bu ikinci çeyrekten itibaren, küçülmedeki oranın biraz azalması ile belli olacaktır.
Dediğim gibi halkın bu durumu yeni abartmasını anlarım. Yılın ilk üç ayındaki reel ekonomi daralmasından bahsediyoruz. Bunu haziran ayının sonunda görüyorlar. Başbakanın kriz teğet geçti sözünün şimdi kullanılacağını da anlarım. Ama bunların hepsi saçmalıktan ibaret. Yanlış şekilde hükümeti eleştiri yöntemi. Çünkü bizim ülkemizin finansal sistemi güçlü. Küçülmeyi her ülke yaşıyor. ( Çin-Hindistan hariç.) Küçülmede ilk üç sırayı paylaştığımız ülkelerden Letonya ve Estonya hayatta kalma mücadelesi veriyorlar. Doğu Avrupa krizine neden olacaklardı az kalsın. Bizim ise bankalarımız ilk çeyrekte kar patlaması yaşadılar. Her zaman söylüyorum, ülkeleri büyüme rakamları değil finansal açıklar batırır. Büyüme olmadan ülkeler bir şekilde ayakta kalır. Japonya bu sıkıntıyı en fazla yaşayan ülkedir. Dikkat ederseniz 2001’de bile bu kadar küçülme yaşamadık diyorlar. O zaman reel ekonomi krizi yoktu. Finansal kriz yaşıyorduk. Global değil, içimizde yaşıyorduk. Şimdi global kriz var, dünya küçülüyor, finansal kriz de bununla beraber yaşanıyor. Biz buna rağmen finansal anlamda güçlüyüz.
Reel anlamda Almanya bir küçülürse, biz iki küçülürüz derim. Şans eseri tam 2 kat olmuş. Almanya’nın %6.9 küçüldüğünü göz ardı etmeyin derim. Tekrar söylemek istiyorum, reel ekonomide yaşanan sıkıntı elbette önemlidir. Ancak finansal sistemde yaşanan sıkıntıda olduğu gibi iflasa sürüklemez. Ben hükümeti uzun zamandır eleştiriyorum. ‘ Hükümet Büyük Bir Yalan ‘ ve ‘ Büyümeyi Analiz Edebilmek ‘ başlıklı yazılarımda gerçekleri hep söylemeye çalıştım. Şimdi ise bu rakamları görüp eleştiri yapmak sadece gülüp geçirtir.
Ve iddia ediyorum, eğer bu büyüme rakamları olumlu kullanılır ve hata anlaşılırsa… Büyüme stratejisi değiştirilip, bu küçülmedeki sıkıntı çekilmeyi göze alınıp kısa vadeli değil, uzun vadeyi kurtaracak önlemler alınırsa ‘ Nur Top Gibi ‘ başlıklı yazımda yazdıklarımın gerçek olacağını düşünüyorum. Ve çok rica ediyorum, aklı başında insanlar lütfen saçma yöntemlerle eleştiriye gitmesin. Bu inanın ki hükümetin ekmeğine yağ sürüyor!
Bugün uzun bir aradan sonra hisse odaklı bir yazı yazacağım. Ancak bu yazı tavsiye amaçlı olmayacak. Sadece bazı şeyleri göstermek ve anlatmak amaçlı kullanılacak. Kendi çapımda da ufak bir ders niteliğinde olacak.
Yukarıda gördüğünüz grafik, Doğan Yayın Holding A.Ş hisse senedinin 1 yıllık grafiği. 2008 yılında ‘ İddaa’ ‘ ihalesine girdiği zaman 2.30 TL fiyata kadar çıkmışken, krizin etkilerinin tavan yapması ile kasım ayında 0.70 TL seviyelerine gelmiş bir hisse. Buraya kadar herşey piyasa trendi bazında gidiyordu. Ancak daha sonra, hükümet ile Doğan Grubu arasındaki gerginliğin tırmanması ile hisseler üzerinde büyük bir baskı oluştu. İlk olarak Doğan Yayın Holding’e tarihi bir vergi cezası geldi. Bununla beraber hisseler grafikten görebileceğiniz gibi, Şubat ayında 0.45 TL seviyelerine geriledi.
Rakamlarla fazla konuşmayı sevmiyorum. Bu nedenle hemen ana fikre geleyim. Türkiye’nin medya alanındaki lider ve rekabette en öndeki kurumu Doğan Yayın Holding hisseleri, tarihte belki bir daha çok zor görülecek değerlere gelmişti. Hisse senedi piyasalarında nominal değerin altındaki ( 1.00 TL altındaki hisseler nominaldir. ) hisselere riskli gözüyle bakarız. Normal şartlar altında nominal değerin altında hisselerin fiyatlanması sağlıklı değildir. Bu hisseler ise 0.45 TL seviyelerine inmişti. O zaman konuşulan vergi cezası, bunun nasıl karşılanacağı, teminat gösterilememesi vb. cümleler ile bu grubun sanki iflas edeceği havası yaratılıyordu. İMKB 30 endeksinden dahi çıkarılmıştı Doğan Yayın hisseleri…
HSBC Yatırım başta olmak üzere çoğu aracı kurum yayımladığı raporlarda DYHOL hisseleri için yatırım tavsiyesini olumsuz sundular ve endeks altı getiri belirlediler. Hedef fiyatları 0.35 TL olarak gösterdiler. Aracı kurumlarda çalışan, bizim çalıştığımız kişilere o zamanlar bu hisse ile ilgili görüşler sorulduğunda, piyasada dolaşan bu görüşlere paralellik göstererek olumsuz rapor aldık. Hükümet ile olumsuz ilişkisinin hisseye yaramayacağını ve hisseden uzak durulması gerektiği görüşü belirtildi. Yatırım danışmanlığı lisansına sahip oldukları için, tavsiye ve danışmanlık yapabilme sıfatlarına sahip bu şahıslar tarafından…
İşte şubat ayında, çok yakınımdaki bir insana aynen şu cümleyi kurdum. ‘ Söylenenlere bakma. Bu hisseyi bu fiyattan alırsan, uzun vadede çocuklarının bütün eğitim parasını çıkarırsın. ‘ Benim uzun vade düşüncem 24-36 ay vadeyi kapsıyordu. Ancak hisseler 6 aylık süreçte belli bir yol katetti. Bu harekete manipülatif yakıştırması yapabilirler. Bu piyasada ‘ güçlü – sağlam ‘ diye ifade edebileceğimiz sayılı şirket var. Sermayesi 618.5 milyon TL olan bir şirketten bahsediyoruz. Doğan Grubu Şirketlerinin medya şirketinden bahsediyoruz. Ve hisse fiyatının 0.45 TL olduğu günden bahsediyoruz. Bu piyasada genele bakıp, analizi sadece günlük rakamlardan ibaret sanan o kadar insan ve bu insanların oluşturduğu kurumlar var ki yatırımcıların haklarını savunmaktan nasıl söz edebiliriz bilmiyorum.
Kesinlikle bu hisse alınmalı diye rapor verilmeliydi demiyorum. Ancak olumsuz görüşlerle bu hisseyi almayı düşünen yatırımcılar etki altında bırakılmamalıydı. Ben yatırım danışmanlığı yapamam, lisansım yok. Fon yönetim şirketi kurmam Türkiye’de mümkün değil. Hisse senedi piyasalarında, yukarıda örnek verdiğim raporu yayınlamak için SPK Lisanslama sınavında İleri Düzey lisansına sahip olmanız gerekiyor. Bir günde toplam 8 saatlik iki oturum şeklinde gerçekleştirilen sınavda lisans alıp, aracı kurumlarda çalışmaya başlayacaksınız. Piyasalarla ilginiz olmasına gerek yok. İlgili bölümlerden mezun olun, İMKB’nin sadece adını duymuş olun, oturun ÖSS gibi bir sınava çalışın ve lisansı alın. Sonra aracı kurumunuzun değerli yetkililerinin verdiği raporları, yatırım danışmanlığı diyerek müşterilere sunun. Müşteriler emek verip biriktirdikleri paraları, bazı birikimli(!) kişilere danışmanlık yaptırarak yönetsinler.
Bu işler bu kadar kolay olmamalı. Para yönetmek için kağıt üstünde alınacak bir lisans ne derece fayda sağlar? Piyasayı yakından uzaktan bilmeyen insanlara nasıl danışmanlık yaptırılır? İşe başlayınca piyasayı bilecek derler şimdi. Hisselerin kaç tanesini bilirler ve kendi paraları olmadan bu işin ne derece riskli bir iş olduğunu nasıl bilirler? Bu işte tecrübe dediğiniz şey, inanın ki uzun yıllar çalışmakla kazanılmaz. Hisse senetlerinde işlem yapıp, nasıl ters köşeye yattığınızı gördüğünüzde kazanılır. Hisse alım zamanında kazandırır. İki kademe alt fiyattan aldığınızda kazanırsınız. Siz bir hisseyi yükseliyor görüp, o gemiye adam çekmeye çalışan spekülatörün oyununa gelirseniz kaybedersiniz. İşte sizin o gemiye binmenizi engelleyecek danışmana ihtiyacınız olur. Ancak böyle bir danışmanı nasıl bulursunuz bilemem.
Bu yazı piyasalarda işlerin ne kadar kolay yürüdüğünü gösteren bir ders nitelğinde olur umarım. Yıllardır işler iyi giderken sorun yoktu. Ancak yatırım şirketlerinin iflasla neden burun buruna geldiğini anlamışsınızdır umarım. Üst kademede 3-5 kişi rapor yazar, sadece para odaklı yatırım danışmanları müşteri çeker. İşler iyi giderken herkes süperdir. İşler kötüye gittiğinde ise kim iyi kim kötü ortaya çıkar. Şimdi farkı anlayabildiniz mi?
Rekabette Google’ın gerisinde kalan Microsoft yeni yıla hızlı girdi. Yeni işletim sistemi Windows 7′yi çıkartan Microsoft, kısa bir süre önce de arama motoru Bing’i tanıttı. Windows 7, özellikle Vista’dan sonra çok önemli bir çıkış olarak algılanabilir. İlk izlenimlerin olumlu olduğunu düşünürsek, Microsoft tarafında yüzleri güldürücü gelişmeler mevcut. Bununla beraber Bing, arama motoru olarak fena gözükmedi. Google’a bıraktığı tahtı geri alması zor görünen Microsoft, yine de geri kaldığı online pazarda atağa geçmiş gibi duruyor.
İşte bunlarla beraber kısa bir analizi, Microsoft hisseleri üzerinde yapalım istiyorum. 2008 yılını gerileyerek tamamlayan hisseler, yeni yılda bu gelişmeler ışığında yukarı yönlü bir seyir izleyebilir. Özellikle $18 seviyelerine gerilediği dönemde, Yahoo satın alma haberleri ile beraber yükselişe geçen hisseler, piyasalardaki olumlu hava ile beraber $23 civarında işlemlere devam ediyor. Kasasındaki $20 milyara yakın nakit güçle Microsoft’un kriz döneminde sıkıntı çekmeyeceğini düşünüyorum. Kriz döneminde, verim alamadığı bazı alanlarda maliyet kısıcı politikalar izleyen şirket, işten çıkarmalar da yapmıştı. Yeni dönemde, Google ile rekabet etmek için online pazardaki hareketliliğini arttıracak gibi gözüken Microsoft’un önündeki en büyük beklenti Win7′nin satışları olacak. Kullanıcılarına 1 yıl gibi bir deneme süresi tanıyan şirket, bu süre sonunda Win7′yi geri dönüşlerle ve şu aşamada yapılan çalışmalarla güçlendirerek satışa sunacak. Sisteme rağbet gösterileceği düşünüldüğünden, hisseler için olumlu şeyler söylemek mümkün.
Bununla beraber Bing arama motorunun beğenilmesi, online hizmetlerde yeni sistemlerin geliştirilmesi ile beraber Microsoft için kriz, yeni bir çıkış anlamına gelebilir. $45′lardan bu seviyelere gelen hisseler, 2010 yılında o noktalara tekrar ulaşabilir. Tabi piyasaların yeni bir düşüş trendine girmemesi koşuluyla…
Not : Uluslararası borsalarda işlem yapmak için İşYatırım ve Deniz Yatırım’da hesap açtırılabilir.
Bugün özel bir gün ve bu sayfada benim için çok değerli iki insanın bu özel gününü kutlamak istiyorum. Yalnız bundan önce, tüm babaların ‘ Babalar Günü ‘ kutlu olsun. Sevdikleri ile beraber, daha nice güzel günler yaşamalarını temenni ediyorum.
Ve benim için iki önemli insanın bu özel gününü içimden gelen iki satır cümlelerle kutlamak istiyorum. Öncelikle babamdan başlayacağım. Her yerde bıkmadan söylüyorum çünkü kendisi bana bıkmadan güvendi ve yatırım yaptı. Benim erken yaşta bu kadar kendine güvenen ve işlerde güvenli adımlar atan bir insan olmamı sağlayan yegane insandır. Hayatımdaki değerini kelimelerle ifade etmem gerçekten imkansız. Onun varlığı aşırı bir güven veriyor zaten. Sanki babam oldukça herşey hallolacakmış gibi geliyor bana. İletişimi ve insanları etkileme gücü de o kadar yüksek ki, zor bir anda yardım istediğimde o sorun hemen çözülecekmiş eminliği oluyor. Bunu babam bilir ve çözer düşüncesi… Bunu kendimi rahatlatmak ve babamın üzerinden geçinmek olarak kullanmıyorum. Ondan öğreneceğim çok şey var diyorum. Ve son olarak, annem gibi bir kadınla evlendiği için teşekkür ediyorum. ( anneme de aynı şey için teşekkür ediyorum ) Buradan da babamın, babalar gününü kutluyorum.
Uzun zamandır yazmayı düşünüp, bu güne erteledim. Gerçi bu kısa satırlar yetersiz kalacaktır ama bazen kısa bir paragrafta çok fazla şey anlatabilirsiniz. Ben yalnız böyle bir anne-babaya sahip olduğum için şanslı değilim. En büyük şanslarımdan bir tanesi ‘ abim. ‘ Ondan o kadar fazla şey öğreniyorum ki tahmin edemezsiniz. Aramızdaki yaş farkı nedeniyle, klasik abi-kardeş aktivitelerimiz çok sınırlı kaldı. Ben çocukluk evresinden kurtulduğumda abim üniversite macerasına başlamış, ayrı şehre yerleşmişti. Üniversite yılları sonrası ise ayrı ülkeye. Aramızda hep kağıt üstü mesafe oldu. Doğrudur, bazen keşke yanımda olsa da, çok daha farklı bir abi-kardeş ilişkilerine sahip olabilseydik diyorum. ( Beraber yapılacak şeyler bazında. ) Aklımızda kalan güzel anılarımız hep küçüklükten. Beraber oynadığımız ev futbolu, basketbol, tenis… Onunla geçirdiğimiz her anın verdiği keyif ve mutluluk… Bunlar geride kalırken, benim için daha önemli günler başladı. Çünkü kendisinin yaptıkları, başarıları, azmi ve hırsı her zaman bana öğretici şeyler oluşturdu. Online ortamlarda öğrendiğim çoğu şeyi abime borçluyum. Neler yapmam gerektiğini ve nasıl yapacağımı ondan öğrendim. Blog nedir öğretti, hiç anlamadığım wordpress vb kurulumlarda yardımcı oldu. Ne istiyorsam bıkmadan cevap verdi ve yol gösterdi. Bu sosyal medya denen ortama abim sayesinde giriş yaptım. Abi şu işi yapalım mı dediğimde beni kırmadan, şu işlerin geleceği daha parlak diyerek bu yola doğru hareket ettirdi. Burada ne biliyorsam abime borçluyum. Türker Keskinpala’nın kardeşi olma şansını kullandım ben sadece. Arkamda böyle bir güvenle hareket ettim. Bana gösterdiği ve öğrettiği yolu kullandım. Şimdi yeni işlerimizde de bir güvenim var. Çünkü zor durumda kaldığım an, abimin yanımızda olduğunu biliyorum. Şu aşamada beraber çalışma durumumuz aktif değil ve fikir-öneri bazında sınırlı işbirliğimiz var. Bu elbette artacak biliyorum. Hayatımda en çok istediğim şey işte o. Abimle beraber çalışmak. İşleri beraber yürütmek ve beraberce projeler üretmek. O günü hayal ediyorum ve onun geleceğine eminim. Bunun için yılmadan çalışacağım.
Ve işte bu adam da bir baba : ) Taze bir baba kendileri. Geçen yıl babalar gününden biraz önce dünyaya geldi prensimiz. Özel hayatımda ve sosyal medyada beni tanıyan insanlar biliyorlar ki, hayatımdaki diğer canımın canı olan ufaklığı çok seviyorum. İşte o sevimli canavarın babası, benim biricik abim… Bu güzel adamın da babalar günü kutlu olsun.
İşte ben hayatımdaki bu iki erkeğe çok şey borçluyum. O nedenle çok şanslıyım. İkisine de teşekkür ediyorum ve babalar gününü kutluyorum. İyi ki varlar!
Bir süredir yatırımcıların piyasalardaki pozisyonları ile ilgili yazıyorum. Çünkü kırmızı ( düşüş trendi ) ile dolu günler geride kaldı. Geride kaldı derken, bir daha olmayacağı anlamı çıkmasın. Rafa kalktı diyelim. Bu yükseliş durumu, borsaya küsmüş ( bu mümkün değil ) insanları yeniden piyasaya çekti. Şimdi hiçbir şey olmamışcasına insanlar işlemlere devam ediyor. Bu nedenle bende bu günlerde, bu konulara ağırlık veriyorum.
Bugün bahsetmek istediğim konu portföy çeşitliliği olacak. Elinizde tutacağınız hisse senedi önemli olduğu kadar, çeşitliliği de önemli. Sektörlere göre hisse alımı yapmak çok önemli. Çünkü bu günlerde sektörel beklentiler de oldukça fazla. Olumlu olacağına inandığınız sektör hisseleri arasındaki seçimi yaparken izleyeceğiniz yollardan biri, geçmiş verilere bakarak yapacağınız analiz olabilir. Çünkü bazı hisseler, haberlerden daha rahat etkilenir. Hacimleri daha sığ olan hisseler, olumlu gelişmeler sonrasında daha kolay yükseliş eğilimine girerler. Bunu tespit etmek için tarihsel analiz yapmanızda fayda var.
Ve önemli konuya geleyim. Elinizdeki portföy değerinizin tamamını tek bir hisse yatırmamanızı tavsiye ederim. Bu birçok yönden sakıncalı bana kalırsa. Aldığınız risk iki katına çıkar. Yükseliş zamanı birden daha fazla kazanayım derdinde olursunuz ancak düşüş için tersi geçerlidir. Diğer bir durum ise psikoloji ile ilgili. Portföyünüzün tamamı bir hissede iken, diğer hisselerin yükselişini izleyip, elinizdeki hissenin yükselmediğini görürseniz bu psikolojik olarak sizi etkileyecektir. Hisseye aşık olmak ve hisseden nefret etmek çok sakıncalıdır. Prim yapmayan elinizdeki hisseyi, diğer hisseler yükselirken, sen yerinde saydın diyerek elinizden çıkarabilirsiniz. Siz satış yaptıktan sonra, elinizdeki hisse - genel trend olumlu ise - yükselişe geçebilir.
Aynı zamanda portföyünüzü tek bir hisseye yatırmanız, o dönem içerisinde diğer fırsatları kaçırmanıza neden olur. Elinizdeki hisse prim yapsa dahi alternatif maliyet hesabına göre zararlı çıkabilirsiniz. En basit ve kitabına uygun durum ise portföy optimizasyonu kuralıdır. Yani kısaca bir hisseden zarar etme riskinize karşı, diğer hisselerden o zararı karşılama olasılığınızı değerlendirmeniz…
Benim en çok üstüne düştüğüm nokta psikoloji olduğu için diğer hisselerin yükselmesinden etkilenip, elinizdeki hissenini değerini zamana yenik düşürmemenizi öneriyorum. Portföyünüzü çeşitlendirin ve hisseden nefret etmeyin. Elinizde bulunan miktar farklılık göstersin ancak çeşitlilik olması gerektiğini unutmayın.
Gün içi oturup sürekli borsayı takip eden küçük yatırımcı(!) ların yaptığı ve sürekli kaybetmelerine neden olan önemli hataya değinmek istiyorum bugün. Çok yükselenler diye bir ekran vardır. Burada o günün en çok değer artışı yaşayan hisseleri listelenir. Ve o listede, yatırımcının aklından geçen, iki gün önce alayım mı diye düşündüm dediği bir hisse muhakkak vardır. Onu gördüğü anda hayıflanmaya başlar.
İşte bu durum ertesi günlerde de yaşanmaya başlanırsa, yatırımcı için kaybetme dönemi başlar. Çünkü yükselen hisselerden etkilenip, kazanma arzusu ile yanlış işlemler yaparlar. Acele ile yapılan, diğer yükselen hisseleri gördükçe, ben onu almadım bunu alıp kazanayım bari mantığı ile yapılan alımlar kayıp getirir. Çünkü gerçek alım seviyesinin üstünden, o anlık psikoloji ile alım yaparlar.
Borsada çok sayıda hisse senedi var. Gün içinde aktif olan kişiler, bu hisselerin çoğunu bilirler. Mantıklı bir değerlendirme yapılıp, ucuz kalan hisseler bir yere yazılırsa, belli dönemde bu hisselerin yükseleceği düşünülür. Buraya kadar doğru. Ancak borsada kazanmak için aklınızdan hissenin geçmesi değil, doğru zamanda doğru hisseyi almanız önemlidir. Ve asla unutulmaması gereken şey, her gün %10 civarı prim yapan senedi yakalamanın imkansızlığıdır. Velhasıl, o hissede aklımdan geçmişti, bak şimdi şu kadar oldu demek klasik borsa oyuncusunun kendini kandırmasıdır.
Peki ne yapmalı? Doğru bir strateji belirleyip, yatırım yapılmak istenen hisse incelenmeli. Sektörel ve tarihsel bazlı inceleme neticesinde hisseden alım yapıldıysa, diğer hisselerin pozitif hareketlerine bakılmadan elde olan hissede kalınmalı. Uzun vadeli olmayacaksa bile en azından 1 ay gibi bir süre beklemek mantıklıdır. 1 ayda %10 getiren bir yatırım aracı biliyor musunuz? Borsada bu getirileri yakalamak hiç zor değil. Ancak hayal aleminde yaşayıp, milli piyangodan para çıkacak hesabı bu işi yapanlar için, o parayı kaybetmek de hiç zor değil.
Her gün gözünüz yükselen hisselerde olup, ben o hisseyi alacaktım diye hayıflanıp, birkaç gün sonra elinizdeki hisseyi o psikolojiniz ile satarsanız, hem elinizdeki hisseden zarar edersiniz hem ucuz hisse bulmakta zorlanırsınız hem de elinizde tuttuğunuz hisse siz sattıktan sonra prim yapınca ben ne kadar şanssızım diye ağlarsınız.
Son olarak yazıyı bir cümlem ile bitireyim ; ‘ Kaçırdıklarıma hayıflanıp üzülsem, yakalayacaklarımın heyecanını yaşayamam. ‘
Firmalar için finansal yönetimin amacından bahsetmek istiyorum. Tabi ki bunu kendi düşüncem ve stratejime göre aktaracağım. Bana göre yönettiğim şirketin en önemli artısı ‘ kredibilitesi ‘ olur. Yatırımı seven bir insan olduğumdan dolayı, yatırımlar için en önemli kaynağımın ‘ kredi ‘ olduğunu bilirim. Piyasada kredibilitenizin olması için, firmanızın değerinin maksimum düzeye ulaşması gerekir. Özkaynaklarınızın değeri ne kadar yüksek olursa, kredi kullanma şartlarınız o kadar hafif olur.
Bu nedenle şirketinizde finansal yönetim stratejisini belirlerken dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. Bunlardan en önemli ikisi ‘ Yatırım politikası ‘ ve ‘ Finansman Politikası ‘ dır. Şirketiniz gelir elde edebilir. Ancak burada ki esas konu, elde edilen fonların hangi varlıklarda değerlendirileceğidir. Varlık bileşiminin ne olacağını belirlemek için, hangi varlıklara yatırım yapılacağının iyi saptanması gerekir. Bununla beraber, fon kaynaklarınızın saptanması ve gereken fon ihtiyacının nereden ve hangi şartlarda sağlanacağının hesaplanması önemlidir. Şirket değerini maksimize etmeye çalışırken, sermaye maliyetini minimize etmek zorundasınız. Bunun için finansman politikasının optimum olması gerekir.
Şirketlerin büyümesi, iş kollarının genişlemesi, fon akışının başlaması çok önemli konulardır. Ancak şirketinizde başarılı finansal yönetim uygulayamıyorsanız, istikrarlı ve sürdürülebilir gelişmeden söz edebilmeniz zor olur. Belirlenen hedef gayet basit. ‘ Firma değerimizi maksimize etmek. ‘ Bunun için gerekli olan da, stratejik finansal yönetim.
Not: Bu yazı www.gelistrend.com sitesinde de yayımlanmıştır.


