Herhangi bir mağazada alışveriş yaptığınızı düşünün. Çeşitli ürünlerden aldınız ve yaptığınız alışveriş sonucunda, toplam ödeme miktarına göre hediye para kuponu verildi. O anda ne düşünürsünüz? Alışveriş yaptım ve yaptığım alışveriş sonrası para kazandım mı yoksa alışverişimden indirim kazandım mı ? Bence ikiside vermeniz gereken cevap değil. Çünkü o an düşüneceğiniz şey, acaba bu para çeki ile ne alsam olacaktır.
Hakettiğiniz para çeki oranında alacak güzel birşey bulamama olasılığınız fazladır. Sizde gözünüze hoş gelen fakat parasını görüpte şimdilik almayayım dediğiniz ürünü almak için o kuponu kullanmayı tercih edeceksiniz. Yani o kuponu kullanmak için cebinizden yine para çıkacaktır. Hediye kuponu size bedava ürün vermek yerine sizi daha fazla alışverişe sevk edecektir. Belki de o aldığınız ürüne karşılık, yeni bir hediye kuponu daha kazanacak ve ilerleyen günlerde yeniden o mağazaya gitmek zorunda kalacaksınız. Sonuçta almadığınız şey kalmamış olabilecek !
Gördüğünüz gibi, yaptığınız alışverişlere para çeki verilmesi mağazanın salaklığı değildir! Yani bu adamlar gelirlerini neden kısıyor ve karlarından neden fedakarlık ediyorlar diye düşünmenize gerek yok.
Diyelim ki bir alışveriş siteniz yada mağazanız var. Yapacağınız bir kampanya ile para çeki vermeye başlayabilirsiniz. 100 YTL’lik alışverişe 20 YTL, 250 YTL’lik alışverişe ise 40 YTL hediye kuponu verdiğinizi düşünelim. Müşteriye muhtemelen 20 YT’L'ye alabileceği ürün gereksiz gelecek ve hakkını daha pahalı üründen yana kullanacak. Böylece sizin verdiğiniz hediye kuponu, sizden alıişveriş yapılmasını sağlamakta kullanılacaktır. Bu sayede satışlarınızın artma olasılığı olacak ve müşteriye verdiğiniz kuponu hediye yerine, müşteriyi alışverişe zorlayacak bir promosyon aracı olarak kullanılabilinecektir.
Satışlarınızı arttırmak için izleyeceğiniz yolları düşünürken, alternatifler arasına hediye kuponunu dahil etmenizi öneririm. Ben her zaman müşteri psikolojisinin değerlendirmede en üst seviyede kullanılmasını tercih ediyorum. Vereceğiniz hediye para, müşteri psikolojisini direkt etkileyecek yollardan biridir. Müşteriyi zorla size mecbur bırakmak fikrini yayma riski olsada, insanların daha çok ürün alma iştahını sahte indirimle kabartma ihtimali de akılda bulunmalı. Dolayısıyla kararı alacak olan sizlersiniz. Ama bence alışveriş çılgınları için kaçırılmayacak bir fırsat yaratmış olacaksınız.
11 Ekim 2008
Üst düzey yöneticilerin iflas ettiği ve sorgulandığı dönemden geçerken, yönetim ile ilgili düşüncelerimi aktarmak istedim. Şirket yöneticilerinin amaçları kafalarında aynı olsada yaptıkları birbirine uymuyor olabilir. Bazıları hemen pazar payı kapmak için fiyat düşürme yoluna gidiyor bazıları ise standartı ve sağlamlığı oturtarak uzun vadeli kalkınma planlıyor.
Benim ilk düşündüğüm nokta ise şirketimin kredibilitesi. Kredibiliteyi sağlamak için gerekli koşulları sağlamak ilk şart olmalıdır. Uluslarası derecelendirme kuruluşlarına kote olmak ve onlar tarafından izlenmeye alınmak önemlidir. Şeffaf ve düzenli yapılanma ile alınacak yolun uluslarası arenada itibarı sağlayacağı gerçektir. Bunları yapmanın amacı ise kredidir. Dünyada çarkın dönüşünü sağlayan krediler, firmalara güç kazandırırlar. Herkes bir şekilde kredi alabilir. Ancak kredi, maliyetlere yansıyan en ciddi kalemdir. Aldığım kredinin kalitesi ile maliyeti ne kadar ters orantılıysa, o kadar kar ederim. Bu iyi şartlarda krediyi alabilmek içinde şeffaf stratejiler geliştirmek gereklidir. Şirketin sağlam ve uzun vadeli büyümesi için bu yolda emin adımlarla ilerlemek önemli olacaktır. Son dönemlerde herkes kredi alabildiği ve faizler yerlerde süründüğü için, yatırımlar artmıştı. O yüzden yöneticiler kredibiliteye önem vermemişti. Ucuz maliyetli kredi ve artan iş hacmi ile ucuz fiyattan çok sayıda mal satarak pazar payı elde etmeye çalışılmıştı. Bu balon uzun yıllar sürer, biz de bu sayede büyür ve yatırımlarımızı güçlendiririz prensibini benimseyen yöneticilerin şirketleri bu dönemde çaresizliğe girecektir. Çünkü kredi alımı zorlaşan devirlerde, kredibilitesi düşük olan şirketlerin şansı yoktur.
Yönetimde bir diğer yanlış borçlanmalar olacaktır. Çoğu şirket ciddi bir risk planlaması ve yönetimi gerçekleştirmediği için borçlanmalarına dikkat etmedi. Özellikle kredi bolluğu olduğu dönemde yatırımlarını arttıran yöneticiler, kısa vadeli yüksek borçlanmaya girdiler. Eğer bu borçlanma oranları, şirket aktifleri ve kaynakları ile iyi hesaplanmadan yapılmıişsa, şirketler borç yükünün altından kalkamayacaktır. Hatta kısa vadeli borçlanmada gelir ve giderin aynı döviz kuru üzerinden yapılmama riski alınmışsa, kurtulma şansı yok denecek kadar azdır. Yani hem kısa vadede ciddi borçlanmaya gidilmiş hem de geliri ( örnek: € iken $ ) ile borçlanılmışsa bu önemli sıkıntı yaratacaktır. Borçlanma konusunda da yönetim eksikliği, riski ölçmede ve balonların her zaman havada olacağı düşüncesidir.
Benim düşüncem iyi ve başarılı yöneticinin işini iyi bilen finansman yöneticisi ve planlamacısıyla çalışması gerektiğidir. Şirketler planlarını uzun vadeli yaparlar. 5 yıllık bir plan yaparken, 5 yıl içinde ekonomideki beklentileri dikkate alıp, her zaman krizin patlak verme ihtimalini göz önünde bulundurmak zorundadırlar. Kriz planlanamayan değil beklenilmesi gereken bir yönetim eksikliğidir. Yöneticiler riski doğru planlayamaz ve yaptıkları yatırımların risk yönetimlerini optimum düzeyde yapamazlarsa çok büyük sıkıntı çekerler.
Yaşadığımız tarihi kriz finansal sistemdeki etkisini bırakıp, reel sektör etkilerini gün yüzüne çıkarmaya başladığında ne demek istediğimi çok daha net anlayacaksınız. Türkiye’de bu yöntemi kullanmayan çok sayıda firma olduğunu düşünüyorum. Umarım çok yara almazlar ve ilerleyen dönemlerde daha profesyonel şekilde çalışırlar.
10 Ekim 2008
Matematik sizce nedir? Bana göre olmazsa olmaz bir araçtır. Matematik bilgisi olmayan bir adamdan çok fazla hayır beklenmez.Matematik kafası pratikliğin ve analitik düşüncenin önemli göstergesidir.Matematik bilgisi olmadan çoğu derste başarılı olamazsınız. Ancak sadece matematik zekası ve bilgisiyle de birşey yapamazsınız.Çünkü matematik bir araçtır.Asla amaç olamaz.Sizi amacınıza götürecek en büyük araçtır.
Herkesin konuştuğu ‘ faiz ‘ de bir araçtır.Yüksek faizler, faizlerde indirim…Bunların çok konuşulduğu günlerde,kişisel görüşlerimi aktarmak istedim.Faiz, ekonomilerde amaç olamaz.Bazı kalemlere etki etmede yararlanılan araç görevi görür.Faiz sonuçtur.Bunun anlamı ise faizle oynayarak elde ettiğiniz neticeye faizin etkili olduğudur.Karmaşık cümlenin tek özeti var.Sonuca ulaşmak için faizi kullanırsınız ve faiz sonucu yaratır.
Enflasyona etki eder, yatırıma etki eder, döviz kurlarına etki eder…Ama ekonomi o kadar detaylı ve koordinelidir ki, sadece faize dokunarak kesin bir sonuç alamazsınız. Alamadığınız gibi faizle oynayıp, birşeyi değiştirmek istediğiniz zaman başka kalemlere etki yapmış olursunuz. Onları gözardı ederek yapacağınız herşey ekonomiye zarar verecektir. Örneğin yatırımları canlandırmak için yapılacak faiz indirimi, döviz kurlarını aşağı çekecek, enflasyonada hızlandırıcı etki yapabilecektir. Faiz indiriminin amacı neticede yatırımları arttırmaktır. Gördüğünüz gibi faiz sadece araç görevi görmektedir.
Bir de gelelim spekülatörlere.Önce manipülasyon ile spekülasyon arasındaki farktan bahsedeyim.Manipüle ; olmayan bir gelişmeyi yada sadece beklentiyi para kazanma amacı ile gündeme getirip, olumlu hava estirmektir.Örneğin hisseleri halka açık olan bir şirket ile ilgili piyasaya senaryo eşliğinde haber yayıp,o hisselerin değerlerinin yükseltilmeye çalışılması manipülasyondur.
Spekülasyon ise faiz aracılığı ile doğan bir sonuçtur. Piyasaları yakından takip eden, her türlü gelişmeleri yakından izleyen oyuncular, geleceğe ilişkin beklentiler ile speküle yaparlar.Keynes ile başlayan ve günümüzde detaylı hale gelen spekülasyonun kaynağında da faiz vardır. Üretime girmeden, finansal sistem üzerinde işlem yapan yatırımcıların, enflasyon ile faiz ilişkisi üzerinden yararlanması ile spekülasyon oluşur. Menkul kıymet fiyatlarının, borç aldıkları paranın faizinden daha fazla getireceği beklentisi olursa, menkul kıymetlere yatırım yapar. Onların fiyatları oldukça yükselir. Türkiye’nin ödediği faiz, döviz kuru düşük kaldığı sürece yabancı yatırımcıya cazip gelecektir. Buradaki beklenti faizlerin, döviz kurundan yüksek kalacağıdır.Bu da spekülasyonla Türkiye’ye sermaye girişinin devamını sağlamaktadır.Yine tahvil fiyatları vb finansal enstrümanlardaki spekülasyonlar, her zaman faiz ilişkisi ile doğmuştur.
Uzun lafın kısası, siz ne kadar faizlerle oynarsanız oynayın, ne kadar yüksek faiz derseniz deyin bunlar görüldüğü kadar basit ve kolay sonuçlar verecek şeyler değildir. Balonu şişirerek yaşarsınız ancak balon patlaması en kolay cisimdir. Türkiye umarım buna dikkat eder.
9 Ekim 2008
Robert Inman, hizmet sektörü ile ilgili görüşlerini şu şekilde açıklıyor ; ” Hizmet sektörü üretimini diğer sektörlerden ayıran en önemli özellik, hizmet sektörleri mallarının maddi olmayan özellikleri, bu hizmetleri depolamadaki güçlük, tüketici ile üretici arasında direkt, ekseriye yüzyüze ortaya çıkan değişimdir. ” Bu yüzden, iktisatçılar hizmet sektörleriyle ilgili olarak “ticarete uygun olmayan sektör” (non-tradable sector) kavramını kullanmaktadırlar.
Hizmet sektörü uluslararası ticarette aldığı pay bazında, GSMH’ye yaptığı katkıdan daha azdır. Ancak bu sektör, ekonomilerde GSMH ciddi oranda artıp, kişi başına düşen servet yükseldikçe canlanır. Özellikle 1994 krizinden sonra Amerika’da canlanmaya başlayan sektör, son yıllarda büyük hareket kazandı.
Yukarıda ki şekilde 2006 yılında Amerikan Gayrisafi Milli Hasılasının sektörlere göre dağılımı yer alıyor. Hizmet sektörü % 67.8′lik paya sahip en büyük endüstri kolu durumunda. Özel şirketler tarafından üretilen hizmetler, gayrimenkul ve bankacılık, sigorta ve yatırım başta olmak üzere mali hizmetlerle beraber eğlence; restoran, bar ve diğer yiyecek ve içecek hizmetleri bu oranı oluşturuyor.
Zenginleşen halk, hizmet sektörünü kalkındırmaya devam ederken, bu sektörde faaliyet gösteren firmalarda hızla büyümeye başladılar. Bunların içinde en belirgin gelişmeyi kaydeden firma ‘ Starbucks ‘ oldu. İçlerinde Türkiye’de başta olmak üzere çok sayıda ülkede hizmet gösteren kahve zinciri, tarifi zor bir büyüme hızı yakalamıştı. Hiç kimse bir kağıt bardak kahvenin, bu kadar zenginleştirebileceğini düşünmedi. Ancak Starbucks hisseleri 2006 yılında Nasdaq’ta $40 seviyelerine kadar yükselmişti. Bu çılgınca büyümenin kaynağında, parasını kahveye ayırmaya alışmış halk yatıyordu. Çünkü ekonomik sistem oldukça başarılı işliyordu ve halk kendisini oldukça zengin hissediyordu.
Gelip görelim ki, 2007 yılının sonlarında patlak veren mortgage krizinden itibaren, ekonomide beklenen yavaşlama eğilimi ile Starbucks hisseleri hızla erimeye başladı. Bugün geldiğimiz noktada hisseler $12 civarlarına kadar düştü. Bunun altında yatan nedende, halkın gelecek ile ilgili kaygıları ve ceplerindeki parayı koruma telaşlarıdır. Halk artık nasıl para kazanacağım korkusu yaşadığı için, kahveye para vermek istemiyor. Harcamaları kısma politikasına başlayan halk, kahve içmesem ne olur konumuna yavaş yavaş gelmeye başladı. Bu da Starbucks’ın ilerleyen günlerde daha zor duruma düşebileceğinin göstergesi oluyor.
Hizmetler sektörü, ekonomilerdeki büyüme ile beraber gelişen, daralma ile batma noktasına gelebilecek bir sektör. Çünkü halk cebinde para varsa, hizmetlerden yararlanma yolunu seçer. Starbucks son 5 yılda olağanüstü gelişme gösterirken, bunda finansal sistemdeki balonun etkisini gözardı etmemiştir umarım. Eğer onu dikkate almayıp, insanlar ne olursa olsun bizi seçecek havasına girdiyse, üzgünüm Starbucks demek zorunda kalacağım. Çünkü şansları çok az.
8 Ekim 2008
30 Mayıs 2004 tarihi Beşiktaş için renklerle ifade edilemeyecek kadar karanlık birgün oldu. Serdar Bilgili yönetimi istifasından sonra göreve gelen yeni başkan, koltuğa oturduğu ilk günden beri yaptıklarıyla başarısız olacağının sinyallerini verdi. Kimse onun yönetimine girmek istemedi. Girenlerde Beşiktaş gibi büyük bir klübü yönetemeyecek vasıflarda kişiler oldu. Bazıları paraları ile yönetime girdi, bazıları ise Demirören şirketlerindeki pozisyonları itibariyle. Borçları babasının paralarıyla kapattığını söyleyen ve bunu her fırsatta tehdit olarak kullanan başarısız başkan, her geçen yıl Beşiktaş’ı aşağı çekti.
Göreve geldiği takdirde Matheus’u teknik direktör yapacağını açıklayan başkan ilk falsosunu o sırada verdi. Matheus antrenör olmaktan vazgeçti. Demirören, tecrübesiz küçük bir çocuk gibi, sözleşme detaylarına önem vermeden ve çok ani alınan bir kararla İspanya dışına çıkmamış, Real Madrid’in başarılı hocası Del Bosque ile anlaştı. Bosque yalnızca 6 hafta klüpte kalabildi ve hayatı boyunca en kolay para kazandığı klüp olarak Beşiktaş’a aşık oldu! Başkanın ödediği tazminat, tarihi bir rekor oldu. Kendi yaptığı bu yanlışlığı ve beceriksizliği babasının parasıyla ödedi. Ancak o para klübe borç olarak bindi. Sonrasında Rıza Çalımbay gibi henüz Kartal’a antrenör olamayacak bir kişiyi göreve getirdi, ateşe attı. Başarısız sonuçlar alınınca, başkan Çalımbay’ın arkasında durdu! Sonrasında aynı hikaye…Çalımbay kovuldu. Başkan kıyıma devam etti ve Tigana ile anlaştı. Sorunları ile gündemde olan Fransız, Beşiktaş’a kısa süreli hizmet verdi. Son olarak Türkiye’nin yetiştirdiği en kibar ve saygılı insan Ertuğrul Sağlam göreve geldi. 4 senede beşten fazla teknik direktör bulan başkan, aldığı birbirinden kötü futbolcuların sayısını kendisi bile hesaplayamaz hale geldi!
Yönetimi tam bir fiyasko olan başkan, klübü devlet sandı sanırım! Çünkü hergün bir yöneticisi saçma sapan açıklamalar ile gündeme geldi. Başkan birgün çıkıpta, susun diyemedi. Beşiktaş’ı ayaklar altına aldı ve ne kadar yeteneksiz bir yönetim olduğunu ispatladı. Sinan Engin gibi kişiyi hala menajer sıfatıyla klübe getirmesi bardağı taşırdı. Büyük Beşiktaş taraftarı ise her zaman taşıdıkları umutla, takımını desteklemeye devam etti. Protestoları erteledi. Başkana, menajeride al git mesajları gönderildi, taraftar susturuldu. Ancak bugün başkana ders niteliğinde bir protesto geldi.
Yıllardır iskelet kurulamayan bir takıma, ne kadar adam alırsanız alın sıkıntı çekersiniz. Her hoca hata yapabilir ve bu hatalar bu takımda daha çok olur. Hele Ertuğrul Hocayı düşünün. En büyük ideallerinizden bir tanesi Beşiktaş’ı çalıştırmak…Bu göreve bu yaşta gelmiş. Buradan ayrılırsa ne yapacak ? Avrupa hayalleri vardır ancak bu kadar kolay Avrupa’ya gidebilir mi ? Peki şimdi bu insanın stresini düşünelim. Ne kadar büyük baskı altında maçlara çıkıyor. Oyuncu değiştirecek ancak maç kurtulma stresi var. Tello veya Delgado’yu oynatmak istemiyor belki. Ancak onları oynatmayıp ya kazanamassam sorusu aklına geliyor. Mecburen kadroya alıyor. İşte bu şartlarda çalışıyor Ertuğrul Hoca. Arkasında duracağını söyleyen ve durmasa daha iyi olacak bir başkan, yanında ise ne dediğini bilmeyen yöneticiler…
Ertuğrul Hoca, perşembe günü yaşanan ve bana göre çok abartılmaması gerek bir maç sonrası radikal kararını aldı. UEFA kupası zaten gereksiz ve prestiji olmayan bir kupa. Beşiktaş o turu geçse, ya gruplardan çıkamayacak ya da bir sonraki turda elenecek. Bu takım final oynayabilir mi ? Nitekim Kartal, Ukrayna takımına elendi. Skor hezimet sayılırmış. Elendikten sonra napayım ben skoru. 2-0 yenilsen elenmeyecek misin ? Bu kadar basit düşünen adamlar tabi ki 40 metreden gol yiyen kaleciyi eleştirmezler. Peki bunların tek sorumlusu antrenör mü ?
Takımı hergün aşağı iten başkan, kendisi görevi bırakacağı yerde gidiyor Lucescu ile görüşüyor. Senin takımının başında antrenör varken nasıl bir liderliktir bu ?
Dün Hacettepe maçına takımını çıkaran ve lig yarışında yara vermeyen Ertuğrul Sağlam, bugün kendisine yakışan davranışı sergiledi. Ben ve ekibim adamız dedi ! Bu şartlarda burada çalışamayız dedi ve istifa etti. Düşünsenize, en büyük ideali olan klüpte kalmak için aşağılanmadı. İnsan gibi geri çekildi. En son suçlu olmasına rağmen.
Ertuğrul Hocama
Göreve ilk geldiğinde çiçeklerle karşıladık seni. Adam gibi Adam Ertuğrul Sağlam diye inlettik İnönü’yü. Efendiliğin, kişiliğin ile bu yönetimle çalışman yanlıştı diye düşündük. Çünkü incinmenden, yıpratılmandan ve gönderilmenden korktuk. Bazen çıldırttın bizi yaptıklarınla. Ama biliyorduk ki sende bizim gibi en iyisini yapmak istiyorsun. Sen para için değil , tutkun için çalıştırıyorsun takımı, Kartalımızı. Şampiyonluğu kaybettik ama sen başarılıydın. Baki - Gökhan gibi bir defansla bir takım nasıl şampiyonluğu son maçlarda kaçırabilir ? Sen mucizeyi başardın hocam. Bu takım Avrupa’da nasıl başarı elde etsin ? Sen mi çıkıp oynayacaksın ? Sen elde ki malzemeyi kullanacaksın. Bu kötü malzeme ancak bu kadar iyi kullanılırdı hocam.
Bu sene istediğin gibi takım kurdun. Defansta fena değildi. Sezona da süper girdik. Bir kaza ile Ukrayna’da başarısız olduk. Peki o maçta neden hala Gökhan’ı oynattın ve kariyerini tehlikeye attın hocam ?
Hocam yapma dediğim çok anlar oldu belki ama asla git artık demedim. Bu takım adam olacaksa sen edersin dedim. Sen karakterlisin, sen oradaki herkesten daha Beşiktaşlısın. Birgün kamptan alındın ve takasta kullanıldın. Sesini çıkarıp tek birşey demedin. Sonra birgün o takıma antrenör olarak geldin. Oradan birkez daha gönderilmek sana yakışmazdı ve sen kendine yakışanı yaptın hocam.
Bence hiç üzülme. Başkan, Arsene Wenger’i getirse 10 haftada kovar. Çünkü asıl sorunun kendisinde ve başarısızlığında olduğunu bilmiyor. Bence, sen herşeyin en iyisine layıksın. Çünkü disiplinle, çalışkanlıkla yapıyorsun işini. Şimdi sen gittin ama bu takım şampiyon olmasın demezsin. Şampiyon olsak, çıkar sevinç turlarına katılırsın. Sen öyle Beşiktaşlısın hocam. Bu yüzden seni seviyoruz.
Yolun açık olsun Ertuğrul Sağlam. Hiç korkma, Lucescu o stada gelip, Sinan Engin yanında durursa çalınan puanlarımızı sorarız. Neler yaptınız anlatın diye inletiriz İnönü’yü. Asla ve asla o stadda adamlıktan söz etmeyiz. Çünkü o stada gelecek en büyük adam sendin.
Seni sevdik hocam, yaptıkların ve hizmetlerin için teşekkür ederiz. Hakkınızı helal edin dedin. Helal olsun hocam,sana bin kere helal olsun.
Başkana
Sadece bir taraftarım. Sadece Beşiktaş aşığıyım. Gururumu ayaklar altına alıyorum ve yalvarıyorum. Lütfen başkan, yalvarırırım bırakın Kartalımızı. Tüm Beşiktaşlılar için lütfen artık gidin. Siz ve yönetiminiz gerçekten istenmiyor !
7 Ekim 2008
Piyasalar kelimenin tam anlamı ile tarihi bir gün yaşadı. Cuma günü temsilciler meclisinden geçen kurtarma paketi, etkisini Amerika’da gösterememişti. Gelen düşük istihdam verisinin ardından New York borsası haftayı düşüşle kapatmıştı. Bunu da, paketin sadece mali sistemdeki sorunları çözmeye yönelik olduğu ve reel sektöre etkilerinin başlayacağının anlaşılmasına bağlamıştık. Bugün ise Avrupa’da kara pazartesi yaşandı. Borsalar şuursuzca düşerken, para piyasaları faizleri tırmanışa geçti. Herkeste panik iyice arttı. Paketin onaylanmasına rağmen düşen borsalarda, korkular bilinçsiz satışları beraberinde getirdi.
Avrupa günü %8′lere varan düşüşlerle kapatırken, New York borsası açılışı ile panik hat safhaya yükseldi. Dow Jones endeki tarihi dibi olan 9700 puan seviyesini dahi kırdı. 2003 ekiminden bu yana en düşük seviyesini test etti. 9525 puanları gören Dow Jones, seans kapanışa yakın sürede kendisini toparladı ve çok önemli destek seviyesi olan 10000 puanın üzerine çıkmaya çalışsada başaramadı.
Peki kurtarma paketi onayının ardından bu düşüşün nedeni neydi ?
Bana göre bu piyasalardaki uzun dönemli ve büyük oranlardaki düşüşlerin, kısa süreli son perdesi. Çünkü bugün petrol fiyatları son 10 ayın en düşük seviyesine geldi. Bugün piyasalarda yaşanan düşüşte, ilk sıraları finansal sektör hisseleri almadı. Dow ‘ da BofA hariç ( karının % 68 azaldığı ve hisse satışı gerçekleşeceği için düştü. ) düşüşte ilk sırayı alan hisseler bankacılık hisseleri değildi. S&P 500 endeksinde enerji ve emtia şirketleri ciddi düşüşler gösterdi. Almanya ve Londra’da ise sorunlu finans ve sigorta şirketi hisselerinin dışında düşen hisseler enerji ve otomotiv hisseleri oldu.
Bu demek oluyor ki, piyasa oyuncuları bu kötü gidişin, reek sektör etkilerini satın almaya başlıyorlar. Özellikle petrolün değer kazanması ile beraber, ekonomik krizin başladığı zamanlarda, trade işlemlerini banka hisseleri ile enerji hisseleri üzerinde yapan oyuncular, bu hisselerdeki pozisyonlarından da vazgeçiyorlar. Bugün yaşanan bu sert düşüşü buna bağlayabiliriz. Çünkü finansal sektör hisselerinde, sorunlu olanlar dışında düşüş yavaşladı.
Yarından itibaren soluk alınır mı ?
Bunu söylemek çok zor. Türkiye açısından bakacak olursak, dövizin 1.30 seviyelerini rahatça kırarak 1.37 noktasına geldiğini gördük. Faizler 20 baz puan seviyesini aştı. Borsa 32 bin noktasını çok rahat kırdı. Bunların aşağısı var mı sorusu çok zor. Ama benim kişisel görüşüm, bu noktadan sonra bir rahatlama olacağı şeklinde. Çünkü kurtarma planları ve piyasaya enjekte edilen likidite etkileri kendisini göstermeli. Özellikle pozisyon kapatan traderler, oldukça şaşırtıcı seviyelere gelen hisselere rağbet gösterecek ve piyasaları canlandıracaklardır. Yavaş yavaş sakinleşmesini beklediğim ortam, ay sonuna kadar çok aşırı yükseliş ve düşüş hareketlerine sahne olmayabilir. Tabi bu beklentimin, şok bir haber olmadığı varsayımı altında olduğunu belirtmek istiyorum.
Finansal sektördeki sorunlar çözülmedi. Sadece olumsuz etkilerini minumuma indirme çalışmaları sergilendi. Bu çalışmaların pozitif etkileri piyasalarda gözlemlenmeli. Bugün yaşanan bu ekstra şokun, bu haftaya yayılmasını tahmin etmiyorum.
Son cümlelerimi ise tahmin etmekle beraber, yayılmamasını umuyorum diye söylemek istiyorum. Çünkü gerçekten kimse, olayın ne yönde ve nasıl şekilleneceğinden emin değil. Olan bitenler karşısında verilen tepki herkeste aynı. Ben bunu bekliyordum diyen yalan söyler. Özellikle bugün olanlar için …
6 Ekim 2008

