Asiv ; Aralık, 2007
Finans piyasalarını takip eden yatırımcılar , televizyon karşısında teknik analiz yorumlarını izlemeyi alışkanlık haline getirmişler. Benim hiçbir zaman anlayamadığım birşey bu. Teknikçi arkadaşlar bu işleri bu kadar iyi biliyor ve önceden ne olacağını biliyorlarsa orada ne işleri var ? Neden ellerinde puro , masa başında oturmuyorlar ?
Piyasanın iç ve dış dinamiklere bağlı hareket ettiğini ben bile yazıyorum. Ben uzman mıyım ? 22 yaşında birkaç teknik bilip , kendi çapımda tecrübem olunca uzman mı oluyorum yani ? Hadi canım. Aracı kurumlarda çalışan ve tv tv dolaşıp yorumlarda bulunan arkadaşlara laf atmak istemem ancak uzmanı dinleyip para kazanabilseydik , o uzmanların önceden bindiği lüks arabalara binerdik. Onlar bu konuşmaları yaparken hala binmediğine göre , siz onları dinleyerek nasıl çok para kazanabilirsiniz ?
Biz yatırımcıyız. Amacımız ne teknik ne de temel analiz. Bizim amacımız para kazanmak. Nasıl para kazanırız bunu düşüneceğiz. Yatırım yaparken amaç budur zaten , analiz yapmak değil. Analizlere ve fallara kanmak değil.
Dünya üzerinde sürekli para kazanan kimse yoktur heralde. Elbette para kaybedilecek. Hedef ise istikrarlı bir şekilde kazanmak. Az kayıp çok kazanç. Bunu yapabilmek için kendinize olan güven şart.
Bu adam 1′e 5 aldı , ben kaybettim. Ben ne zaman borsaya girsem siyasi krizler yaşanıyor. Ben kağıdı alınca düşüyor , satınca yükseliyor. / Bu örnekler borsacıların klasik laflarından örneklerdir. Kendilerine ait formülleri , yöntemleri olmayan ve bunlardan ödün veren insanlar kaybetmeye mahkumdurlar. Hepimizin elinde ki silah aynı. Bu silahı en uygun zamanda çekmeliyiz. Bu işin yatırım olduğuna inanmalı ve buna göre çalışmalıyız. Kafa yormalı , öğrenmeli ve çalışmalıyız ki yatırımımızda başarılı olalım. Aksi takdirde başkalarından duyduğunuz ve tüyo adı verilen saçmalıklarla kaybetmeyi alışkanlık haline getirirsiniz.
Borsada talih kuşu bir kere karşınıza çıkar. Girdiğiniz hisse senedi bir kerelik büyük çıkış yapabilir. Büyük para kazanabilirsiniz. Ancak bu istikrarlı olamaz. Yumruğu sürekli atmadığınız zaman , knock out olmanız kaçınılmazdır. Birkaç güçlü yumrukla galibiyet olamaz. Bu yüzden tüyodan vazgeçip yatırım stratejisine odaklanmak şart.
Şimdi gelelim analiz hikayesine. Endeksin şu olursa şuraya , bu olursa buraya gelecek iddiası bize ne kazandırır ? Bunu bilmemiz bize ne sağlar ? Para , bunu tahmin edince gelmiyor. Bizim amacımız para kazanmak , analiz tahmin doğruları ile uğraşmak değil.
Zeki ve çalışkan olunca yeterli mi ? Elbette değil. Burada şans faktörü ile beraber nasıl hareket ettiğiniz önemli. Alım zamanlamanız , satarken ki zamanlamanız…Hepsi önemli faktörler. Korkmamak , panik olmamak , herşey kötü giderken alım emri vermek… Bunların yapılabilmesi için davranış biçimleriniz çok önemli. Burada da strateji devreye giriyor. Endeks 50 bin olacak demekle işimiz yok , endeks 50 bin olursa şunu yapacağız demek asıl işimiz. Planımızı yapmalıyız ve buna göre hareket etmeliyiz. Panik olmadan , korkmadan ve kendi bildiklerimiz ile yöntemlerimize sadık kalarak…
Bu tek başına yeterli olacak bir yaklaşım değil ancak en önemli ilk adım. Yatırım stratejilerini baştan hazırlayıp , planları ve hareketleri bu stratejiye göre şekillendirip adımları devam ettirilecek.
Yola ilk adımı atarak girmeye hazır olduğumuzda , diğer adımları yazmaya devam edeceğim. Yatırımlar kazanç sağlamak amacıyla sabırla yapılır. Borsada küçük yatırımcı için büyük bir yatırımdır. Bunu unutmamanız dileğiyle , bol kazançlar .
24 Aralık 2007
Gıda fiyatlarında yaşanan hızlı yükselişinin nedenlerini hasatlar ve stoklardaki azalışlara bağlıyoruz. Yani küresel ısınma ile beraber tarımda gayet kötü bir hasat yılı geçirildiğini söylüyoruz. Bununla beraber petrol fiyatlarında ve biyoyakıt üretiminde artışın etkisini neden olarak gösterebiliriz.
Gıda fiyatlarında yaşanan artışı tarıma bağlarken , önemli bir faktörü göz ardı etmeyelim. Tarımda gübre olarak kullanılan kimyasal unsurların fiyatlarında meydana gelen değişime dikkat edilmesi gerekmektedir. Kimyasal gübrelerin hammadesini amonyak oluşturmaktadır. Amonyağın sentezide doğalgazdan yapılmaktadır.
Şimdi bu bilgilerden sonra gelelim açıklamaya. Son günlerde yaşanan petrol fiyatlarındaki artışlar , doğalgaz fiyatlarınıda arttıracaktır. Artan doğalgaz fiyatları ile beraber amonyak fiyatlarıda artacaktır. Buna bağlı olarak tarımda kullanılan kimyasal gübrelerin fiyatları artış gösterecektir. Enerji fiyatlarında yaşanan bu artışlar maliyetlere yansıyacağı için , üretimde kısıtlamalar yaşanacaktır. Tarımda gübre ihtiyacı artarken , bunun karşılanması oldukça güçleşecek ve gübre fiyatları artacaktır.
2008 yılında petrol ve enerji fiyatlarında fiyat artışlarının devam edeceği öngörülmektedir. Aynı zamanda iklimsel değişiklik nedeniyle , tarımda kullanılacak azotlu gübre ihtiyacı artacaktır. Bir yandan karşılanamayan talep bir yandan artan maliyetler , gübre fiyatlarına yansıyacaktır. Böyle bir durum sonrasında gübrenin spekülasyonlara maruz kalabileceği düşünülür ise fiyatlarda ciddi oynaklıklar olacağını ve değerli hal alacağını söylemek yanlış olmaz.
Bu durumda gübre hisselerini 2008 yılında dikkate değer görmek gerekir. Gübre Fabrikaları , Ege Gübre ve Bandırma Gübre Fabrikaları hisseleri bu dönemde portföylerde yer tutabilir. 18 Aralık tarihli bu hisselerin kapanış fiyatları aşağıda yer almaktadır. Bu seviyelerden yatırım yapılması mantıklı gibi görünüyor.
GUBRF - 8.05
EGGUB - 46.75
BAGFS - 64.50
18 Aralık 2007
Yükseliş trendine giren enflasyon ve düşük gelen büyüme rakamları…İç dinamiklerde ki bu gelişmelerle birlikte dış dinamiklerde yaşanan çalkantılar kritik dönemde karar mekanizmalarını zorlayacak diye düşünüyordum. Dün ABD’de açıklanan ve son 34 yılın en yüksek seviyesinde çıkan enflasyon rakamlarının ardından , durgunluğa ilişkin beklentilerle birlikte ayrı bir boyut kazanmıştı.
Ancak Merkez Bankası dün yaptığı yılın son Para Politikası Kurulu toplantısında faizleri yarım puan düşürdü. Enflasyondaki yükseliş trendinin kısa vadeli şoklardan kaynaklandığını ( kuraklık ve enerji fiyatlarında artışlar ) belirtti. Aynı zamanda büyüme rakamlarının düşük gelmesini arz yönlü unsurlara bağladı. Beklentisini ise bunların kısa vadeli oluşuna ve toplam talep koşullarının enflasyona destek vereceğine bağlamış oldu.
Bu yıl için öngörülmüş faiz indirimi yapılmış oldu. Yaşanan gelişmelerin kısa vadeli şoklar olduğunu düşünerek planlar dahilinde hareket etti. Böylece ekonomiye mesaj vermiş oldu. Global piyasalara entegre olmuş bir ekonomi olduğumuzu , arz yönlü şokların etkisi ile kısa vadeli sapmaların yaşanabileceğini ve bunların uzun vadeye yayılmaması için diğer kalemlerin hala etkili olduğuna inandığını gösterdi.
Bu noktaya kadar katılıyorum. Daha önceki yazılarımda bu rakamların bizi karamsar olmaya itmemesi gerektiğini detaylarla açıklamıştım.
Ancak dış piyasalarda meydana gelen gelişmeler , ABD ekonomisinde beklenen durgunluk ve emtia fiyatlarında ciddi artış olacak olması durumunda MB ne yapacak ? Eminim risklere karşı planını yaparak hareket ediyordur. Bu günlerde güvenle indirdiğimiz faizler , ciddi cari açık veren ülkemizde , ilerleyen dönemlerde olabilecek bir likidite sıkışıklığında ne olacak ? Likiditeyi mecburen ülkemizde tutmak zorundayız ve bunu yaparken en büyük kozumuz ne yazık ki faiz oranlarımız.
Kısacası önümüzdeki dönemde dış piyasalarda meydana gelebilecek olumsuz gelişmeler en çok Merkez Bankası’nı zorlayacak. Çünkü enflasyon ve faiz oranı hedeflemesinde ellerini bağlayacak kararlar vermek zorunda olacaklar.
Bu günkü mesajı ve beklenen oranda indirdiği faizler ise gayet olumlu.
14 Aralık 2007
Uluslarası piyasalarda yıllardır hüküm süren dolar imparatorluğu bitiyor mu ?
Bir süredir herkes bu soruyu soruyor. Çin’in dolardan vazgeçip Euro’ya geçmek istemesi , petrolün Dolar üzerinden değil Euro üzerinden değerlenmesinin istenmesi vb koşullar , Doların sürekli değer kaybetmesiyle hızlanıyor. Pariteler yeni rekorlarla zirvede otururken acaba kimler dolar alıyor ?
Herşeyden önce Euro’nun rezerv miktarları Dolar’a göre çok düşük seviyelerde. Yani uluslarası piyasalarda Dolar’dan vazgeçilmesi şimdilik çok zor gözüküyor. Şartlar çok kötü gider ve bu sürede Euro rezervleri artarsa belki paranın hakimiyeti değişebilir. Ancak önümüzdeki bir kaç yıl daha Dolar hakimiyeti devam edecek.
Peki nereden yatırım yapmaya başlamalıyız ? Dolar YTL karşısında çok değersiz bir hal aldı. FED’in faiz indirimleri ile beraber pariteler düşüşünü sürdürüyor. Ancak elbette gün gelecek ve dolar atağa kalkacak. Petrolün 100 Dolar üstünde değerleneceği , altının Bin Dolarlar seviyelerine çıkacağı söylentileri ışığında herkes dolardan kaçıyor.
Bunlar mümkün mü ? Eğer altın söylendiği gibi ( 6300 Dolar olacak iddiası ) değerlere gelirse sadece Dolar değil Euro’da vasıfsız para haline gelir. Yani o iddialar tamamen hayal ürünü gibi geliyor bana.
Kişisel fikrim olarak , 1.15 - 16 seviyelerinden dikkatli oranlarla Dolar alımı yapılabilir. ABD ekonomisinde meydana gelebilecek yavaşlama ile beraber dünya ekonomileri sarsıntıya uğrarsa , dolar buradan kazançlı olarak çıkar. Çünkü ABD gücünü kaybetmeyecektir. ABD’ye güvenmek her zaman risklidir. Sıkıntı yaşadıkları anlarda kendi değerlerini en üst düzey şekilde koruyacakları için Dolar halen avantajlıdır.
2007 yılının son günlerindeyiz. Bu tarihte Dolar’a yatırım yapılabileceğini yazıyorum. Bakalım 2008 yılının yine son günlerinde kim haklı çıkacak. Tabi ki yapılan alımların dalgalanmalar ile beraber kar edilip sonlandırılmadığı takdirde.
10 Aralık 2007
3. çeyrek büyüme rakamları açıklandıktan sonra uzmanlar sahnelerini boş bırakmadılar.! Büyüme rakamlarının beklentilerin çok altında geldiğini ve yine tahminlerin tutmayacağı ile beraber tehlike çanlarının çaldığını söylediler.
Önce OECD’nin büyüme tahminlerini inceledim. Türkiye için 2008 yılında 5.3 düzeyinde bir büyüme öngörüyorlardı. Bu yıl için hükümetin büyüme tahmini 5 düzeyinde. Tahmin ve varsayımlardan sonra gerçek veriler açıklandı. Şİmdi bu rakamlar üzerine konuşalım.
Tarım sektöründe yaşanan büyük gerileme ( - 7.8 ile reel daralma ) ülke ekonomisindeki büyümeyi engellemesinde başta rol aldı. Sanayi sektöründe ise beklenenden düşük gelen büyüme ( 3.7 reel büyüme ) rakamları genel oranı bir hayli etkiledi. Ticaret , ulaştırma ve haberleşme gibi sektörlerde de büyüme geriledi.
Bu olumsuz rakamların haricinde özel tüketimde meydana gelen artış dikkat çekici. Aynı zamanda yatırım kaleminde 5.7′lik büyüme oranı önemli bir rakam.
Varsayımlar ile değil TÜİK’ten aldığım istatistiki veriler ışığında yorum yapacağım. 3 çeyreklik büyüme GSMH olarak % 4 düzeyinde. Önümüzde bir çeyrek kaldığına göre , bu yılı hedeflenen % 5 düzeyinde ki büyüme oranına yakın bir oranda tamamlayacağız. Ki yine TÜİK tarafından açıklanan Ekim ayı sanayi üretimi verileri ile beraber ( Sanayi üretimindeki artış = % 87 imalat üretimi ) yıl sonuna biraz daha umutla bakabileceğimizin sinyali gelmiş oldu.
Şimdi felaket senaristlerinin yaptığı yorumlardan sonra bu yazıda biz neden korkuyoruz diyebilirsiniz . Neden korkmamız gerektiğini açıklayayım ;
Küresel piyasalarda çok ciddi bir durum var. Bu dalgalanmalar ve o piyasalarda ki gelişmeler kuşkusuz ülkemizi etkileyecek. Bu küreselleşmenin ve dünya piyasalarına entegre olmanın bedeli. Orada yaşanacak durgunluk dönemi elbette bizim yatırım hacmimizi etkileyecek. Ancak ekonomimizde ki kırılganlığın azalması ile beraber bu etki çok yüksek düzeylerde olmayabilir. Sonuçta dünya piyasaları ile beraber sallanacağız ve dalgalanacağız.
Bu dalgalardan kurtulup karaya oturduğumuz zaman denize bıraktıklarımız ne kadar az olursa o derece şanslı olacağız. Artık kırılganlığımızı üzerimizden atıp o denize girdiğimize göre , dalgalardan sonra karada daha ferah oturacağız.
Yani bence yıl sonu büyüme tahmini rakamlarına yakın bir oranda yılı tamamlayacağız.
11 Aralık 2007
Amerikan Merkez Bankası ( FED ) dün gece yaptığı toplantı sonrasında gösterge ve iskonto faizlerini 0.25 baz puan düşürdü. Finansal piyasalarda ki olumsuz durum dolayısıyla enflasyon ve büyüme konularında durumun belirsizleştiğini açıkladı.
Daha önceki yazımda FED’in piyasaya çok sık müdahele etmeye başladığını ve piyasanın olağan işleyişini kaybetmeye başladığını söylemiştim. Dediğim gibi oldu ve piyasa beklentisini karşılamadığı gerekçesiye , bu faiz indirim oranını beğenmedi ve düşüşler yaşadı.
FED’in 0.25 baz puanlık indiriminin perde arkasını tartışalım önce. Finansal piyasalardaki olumsuz hava ile birlikte , enflasyon tehdidi ve dolar paritelerinde yaşanan sert yükselişler son dönemlerde ABD ekonomi yönetimini sıkıntıya soktu. Doların değer kaybına rağmen faiz indirimleri sürmüştü. Dün de faiz indirmeye mecbur kalındı ancak bunun oranı 0.50 puan olarak istenirken çeyrek baz puanla sınırlı kaldı. ABD , dolar ve enflasyon riskini de göz önünde bulundurmak zorunda. Finansal piyasalarda yaşanan sıkıntılar bulunacak likidite ile karşılanabilir. Bu likiditeyi çeşitli yollarla sağlayabilirler. Ancak bu dönemde diğer enstrümanları serbest bırakıp sadece finansal soruna odaklanmak ekonominin işleyişinde ve diğer kalemlerde uzun vadeli bozulmalara yol açabilir.
Piyasalar günlük hareket eden ve istediği likiditeyi bulmadığı zaman küsüp giden ortamlardır. Yatırımcı mal çıkar ve borsa düşer. Demek istediğim buydu işte. Piyasa oyuncularını bu indirimlere alıştırmak ve oranını onlara hesaplatıp, o oranları istetmek… FED son dönemlerde bunu yaptı.
Beğenilmeyen faiz oranlarının ardından ortak açıklama 5 önemli Merkez Bankaların’dan geldi. Piyasanın likidite ihtiyacını karşılamaya yönelik tedbirler alacaklarını açıkladılar ve FED geçici fonlama ihaleleri ile piyasayı besleme mekanizması kuracağını belirtti.
FED istediğini yapmış oldu ancak piyasa çalkalanmaktan kurtulamadı. Bu dönemde nasıl bir strateji izlenmeli sorusuna şöyle yaklaşmak istiyorum ;
ABD ekonomisinde beklenen durgunluk henüz sadece sinyal halinde. Bu sinyalleri olumlu kullanan kişiler ise al-sat yöntemiyle para kazananlar. Ocak ayı ortalarına kadar çok net bir gösterge olmayacağı için , yıl sonu ve yılın ilk günlerinde pozisyon için uygun fırsatlar doğabilir. Özellikle endekse göre düşük getiri gösteren ve mali durumları güçlü şirketler tercih edilebilir. Pozisyon için ; takip edilen ve yabancı olunmayan hisse senetleri tercih edilmeli. Çünkü kademe seviyeleri çok önemli.
Son olarak , bu tip durumlar yani senaryoların üretilip kara bulutların yaratılmaya çalışıldığı durumlar her zaman kazanç fırsatı olmuştur. Kriz hiçbir zaman bu kadar gürültülü gelmez. Siz siz olun herkes kötümser olduğu zaman iyimserliğinizle ( mantığı elden bırakmadan ) yatırımınızı değerlendirin.
12 Aralık 2007
Kasım ayı enflasyon rakamlarının açıklanmasının ardından gözler MB’ye çevrildi.MB enflasyon hedefinden şaşmak durumunda bırakıldı.Bunun tek nedeni var ‘ zamlar ‘.
Öncelikle hükümetin bütçe dengesinden ve iç borçlanmasından bahsetmek istiyorum.Ülke içi finansal yapıların güçlenmesi yönünde politika izleyen hükümet , dış borçlanma yerine iç borçlanmayı tercih etti ve daha yüksek faiz ödediği dış borçları erteleyerek ciddi bir zarara uğradı.
Bu zararı ise vergi oranları ile karşılamaya çalıştı.Dolaylı vergilerin , vergi gelirleri içindeki payını artırıp , KDV ve ÖTV artışları ile bunu dengeye getirmeye çalıştı.Ülkede ki sermaye gruplarını desteklemek adına , özellikle özel tüketime getirdiği vergiler ile gelirlerini artırıp , bu zararını ödemeye çalıştı. Son dönemlerde azalan bütçe açıkları , yeniden yükselmeye başladı. Seçim döneminde yapılan harcamaların başı çektiği açık ve gelirin beklenenden düşük kalması ile bir sıkıntı meydana geldi.
Şu günlerde ise bu ÖTV artışları hükümetin başına başka bir şekilde bela oldu. Artan enflasyon rakamlarında ön sırada alkollü içki ve tütün mamüllerine yapılan zamların etkileri var. Bu fiyatların artış nedeni belli. Koyulan ek vergiler. Bu vergilerdeki artış bir seferlik olduğu için normal şartlarda fiyat artışlarının sürekli olmaması öngörülür. Ancak ekonomide tüketici beklentieri de dikkate alınır. Yani halkın geleceğe yönelik beklentileri bu fiyat artışı ile etkilenirse , bu fiyat artışının bir kerelik olmayacağını gösterir. Kısaca açıklamak gerekirse , özel sektör fiyat karar mekanizmalarına , halkın artış yönündeki beklentilerini aksettirirse fiyatlar artabilir.
Tabi ki enflasyon artışında tek kalem alkollü içkiler ve tütün grubu değil. Artan emtia fiyatları , enerji fiyatları da enflasyona etki etmiş durumda. Hatta henüz enerji fiyatlarına zammın tam anlamıyla yapılmaması enflasyonun beklenenden kesinlikle uzaklaşacağını gösteriyor.
Bunun üstüne bir de dünya üzerindeki enflasyonist baskılar etki edecek. ABD’nin enflasyonist baskıdan söz etmesi , altının ons fiyatının değer kazanması , petrol fiyatlarının ciddi artışlar göstermesi enflasyonun dünya üzerinde artacağının gösteriyor.
Dünya üzerindeki arz ve talep faktörlerinden kaynaklanan bu gelişmelerin bizim para ve hükümet politikalarımızla alakası olmadığı gerçek olduğu gibi , bizi etkileyeceği de bir gerçek.
Özetlemek gerekirse ;
Hükümet , enflasyon hedeflemesini iddialı bir oran üzerinde yaptı. Ancak vergi oranlarında yaptığı oynamalar ve global piyasalarda yaşanacak dalgalanmaları hesaba katmadığı için , Merkez Bankası’nı zor durumda bıraktı. Enflasyon tek haneli rakamlarda gerçekleşecek belki ancak düşme eğilimini bir süre daha kaybedecek.
Burada en sıkıntılı dönemi geçirecek olan kurum Merkez Bankası. Faiz oranlarını indirmesi beklenen MB , bir yandan artan enflasyonu bir yandan da dünya ekonomisinde ki yavaşlamayı göz önüne alması gerekiyor.
Yapacağı bir sürpriz ise , geçtiğimiz dönemde beklenenden fazla indirdiği 25 baz puanı kullanarak , bu toplantıda faizleri değiştirmemek olabilir.
4 Aralık 2007
Geçtiğimiz haftalarda ” Kriz yönetimleri iflas etti ” başlıklı yazımda , mortgage fırtınasının patronlara etkilerinden bahsederken , zararlara da değinmiştim. Bu zararlar ise dünya piyasalarına etkilerini son dönemlerde şiddetle hissettirmeye başladı.
Ben mortgage kredilerini ve bununla beraber doğan hedge fonları bir fırtına olarak görüyorum.Genelde fırtınalar eserken herkes evinde oturur,bittiğinde ise ziyan tesbit çalışmalarına başlar. Bu fırtınada ise tam tersi oldu.Fırtına eserken herkes dışarı çıktı ve uçmayı tercih etti. Fırtına dindiğinde ise evinde oturarak ziyanları tesbit etmeye başladı.
Kısa bir özet yapalım önce.Örneğin ; ben cebinde parası olmayan ancak ev alma isteği olan bir adamım.Bankaya gittim ve kredi istedim.Bankadan subprime kredisi aldım.Aldığım kredi gerçekten iyi bir paraydı ve evle yetinmeyip bir de araba alayım dedim.Ben kendi kendime bir krediyle ne kadar çok şey yapacağım diye düşünürken , o kredinin nelere kadir olacağını hiç düşünmedim. Bankadan aldığım o kredi doğurmaya başladı. Kredi parayı doğurdu ve hedge fonlar sayesinde piyasalara yayıldı. Yayıldı ama hiçbir piyasa kendisine gelen paranın kaynağını bilemedi. İnanılmaz bir likidite sağladı benim kredim. Ben o krediyi nasıl geri ödeyeceğim diye kara kara düşünürken , o kredi dünyanın çeşitli noktalarında ki insanlara müthiş kar sağladı.
Sonra gün geldi ben iyice sıkıştım. Aldığım krediyi ödeyemeyeceğim. Evi satsam evin de değeri düşük. Gittim bankaya , dedim ben bu krediyi ödeyemiyorum. Size evi versem olur mu ?
Fıkra gibi bu olayın sonunda ne olduysa oldu. Kredisini ödeyemeyen insanlar kredi veren kuruluşları zor durumda bıraktı. Ama esas sorun o kredilerin geri ödenememesi değil , o kredilerle yapılan işlemler oldu. Yatırım kuruluşları ve bazı bankalar risk faktörleri yüzünden büyük zarar ettiler. Batan hedge fonlar sayesinde sarsıntılar yaşandı. Ortada kıyamet gibi dolaşan kısa süreli para uçtu. Fırtına buydu işte.
Şimdi ise bilanço zamanı. Amerika’da birbiri ardına gelen bilançolar ve zarar rakamları. Herkes bir ağızdan kriz doğuyor , ABD ekonomisi küçülüyor , resesyon kapıda söylemlerine başladı. Dow Jones ve Nasdac büyük düşüşler yaşadı. Şimdi sorulan soru , bu düşüşler devam edecek mi ?
1.si : Değeri trilyon dolar olan yatırım şirketlerinin 3-5 milyar dolar ziyan yazmaları ile büyük krize girilmez. Ortada halen dolaşan inanılmaz likidite döngüyü sağlamaya devam eder.
2.si : Bir ekonomi için en geçerli olan rakam ‘ Büyüme ‘ rakamıdır. ABD ekonomisinin önümüzdeki çeyrekte ve 2008′de büyümesinin yavaşlayacağı açık olmakla beraber resesyona girme durumunu dönem zarar rakamları göstermez.
3.sü : Piyasanın kendi kendisini toparlama mekanizması ihmal edilemez ve kısa süreli panikle kısa dönemde etki beklenerek , anlık müdahaleler yarar sağlamaz.
1.maddede ; Yatırım bankaları çok büyük ölçekli kuruluşlar.Bunların bu zarar rakamları yalnızca son dönemdeki mortgage fırtınasından etkilenen rakamları.Tamamen hazırlıksız ve kısa dönem büyük kar hazzına kapılarak açık denize açılma hırsından kaynaklanan rakamlar.
2.maddede ; ABD’de büyümenin yavaşlayacağı önceden bekleniyordu.Bu rakamlar üzerine bu beklenti şiddetlendi. Ancak ABD ekonomisi hizmet sektöründe faaliyet gösteren bir ekonomi aynı zamanda. Üretim dışında hizmet sektöründe ki etkilere bakmak gerekir. İnsanların tüketim alışkanlıkları çok önemli bir gösterge. Marjinal tüketim eğilimlerinde olacak bir değişme incelemede yarar sağlar. 2 gün sonra şükran günü ve aralık sonuna doğru Noel ve Yılbaşı alışverişleri belirleyici bir gösterge olabilir.
3.maddede ; FED piyasaya çok müdahele etmeye başladı. Sağlıklı yapıya kavuşmaya çalışan piyasaları olumsuz etkiliyor. Piyasa faiz indirimi beklentisi ile sürekli olağandan çıkıyor. Zarar rakamları ile beraber bütün yorumu resesyona bırakarak faiz indirimi bekliyor. Bir nevi piyasa oyuncularının kontrolünde kalıyor. Ağustos ayına kadar enflasyon önemli risk, faiz indirmeyebilirim mesajı veren FED , doların hızla artan değer kaybına rağmen indirime devam ediyor. Son enflasyon açıklamasından sonra 1 tam baz puanlık indirim yapmış olacak.
ABD piyasalarının gelişmekte olan piyasalara etkisi açık oluyor. Ancak bu dönemde ABD’ye kıyasla daha düşük oranda bir düşüş gösterdik. Pozisyon alan yatırımcılar pek korku göstermediler ve pozisyonlarını korudular. Panik ortamı ile gelen satışları alım fırsatı olarak görenler dahi oldu.
Son paragrafta kişisel yorumumu yapmak istiyorum. Yurtdışı kesinlikle takip edilmesi gerekiyor. Ancak şuan gelen bilanço rakamlarıyla panik yapmayı uygun bulmuyorum. Dediğim gibi 3-5 milyar dolarlık ziyan kalemi çok önemli değil. Ekonominin büyüme rakamları ve halkın tüketim eğilimi en ciddi gösterge. Bunlarda meydana gelecek düşüş paniğin artmasına neden olur. Bu günlerde ise yılbaşı öncesi bu seviyelerin pozisyon için uygun olduğunu düşünüyorum. ABD ekonomisi güçlü bir ekonomidir ve kaybettiğini geri alabilecek performansa sahiptir.
Kendi piyasamızda ki sıcak para biraz daha ılımaya başlamıştır. Bu paranın tamamen çıkması artık pek mümkün gözükmüyor. Her türlü risk ekonomilerde mevcuttur ancak yaratılmaya çalışılan kara bulutlar , yaratıcılarının üstüne çökmesiyle yok olur.
Son söz petrol ve altına. Okuması güzel bir senaryo oluşturanlara teşekkürler. Petrol şuan tarihi zirvesinde bile değil ve bu kadar kartel olan ve emtia gibi değerlenmeye başlayan petrolün , bu belirsizlik ortamında spekülatif olarak yükselmesi kadar doğal birşey olamaz. Petrol ve altınla ilgili yazımı ayrı olarak yazacağım.
İçinde bulunduğunuz günlerde gözleriniz karanlıktan birşey görmüyorsa korkmayın. Sabaha çok az kalmıştır…
Bol kazançlı günler dilerim.
23 Kasım 2007
Geçtiğimiz aylarda dünyayı sarsan mortgage fırtınası , açtığı yaraları yeni yeni göstermeye başladı. Dünyanın en büyük yatırım bankaları 9 aylık bilançolarında büyük düşüş yaşadılar. Merrill Lynch ve Citi Group bu krizde başı çektiler ve aktiflerinin büyük bir bölümünü kaybettiler. Bu kayıplar iki grubunda CEO’larının istifasına neden oldu.
Şimdi bu karmaşık tabirlerle dolu bu senaryoyu basite indirgeyip değerlendirelim ;
Amerika’da ev kredisi alabilmek için kredi skorunuza bakılır. Ödediğiniz faturalardan daha önce aldığınız kredilerin geri-dönüş istatistiğine göre kredi skoru belirlenir. Bu skorunuz yeterli ve geliriniz bu kiraları ödemeye yeterli görülür ise Prime Mortgage denilen kredi alabilirsiniz.
Ancak son zamanlarda çok populer olan ve bankaları sıkıntıya sokan kredi ‘ Subprime Mortgage ‘. Kredi skorunuz yeterli kadar iyi değilse ; yani kredi geçmişiniz kötü , faturalarınızda aksaklıklar yaşanmış gibi…Bu durumda bankalar riskli kredi denilen Subprime krediler veriyorlar. Tabi bunların faizleri daha yüksek. Ancak krediyi alan kişiler , bu krediyi ödemek için daha yüksek gelir elde edeceğinin garantisini veriyorlar. Bununla beraber bu krediyi veren kuruluşlar , kredileri risk gruplarına ayırarak tekrar piyasaya sürerek , bunları alacak yatırımcı ararlar. Bu kredileri alan yatırımcıda aylık yüksek getiri beklentisi içine girer. ( Özet olarak ; yüksek risk = yüksek getiri beklentisi )
Peki sorun nasıl başladı ?
Gayrimenkul sektöründe başlayan durgunlukla beraber ev fiyatları gerilemeye başladı. Böylece kredi alan kişi evi sattığı zaman alacağı para , bankaya olan kredi borcunu ödemeye yetmiyor. Evi alan kişi evi terk etmek istiyor. Ev bankaya kalıyor ve kredilerde cabası…
Bu fırtınada , özellikle bu işler için kurulmuş Hedge Fonlar birbir iflaslarını açıkladılar. ( Hedge Fon = Daha yüksek getiri sağlamalarında ki denetim etkinliği minumum olan yatırım stratejisi )
Bu hedge fonlara büyük yatırım bankaları eşlik etti. Özelikle Merrill Lynch 9 aylık bilançosunda 2.3 Milyar $ zarar açıkladı ve aktiflerinin değerini 7.9 Milyar $ düşürdüğünü açıkladı. Böylece CEO’su da görevden alındı. Citi Group için de aynı şey geçerli oldu ve Citibank CEO’su da görevden ayrıldı.
Amerika ve Avrupa’nın bazı büyük bankalarında yaşanan bu sorunlar , bankacılıkta kriz yönetimi mekanizmasında hala sıkıntı yaşandığını göstermiş oldu. Sermaye yeterlilik oranı kanunun , banka aktiflerine karşı duyarlılığı ne kadar korunduğu da ortaya çıkmış oldu. Bunun sonucunda CEO’ların istifa etmesi de çok doğal bir durum.
Türkiye’de Basel 2 kurallarının uygulanıp uygulanmayacağı tartışılırken , dünyada yaşanan bu sıkıntılar , bizim biraz daha dikkat etmemizi sağlamış olmalı.
Yüksek risk ile yüksek getiri arasında ki doğru orantının ancak doğru bir risk yönetim mekanizması ile etkin olabileceğini düşünüyorum.
06 Kasım 2007
Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim borsamızın halinden. Dünyanın en çok kazandıran ve insanı zengin eden en büyük borsalarından biri İMKB. Üzerinden büyük speküle ve manipüle işlemlerinin yapıldığı , insanların asparagas haberlere inandırılarak yatırım yapmaya yönlendirildiği sayılı borsalardan birisine sahibiz.
Hisse bazlı yorumda bulunmayacağım bu sefer. Endeks üzerine konuşmak istiyorum. Genel seçimlerden sonra dünyaya da ayak uydurarak hızlı bir yükseliş trendine giren endeks , ABD’de çatlak veren mortgage krizleri ile beraber bir şok yaşasada kısa sürede FED’in kararları ile toparlanarak tarihi zirvelerini denedi. Özellikle Brezilya endeksiyle paralel seyreden İMKB geçtimiz haftaya kadar zirvelerinde seyrini sürdürdü.
Cuma günü yine ABD’de büyük bankaların zarar açıklaması ile beraber resesyon riskinin yeniden gündeme gelmesi , piyasaları vurdu ve ciddi kayıplar yaşandı.
Pazartesi sabahına uyandığımızda ise dünya piyasalarında yaşanan sorunlar ile beraber kendi iç dinamiklerimizde yaşadığımız sorunlarin birleşerek, yüksek bir düşüşün yaşanmasını bekliyorduk. Terör saldırıları ile beraber karşılaşılan resesyon riskinin, çift etki yaparak hızlı bir düşüşe neden olması gerekiyordu.
Açılış beklenildiği gibi oldu. %6’ya varan kayıpla açılan piyasa daha sonra kendisini toparladı. Hatta kapanışta %2.73 gibi düşük sayılabilecek bir değer kaybı ile günü tamamladı. Dolar ise 1.24 seviyelerinden gelen güçlü satışlarla 1.22 seviyelerine kadar geriledi. Peki bu ne demek oluyor ?
Borsamız yabancı yatırımcıların elinde. Piyasa içinde bulunan yerli yatırımcılar ise güçlü ve spekülatör denebilecek kişiler. Piyasayı kısa – orta - uzun vade olarak incelememiz ve önümüzdeki günleri böyle değerlendirmemiz gerekiyor. Piyasanın dün yaptığı harekete bakacak olursak ;
Bu tamamen kısa süreli şok diye adlandırdığımız kademesiz bir düşüştü. Piyasa ani bir tepki ile ( operasyon ve Abd etkisi ) hızlı bir düşüş yasada , bildiği dinamiklere uyum sağladı ve tepkisini gösterdi. Yani ; piyasa ekim sonunda FED’in faiz indireceğini hesaplıyor. Özellikle düşük gelen banka kar rakamlarından sonra bu ihtimal daha da kuvvetlendi. Piyasa bunu satın alıyor ve düşüşe tepkisini gösteriyor. Peki uzun vadede operasyon etkisini neden görmezden geliyor ? Resmen körleşiyorlar ve o riski şuan görmezden gelerek alımlara devam ediyorlar.
O zamana kadar piyasa nasıl olsa yükselecek ve kar realizasyonu yapmak için fırsat gerekecek diye düşünüyor olabilirler ! Daha fazla yukarı gidemediği zaman mutlaka aşağı salınması lazım ve bu salınımda öncülüğü operasyon üzerinden yapabilirler. Bu konuya çok dikkat edilmeli. Yani bu zamanlarda borsada kalan yatırımcılar , operasyon riskini göz ardı eden yatırımcılar. Ya Türkiye sınır ötesi operasyona henüz kalkışmaz diye düşünüyorsanız paranızı borsada tutacaksınız ya da operasyon her an olabilir diye düşünüyorsanız borsada çıkacaksınız. Büyük egemenlik yabancılarda olduğu için onlarin kalmayı tercih ettigi görülüyor. Yani kısa vadede operasyon riski görmüyor yabancılar. Uzun vadede ki operasyon riskini ise gözleri kapalı şekilde karşılıyor.
Küçük yatırımcı çok dikkatlı olmalı. Önlerinde iki seçenek var :
Ya bir süre daha borsada yatırımlarına devam edecekler. Borsanın aşamayacağı tarihi zirvelerinden satım yapacaklar. ( Hisse bazlı hareketlere göre bu süre uzayabilir. 9 aylık kar rakamları açıklandığı zaman prim potansiyeli yüksek hisselere göre , satım süresi uzayabilir . ) Borsanın yükselmesi ile beraber doların destek seviyelerinin altına inisinde , örneğin 1.18 seviyelerine salındığı zamanları iyi tesbit edip , borsada ki paralarını dövize döndürecekler. Bu tamemen operasyonu göz önüne alınarak yapılan bir hareket olur.
Ya da operasyon her an gerçekleşebilir diye düşünüp , borsanın bu günlerdeki yükselişi dikkatle izlenip özellikle FED toplantısından sonra satış yapılarak , paralarını dövize bağlayıp , operasyonu bekleyecekler.
Yine çok kritik dönemeçteyiz. Hem siyasi olarak hem piyasa olarak. Unutmamak lazım ki ; piyasa teknik bilgi ile beraber hislerin buluştuğu bir ortamdir. Yaptığınız her hareket zamanlama olarak mükemmel olamaz ama pişman olmamayı öğrenmek için geç kalmaktan daha iyi olacağı kesin.
23 Ekim 2007

