Asiv ; Mart, 2008

24th Mart
2008
Yazar : Dincer

Hisse senetleri piyasasında yaşanan oynaklıklardan ziyade , hisse bazlı oynaklıkların daha ilgi çekici olduğu piyasamızda ne yazık ki küçük yatırımcı kendini güvende hissedemiyor. Bu düzeni sağlayacak , yatırımcıları koruyacak olan kurum Sermaye Piyasası Kurumu çok etkin rol oynayabiliyor mu ?

Bazı hisselerde yapılan ciddi manipülasyonlara , operasyon bittikten sonra dar kapsamlı el atan ve cezalar veren SPK , son olarak Goldaş olayında dikkatimi bir kez daha çekti. Görevi yatırımcıları korumak ve bilgi trafiğinde en doğruyu dikkate alacak olan SPK yine beni şaşırttı. Neden mi ?

Perşembe akşamı Societe General ‘ in , Goldaş Kuyumculuk aleyhine açtığı ciddi dava sonrası , cuma günü sabah şirketten açıklama istenmesi nedeniyle , hisse senetlerinin işlem sırası geçici olarak kapatıldı. Ciddi bir ithamla karşı karşıya kalan Goldaş yönetiminin , kendisine ve şirketlerinin gücüne inanan yatırımcısına karşı daha sorumlu davranarak detaylı bir açıklama yapmasını beklerken , SPK ‘ ya gönderilen yazıda aşağıdaki cümleleri kullandı.

Soz Konusu Fransiz
Bankasi’nin Sirketimiz Goldas Kuyumculuk Sanayi Ithalat Ihracat A.s Hakkinda
Sikayet Konusu Ettigi Ticari Ihtilafli Miktar 3250 Kg Brut Altin Olup Deger
Olarak 94.000.000 Usd Seviyesindedir. Asilsiz Ve Gercekdisi Suclamalar
Konusunda Sirketimizin Yetkilisi Tarafindan Ilgili Savcilik Makamina Bizzat
Basvurularak Gerekli Aciklamalar Da Yapilmistir.

Uzun bir açıklamadan bizi ilgilendiren noktayı yayınlamak istedim. Burada yatırımcıları belirsizlik altında bırakan bu ihtilafın nedenidir. Bu açıklama basında iddia edildiği gibi 15 ton değil , 3.2 ton civarıdır demek için mi yapılmış ? SPK bu yazıyı gördükten sonra , he tamam 15 ton değilse sorun yok diyerek mi hisse senetlerinin ikinci seans işlem görmesine izin vermiştir ? Yani bir şirketin 90 mLn $ ‘ ı bulan ihtilaf sorunuyla karşı karşıya kalması sorun değildir. Yada bu işte başka işlerin olduğu mu bilinmektedir ?

Bu olayda Goldaş yönetimi , yatırımcısının gözünde çok ciddi itibar kaybına uğramıştır. Böylesine bir açıklama ile geçiştirilip olayın gerçek boyutunu saklamak çok çirkin bir davranış olduğu gibi , bu şirkete yatırım yapan insanları hiçe sayarak bu dalga geçer gibi açıklama sonrası , hisse senetlerinin işlem engelini kaldırmakta nasıl izah edilebilir merak ediyorum doğrusu.

Türkiye ‘ de gelir eşitsizliğinden sürekli bahsedilir durulur. Geliri kapitalist halk üzerinden yer. Borsada ise spekülatör veya şirket sahipleri , geliri küçük yatırımcı üzerinden yer. Bu olayda kaybeden veya zarar gören yine küçük yatırımcı olacaktır. Bu haber asılsız yada bilmediğimiz başka boyutları olan bir haber ise , panik ile beraber düşük fiyatlardan hisseyi elinden çıkaran küçük yatırımcının zararını kim karşılayacak ? Görevi bu yatırımcıları korumak olan kurum , eğer bu durum çözülüp hisse fiyatları yükselirse , pardon biz olayı tam idrak edememis ve bilgileri alamamışız sizden özür dileriz mi diyecek ?

Bu olay tamamen riske bırakılmış. Borsaya girersen gözünü kapatacaksın , yutulmayı her zaman göze alacaksın deniyor. Bu şartları bile bile geliyorsan hoşgeldin havası var. Sonrada borsadaki yabancı payı bu kadar yüksek diye şikayet ediliyor. Bunlara gerçekten gülüyorum çünkü bu ülkede herkes birşey duyup konuşuyor ama nedenlerini ve  sonuçlarını inceleme yeteneğini gösteremiyor.

SPK ise aracı kurumları yaşatıp , şirket olaylarına göz yumarak sermaye piyasalarının gelişmesini sağlamaya yardımcı olmaya giderse işler içinden çıkılmaz boyutlar alabilir. Ben inandığım ve saygı duyduğum Sermaye Piyasası Kurulundan bir yatırımcı olarak , özellikle küçük yatırımcının haklarını daha fazla korumasını ve BDDK ile koordineli çalışarak , sermaye piyasalarınıda mali sistem gibi bir düzene oturtmasını rica ediyorum.

24 Mart 2008

21st Mart
2008
Yazar : Dincer

Dün öğrendiğim ve gerçekten içimde kuşku uyanmasına yol açan ciddi bir iddia sonucu bu yazıyı yazmak zorunda olduğumu hissettim. Bu sayfada analizi yaptığım ve gelişimini hep yakından takip ettiğim Goldaş Şirketi ile Societe General arasında yaşananların basına yansımasını kaygıyla takip ediyorum.

Goldaş Kuyumculuk 1993 yılından bu yana Türkiye dışında ABD ve Rusya’nın da içinde bulunduğu birçok ülkede faaliyet gösteren , 2000 yılından itibaren ise faaliyet alanı ve yatırımlarını güçlendirip , altın alanında dev olmayı hedef seçen güçlü bir firma. Bu günlerde ise adını dünyaya duyuran güçlü bir Türk Markası. Hatta öyle ki Dünya Ekonomik Forumu bünyesinde oluşturulan Küresel Gelişim Şirketleri Komitesi’ne üye olan 142 şirket arasındaki ilk Türk şirketi. Bu topluluğa üye olmak için ; son iki yılda en az yüzde 15 büyümek, küresel pazarda yer alma potansiyeli, yılık 100 milyon dolar ile 5 milyar dolar arasında ciro yapmak ve faaliyet gösterdiği sektöre yön veren lider firma konumunda bulunmak gibi kriterleri yerine getirmek gerekiyor. Goldaş ‘ ın 2007 cirosu ise 3.2 milyar YTL. Yılda 13 milyon adet üretim tesisine sahip şirket , 60 binden fazla modeliyle dünya piyasasına hizmet veriyor. Öyle ki alt markaları ile Chelsea , Milan başta olmak üzere futbol takımlarının ve NBA takımlarından bazılarının amblem , logo , renk ve markalarının altından mücevherat üretimini yapıyor. 

Altının her alanında ihtisaslaşan Goldaş Kuyumculuk Londra Kıymetler Birliği , Tokyo Altın Borsası , Uluslararası Kıymetli Madenler Enstitüsü , Dubai Altın Borsası ve The Silver Institute üyesi.

Altın madenciliğinde söz sahibi olmayı hedefleyen Goldaş Mali’de altın madeni yataklarına sahip B.T.C.Sarl şirketine iştirak edildi.

Goldaş, yurtdışındaki banka/finans kuruluşlarından doğrudan (firma riski altında) konsinye altın ithalatını yapan ilk ve tek sektörel firma. Aynı zamanda Goldaş, sektöründe, firma riski altında, yatırım mallarına ilişkin Uluslararası Eximbank’lardan kredi limitleri temin eden ilk şirket.

Yurtdışındaki itibarı ile kredibilitesini sürekli artıran şirket altınları Güney Afrika, Avustralya, Avrupa ve çeşitli bankalardan alıyor. Bunları alabilmek için gerekli olan kredibiliteyi sağlamayı başaran şirket , bu alanda ucuza altın satabilen tek şirket. Rekabette banka ve diğer şirketleri oldukça zorlayan Goldaş , yatırımlarının meyvesini bu şekilde görüyor.

Şimdi gelelim düne ve iddiaya. Böylesine güçlü ve ekonominin kötüye gittiği dönemde , en değerli varlık olan altının güçlü şirketi Goldaş ‘ ın kuyusunun kazılmaya çalışılması doğal mı ? Yoksa işin içinde bilmediğimiz işler var mı ?

Aslına bakarsak , olay yargıda sonuçlanmadan komplo teorileri ile yazı yazmam. Ancak bu kadar takip ettiğim , attığı adımlara ve sabırlarına dayanarak gerçekleştirdikleri istikrarlı büyüme ile çok daha büyüyeceğine inandığım bir şirketin , bu denli bir iddia ile lekelenmesinin ardından soru işaretlerini satırlarda canlandırmak istedim.

Son dönemde ekonomide yaşanan sorunların , dünyanın önde gelen yatırım bankalarının risk yönetimi becereriksizliği ve denetim eksikliği yüzünden kredi krizini yarattıkları bir ortamda , hızla ve speküle olarak yükselen emtia fiyatlarının sorunlar yaratacağını öngörmek için kahin olmaya gerek yoktu. Societe General Bankası ise adını 7.2 mLr $ lık işlemci skandalıyla duyuran ve ciddi zarar rakamları ile zor durumda kalan ve Fransa Cumhurbaşkanı tarafından istifa çağrısı yapılan bir banka.

Şimdi bu banka Goldaş ‘ ı çok ciddi bir iddia ile gündeme getiriyor. Ve işin ilginç yanı bu olayın basına yansıdığı gün altın fiyatlarında yaşanan dalgalanma hayli dikkat çekici. Bankanın konsinye satıştan uğradığı zarar çok fazla olabileceği için , bu haberde dikkatle takip edilmesi gereken noktalar olduğunu düşünüyorum. Goldaş karşı atakla mahkemeye başvuracağını açıkladı. Bunun sonucunu dikkatle izleyeceğim.

Ancak son olarak , ekonominin şiddetle bozulduğu ve değerli maden olan altının çok önemli hale gelip , spekülasyonun hız kazanması ile güçlü altın şirketi olan Goldaş ‘ ın üstüne gelmek isteyecek birçok kurumun olabileceği dikkatlerden kaçmamalı. Bununla beraber Goldaş ‘ ın bilmediğimiz ve nasıl bir yol izlediğini burada takip edemeyeceğimiz , konsinye satışlardaki işlemlerinde bu altın fiyatlarında nasıl bir tutum izlediği sonucunun , mahkemede şekilleneceğide unutulmamalı.

21 Mart 2008

Tags: ,
15th Mart
2008
Yazar : Dincer

Bu sitede ilk defa karamsar bir yazı yazacağım. Bu yazıyı yazarken çok fazla korktuğumu itiraf etmeliyim. Çünkü gidişat oldukça korkutucu ve endişe verici. Özellikle dün açılan kapatma davası ve sosyal güvenlik reformunun geri çekilme ( yeniden düzenlenme ) olayından sonra endişelerim iki katına çıktı.

Piyasaların dalgalandığı ve krizin dünya üzerinde etkilerini gösterdiği bir dönemde , Türkiye olarak iç dinamiklerimizi en üst düzeyde tutmamız , reformlarımıza ara vermeden devam etmemiz gereken bir dönemde yaşanan gelişmeler , ülkeyi geçmiş yıllara geri götürme sinyali veriyor. Ve unutulmaması gereken noktaya değinmek isterim ki ; Türkiye bir krizi daha kaldıramaz !

Cari açığımız , iç - dış borçlarımız , faiz oranlarımız , enflasyonumuz , kredi notumuz … Bu yazdığım kalemler birbiri ile bağlantılı kalemler. Nasıl mı ?

Cari açığımız finansmanını yabancı sermaye hesabı üzerinden yapıyoruz. Yabancı sermayeyi yüksek faiz oranlarımızla ülkeye çekiyoruz. Gelişen ve istikrarlaşan ekonomimiz sayesinde bu sermayeyi ülkemizde tutma imkanımız artarken , faiz oranlarını ‘ Maastricht ‘ kriterleri gereği ve yatırımları rahatlatmak istemi ile aşağı çekmek istiyoruz. Ancak talep kısıcı politikalar gereği ve yüksek çıkan enflasyon oranı nedeni ile faizler yüksekliğini korumak zorunda kalıyor. Buda bir nevi yabancı yatırımcının ülkede kalmasını kolaylaştırıyor. Bununla beraber borçlarımızı ödememiz için gerekli tutar vergilerle karşılanmadığı için krediye ihtiyaç duyuyoruz. Ancak kredi notumuz hala düşük olduğu için ödediğimiz faiz düşmüyor. Bunun finansmanında sıkıntı yaşıyoruz.

3 aynalı 40 oda benzetmesinin yapılabileceği bir ortamda , hükümetin şu zamana kadar gerçekleştirdiklerini başarısız bulmak ülkeye ihanettir. Bu iktidara kapatma davası açıpta , istikrarlaşan ortama darbe vurmanın ihanet olduğu gibi…

İtibar kaybına neden olacak bu durum karşısında yabancı sermaye , güven kaybının azalmasına bağlı olarak ve riskin kırmızı noktaya ulaştığını gördüğü zaman , sermayenin ülkeden çıkması cari açığımızı patlatır. Gündemde olan reformların yapılmaması ve gelişmekte olan ülkemizin geldiği noktaların bir kalemde yok edilmesi , kredi notumuzu etkileyeceği gibi kredi finansmanında bizi etkiler. Bu şekilde borçlarımızı ödemekte iyice zor durumda kalırız. Merkez Bankası dalgalanmalara müdahale etmek zorunda kalacağı için ciddi oranda uzun yıllarda arttırdığı rezervleri çok kısa sürede yok etme noktasına gelir. Ve bu yazılanlar olmaz gibi duran şeyler değil , olması muhtemel olan şeylerdir. Türkiye bir daha bu durumu kaldırabilecek güçte değildir.

Ekonomi olarak Maastricht kriterlerine faiz oranları dışında uyum sağlamaya yaklaşan bir ülke olarak , sosyal güvenlik reformuna bu denli karşı çıkılması bilinçsizlik sembolüdür. Türk insanım sözde devletini düşünen ulusalcı kimliğine en büyük örnektir. İnsanın tembelliğinden dolayı erken yaşta emekli olup , çalışmadan devlet kesesinden idare etme lüksünün ekonomiye ve dolayısıyla ülkeye zarar verdiğini göremeyen kişilerin saçmalığıdır. Devletin emekli paralarını ödeyemeyecek güçlüğe düşebileceğini Arjantinliler gibi göremeyen zihniyetin ayaklanmasıdır. Bu reformların bir kriter olduğunu , ülke ekonomisini rahatlatacak radikal adımlar olduğunu hatırlatmak istiyorum. Ancak buna karşı çıkılması ve bunu yapan iktidarın oy birliği ile ezilmesi , onlara değil başta bizlere zarar verir. Ve yine bunların yaşanmaya başlaması ekonomi için kırmızı alarmdır.

Dünya piyasalarında yaşanan dalgalanmalar Türkiye ‘ ye ne kadar az vurabilir diye çalışılsada , ne yazık ki ülke içi çıkar ve kapris çatışmaları yıllardır olduğu gibi yine zarar veriyor. Bu durumda kaybedenin halk olduğunu unutan at gözlüklü insanlar geleceği mahvetmekten yorulmadıkça bizim düzelme şansımız çok sınırlı.

Taraf olmak bir sempatizanlıktır. Tarafsız ve mantıklı olmak ise bağlayıcılıktır. Bizim bağımız ise ulusumuz. Taraf olmayı bir kenara bırakarak ulusumuza bağlanıp , geleceğimizi yok etmememiz gerekir. Ekonominin ise krize girmesini önlememiz …

15 Mart 2008

15th Mart
2008
Yazar : Dincer

Dünya piyasalarında yaşanan dalgalanma ve kredi krizine dönüşen mortgage fırtınasında ilk çeyreği bitirmek üzereyiz. Bundan önceki yazılarımda ne yazmıştım , bu dönemde neler oldu çok kısa bir hatırlatma yapmak istedim.

Önce enflasyon ile başlayayım. 2008 yılı enflasyon hedefini yaparken , emtia fiyatlarının yüksekliğini koruyacağını ve gıda fiyatlarındaki artışın önlenemeyeceğini söyleyip , yılsonu hedef fiyatı yüksek tutmuştum. Konut fiyatlarının ise hala yüksek olacak olan kalem ve öngörüsünün en zor kalem olduğunu söylemiştim. Şubat ayı enflasyon rakamları görüldüğü üzere yüksek çıkarken , bahsettiğim kalemlerdeki tesbitler doğruluğunu gösterdi.

Endeks üzerine yaptığım tahminler ise 48 bin seviyelerine kadar bir toparlanmanın şubat ayı  sonuna doğru yaşanacağını fakat geri çekilmenin zaman almayacağı yönünde idi. Bugüne geldiğimizde ise sonucu ortada.

Daha geriye gidersem , 9 Ocak 2008 tarihinda ‘ Piyasalardan Çekilme Vakti mi ? ‘ başlıklı yazımda ise piyasa dinamiklerinin iyice kötüleştiğini ve yavaş yavaş portföy kapatma yoluna gidilebileceğini yazmıştım.

Bu tarihlerden önce yaptığım hisse bazlı analizlerde ise en önemli artıyı gübre hisseleri yaşadı. ‘ Gübre Hisselerine Dikkat ‘ başlıklı yazımda gübre hisselerine yatırım yapmanın mantıklı olacağını söylemiştim. Piyasa o tarihten sonra ciddi bir düşüş yaşarken , gübre hisseleri % 100 ‘ ü aşan oranlarda artış gösterdi. ( Yazıda o zamanki fiyatları ve belirtilen alım seviyelerini görebilirsiniz. )

Bir diğer hisse bazlı analiz olarak Goldaş Kuyumculuk’ta yapmıştım. ‘ Hisse Bazlı Analiz - Golds ‘ başlık yazımda Goldaş hisse senetlerinin potansiyelinden bahsederek , detaylı bir analiz yapmıştım. Yine piyasa düşüşüne rağmen bu hissenin prim yaptığını gördük.

Kısacası 4 aylık bir dönemde bu sitede yaptğım analiz ve yorumların neticelerini ilk çeyrek değerlendirmesi ve sonucu ile yapmak istedim. Tabi her zaman tahminlerde başarılı olmak mümkün olmasada , bu çeyrek tahminlerde başarı sağlandığını görmek mümkün oldu.

15 Mart 2008