Asiv ; Eylül, 2008
Türkiye’de bayram nedeniyle bugün tatil var. Ancak dünyada bayramdan söz edemeyeceğimiz için bize tatil yok. Bizlere yok belki ama ne yazık ki uluslarası piyasalarda işlemlerde tatil var gibi. Bugünün rakamlarına bakarsak, trade işlemlerinin çok düşük olduğunu görüyorum. Piyasaların büyük bölümünde düşük işlemler ve iştahsız yatırımcılar egemen. Risk alma iştahı sıfır noktasına yaklaşırken, nereye yatırım yapacağını bilemeyen traderler, ellerindeki varlıkları satma yoluna gitmiyorlar. Bu nedenden dolayı piyasalar ruhsuz halini sürdürüyor.
Tabi dünden bahsetmiyorum. Dün ise panik halinde ve acımasızca gelen satışlar yüzünden Dow Jones tarihinin en büyük düşüşünü yaşadı.Aslına bakarsanız, borsalarda hisselerini elinden çıkarmayan yatırımcılar oldukça, satmaya niyetli kişiler çok yüksek hacimlere ulaşmadan hisselere büyük düşüş yaşatabiliyor. Alt kademelerde alıcı bulamayan hisselerin değerleri düşüyor. Panik satışlarında genelde olan budur.
Bugüne bakacak olursak, piyasalar çöküş noktasına geldiği için, traderlar son çırpınışları yapmaya çalışıyor. Bazıları biraz yükseltelim ve elimizdeki malı çıkalım telaşındalar. Avrupa borsaları düşüşle açıldı fakat daha sonra toparlandı ve artıya geçti. Amerikan piyasaları ise paketin yeni haliyle senatodan geçeceği söylentisi ile yükselişe geçti. Bu tam bir spekülasyon ve düşen piyasada yapılan bir oyun. Çoğu trader, ellerinde kalan malları yükselen piyasadan satma yoluna gidecek. Çünkü düşük fiyatlardan alım yapma cesaretine sahip çok az sayıda kişi olacağinı söyleyebilirim.Bu yazıyı yazdığım saat itibariyle şuan S&P’nin %3.3′e yakın yükselişinde finansal şirketlerin hisselerinde yüksek orandaki artışlar etkili oluyor. %20′nin üstünde yaşanan yükselişlerin sağlıksız ortamın göstergesi olarak nitelendirebiliriz. Amerika , uzun yıllardır bu şekilde yükseliş ve düşüşleri yaşamıyordu.
Bugün Libor’ ların rekor seviyelere yükselmesi ciddi bir tehdit olarak algılanabilir. Bankalar için kötü bir haber. Ancak ABD’de tüketici güven endeksinin beklenmeyen şekilde arttığını söylemeyi unutmayalım. Bunun ne etkisi olur derseniz, sadece bir veri diyebilirim. Çünkü piyasalarda güven sıfır noktasındayken, tüketici güven endeksi kimin umrunda! Aslına bakarsak bu kötü ortamda istatistikler kimin umrunda.
Para piyasaları dip yapmış durumda. İşlemler durma noktasına geldi. İştahsızlık artmaya devam ediyor. Bugün tepki veren piyasalar, yarın sakin ve gün içinde ortaya çıkabilecek gelişmeler ile hareket etmeye devam edecektir. Perşembe günü ise dünya için çok kritik oylamanın sonucunu bekleyeceğiz. Paketin bu sefer ne şekilde geleceği önemli olsa da, piyasa bunun onaylanip onaylanmayacağını görmek isteyecektir. Kurtarma paketini umursamayan piyasa, likidite ile beraber az da olsa güven istiyor. Yani sisteme biraz para yükleyin ki, biz işlemlerimizi yaparken, girdiğimiz hisseden çıkabiliriz düşüncesini taşıyalım istiyorlar.
Peki son olarak bir soru sorayım. Ekonomi, piyasaların nabzına göre mi hareket etmeli ? Yani kararlar piyasayı düzene sokmak üzere mi verilmeli ? Bu soruya cevabım hayır. Ancak hayır derken basit bir kelimeden öte hayır demek istiyorum. Makroekonomiye ve dünya ekonomik sistemine zarar vermeden, piyasaları rahatlatacak optimum hamlelerin yapılması gerekmektedir. Bu yüzden, kararlar piyasa ve genel ekonomik sistem için aynı olumlu etkide olmalıdır. Dünden beri demeye çalıştığım şey de bu işte. Müdahele ile kararlar birbirinden ayrıştırılmalı !
30 Eylül 2008
Olağanüstü kelimesini kullanmayı sevmiyorum. Ancak bu günleri anlatmak için kullanmazsam, bir daha asla kullanmayacağımı düşündüm. Piyasaların merakla beklediği kurtarma paketi başlığı altında ki paket senato tarafından reddedildi. $700 mLr ‘lık paket seçim kaygısı ile onay bulmayarak, piyasaları çıkmaza sürükledi. Yeni bir düzenleme ile tekrar oylamaya sunulacağı düşünülüyor olsada şu an soktuğu panik havası çok olumsuz.
Bu paketi istemeyen birçok kişi var. Amerika’ da yaşayan insanlar ‘ Halkı kurtarın, bankaları değil ‘ pankartları ile dolaşıyor. Haksız olduklarını iddia etmek imkansız. Ancak gelip görelim ki olay çok farklı. Siz de düşünebilirsiniz ki, dünya kadar para kazandılar batsınlar ! İşte bu söz dünya finansal sistemini çokerten söz olur. Amerika’ da hazırlanan bu paket asla kurtarma amacı taşımıyor. Meltdown’ u engellemek için ve ortadaki güven ortamını azda olsa kurtarmak için ortaya atılan bir plan. Sistem pompalanacak para ile kurtarılamayacak. Ancak sistem kendi haline bırakılsın ve devlet likidite sağlamasın dediğiniz zaman, sizin de kısa süre içerisinde sağlayabileceğiniz likidite kalmayacaktır.
En başa dönelim. Bear&Stearns ilk iflas eden bankaydı. FED, piyasaların çökme noktasında olduğu durumda derhal müdahele etti ve Bear&Stearns’e el koydu.Bir nevi likidite sağladı. Sonrasında Lehman hariç, diğer zorda kalan bankalara el koyarak, değerinin çok altında olsa da satma yoluna gitti. Zor durumda olan ve sermaye ihtiyacı gereken bankalara alıcı bulma yolunda toplantılar yaptı. İşte burayı iyi idrak etmek gerekiyor. Bunun adı basit şekilde piyasaya müdahele değildir. Bu müdaheleler, piyasayı ve yatırımcıları çöküşten koruma hamleleridir. Şöyle ki ;
Global piyasalarda çok sayıda oyuncu ve finansal piyasalarda çok sayıda türev araç var. Bono piyasalarından tutunda menkul kıymet piyasalarına kadar ( en bilinenleri saydım ) derin yatırımcı kitlesi var. Traderler dünya piyasalarını dikkatli şekilde izler ve gelecekte kötümser bir hava gördükleri zaman piyasayı terk ederler. Piyasadan şiddetli şekilde para çıkışı olması ve paraların piyasadan çekilme isteği , sistemi çok zor durumda bırakır. Çünkü finansal sistemde, birbiri ile bağlantılı ve birbirinden etkilenen piyasalar vardır. Borsalardan para çıkarsa, faiz oranları yükselebilir. Tahvil ve bono piyasalarında işlemlerin duracağı düşünülür, orada satışın para etmeyeceği görüldüğünde panik artar. Yani insanlar elinde bulundurduğu varlıkları bir an önce çıkarmaya çalışırlar. Bazı piyasalarda işlemler sıkıştığı için, ellerindeki varlıklar para etmez ve satamazlar. Bu paniği iyice arttırır. Sistemin dönmesi için gerekli olan bazı kilit noktalar vardır. Bu noktalarda müdahele kaçınılmaz olmaktadır. Çünkü bu uluslarası ve koordineli işlemlerin yapıldığı sistemdir. Trilyon dolarlık varlıkların oynadığı oyunda ya baştan bazı oyuncuları almayacaksınız ya da bazı şeylere razı olacaksınız.
Bugün paketin reddedilmesi tam bir şok! Ellerinde bankaları kurtarmayın diyen bilinçsiz halk kendilerinin ve ülkelerinin sonunu hazırlamaya davetiye çıkarıyor. Adaylar ise seçim öncesi oy telaşı nedeniyle buna zemin hazırlıyor. Şimdi ne olacak ?
Eğer paket yeniden gelmez veya geldiğinde de kabul görmezse, sistem kendi haline bırakılıyor demektir. Avrupa ve Federal Merkez Bankaları ellerinden geldiği kadar yardım edecek olsada, minimize olan güven, bankalardan mevduatların çekilmeye başlanmasına neden olacaktır. Zor durumda ve zararda olan bankalar, mevduatlarını kaybetmeye başlayınca merkez bankalarından yardım isteyecekler. Şİmdiye kadar ciddi şekilde kaynak yaratan hükümetlerin gücü her bankaya yetmeyecek ve bazılarının batmasına izin verilecektir. Yatırımcı elindekini satıp, nakitte durmayı tercih edeceği için faiz oranları yükselecektir. Ve bugünde görüldüğü gibi LİBOR faiz oranları tırmanacaktır. Bu da demek oluyor ki 1. sınıf bankaların kullandığı kredilerin faizleri yükselecektir. Bankaların da kredi bulmakta zorlanması tüketicilere olumsuz yansıyacaktır. Kredi kullanamayan halkta talebi azaltacaktır. Talebin azalması ile beraber reel sektörün çırpınışları başlayacaktır. Yani bankacılık kesiminde ve mali sektörde başlayan kriz bu şekilde yayılacaktır.
Amerika içinden çıkılamaz sonu hazırlamaya devam ederken, Orta Asyalı zenginler ne yapıyor ? ABD ‘ nin iyice çökmesini bekliyorlar ! Kelepir fiyatına satılan dünyanın önde gelen bankalarına alıcı olarak çıkmıyorlar. Hükümetlerin son kozlarını oynamalarını bekliyorlar. Hükümetlerin kaynak bulamayıp , bizden bu kadar dedikleri anda, çeşitli şantajlarla ortaya çıkacaklardır. Ve Amerika egemenliğine son vereceklerdir. Doğal kaynak zengini ülkeler, ellerinde ki kozu doğru zamanda değerlendirmek istedikleri için, sistemin en zayıf haline gelmesini bekliyor. ABD bu plana , paketi reddederek destek verdiği için, bu işlemin olması çok uzun sürmeyecek gibi duruyor. Sırada bekleyen bir Rusya ve İran’ın da olduğu düşünülürse, ilerleyen yıllarda akla getirilmek istenmeyen bir ihtimalin olabileceği düşünülüyor. Fakirleşecek olan insanlar, açlıktan iyice açlık seviyelerine inen 2. dünya ülkeleri ve büyük güçler. Amerika bu duruma sessiz kalmayacak ve son kozunu İran - Afganistan sınırlarında oynamaya başlayacaktır. Bu sırada da nükleer kozunu kullanan İran , arkasına alacağı Körfez gücü ile egemenliğe son verme savaşına girecektir.
Komplo teorisi yazmak istemedim. Ancak paket reddedilirken ya da pakete ben de karşıyım derken, bir kez daha düşünmenizi dilerim. Herşey o kadar basit değil ve detayların kesinlikle araştırılması gerekiyor. Ben piyasaya devlet müdahelesine çok karşıyım. Piyasaların kendi kendisini düzenleyen mekanizmaya sahip olduğuna inanırım. Görünmez el deyin yada başka birşey. Beni ilgilendiren şey, serbest piyasa ekonomisinin mekanizmasının kendisini yenileyebileceğidir. Ancak içinde bulunduğumuz durum asla kendini yenilemeyecek şekildedir. Çünkü global ekonomiye ve kapitalist düzene hazır bir sistem düzenlenmeden , bu sistem test edilmeden finansal enstürmanlar genişletildi. Bu da hazin sonu hazırladı.
Son olarak üstüne basarak söylüyorum. Bu genişleyen ve gerçekten içinden çıkılamayacak hale gelen sistem çökerse, birçok şeyi yanına alırda gider. Bu şeylerin içine sizlerde bizlerde dahil olabiliriz. O yüzden sistemin düzeltilmesi için her türlü müdahele yapılmalı ve uzun zaman zarfına yayılarak, global ekonomiyi kapitalizme alıştırmak gerekir.
29 Eylül 2008
Bayramın heyecanı ve sevinci eskiden yaşanırmış herhalde. Bugün bayram öncesi son gün ancak o kadar yoğun bir gündemle karşı karşıyayız ki, yarını korkuyla beklemeye başladık. Yabancı tv kuruluşlarının ‘ Credit Quake ‘ başlığını attığı bu krizi endişeyle izlemeye devam ediyorum. Dün iki önemli bankaya el konulmak üzere olduğunu söylemiştim. Özellikle cuma günü gelen Fortis haberi, oldukça düşündürücü idi. Fortis CEO’ su acil bir telekonferans ile paniğe gerek olmadığı açıklamasını yaptı. Tabi bu açıklama inandırıcı değildi ve son çırpınış olarak algılandı. Bugün gelen haber ile beraber, Fortis’in Belçika-Hollanda-Lüksemburg birimlerinin %49′una devlet tarafından el konuldu. Böylece Fortis’in ihtiyacı olan $11 mLr ‘lık sermaye sağlanmış oldu. Ancak Euro bölgesinde güven iyice sarsıldı.
Bir diğer haberin sinyali cumartesi geldi. İngiltere’nin en büyük finans kuruluşlarından Bradford & Bingley ‘ de devlet kontrolüne geçti. Sermaye ihtiyacı olan ve kısa sürede bulamazsa iflas edecek olan finans kuruluşlarına devlet desteği artarak sürdü. İngiliz hükümeti B&B’ye el koyarak, yeni alıcı ve birleşmeler için görüşmelere başlanacağını aktardı. Dün ABD hükümeti tarafından kabul gören kurtarma planının etkisi, bugün gelen haberler ile beraber sıfıra indi. Dünya piyasaları günü düşerek kapatıyorlar. Panik havası artıyor ve Avrupalı birçok banka aynı sorunu yaşamaktan dolayı endişeli.
Bugün ayrıca İngiltere’de konut fiyatlarının 2001′ den bu yana en düşük seviyelerine gelmesi sıkıntının bir diğer göstergesi oldu. Mortgage kağıtlarında varlıklarını değerlendiren ve mortgage kredisi veren bankaların, kredisini geri ödeyemeyen müşterilerden elde ettikleri konutların değerlerinin 2 katına yakın altına sarkması, sıkıntıları arttırıyor. Bununla beraber para piyasası faizlerinin hızlı şekilde yükselmesi paniği arttırdı. Libor oranları 8 puan yükselerek yüzde 5.22 ye çıktı. Korku ve paniğin artarak sürdüğü günün özeti bu şekildeydi.
Evet…Kriz ABD’den Euro bölgesine de sıçradı. Aslında bu açıklamayı sevmiyorum. Çünkü kriz burda da vardı. Sadece adı korku ve endişeydi. Amerika’da bankalara devletin el koyması ve değerlerinin altında satılması ile varlıkların erimesi, AB bankalarını da iflas noktasına getirdi. Yatırım bankacılığına ağırlık veren birçok Avrupalı banka korkuyu hissediyor. Konut fiyatlarının da düşmesi ile zor durumda olan İngiliz B&B teslim bayrağını çekti. Peki ya şimdi Avrupa ‘ da sıra kimde ?
Avrupa ‘da sıranın gelmesini istemeyeceğimiz en önemli bankalardan bir tanesi UBS. İsviçreli dev banka, bu krizde en çok yara alan kurumlardan bir tanesi. 2008 yılının iki çeyreğinde de zarar açıklayan banka, yeniden yapılanma yolu izleyerek kurtulmaya çalışıyor. Varlık yönetimi birimini, yatırım bankacılığı biriminden ayırmak ile işe başlayan banka küresel portföy yönetimi, küresel varlık yönetimi ve yatırım bankacılığını üç ayrı birim olarak faaliyetlerini sürdürme kararı aldı. Böylece birimlerini birbirinden ayırıp tek çatı altından çıkan UBS sermaye gerekliliğini nasıl atlatmayı planladı bilemiyorum. Banka ikinci çeyrekte 329 milyon $ zarar yazmıştı. Subprime mortage kredilerinden ve varlık yönetiminden meydana gelen zararların 10 milyar $ civarında olacağı söylentileri hakim.
Geçen hafta Fransız broker bir tanıdığımdan UBS bilançosunu rica etmiştim. Bu bilançolar şeffaf olmasına rağmen, ülkemizde faaliyet göstermeyen kuruluşun bilançosunun yayınlanması etik olmayacağından sizlerle paylaşamıyorum. Fakat bilançoda dikkatimizi çeken kısa vadeli yükümlülük diye özetleyebileceğimiz kalemlerde UBS ‘ in aşırı risk seviyesinde olduğu… Ayrıca aktiflerinin geçmiş dönemlere göre oldukça azaldığını görüyoruz. İlerleyen dönemde bu krizin beklenenden daha fazla genişlemesi halinde, UBS’in ne durumda kalacağını merak ediyorum. Banka ayırdığı birimlerden bazılarını elden çıkarmak zorunda kalabilir. Ya da dünyanın en köklü ve güçlü bankalarından olan UBS daha farklı ve kurtarıcı yollar izleyebilir. Aklıma getirmek dahi istemesemde, UBS’ de yaşanabilecek böyle bir sorun, krizi daha kötü hale sokabilir. Avrupalı zenginlerin çoğunun hesabının bulunduğu banka, güven için en önemli göstergelerden biri.
Kredi krizi veya kredi depremi etkilerini tamamen göstermeye başladı. Benim kişisel görüşüm bu krizin etkilerinin illa ki reel sektöre ulaşacağı yönünde. Başta otomotiv sektörünün etkileneceğini ve bunun en son teknoloji şirketlerine darbe vuracağını düşünüyorum. Tabi bu etkileri şuanda saptamak imkansız.Ancak az da olsa darbe vuracağını ve 2009 yılında bankacılık sorunundan kurtulup, reel sektör şirketlerinin bilançolarından yansayacak olumsuz senaryolarun bizi korkutacağı günleri göreceğimizi düşünüyorum.
Peki siz ülkemizin bundan nasıl etkileneceğinizi düşünüyorsunuz ?
29 Eylül 2008
Yatırım bankacılığının sonu mu geliyor sorusunun sorulduğu şu günlerde derin bir analiz yapmak istedim. Önce bu yatırım bankası denilen kavram nedir onu açıklamaya çalışayım. Yatırım bankaları, ticari bankalardan farklı şekilde hizmet gösteren ve en basit tanımı ile mevduat kabul etmeyen bankalardır. Para, sermaye, döviz vb piyasalarında tasarrufları değerlendiren kuruluşlardır. Ayrıca devlet kuruluşlarının ve özel şirketlerin menkul kıymetler ihtiyacını başlatan, bunlara garanti veren ve tedavülünü sağlayan kuruluşlar ve firmalardır. Karmaşık tanımlara girmeden kısa bir özetten sonra, kafanızda canlanmasını sağlayabilecek anlatımlara girmek istiyorum.
Şimdi bir simülasyon oyunu düşünün. Oyunu bilgisayarınıza yüklediniz ve oynamaya başladınız. W-Lan bağlantısı da kurdunuz ve bu oyunu tüm dünyadaki insanlarla birlikte oynama şansınız doğdu. Ortada dolaşacak, oyunun size verdiği bir miktar hayali para var. Buna tasarruf diyelim. Bunun yanında bu tasarrufları değerlendirebileceğiniz, finansal enstrümanlar listesi var. Bu enstrümanların risk oranlarını ve getiri oranlarını gösteriyorlar. Sizde elinizde bulunan bu hayali para ile tasarruflarınızı değerlendireceksiniz. Ancak ticari banka olmadığınız için başka kullanıcılardan mevduat kabul edemiyorsunuz. Yani para bulma sıkıntınız var. O zaman hemen tahvil - bono piyasası oluşturuyorsunuz ve diğer kullanıcılarla ihraca başlıyorsunuz. X kullanıcısının tahvilini , bu piyasada ihraç etmek istiyorsunuz. Piyasası şimdilik güçlü olduğu için, tahvilin ihracından para elde edeceksiniz. Bu elde ettiğiniz parayı da finansal enstrümanlarda değerlendireceksiniz. En risklisi en büyük getiriyi sağladığı için ona yatırım yapabilirsiniz. Bu sayede elinize geçmeyen ( borç olan ) o para ile kar elde edeceksiniz. Bu kar sizin elinize geçebilecek para olacak. Sonra bu hayali para bulma yöntemini devam ettirip , piyasası güçlü alanlarda kazanıp büyümeye devam edeceksiniz. Bunları yaparken borçlanıyorsunuz ve suni şekilde para kazanmaya devam ediyorsunuz. Bu işlemi o simülasyon oyununu keşfeden, dünyanın her yerinden insanlar yapmaya başlıyor. Ne de olsa global bir oyun bu ! Sonunda enstrümanların sayısı artıyor, kredi alımı genişliyor, herkes suni büyümeye aldırıp kendini zengin zannediyor. Ve siz yatırım bankalarının borçlanma oranları aşırı derecede yükseliyor, risk seviyeleri artıyor. Bu oyun tüm dünyaya yayıldığı için kontrolü de mümkün olamıyor. Yani sizin borç yükünüzü denetleyen yok. Balonu şişirdiniz ve artık yukarıdasınız. Havadan bakıyorsunuz hayata !
Yukarıda yatırım bankalarının durumunu basit bir şekilde özetlemeye çalıştım. Bunlar finansal sisteme oldukça zarar veren ve kapitalizmi zor durumda bırakan kurumlar oldu son dönemlerde. Suni büyüme ve borçlanarak elde ettikleri paraları, en riskli kağıtlarda değerlendirmeleri sorun yarattı. Borçlanarak elde ettikleri tasarrufları, son olarak riskli mortgage kağıtlarında değerlendiren kurumlar, kendi sonlarını hazırladılar. İlk iflas eden Bear & Stearns şirketinin, borç oranının özsermayesinin 30 katına yükseldiğini söylemek isterim.
Bu kredi krizi denilen sorunu bir cümle ile özetlemek gerekirse ; ‘ Bankacılık sistemi ve menkul kıymet piyasaları o kadar karışık bir hale getirildi ki , kimse tek bir kredi pazarı olduğunun farkına varamadı. ‘
Daha önceki yazılarımda bu balonun nasıl oluştuğunu anlatmaya çalışmıştım. Şimdi eski yazılarımın incelerken 30 Ocak 2008 tarihinda yazdığım bir yazıda söylediğim cümle dikkatimi çekti. ‘ Kredi sıkıntısı bir şekilde aşılacaktır.(Büyük olasılıkla finans sistemi küçülerek) IMF ve Avrupa Merkez Bankaları piyasayı doyuracak kaynak bulacaktır. Ancak zor durumda kalan yatırım bankaları ekonomik sisteme darbe vurabilir.Hatta çok önemli ve büyük olan yatırım bankalarından bazıları iflas noktasına gelebilir .Bunlar ekonomiyi kısa süreli sarsacak olaylar. Ancak makro düzeyde dünya ekonomilerinde olacak sıkıntılar bu kadar basit çözüme kavuşmayacaktır. ‘ ( Yazının tamamı )
Bugün gelinen noktada Lehman Brothers’ın iflasına izin verildi. Morgan Stanley kendisini kurtardı. Yatırım bankaları yavaş yavaş gerçeği farketti ve ticari banka statüsü kazanmaya çalışmaya başladı. Aslında yatırım bankacılığının öncülerinden JP Morgan ‘ ın kurucusu John Pierpont Morgan, mevduatın önemi bilen bir kişi olarak ‘ yatırım bankacılığında doğru yatırımların ancak mevduat sahiplerinin çıkarları korunmaya çalışıldığında yapılabileceği ‘ görüşünü aktarmıştı.
Peki ne oldu ? JP Morgan, WaMu ‘ nun bazı varlıklarını alarak ticari banka statüsü kazanmak için çalışmalara başladı. Goldman Sachs ve Morgan Stanley ise FED zorlamasıyla , mevduat bankası olmayı kabullendiler. Yani FED daha kolay borçlanma imkanı sağlayacağını söyledi ve bu şekilde o bankaların üstündeki denetimleri arttıracağını belirtti. Bu gelişmelerin ışığı altında yatırım bankacılığı bitti demek yanlış bana göre. Hatta niye bitsin ki ? Bu adamlar bu işi 100 yılı aşkın süredir yapıyorlar. Finansal sistemde yatırım bankacılığının bitmesini gerektirecek birşey yok. Gereken şey ise mevduat sahiplerinin çıkarlarını korumak için gereken denetim ! Bunu sağlamak için gereken yapılmalı , yatırım bankacılığının ölmesi için değil.
Peki bu kriz ve dalganın sonunda finansal sistem çöker mi ? Obama ‘ nın başkanlığa gelmesi ile bununda olacağını düşünen Nostradamusculara ne denir bilemiyorum. Ama sistem kendini yenileyebilecek kadar güçlü ve dünyanın sonunu getirmeyecek kadar yenilikçidir. Kendini yenilerken elbette ki götürdüğü şeyler olacaktır. Hatta şuan olan çoğu şey , ilerleyen dönemlerde olmayacaktır. Bu olmayacak şeyler aslında hiçbir zaman olmaması gereken şeylerdi. Bunların esprisi olmayabilir ancak bu krizin sonu reel kesime ulaşacaktır. 2009 yılı itibari ile reel kesim şirketlerinin bilançoları korku ile izlenecektir. Çünkü bu şirketlerde varlıklarını değerlendirme yolu izlerken bu riskli yatırım araçlarını seçtiler. Büyük şirketlerdeki CEO infazları gelecek seneye damga vuracak. Bunların başında GE ve GM gelirse , kimse şaşırmasın !
28 Eylül 2008
O kadar çok cnbc-e dizileri izlemeye başladık ki içimize Amerikalı çılgınlığı kaçmaya başlamış. Amerikalıların en büyük çılgınlığı geceden kuyruğa girip, yeni çıkan ya da indirime giren bir ürünü almaktır. Hele bu ürün ‘ iPhone ‘ ise …
Evet sonunda iPhone Türkiye’ye geldi ve Turkcell - Vodafone tarafından satışa sunuldu. Alanlara hayırlı olsun diyerek bahsetmek istediğim konuya geleyim. Bu şık ve akıllı telefonu almak için sıraya giren kullanıcıların aklında ne kadar soru işareti olmuştur bilemem. Ancak henüz almayan ve almak için düşünen insanların aklında soru işaretleri vardır. Bu soru işareti ise ‘ Fiyat ‘ tır. Turkcell ve Vodafone çeşitli tarifeler sunarak iPhone satışına başladılar. Sistem Amerika ‘ daki gibi işleyeceğe benziyor. Şöyle ki ;
Siz Turkcell’ den iPhone almak istiyorsanız , sözleşme yapacaksınız. 150 dk. + 150 SMS + 3 GB internet paketine abone almak isterseniz , ödeyeceğiniz toplam miktar vergiler ile beraber 1996.5 YTL olacak. Eğer 500 dk. + 500 SMS + 3 GB internet paketini isterseniz 2776.5 YTL ödemeniz gerekiyor. 1000 dk. + 1000 SMS + 3 GB internet paketi için ise 3262.5 YTL değerinde bir hesap çıkarılıyor. Küçük pakette iPhone için 279 ytl fiyat biçilirken , orta pakette 189 ytl , büyük pakette ise 0 ytl değer belirtiliyor. Aylık ücret paketi ise 18 ay vadeye bölünüyor. Yani siz iPhone cihazına az para ödüyorsunuz ancak gsm operatörü ile anlaşmanızda 18 aylık bir kontrat yapıyorsunuz.
iPhone ‘ u dilerseniz 5 taksitle €645 ‘ ya alabileceğinizi hatırlattıktan sonra karşılaştırmaya gelelim. Paylaşım sitelerinde ve arkadaşlarımın konuşmalarında dikkatimi çeken husus, bu telefonun Amerika ‘ da şu kadara Türkiye ‘ de şu kadara satılıyor denmesi. Yani bizim bu ürünü çok pahalıya aldığımızın söylenmesi.
Amerika ‘ da cep telefonu pazarının büyük bölümüne GSM operatörleri hakim durumda. Sırf cihaz satışının yapıldığı çok nadir alanlar var. Bu alanlara da insanlar fazla rağbet etmiyor. Çünkü cihazı gsm operatörsüz aldıkları zaman, hem cihaz parası hem de harici gsm istemi pahalıya patlıyor. Cihazlar genellikle free olarak verilip, gsm operatörü ile kontrat imzalanarak alınıyor. 2 yıl gibi bir süre, o operatöre bağlı kalınıyor ve cihaz diğer operatörler ile çalışmıyor. Böylece konuşma ücretlerinde de ucuzluk sağlanmış olabiliyor. ( Tabi diğer operatör bir kampanya yaptığı zaman, değiştirme işlemi yapamayacağınız için, pahalı kullanmak zorunda kalabilirsiniz. ) ( Bunun yanında o gsm operatörü kullanıcı ağını iyice genişetiyor.)
Şimdi gelelim iPhone konusuna. iPhone 2G operatör sözleşmesi yapılmadan alınabiliyordu. Bu sayede unlock işlemi ile beraber Avrupa ülkelerinde kullanılıyordu. Fakat iPhone 3G için AT&T ile anlaşan Apple, cihazlarını iki kat hızlı iki kat daha ucuz sloganı ile pazarlamaya başladı. Oysa kullanıcı için ucuzluk pek söz konusu olmadı. AT&T ‘ nin kontratı Türkiye ‘ ye göre elbette ki ucuz olsada , iPhone 2G kullanıcılarına göre biraz daha pahalı olmuş durumda. Şuan Amerika ‘ da iPhone sadece Apple Retail Store’ larda , AT&T centerlarda ve Best Buy cornerlarda satılıyor. Yani gsm operatörleri sonunda iPhone ‘ a da egemen olmaya başladılar. Apple cihaz fiyatında $200 ‘ lük indirime giderken , bunu AT&T ‘ den sağlamanın rahatlığını yaşadı.
Peki Türkiye ‘ ye dönersek… iPhone ile beraber bu sistemi getirmeye başladık. Ancak bizde neden bu kadar pahalı oluyor ? Çünkü bizim cep telefonuna internet hizmeti sağlayacak sistemimiz yeni yeni oturuyor ve kullanıcı sayısı çok fazla olmadığı için maliyetlerde yüksek oluyor. Ayrıca ÖİV ile beraber bu rakam daha da artıyor. Hele bir de 3G cihaz satışının yapıldığı ülkede 3G ihalesinin henüz bitmediğini düşünürsek , bu sistem oldukça komik duruyor. Kısacası ülkemizde iPhone ‘ un pahalı olmasının nedeni altyapı yetersizliği ve yeniliğinden kaynaklanıyor.
İçinde wi-fi özelliği bulunan bir telefon için internet paketine Amerikalılar bizim kadar ihtiyaç duymaz tabi ki. O zaman Türkiye ‘ de wi - fi bandını genişletirsek, gsm operatörleri bu paketleri bu kadar pahalıya satamayabilir.
27 Eylül 2008
Herşeyden önce bir düzeltme yaparak başlamak istiyorum yazıma. Herkesin ağzında dolaşan cari açık kavramı yanlış bir kavramdır. Başlığı özellikle buna vurgu yapacağım için attım. Dışa açık bir ekonomide , ödemeler dengesi üzerinde sermaye hareketleri ile cari işlemler hesabı bulunur. Bu cari açık olarak adlandırılan şeyin basit tanımını ithalat ihracat farkı olarak yaparlar. Buna dış ticaret açığı denmesine rağmen , cari işlemler hesabında ki açık anlamına gelen bu kavramın kullanılması ekonomi bilgisizliğidir.
Neyse gelelim Türkiye İstatistik Kurumu ( TÜİK ) tarafından bugün açıklanan verilere. Dış ticaret açığı Ağustos ayında beklenenin üzerinde % 37 oranında bir artışla $8.142 mLr olarak açıklandı. Şimdi ithalat ve ihracattaki değişimlere bakalım ;
İhracat , geçen yılın ağustos ayına göre % 26.3 oranında artarak, $11.38 mLr oldu. İthalat ise geçen yıla göre % 30.6 oranında yükselerek $19.181 mLr oldu. Ama önemli bir ayrıntı var ki, ihracatın ithalatı karşılama oranı 2007 ağustos ayına göre % 59.5 ‘ den % 57.5 oranına gerilemiş durumda. Bu demek oluyor ki , ithalattaki gideri ihracattaki gelir ile karşılayamıyoruz. Yani bu açığımızı kapatmak için sermayeye ihtiyaç duyuyoruz. Ve bu karşılama oranı düştükçe, ihtiyacımız olan yabancı sermaye oranı artıyor.
Şimdi başa dönelim. Ödemeler dengesi hesabından bahsettik. Bu hesap açık vermez. İşte olay bu hesaptaki açıklığı kapatmak için , dış ticaret açığının kapatılmaya çalışılmasıdır. Biz burada ihracatımız ile ithalatımızı yıllardır karşılayamadığımız için sorun yaşıyoruz. Bu dönemde bu sıkıntıyı daha çok yaşayacağız. Sermayeye ihtiyacımızın gün geçtikçe artması, sermayenin gideceği yerlerdeki hassasiyetinin gün geçtikçe artması ile beraber ciddi sorun olacaktır. Yani bu kriz döneminde azalan likidite , sermaye hareketlerinde olağanüstü seçici davranılacak olması, kredibilitesi bu kadar düşük olan bir ülkeye gelmekte zorlanacaktır. Doğrudan sermayeyi çekmek için hiçbir plan yapmayan hükümetin, dolaylı sermaye nasıl olsa geliyor güveni ne kadar sürer bilemem. Ancak dolaylı sermayenin ülkeye gelme isteği çok uzun sürmeyebilir. Bu da önümüzde ki süreçte ülkemizi çok büyük ve altından kalkılmayacak bir riske sokabilir.
Petrol ve enerji fiyatlarında meydana gelen yükselişlerin etkisini , dış ticaret verilerinde görmüş olsakta, benim petrol kuyularım mı var demenin bir politika değil, işlevsizliğin örneği olarak gördüğümü dile getiriyorum. Kronik hale gelen enflasyon süründürür, öldürmez ancak kronik olabilir nasil olsa sermaye bulur ( satılacak devlet malları ) düzeltiriz denilen dış ticaret açığı ise süründürmeden öldürür. Enflasyonda rezervlere dokunmazsınız , dış ticaret açığında rezervlere dokunmak zorunda kalırsınız. Ülkenin rezervlerinin nefesi olduğunu düşünürsek, son rezervini ortaya koydurmak ülkeyi öldürür.
27 Eylül 2008
Klasik cümle ile başlamayacağım yazıya korkmayın. Değişim üzerine binlerce şey söylenir ve konuşmalar yapılır. İnsan bak ne kadar önemli şey diye dinler. Ama sadece dinlemekle kalır. Çünkü değişimi hayatına sokacak radikal gücü sergileyemez. Çünkü onun bir ufku yoktur ki genişletebilsin. Üstüne üstlük yapılmış bir değişim karşısında, tepkisini dile getirmekten çekinmez. Hemen bana eskisini verin demeye başlar. İşte buda çaresizliğinin ve ufuk darlığının göstergisidir.
Burada tekil şahıs kullanmaya özen gösterdim. Genelleme yapmak ve herkes böyle yapıyor demek istemem. Bunun nedeni de konuyu bağlayacağım yer ile ilgili. Son günlerde çoğu yerde aynı şeyi okuyorum. ‘ Eski Facebook’ u istiyorum ‘… Facebook’ ta bu konuyla ilgili grup bile açılmış, üye sayısıda küçümsenmeyecek kadar fazla. Durum mesajlarına yazılan, eski Facebook isteği ve bunu beğenmedik , değiştirin serzenişleri dikkatimi çekti ve bunu örnek olarak gösterip bu yazıyı yazmak istedim. Neden değişimler karşısında bu tutum sergileniyor , neden değişimler karşısında her zaman bir yakınma arayışına giriliyor , bunu sormak istedim.
Dünyada küreselleşme ile beraber değişim hareketleri kaçınılmaz oldu. Aklını ve düşüncelerini değişikliklere ayarlayan kişilerin kazanacağı bir çağda yaşıyoruz. Değişimin kökenini ben değişik olarak algılıyorum. Benim her zaman aklımda olan ve hazırladığım stratejilerde baz aldığım nokta farklılıktır. Değişimde fark yaratmak için yapılır. Değişikliklere karşı çıkanlar ise ayrışma işlemine girmeyi reddeden ve ortada aynı renkte dolaşıp farkedilemeyenler olacaktır. Fark edilememek ise ciddi bir sorun olacaktır. O kesim ne kadar grup kurarsa kursun, ne kadar eleştiri yaparsa yapsın faydasızdır. Çünkü kendi aralarında kalır yaptıkları şeyler, dış dünyaya açılamazlar. Onlar için dış dünya diye bir kavramda yoktur aslında. Nedeni , ufuklarını genişletmekten korkmalarıdır.
Ben Facebook’ un yeni ara yüzünü beğendim doğrusu. Kullanımı daha kolay olmuş ve profilleri incelemek daha iç açıcı. Hele benim gibi sadelik ve işlevsellikten hoşlanan insanlar için ideal olmuş. Ama herşeyden önemlisi , milyonlarca kullanıcısı olan ve dünyanın en popüler sosyal paylaşım sitesinin böyle bir değişikliğe gitmesidir. Buna kaç kişi cesaret edebilirdi acaba ? Çok sayıda kullanıcı, gün içinde milyonlar tarafından yapılan trafik ve alışılmış bir arayüz. Beğenilmesine rağmen, bu koşullar altında yapılan değişiklik… Ben buna şapka çıkartırım. Büyük olmak nasıl birşey ve nasıl büyük olunur sorusunun bir cevabı budur. Radikal ve korkusuzca yapılan değişiklikler… 3-5 hafta yakınırlar ama sonra susarlar, alışırlar. Değişime alışık olmayan bünyeye fazla gelir mi gelir. Ancak büyük markalar büyük adım atarlar. Peki nasıl büyük olunur hiç düşündünüz mü ? Global bir şirket olabiliyorsanız işte böyle özellikleriniz olmalı. En ufak değişimden korkmak ise bırakın global olmayı , yerel imkanlar bile sağlamaz.
Son olarak bu konuda saygı duyduğum firmadan bahsederek bağlayayım. Türkiye’ nin ilk yerli lastik üreticisi Lassa, bir süre önce 30 yıllık logosunu değiştirdi. Logosunu yenilemesinin esprisi , değişimlerini gösteren sembol olarak kullanmasıydı. Güvenilir marka olmanın tek başına yeterli olmayacağını gören şirketin amacı ise global markalarla rekabette öne çıkmak için modern, teknolojik ve yenilikçi değişim içinde olduklarını göstermekti. Bu amaçla ‘ Değişim yolda ‘ sloganını kullandılar.
Bende bu yazının sonunda klasik sözümü kullanıyorum. ‘ Değişim içinizde çünkü değişimin kaynağı sizde. ‘
26 Eylül 2008
İktidar kendi kuyusunu kendisi kazmaya devam ediyor. Türkiye Cumhuriyet ‘ i başbakanı asıl görevlerini unutmuş, farklı yönlere odaklanmış durumda. O kadar ağır eleştiri, iktidardan düşürme çabaları derken Erdoğan anlaşılan ciddi psikolojik sorun yaşıyor. Ergenekon davası ile darbe girişimlerini ortaya çıkarma hareketinden sonra yolsuzlukla mücadele edeceğini her fırsatta dile getirirken, yolsuzluk çukuruna kendisi düşme noktasına geldi. Ülkede olan pislikler, hergün bir iddia ile ortaya atılırken, çok kritik günler geçirdiğimiz bu dönemde ülkemizi sıkıntıya sokacak hal almaya başladı. Çünkü başıboş kaldık !
Benim işim ekonomi.Genel olarak birkaç söz söylerim ve yorum yaparim ancak asıl konuşmamı ekonomi üzerine yaparim.Dünya öylesine büyük bir kriz yaşıyor ki bunu anlama yetisine sahip olan bakanlarımız olduğundan şüpheliyim.Başbakana birşey söylemiyorum çünkü kendisi bu sıralar ülke işleri pek ilgilenecek durumda değil.Genel başkan yardımcısı ile ortaya atılan iddia belgeleri ile uğraşıyor.Vakit buldukça başkalarına saldırıyor.( Haklı olduğu önemli noktalar olsa da.) Ekonomimizi düşünen var mı acaba ? Dünya tarihte eşi görülmemiş bir krizle karşı karşıya. 1929 yılında başlayan ekonomi buhranı olarak adlandırılan krizden de ,1970′lerde yaşanan petrol şokuyla etkisini gösteren krizden de oldukça farklı bir durum bu. O zamanlar globalizm etkilerini göstermiyordu. Finansal sistem çeşitli değildi.Ve en önemlisi globalizm ile kapitalizm koordinasyonu yapmamıştı ! Şimdi ise finansal sistem inanılmaz büyük ve çeşitli , global trade ise olağanüstü göreceli. Trilyon dolarlık işlemlerin yapıldığı büyük piyasadan , dünya çark döndürüyor. Uluslararası kuruluşlar varlıklarını öyle yönetiyor. Türev piyasalar o kadar gelişti ki herkes oradan ekmek yer hale geldi ! Yani dünyada finansal sistemin merkezi Amerika ise, orada yaşanan krizin etkisi Amerika ile sınırlı olamaz. Dünyayı ilgilendiren bir durumdur. Ekonominin eskisi gibi olmayacağını gösteren bir durumdur. Peki bu durumda hangi ülkeler ne kadar risk altındadır ? Bizim gibi hale gelişememiş ve gelişmekte olan ülke olarak sadece kağıt üstünde gözüken bir ülke mi yoksa sistemini oturtmuş ve güçlü mali altyapısını sahip İngiltere-Almanya gibi gelişmiş ülkeler mi ? Siz kimi kandırıyorsunuz Sayın Şimşek , Sayın Ekren ve Sayın Erdoğan ?
Ekonomi bakanlarının tek yaptığı şey , tv karşısına geçip , Türkiye bu krizden çok etkilenmedi demek. Eskiye göre güçlüyüz demek. Peki ben size söyleyeyim bu ne demek .Bu sizin iktidarınızın sonu demek ! Bu dalga ne ergenekona benzer ne yolsuzluklara. Öyle bir gelir ve sizi savurur ki , Baykal ‘ın 6 yıldır başaramadığı şeyi , bir gecede yapar. Siz konuşun ve bize etkisi sınırlı deyin. 29 gün sınırlı kalır ancak bıçak kemikte 30 gün yaşamaz !
Ekonomik istiktrar bozuldu. Dünya üzerinde trade yönü değişiyor. Para eskisi gibi bol değil ve herkes parasını güvenli limana sokmaya çalışıyor. Çok para kazanma arzusu ile türev piyasalarda varlık değerlendirme arzusu , bu kriz ile bitecek. Yatırım bankacılığı tabiri ortadan kalkmak üzere. İnsanlar çok para kazanmayı geçti , güvenli bir şekilde kaybetmemeyi tercih edeceği yollar arıyor.Ekonomik büyüme dünyada azalmaya başladı. Bizim son gelen büyüme rakamlarımızdan haberi var mı ekonomi bakanlarının ? Peki biz güvenli bir liman mıyız ? Yüksek cari açığımız , düşük olan kredibilitemiz , düşük olan uluslararası derece notumuz , yatırım için yüksek risk seviyesinde oluşumuz bizi güvenli liman mı yapıyor ? Enflasyondan bahsetmedim ki bu dünya üzerinde her yerde bir risk teşkil ediyor. Bizim büyük risklerimizin yanında kronik hale gelen birşeyin lafı bile olmaz diye düşünüyorum!
Siz ancak yüksek faiz verin.Nereye kadar ? Dolar/Yen paritesi artmaya devam ettikçe , carry-trade azalıyor. Bu da bizim faizlerin anlamını azaltıyor. Hala doğrudan sermaya alabilecek sistemi kuramadiysanız ve yıllardır bizi dolaylı yola mecbur bıraktıysanız sizin ne farkınız var diğerlerinden ? Şimdi bizi AB ‘ ye sokacak dediğiniz baş müzakereci sıfatını verdiğiniz şahsın , ekonomiye ne katkısı oldu da dış işlerimize olacak ? Kemal Derviş ‘ in 2000 krizinden sonra yavaş yavaş uygulamaya soktuğu politikaları yürüttü sadece. Ama ondan 9 yıl sonra hala dolaylı yollardan sermaya almaya devam edecektiysek neden o bakanlara ihtiyaç duyduk ?
Kriz fırsattır. Bu söze çok katılıyorum. Ancak fırsatları değerlendirmek için çalışmak lazım.Üretmek lazım , politika lazım. Bunu yapmak içinde başbakan lazım. Bizim ki nerede , göreniniz var mı acaba ?
25 Eylül 2008
Dün Lehman Brothers ‘ ın iflası , bugün ise AIG ‘ de yaşanan gelişmeler…Finansal kriz , global etkilerini tüm dünyada göstermeye devam ediyor. Karmakarışık etkilerle dolu krizi , herkes farklı şekilde yorumluyor. Ancak tehlikenin net ve kısa bir tanımı var. ‘ Dünya şiddetli şekilde küçülüyor. ‘
Bu konu ile ilgili görüşümü geçmişte bir yazımda anlatmıştım. Globalizm ile kapitalizmin savaşı mutlak olması gereken bir gelişmeydi. Bu savaşın galibi olmayacağı gibi , kaybedenin global şirketler ve insanoğlu olacağı açıktı. Bugüne bakacak olursak , kriz korları tüm dünyayı sardı ve yangını söndürecek itfaiye ekibi bulunamıyor ! Üstüne üstlük , yangına sıraya dizilmiş fırtına kümesi eşlik etmeye devam ediyor. Lehman Brothers ‘ ın iflası , yatırımlarını orada değerlendiren kurumlar için ciddi bir felakettir. AIG , Lehman ‘ da 15 mLr $ ‘ lık kaybının söz konusu olacağını açıkladı. Bu şu anda en bilinen rakam olmasına rağmen , bizi asıl düşündüren bilinmeyen rakamlar. Varlıklarını orada değerlendiren şirketlerin , finansal sisteme ciddi zarar vereceği aşikar ne yazık ki.
American International Group , kendisine tanınan son 24 saatte sermaye ya da ortak bulamaz ise iflasını açıklamak zorunda kalacak. Hükümet , Lehman ‘ ı kurtarmaya çok çalıştıysa da alıcı bulamamıştı. Şimdi ise aynı gücü AIG için harcıyor. AIG ‘ nin de iflas etmesi , fırtınayı alevlendirecektir. Bu yüzden bu gece ABD hükümet yetkilileri oldukça zorlanacak. Buradan çıkacak olumsuz sonucun etkilerini ,FED ‘ in indireceği faiz oranı ortadan kaldıramayacaktır.
PEKİ YA NE OLACAK ?
AIG ‘ nin iflası , sistemdeki düzelmenin çok daha uzun sürmesine neden olacaktır. Kredi kayıplarının sahipleri kısa sürede ortaya çıkmayacaktır. Yani kurumlar 4. çeyrekte bilançolarında bunun etkilerini gösterecekler ve yeni dalgaların meydana gelmesini sağlayacaklar. Ancak herşeyden önemlisi , piyasalara olan güvenin iyice düşmesi olacaktır. Likidite sıkıntısı ile şirket değerleri borsalarda azalmaya devam edecektir. Sistemin kendisini tekrar toparlaması ise uzun dönemi alacak ve kar rakamları düşecektir.
Ayrıca talebin azalması ile başlayan durgunluk döneminde , korkulan stagflasyonun aksine yaşanacak önemli bir tehlike dezenflasyon olabilir. ABD ‘ de bugün açıklanan enflasyon rakamları bu tehlikenin ilk sinyali olabilir. Talebin düşmesi ile petrol fiyatlarının 92 $ seviyelerine gelmesi , enerji şirketlerinin son 54 haftanın en düşük seviyelerini görmesine neden oldu. Azalan talep ile beraber , şirketlerin üretimleri azalacak , fiyatlar genel seviyesi azalacak , kar rakamları da bilançolarda azalarak yazılmaya devam edecektir.
Bugün DELL hisselerinde yaşanan % 10 ‘ a yakın düşüşün nedeni de , bilişim - teknoloji şirketlerinde talep azalmasına bağlı olarak durgunluk sinyali olarak gösterildi. Microsoft ve Apple hisseleri de düşüşe geçti. Kısacası , nedenin talep azalmasına bağlı daralma olduğu düşünülürse , ilerleyen dönemlerde işsizlik tehdit olmaya başlayabilir.
Sistemin düzelmesi ne kadar zaman alır bilinmiyor. Bu dönemde , hangi yatırım enstrümanında kalmak en avantajlısı olacak sorusunu , bir sonraki yazımda değerlendireceğim.
16 Eylül 2008
Dün gece uzun bir süre Bloomberg Tv ‘ de , Hazine Bakanı önderliğinde officials ‘ larla yapilan toplantının detaylarını takip etmeye çalıştım. Yıl başı 77 $ ‘ lık hisse değerine sahip olan Lehman Brothers dün itibari ile 3 $ seviyelerine gelmişti. Koreli yatırım bankasının kurtarıcı olarak , bankayı satın alma görüşmeleri de başarısızlıkla sonuçlanınca kötü sona yaklaştığımızı görmüştük. Dün de Bank Of America ‘ nın , batık krediler konusunda uğrayacağı zararın , devlet tarafından garanti verilerek karşılanmayacağı anlaşılınca , bu satın alma opsiyonu da devre dışı kaldı. Sonunda ABD ‘ nin dev yatırım bankası , 158 yıllık geçmişini geride bırakarak , iflas istemini iletti.
Piyasalar için çok büyük önem taşıyan bir haftasonunu ne yazık ki kara bir gece ile kapattık. Bugüne devredilen ise , özellikle gelişmekte olan piyasalarda kara pazartesi oldu. Asya , Avrupa ve Orta Doğu piyasaları büyük panik halinde satış yaşıyorlar. Bunun nereye kadar gideceği merak konusu olurken , Lehman ‘ dan sonra başka büyük yatırım bankalarının iflas edebileceği endişesi yaşanmaya devam ediyor. Merrill Lynch bu bankaların başında gelirken , biraz rahatlatabilecek iddia ortaya atıldı. BoA ‘ nın Merrill ‘ i 50 mLr $ ‘ a satın alacağı yazıldı. Merrill hisseleride 3 günde yaklaşık % 40 oranında değer kaybediyor. Bu haber ile beraber future ‘ ları şuan artı görünüyor olsada , kesinlik kazanan bir haber olmadan rahat nefes almak çok zor olacak.
Bir başka sorunda AIG ‘ de. American International Group , Lehman ‘ da 15 mLr $ ‘ yakın türev işlemler geçekleştirdiklerini , bunların banka iflası ile beraber kaybedileceğini açıklaması üzerine büyük düşüş yaşıyor. AIG ‘ nin de büyük zarar rakamları yazması ve akla getirmemeye çalıştığımız iflas söylentileri , piyasa çok daha büyük bir darbe vurabilir.
Mortgage krizi ile başlayan bu krizi daha önceki yazılarımda açıklamaya çalışmıştım. Bu krizde kimin ne kadar kayıp yaşadığı , uzun dönemde belli olacaktı. Bunu kaldıramayanlar , iflas bayrağını çekecek ve piyasaları ciddi sorunlarla başbaşa bırakacatı. Bunun ilk örneği gerçekleşti. ABD hükümeti bu sefer , bu iflasın önüne geçemedi - geçmedi. Batık kredilerin ne kadar olduğunu bilemedikleri için , belirsiz yükün altına girmedi. Belki de her batanı ben kurtaracağım demedi. Fannie ve Freddie olayı bambaşka idi ve orada üstüne düşeni yaptı. Peki ya Bear Stearns Lehman ‘ dan değerli miydi ? Tabi ki hayır. Ancak o sıradaki şartlarla şimdiki şartlar arasında fark vardı. Krizin belirtileri o zaman yeni başlamıştı , bugün ise belirsizlik biraz daha azaldı. Şimdi herkes felaketin , panik olmadan , tam farkına vardı !
ABD egemenliğine son vermek isteyen güçler için , fırsat yaratan bu krizde kazanan kim olur bilemem. Ancak kaybedenin Amerika olduğu kesin. Her zaman söyledim , yine büyük bir keyifle söylüyorum. Bizim denetleme kuruluşlarımız ve bizim sistemimiz ABD ‘ nin çok üstünde. Globalizm ‘ de parayı kontrol etmezseniz , kapitalizm yenilir. Global şartlarda , türev araçların kontrolünü elden bırakan , risk yönetimleri ile rezil olan ABD , en büyük yatırım bankalarından birini kurban verdi. Bunda suç kimin , karar sizin. Ancak şunu söylemek gerekir ki , bu dönemde piyasalarımız oldukça sıkıntılı çekecektir. Panik döneminde , psikolojiyi ayarlamak en büyük kar olacaktır.
15 Eylül 2008

