EKONOMİ

20th Kasım
2008
Yazar : Dincer

Yaklaşık bir ay önce şu yazımda açmıştım IMF perdesini. Şimdi tekrarlamak istiyorum ki IMF öcü değil. Yani korkulacak birşey değil. Kendisi yıllardır çarşafa girmiş Baykal ‘ın ağzına muhalefet olacak kadar basit birşey de değil. Muhtaç olmasak daha iyi elbette ama biz alışmışız bir kere onlarla çalışmaya. Çifte standart uyguladıklarını kabul etmekle beraber bu dönemde IMF ‘ye ihtiyacımız olduğunu vurgulamıştım. Gelen haberlere göre anlaşma yoldaymış. Şimdi bu anlaşmayı ekonomik olarak değerlendirmek istiyorum önce.

IMF’ den alınacak kredinin 20-40 mLr $ arası olacağı söyleniyor. Başbakanın pek haberi yok herhalde ne kadar alınacağından. Çünkü ekonomi bakanı yalanladı o rakamı. Benim için önemli olan rakam değil. Ha 10 ha 20 çok farketmez. Önemli olan bu parayı nasıl kullanacağımız. Üç tane şık var bana göre.

1. İhtiyati stand-by ile parayı IMF’den kredi olarak çekebiliriz. Yani paranın tamamını alamayız. İhtiyacımız olduğu kadar ara ara çekme imkanı tanınabilir. Ki bu çok büyük bir anlaşma olmaz. Zaten bizim rezervlerimiz sağlam. Merkez Bankası’nın paraya ihtiyacı yok. Biz bu durumda IMF’ den nasıl alacağız o parayı ? Yani nasıl bir bahane göstereceğiz ? Ben o parayı alacağım ve senin yıllardır düzeltmeye çalıştığın mali disiplinden çıkıp, para politikasını genişletmek için kullanacağım mı diyeceğiz ? Bunun anlamı harcamaları arttırıcı, piyasaya likidite sürmek için yapılacak, enflasyonu tehdit edecek bir uygulama demektir. Kriz döneminde duran talep ve halkın fiyatlar genel seviyesinde düşüş beklediğini göz önüne alırsak, enflasyonist baskının çok olmayacağını düşünebiliriz. Yani harcamaları arttırıcı politika izlenebilir. Çünkü büyüme önemli bir kalem ve üretime dayalı büyüyemediğimiz için tüketimle ayakta kalmamız gerekiyor. Fakat IMF daha oturmayan mali disiplini bozacak bir kredi verir mi, bu amaçla parayı kullandırır mı bunu bilmiyorum.

2. Paranın tamamını direkt olarak verme yolu olabilir. Ancak burada şart getirebilir. Merkez Bankası rezervlerini koruma amaçlı ve eğer kötü bir durum ortaya çıkıp, MB rezerv kullanmak zorunda kalırsa, güven amaçlı para olarak verebilir. Bu ne işimize yarar ? Ülkenin rezerv kaybına bağlı olarak yaşayabileceği krizi engeller. Yani tamamen koruma amaçlı. Çok büyük etkisi olur mu ? Ekonomi için sadece krizi önler. Büyüme üzerinde etkisi sıfır olur.

3. Parayı nakit olarak verir ve kullanma yollarına karışmaz. Bu ihtimal içlerinde çok düşük olasılığa sahip ihtimal. Yani 20 mLr $ kredi verecek ve nerede kullanacağımıza karışmayacak. Böylece harcamaları arttıracağız ve büyüme odaklı kullanacağız. Ayrıca ekonomiye para enjekte edileceği için yatırımlarda güven oluşacak. Mevcut paradan feyz alan bankalar kredi kanallarını daha rahat genişletebiliecek. Ekonomiye olumlu etkil yapacak fakat mali disiplin iyi yönetilmediği takdirde enflasyon ve bütçe açığı gibi sorunlar boy gösterebilir. IMF’in yıllardır beraber çalıştığı bir ülkenin mali disiplininden fedakarlık etmesini isteyeceğini düşünmüyorum.

Bana en mantıklısı ihtiyati olmayan tam stand-by anlaşması olarak geliyor. Yani bizim zaten rezervimiz sağlam madem bendeki sorunları çözmeyecek, IMF’i bir daha ülkeye sokmayayım. Sokacaksam eğer bunun hakkını vermesi lazım. Tam stand-by anlaşması ile parayı nakit olarak alma imkanımız sağlanmalı. Tabi ki stand-by anlaşması çerçevesinde uygulanmak istenilen politikalar dikkatli konulmalı. Büyüme üzerine etkili olabilecek bir rakamın enjekte olunması sağlanmalı. Kalan oran ise rezerv ve güven sağlayıcı olarak kullanılabilir. Mali disiplinden ödün vermek riskli. Çünkü ülkemiz bu konuda sabıkalı. Şuan bir çok gelişmiş Avrupa ülkesine göre bütçe açığımız az olsada bunu korumamız şart. Bu anlaşmayı yerel seçim sonrasına bırakmak istemenin nedeni olan bütçe açığı iyi analiz edilmeli.

Ekonomi açısından IMF anlaşmasının zorluklarını sıralamaya çalıştım. Piyasalar için ise durum farklı. Bugün gelip diyorlar ki IMF anlaşması yolda. Ben yatırımcı olarak sorarım, nerede ? Yol nedir ne zaman gelir ? O yüzden bu bayat haber piyasaları canlandırmadı. Anlaşmanın içeriğine göre piyasanın tepkisi artar. Yukarıda saydığım 3 şıktan, 3. sü gerçekleşirse piyasa uzun soluklu olumlu tepki verir, 2. si gerçekleşirse sınırlı olumlu tepki verir , 1.si gerçekleşirse günlük olumlu tepki verir. Ralli havası kısa sürecek anlaşma olarak kalır.

Piyasalar güvenin yanında likit ister. Sözlere güvenilmez. Anlaşma haberi kısa süreli yükseliş yapar. Yatırımcı ayrıntıya bakar. Uzun vadeli getireceği şeyleri düşünür.

Yukarıda özet olarak bunlara değinmeye çalıştım.

20 Kasım 2008

19th Kasım
2008
Yazar : Dincer

Bugün toplanan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, beklenmedik bir şekilde faizlerde indirime gitti. Kurul, gecelik borçlanma faiz oranını yarım puan düşürerek yüzde 16.25’e çekerken, borç verme faiz oranını da 1 puanlık indirimle yüzde 18.75’e düşürdü. Kurul açıklamasında şunlara değindi ;

Uluslararası kredi piyasalarındaki ve küresel ekonomideki sorunların iç ve dış talebi uzunca bir müddet sınırlamaya devam edeceği ve bu nedenle döviz kurlarında gözlenen hareketlerin enflasyona olan etkisinin sınırlı kalacağı anlaşılmaktadır. Ayrıca, petrol ve diğer emtia fiyatlarında gözlenen sert düşüşler enflasyonu olumlu etkileyecektir. Bu çerçevede, enflasyondaki düşüşün önceki tahminlere göre daha hızlı olacağını öngören kurul, borçlanma faizlerinin 50 baz puan indirilmesine karar vermiştir. Buna ek olarak, kısa vadeli faizlerde oluşabilecek potansiyel oynaklığı azaltmak amacıyla borç alma ve borç verme faizleri arasındaki fark 50 baz puan daha daraltılmıştır.

Mevcut konjonktürde finansal sistemdeki akışkanlığın ve kredi piyasalarının etkin biçimde çalışmasının önemine dikkat çekmiş ve bu doğrultuda döviz likiditesi ile ilgili ek önlemlerin devreye sokulması konusunda mutabık kalmıştır. Merkez Bankası, fiyat istikrarını sağlama temel amacı ile çelişmemek kaydıyla, uluslararası piyasalardaki sorunların ekonomimiz üzerindeki etkilerini sınırlamak için üzerine düşeni yapmaya devam edecektir. Bundan sonraki politika kararları büyük ölçüde küresel piyasalardaki gelişmelere ve bunların yurt içine yansımalarına göre şekillenecektir.

Böyle bir faiz indirimini gerçekten beklemiyordum. Gerçi kimsenin beklentisi bu yönde olmadığı için sürpriz oldu. Peki bu faiz indirimi doğru mu ?

Bana göre doğrudan ziyade riskli ve radikal bir adım. Herşeyden önce faiz indirimi yatırımları tetikleyici bir etki yapmayacaktır. Yavaşlayan ekonomimiz nedeniyle faizlerde indirim yapıldığını düşünüyorsanız, bence bu düşünce çok doğru değil. Çünkü faizlerin tek başına yatırım üstünde doğrudan etkili olduğunu düşünmüyorum. Hele bu ülkemizde çok yaratıcı bir hamle değil. Bizim yatırımcımız zaten yüksek faizlere alışık, onlar için önemli olan vergi teşviği ve yatırımı kolaylaştıracak hamleler. Bu nedenle faiz indirimi onları pek bağlamaz. Hele böyle kritik bir ortamda, faizin indirimine bakarak yatırım yapacak değiller.

Peki yabancı açısından durum nasıl ? İşte risk burada. Çünkü yabancı yatırımcı ülkelere yüksek faiz nedeniyle geliyor. Yani döviz kuru düşük, faizi yüksek olan ülkelere sermaye girişi sağlıyorlar. Bizimde yabancı sermayeye ihtiyacımız olduğu için faiz oranlarını yüksek tutuyoruz. Bu dönemde yabancı sermayenin girişi iyice daraldı, bir de döviz kurları oldukça yüksek. Yani yabancı sermayedar eskisi gibi kar edemiyor. Faizleri düşürdüğümüz takdirde iştahlarını iyice azaltmış oluyoruz.

Şimdi enflasyon oranımız %11 civarı. Verilen faiz %16.25′e çekildi. Bize işleyen reel faiz ( enflasyondan arındırılmış faiz ) % 5 civarına denk geliyor. Yani enflasyon yüksek, faiz oranları azalıyor. Benim için reel anlamda faiz geliri azalmış oluyor. Ancak yabancı yatırımcı için reel faiz getirisi önemli değil. Çünkü onlar burada yaşamıyor-enflasyon ile ilgileri yok- bu nedenle aldıkları nominal ( şuan geçerli olan 16.25 değerindeki faiz ) faize bakıyorlar.  Ancak onların baktığı diğer gösterge, döviz kuru. Adam buraya 100 dolarla geldiği zaman, eline geçen faizde değerlendireceği TL daha yüksek oluyordu. Bu döviz kurlarında ise daha az TL eline geçecek ve üstüne faiz konup, daha sonra tekrar dolara çevirdiği zaman elde edeceği kar az olacak. Kısacası döviz kurlarındaki yükseliş ve faiz oranlarındaki düşüş onlarında işine gelmeyecek. ( Tabi kur artışı ve faiz indirimi arasındaki ilişki kar oranı üzerinde belrleyici. Elde ettikleri kar, kur artışına bağlı olarak yüksekte olabilir. )

Bu da demek oluyor ki bizim sermaye girişimiz bu dönemde faizlere çok bağlı değil. Yani yatırımcılar bu riskli dönemde sadece yüksek faiz veriyor diye bir ülkeye giriyor değiller. Güvenli liman olma yolu, faizden çok daha öte. Merkez Bankası bunu görmüş olacak ki, faiz indirimine gitti. Oldukça radikal ve güçlü bir kararla. Evet güçlü çünkü bu dönemde buna cesaret etmek önemli. Tartışılabilecek bir karar ama ben hak veriyorum. Çünkü bizim sermaye çekmek için yüksek faiz silahımızdan daha fazlasına ihtiyacımız var. Yıllardır bunu yapamamışssak bunun sorumlusu MB değildir.

Son olarak bence en önemli vurgudan bahsedeyim. Faizlerin yüksekliğinden şikayet ediyorduk. Merkez Bankası kriz döneminde fırsatı bu şekilde yaratmak istemiş gibi duruyor. Yani kurların artık eskisi gibi 1.15 seviyelerine inmesini istemiyor. Bence çok doğru yapıyor. Kurların 1.35-1.45 aralığında dengelenmesini istediği için, kriz dönemini bu açıdan fırsat bilip faizleri düşürüyor. Açık olarak yüksek faiz-düşük kur politikasını törpülemeye çalışıyor.

Bu faiz indirimi kararını ben böyle yorumluyorum. Eminim ki yarından itibaren çok eleştirilecekler. Ve herkes diyecek ki bizim gibi ülkenin böyle bir dönemde faiz indirmesi nasıl göze alınır. Eğer büyümek istiyorsan ve gelişmiş ülke olacağım diyorsan, düşük faiz verip, sermaye ihtiyacını ihracat ve doğrudan sermaye gelirleri ile karşılayıp, ihracata ve tüketime dayalı büyüme izleyeceksin. Bu krizi fırsata dönüştürmek sözü için ilk icraat olarak değerlendiriyorum bu faiz kararını.

19 Kasım 2008

18th Kasım
2008
Yazar : Dincer

TURKIYE’NIN SON EKONOMIK GOSTERGELERI

SECILMIS EKONOMIK GOSTERGELER                          DONEM    2007  2008
——   —– —-
GSYH SABIT FIY. ARTIS HIZI (%) )                                    2.CEYREK  4,1  /  1,9
KISI BASINA GSYH (USD) (2006-07) 12 AYLIK
——————————————————————————
TOPLAM SANAYI SEKTORU URETIM ARTISI (%)          EYLUL    2,5  /  -5,5
IMALAT SANAYI URETIM ENDEKSI DEGISIM ORANI    EYLUL    1,2   /  -4,3
IMALAT SANAYI KAPASITE KULLANIM ORANI (%)         EKIM       83,1   /  76,7
—————————————————————————–
ISSIZLIK ORANI (%)                                                           AGUSTOS    9,2  /  9,8
—————————————————————————–
TUKETICI FIYATLARI ENDEKSI                                       EKIM  AYLIK   1,81  /  2,60
(GENEL) (% DEGISME)                                                     YILLIK             7,70   /   11.99
URETICI FIYATLARI ENDEKSI                                         EKIM  AYLIK   -0,13    /   0,57
(GENEL) (% DEGISME)                                                     YILLIK              4,41   /  13,29
—————————————————————————–
TOPLAM IHRACAT  (MILYON $)                                       EYLUL  9,038   /  12,830
TOPLAM ITHALAT (MILYON $)                                          EYLUL 14,459   /  17,873
DIS TICARET DENGESI (MILYON $)                               EYLUL -5,420    /   -5,042
KARSILAMA ORANI %                                                        EYLUL   62,5    /   71,8

TOPLAM IHRACAT  (MILYON $)                                        OCAK-EYLUL  76,330   /  105,349
TOPLAM ITHALAT (MILYON $)                                          OCAK-EYLUL 121,684   /   163,518
DIS TICARET DENGESI (MILYON $)                                OCAK-EYLUL -45,350   /    -58,168
KARSILAMA ORANI %                                                         OCAK-EYLUL   62,7  /   64,4
—————————————————————————–
MERKEZI YONETIM TOPLAM BORC STOKU                 EYLUL  283,3    /   287,1
(MILYAR USD)
IC BORC STOKU                                                                   EYLUL  214,4   /   216,3
DIS BORC STOKU                                                                EYLUL   68,8    /   70,8
——————————————————————————
DIS BORC STOKU (MILYAR USD)                                      2008 1. CEYREK    212,6  /   262,9
——————————————————————————
KONSOLIDE BUTCE HARCAMALARI (MILYON YTL)       EKIM   14,254    / 15,178
KONSOLIDE BUTCE GELIRLERI (MILYON YTL)              EKIM   14,152   / 15,107
KONSOLIDE BUTCE DENGESI (MILYON YTL)                 EKIM     -102     /  -71
FAIZ DISI DENGE (MILYON YTL)                                          EKIM    1,812  / 1,942

KONSOLIDE BUTCE HARCAMALARI (MILYON YTL)       OCAK-EKIM    168,214  / 180,655
KONSOLIDE BUTCE GELIRLERI (MILYON YTL)              OCAK-EKIM    155,938   /  175,768
KONSOLIDE BUTCE DENGESI (MILYON YTL)                 OCAK-EKIM    -12,275 / -4,887
FAIZ DISI DENGE (MILYON YTL)                                          OCAK-EKIM      32,411  /  38,464
—————————————————————————–
ODEMELER DENGESI
CARI ISLEM DENGESI (MILYON ABD DOLAR)                  EYLUL      -3,225   /    -914
OCAK-EYLUL     -26,074   /  -35,362
—————————————————————————–
TUIK-TCMB TUKETICI GUVEN ENDEKSI                               EKIM    96,20  /  74,24
—————————————————————————–
KONUT INSAATI (BINA SAYISI) 2008                                   ILK 6 AY         54,419  /   47,032
(% DEGISIM)                -3,5   /  -13,6

Yukarıdaki tabloda bazı makroekonomik göstergelerin 2007  ve 2008 yılları arasındaki değşimlerini görüyoruz. Rakamlar yalan söylemez diyorum ve herşeyi rahatlıkla görmeniz için bunu sunuyorum.

Burada en dikkat edilen değişim, sanayi üretim oranlarında meydana gelen değişim oldu. 2007 yılında %2.5 iken 2008 yılında bu oran % - 5.5… Kapasite kullanım oranındaki düşüşe de bakarsak, ekonomimizin son iki çeyrek oldukça düşük hatta negatif büyüme rakamlarına ulaşabileceğini görebilirsiniz.

Bütçe ile ilgilli olarak ise gelirlerin harcamaları karşılayacak düzeyde olduğunu söyleyebiliriz.

İnsanların genelde bakmadığı ancak benim sürekli üzerinde durduğum ‘ tüketici güven endeksinde ‘ büyük düşüş var. Almanya’da Zew, Amerika’da Michigan güven endekslerinde olduğu gibi, bizim ülkemizde de bu endeks düşmüş durumda. Ekonomilerde tüketim olmadan büyüme olmayacağı gibi, tüketimi yapacak olan insanların beklentilerini güvenin oluşturduğunu unutmamak gerekiyor.

18 Kasım 2008

17th Kasım
2008
Yazar : Dincer

Haftasonu Washington önemli bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Dünya tarihinin en kötü ekonomi idarecisi olan Amerika eski başkanı Bush’un önderliğinde yapılan toplantıdan olumlu sonuçlar beklemek pek gerçekci olmasa da, umutla somut adımlar atılmasını bekledim. Ancak beklediğimiz ve istediğimiz sonuçları göremedik. Şimdi alınan kararları inceleyip, kısa bir özet ile bu zirveyi değerlendirmek istiyorum.

* Mali sistemi reformdan geçirmek ve kalkınmayı sağlamakta karar alındı.
* Eylem planında mali sisteme güveni yeniden tesis edebilmek amacıyla 31 Mart 2009’a kadar öncelikle alınması gereken tedbirler sıralandı.
* Liderler maliye bakanlarından 5 hususta öneri paketleri hazırlamalarını istediler.
* Buna göre bakanlar muhasebe kayıtları tam şeffaf ve uyumlu hale getirmeli.
* Piyasaları güçlendirirken, sistemle ilgili risklerin azaltılması ve şirketlerin yöneticilerinin maaşlarının gözden geçirilmesi konularında maliye bakanları görevlendirilecek.
* IMF ve dünya bankası işleyişi hızlandırılarak görev alanları genişletilecek. Kalkınmakta olan ülkelerin IMF ve Dünya Bankası’nda görevleri daha geniş biçimde uygulama alanına geçirilecek.

Deklarasyon yayımlayan liderlerin, göstermek istediği tek şey dayanışma içinde olduklarıydı. Şu aşamada atılacak adımda daha çok, her ülke kendi sorunlarını kendi içinde çözme gayretine gireceği gibi, bir de uluslararası bir kurumla birlikte, dayanışma nasıl ortaya konulabilir, bunlar konuşulmuş.

Bu zirveden çıkan somut bir gelişme ortada yok. Ben bir yatırımcı olarak ;

  • Mali sistemi nasıl bir reformdan geçireceksiniz, burada mali sektör oyuncularına ve işlemlerine bir kısıtlama ya da kontrol getirecek misiniz diye sorarım. Serbest piyasa ekonomisine devlet kontrolünü ne ölçüde koyacaksınız, bunu sorarım.
  • Sistemle ilgili riskleri azaltırken, piyasa oyuncularına işlem yapma üzerinden herhangi bir vergilendirmeye gidecek misiniz, bunu sorarım.
  • Kalkınmayı ve büyümeyi sürdürmek için ne gibi önlemleriniz var ? Faizi hala silah olarak kullanmak dışında yaratıcı bir fikir geliştirebiliyor musunuz, bunu sorarım.
  • Otomotiv sektörü için yapmayı düşündüğünüz reformlar nelerdir, nasıl bir kurtarma operasyonu düşünüyorsunuz, bunu sorarım. Çünkü otomotiv sektörü imalatı için birçok alt imalat kolu var ve ana sektör yaşamazsa, alt kolları da iflas eder.
  • Kurulacak düzenleyici kuruluş ne düzeyde ve kimleri kapsayacak, bu düzenlemeye hangi yatırımcılar dahil olacak, bunu sorarım.

Ben bu sorulara yanıt bulamayıp, sadece piyasaları kurtaracağız mesajına itibar etmem. Yatırımcılar somut göstergeler isterler. Güvenin sıfıra indiği noktada, ağızdan çıkan cümlelerin inandırıcılığı yoktur. Bu nedenle piyasalar istediğini bu zirveden alamadılar. Ve bence liderler, nasıl bir plan geliştireceklerini henüz saptayamamışlar. Tek bildikleri, dayanışma içerisinde olacağız demek oluyor. Ancak bunu derken bir de, her koyun kendi bacağından asılır atasözünü hatırlatan açıklamalara yer veriyorlar. Nasıl dayanışma olacak bu anlamak zor.

17 Kasım 2008

13th Kasım
2008
Yazar : Dincer

Dünyada dolara olan talebin artması, Çin ve Dubai’da inşaatların yavaşlaması emtia fiyatlarında düşüşü beraberinde getirdi. Petrol fiyatları 2 yıl aradan sonra $60′ın altına indi. Demir-çelik fiyatları da uzun süreli zirvesinden döndü. Bu nedenle emtia satışları ile güçlenen ülkeler, rezervlerini de emtiaya bağlamışlardı. Ancak gelirleri, emtia fiyatlarına paralel olarak düşmeye başlayınca zor durumda kalıyorlar.

Özellikle Rusya ve Güney Kore bu nedenle zor günler geçiriyor. Önceleri krizden güçlü çıkacak görüşleri olan Rusya, rezervlerini şiddetli şekilde eritiyor. Bunun nedeni ise parasının değerini korumak istemesi. Kurun yükselmesine izin vermek istemeyen Rusya hükümeti, petrol gelirlerinden kaynaklanan rezervlerini eritmeye başladı. Hatta son dönemde yüklü miktarda rezerv kullandı. Rus borsasında düşüşler son 1 ayda hızlandı ve piyasaya olan talep azaldı.

Petrol fiyatlarındaki ani düşüşün Rusya’ya etkisi olumsuz olacak. Çünkü hazırdan yemeye alışkın Ruslar için yatırım olanakları çok cazip değil. Hükümet bu krizden çıkmak için çözüm bulmaya çalışsada, petrole olan talebin azalması ve gaz fiyatlarının dibi görmesi ile gelirlerinin azalması, bütçe açıklarını karşılayamayacak düzeye çıkıyor.

Çin ‘ de bu krizde zor durumda olan ülkelerden. Büyümesi son yılların en düşük seviyesine geldi. Bunun nedeni ise bize göre değişik. Çin ekonomiside tamamen yatırım ve ihracata dayalı büyüme stratejisi izliyor. Tüketim alışkanlığı çok fazla olmadığı ve dünya üzerinde talep düştüğü için büyümesi düşüyor. Eğer Çin bu hafta içinde açıklanan yarım trilyon dolarlık kurtarma paketini olumlu kullanamazsa, bu dünya içinde sıkıntı yaratacaktır.

Gelişmiş Avrupa ülkeleri ise resesyona girmiş durumda. İngiltere, Almanya ve Fransa gibi ülkeler düşük büyüme ile yeni yıla girecekler. Almanya’nın resesyona girdiğine artık kesin gözüyle bakılıyor. Bu gelişme ülkemizi de çok yakından ilgilendiriyor. Çünkü en büyük ticari ortağımız Almanya…

Dünya üzerindeki küresel kriz zinciri büyümeye devam ediyor. Amerika’da patlak veren finansal krizin, dünya üzerinde reel krize dönüşmeye başlaması ile durgunluk herkesi vuracak. Bütçe açığı yüksek, rezervleri çok sağlam olmayan ülkeler yardım almadan bu krizden çıkamayacak gibi gözüküyor. Gelişen ülkelerin birkaç çeyrek negatif veya düşük büyüme ile başetmek zorunda olacakları aşikar. Bundan kurtulmak için ilk yapılacak şeyin, halkı tasarruftan uzaklaştırmak olacağını düşünüyorum. Bunu yapmak içinse güvenin verilmesi gerekiyor. Yani kredi kanallarının açılmaya başlanması, tek başına olumlu sonuç vermeyecektir.

13 Kasım 2008

12th Kasım
2008
Yazar : Dincer

Son günlerde şiddetle artan kriz çığırtkanlığı nedeniyle, bugün krizin ülkemizi nasıl vurabileceğini yazmak istedim. Herşeyden önce 1994-2000 ve 2001 krizinden çok farklı durumda olduğumuzu söylemek istiyorum. En basit örnekle, o dönemlerde sabit kur rejimi ile yola devam ediyorduk. Yani kuru sabit tutmak için sürekli rezerv eritiyorduk. Bugün ise merkez bankası, serbest kur rejimi ile beraber güçlü rezervlere sahip olarak bekliyor.

Şimdi iki başlık altında krizin görülme nedenlerini aktaracağım. Açıklaması olarak ise ülkemizin durumunu anlatmaya çalışacağım.

1. Ödemeler dengesinden kaynaklanan krizler :

Krugman’ın kriz tanımında, önemli ölçüde rezerv kaybına neden olan bir ödemeler dengesi sorunu varsa, sabit kur sistemi ile tutarsız makroekonomik politikalar ile sürdürülümez oluşundan kaynaklandığını açıklar. Burada bütçe açıklarının kredi genişlemesi ile finanse edilmesi sorunu vardır.

Ülkemiz için ödemeler dengesi çok ciddi bir sorundur. Ancak serbest kur politikası ile rezervleri koruma anlayışımız vardır. 2001 krizinden itibaren izlediğimiz sıkı para politikası ile beraber tutarlı bir makroekonomik politikaların izlenmesi gücümüzü arttırmıştır. Bütçe açığımız şuan İngiltere ve Fransa gibi büyük ülke ekonomilerden daha az durumdadır. Yani bizim açığımızı kapatmak için borç almaya ihtiyacımız yoktur.

Bizim bu noktada ihtiyacımız ödemeler dengesindeki açığı kapatacak kaynaktır. Biz bu kaynağı borçla değil, dışaradan gelen yabancı sermaye ile kapatmaya çalışıyoruz. Çok güvenli olmayan bu yol kriz döneminde başımızı ağrıtacaktır. Açıklanana göre 13 milyar $ gibi bir paranın ülkeye girişinin kesin olduğu söyleniyor. Bir de yapılacak milli piyango gibi özelleştirmeler ile beraber ülkeye girecek sermayen oranı arttırılmaya çalışılacaktır. Yani dış kaynak bulduğumuz sürece ödemeler dengesi başımızı ağrıtmayacak.

Ödemeler dengesi çok ciddi bir kriz göstergesidir. Bu dönemde bizim için en büyük sıkıntı bu açık olduğu için, IMF ile yapılacak bir anlaşma güven açısından çok sağlıklı olacaktır.

Şimdi açıklanan rakamlara göre dış ticaret açığı eylül ayında %60.1 azalarak 914 mLn $ oldu. Ancak ocak-eylül dönemleri arası net doğrudan sermaye girişi % 34.4 azalarak 10.39 mLr $ oldu. 6 aylık dönemde ise toplam dış ticaret açığımız ise 35.36 mLr $. Bu açığı finansmanında zorlanmamız en büyük risk.

2. Bankacılık kesiminden kaynaklanan krizler.

Sermaye akımlarının serbest olduğu ekonomilerde, hükümetler bankaların yurtdışından aldığı borçlara doğrudan ya da dolaylı olarak garanti verirler. Hükümetlerin finansal birimleri kontrol etme yetersizliği varsa ahlaki risk faktörü devreye girer. Borçlanmayla elde edilen fonların giderek atması ile yatırımlar olması gerektiğinden fazla artıp, bu fonların etkinlikten uzak yatırımlara yönlendirilmesi ciddi kayıplara yol açar. Bir de küresel piyasalardaki etkileşim ile bir ülkenin finansal sisteminde meydana gelen kriz diğer ülkeleri de etkiler. Kriz ortamı oluşmaya başlar.

Burada en büyük şansımız geçmiş yıllarda yaşadığımız kriz sonrası BDDK ‘nın kurulmuş olmasıdır. Kontrol ve düzenleme hükümet tarafından yapılmayıp, bağımsız bir kuruluş tarafından ciddi takip ile yapılması ile beraber ahlaki risk faktörü minimize edilmiştir. Fonların kullanım oranı düzenlenmiş ve şeffaflık sağlanmıştır. Sermaye rasyoları kontrol altında tutulup, bankaların her türlü risklere karşı optimum seviyede kontrolü ile bu risk en aza indirilmiştir. Bu sayede dünya finansal sisteminde meydana gelen finansal krizden bizim bankacılık sistemimizin etkilenmesi engellenmiştir. Bu krizde finansal açıdan korkmamamızın nedeni budur.

Bu ortamda likiditenin oldukça düşmesi ile likidite krizi adını takabileceğimiz bir ortam oluşmuştur. Ancak bizim bankalarımızın da merkez bankamızında döviz rezervleri oldukça fazla durumdadır. Eğer bankalar kredileri geri çekme işine girmez, piyasayı fonlamaya devam ederse bunun üstesinden kolayca gelebiliriz.

Bankalar bu dönemde merkez bankası aracılığı ile borç vermeyi sürdürüyor. Güven sorunu yaşanması ile beraber bankalarının borç verme iştahının düşmesine merkez bankasının güçlü rezervleri engel oluyor. Bankalar kime borç verdiğini görmeden, merkez bankası güvencesi ve aracılığı ile fonlamaya devam ediyor. Miktar ve vade ayarlanıp, fonlama yapılıyor. Merkez bankası burada güçlü rezervlerini nakit olarak kullanma yoluna da gitmiyor. Yalnızca teminat olarak gösterilen paralar, ödenmeme riskine karşı merkez bankası tarafından sigortalanıyor. Yani teminatlar eğer karşılanamayacak durumda olursa, merkez bankası burada devreye giriyor ve rezervlerini kullanıyor. Yani burada rezervler sadece sigorta görevi görüyor. Hatta bu teminatlar TL olarak alındığı için kur riskine karşıda korunmuş olunuyor. Harcanmamaya ve güçlü kalmaya devam ederken bir de fonlamaya yardım ediyor. Buradan anlayacağınız üzere ülkeleri krize götüren en önemli gösterge ‘ Merkez Bankası rezervleri ‘ dir.

Merkez bankalarının rezervleri güçlü olduğu sürece spekülatif ataklara karşı dayanıklı olunur. Krizlerin en büyük sorunu beklenmedik ani spekülatif ataklara karşı korunamayacak an olmasıdır. Yani bir mikrop gibi düşünürseniz, vücuda en dayanıksız olduğunuz anda ani olarak girer ve yıkar. İşte krizde böyle birşeydir. Sizin eliniz ne kadar güçlü ise spekülatif ataklara karşı o kadar dayanıklı olursunuz.

Enflasyon son dönemde yeniden artsada, uzun dönemde emtia fiyatlarındaki düşüşe paralel olarak azalacaktır. Faiz oranlarımız eskiye oranla sınırlı seviyede artış göstermiştir. Sürekli üstüne bastığım kur hareketi tamamen spekülatif bir ataktır ve kriz göstergesi değildir. Serbest kur rejimi ile beraber kurun korunması amacı güdülmemektedir. Kurun etkisi ise bu dönemde enflasyon ve faizler üzerinde sınırlı kalacaktır.

Sonuç olarak bizim bankacılık kesiminden kaynaklanan bir sorunumuz yok. Merkez bankamızın rezervleri oldukça güçlü.Bütçe açığımız birçok gelişmiş Avrupa ülkesinden daha az seviyede. Eğer bankacılık kesimi kredileri geri çağırma gibi saygısızlık yapmayıp, piyasayı makul ölçüde güçlü döviz likiditesi ile fonlamaya devam ederse sorun yaşamayız. Ödemeler dengesi sorunumuz ise yabancı sermayeye muhtaç haldedir. Bu da bir şekilde karşılanabilirse hasarımız az olur. Ki emtia fiyatlarında ki azalışa paralel olarak, döviz kurlarındaki artış ile beraber bu açığın önümüzdeki dönemde azalacağını tahmin ediyoruz. Bu nedenle ihtiyacımız olan para biraz daha az olabilir. Ancak girmeye gönüllü paranın az olacağı da unutulmamalı. Tam güvence altında bu krizi fırsata dönüştürelim diyorsak IMF ile anlaşma sağlıklı olabilir.

Şimdi gelelim peki kriz bizi nasıl vurur sorusuna. Kriz bizi düşük büyüme, artan işsizlik ve iflas eden işletmeler ile vuracak. Büyümemizin düşeceği son açıklanan imalat verileri ve kapasite kullanım oranları ile iyice ortaya çıktı. Bence bu dönemde yapılacak en akılcı şey, düşük büyümeye makul bir oranda göz yumularak büyüme stratejimizi değiştirmek. Ar-Ge ye ağırlık vererek, ithalatı ihracat için gerekli olmaktan çıkarıp, ihracatın kaldıraç etkisini arttırmak önemli olacaktır. En azından ürettiğimiz ürün az olsada katma değeri yüksek olur. Bu dönemde katma değerli ürün yaratacak büyüme çalışmaları yapılabilir. Bunun için zaten düşük verimle çalışan fabrikaların kapanması ve yerine kurulacak daha işlevsel fabrikaların önemi büyüktür. Umarım bu krizi bu şekilde fırsata çevirebiliriz.

Son sözde medyaya. Siz hala eski tas eski hamam devam edin. Biraz utanma duygunuz varsa, krizin saçma yüzünü değilde gerçek yüzünü ortaya çıkarırsınız. Bu sayede ülkemiz için faydalı birşey yapmaya ilkkez yardımcı olursunuz !

12 Kasım 2008

10th Kasım
2008
Yazar : Dincer

Uzun süredir başbakanın büyüme lafına takmış durumdaydım. Çünkü kendisinin bu ülkenin nasıl büyüdüğünden haberi olmadığına inanıyorum. IMF ile anlaşma aşamasında, kimse bizi düşük büyümeye zorlayamaz dediğinde şaşırmıştım. Çünkü ülkemiz, kriz döneminde kimsenin birşey yapmasına ihtiyacı olmadan düşük büyüme rakamlarına mahkum kalmaya aday bir ülke. Bunun nedeni birçok kez söylediğim, büyüme stratejimizdir.

TÜİK tarafından bu sabah açıklanan ‘ toplam sanayi üretimi ‘ eylül ayı değişimi, korkumuzu arttırdı. Toplam sanayi üretimi 2008 eylül ayında, bir önceki yıla göre %5.5 azaldı. Sanayi üretimindeki gerileme 2001 krizinden bu yana en yüksek düzeye çıkmış oldu. Böylece ekonomimiz ‘ resesyon ‘ sinyali verdi. TÜİK ağustos ayı sanayi üretim rakamını % - 4.1 ‘ e revize etti. Üçüncü çeyrek için büyüme rakamamızın negatif olabileceği sinyali, böylece güçlenmiş oldu.

Sanayinin alt sektörleri düzeyinde, madencilik sektöründe üretim yüzde 4.3, imalat sanayi sektöründe yüzde 6.4 azaldı. Elektrik, gaz ve su sektörü endeksi ise üretim artışı yüzde 1.6 oldu.
Eylül’de tekstil ürünleri imalatında yüzde 17.6, taşıt araçları ve karoseri imalatında yüzde 1.7, tütün ürünleri imalatında yüze 29.2, derinin işlenmesi, bavul, çanta vb. imalatında yüzde 23.8, radyo TV haberleşme cihazları imalatında yüzde 19.4’lük düşüş yaşandı.

Tüketim harcamalarının azalması ile beraber imalat sanayinde de düşüşlerin arttığını görüyoruz. Üretim kısıntılarına gidilmesi ülke ekonomilerini zor durumda bırakıyor. Bu durum ülkemiz için de geçerli. Bir de döviz kurlarındaki artışa paralel olarak, ara malı ithalatı ile üretim yapan grupların, ithalattan vazgeçmeleri ile bu düşüş artacak gibi görünüyor. İmalat sanayi sektöründe % 6.4 ‘ lük düşüş çok ciddi bir sinyal. Bu şartlar altında, uzun süre sonra negatif büyüme rakamları ile karşılaşacak gibi duruyoruz.

Bu durum üçüncü ve dördüncü çeyrek aynı şekilde devam ederse, Türkiye ekonomisi de ‘ resesyon ‘ sıkıntısı ile başetmek zorunda kalacaktır. Aylardır üstüne basarak söylediğim şey işte buydu. İktidarın, ekonomi kurmayları dahi bu işin farkında değillermiş gibi duruyorlardı. Biz sağlamız ve çok etkilenmeyiz gibi basit cümleler ile bu işten kaçıyorlardı. Bu krizi finansal kriz olarak ele alıp, bunun ucunun reel kesime etkisi olmayak gibi davranmanın sonucu budur. Merrill Lynch’te çalışmış sayın bakanımızın, mali kesimin sağlam olması ile büyümesini tüketim üzerine kurmuş bir ülkenin, reel kesiminin etkilenmeyeceğini düşünmesi nasıl oluyor acaba ?

İhracatımız sınırlı. Yüz milyar dolarlarla övünerek gösterdikleri rakamların komik olduğunu söylemiştim. O işin esprisi olmadığını ve ona sadece Kürşat Tüzmen’in gülebileceğini söylemiştim. Çünkü bizim ihracatımızın da ithalatla karşılandığı bir döngü içerisindeyiz. İthal ara mallarının fiyatları, döviz kuruna paralel olarak artış gösterdiğinde, bu adamlar üretmekten vazgeçerler. Bir de halkın talep etmediğini düşünürsek, ekstra maliyete katlanmayı kimse istemez. Zararları artacağına üretim kısma politikası izlerler.

İşte burada devreye girmeyen ve ne olduğunun farkında olmayan hükümet bu büyümeye razı olur. Önümüzdeki günlerde kim kimin ümüğünü sıkacak göreceğiz. Ancak ülkemiz için işlerin hiçte parlak olmadığını düşünüyorum. Söyleyenleri susturabiliyorlar ancak veriler kimin haklı kimin haksız olduğunu tarafsız şekilde ortaya koyuyor.

10 Kasım 2008

6th Kasım
2008
Yazar : Dincer

Amerikada, başkanlık seçimi ile birgün süreyle gölgede kalan konular yine gündeme geldi. Amerikan ekonomisindeki sıkıntılarla başa çıkmak zorunda kalmayı göze alan yeni başkan Obama’yı çok zor günler bekliyor. Acilen uygulamaya koyacağı politikaları, yeni atayacağı ekonomi kurmayları ile belirlemesi gerekli Obama’nın önünde ciddi bir soru var. Acaba ekonomi resesyona mı yoksa depresyona mı girecek ?

Evet…Aslında izleyebileceğiniz bütün ekonomi kanallarında ve sitelerinde aynı haber yer alır. Piyasalar düşmeye başlayınca, derhal aynı bahane gösterilir. Fakat piyasanın asıl korkusu bence resesyon değil. Çünkü Amerikan ekonomisi resesyona girmeyi çok güçlü yüzdelerle garantiledi. Bundan önceki yazılarımda bahsettiiğim gibi, Amerika tüketim harcamaları ile büyüyen bir ülke. 3. çeyrek büyüme verisinde bahsettiğim gibi, tüketim harcamalarının son yıllardaki en büyük düşüşü göstermesi, ülke ekonomisinin küçüldüğünün kanıtı idi. Eylül ayına ait kişisel tüketim harcamalarının %3.9 azaldığının açıklanması ile beraber, son çeyreğe ilişkin umutlar azaldı. Bununla beraber imalat sanayinde büyük düşüşün yaşandığı verisi ile beraber zaten üretime dayalı büyümesi az olan Amerika’nın iyice yavaşladığını düşünebiliriz. İşsizlik maaşı başvurularının beklentilerin çok üzerinde gerçekleşmesi ile, yarın açıklanacak tarım dışı istihdam verisinin kötü geleceğinin sinyalini de aldık.

Bu gelişmelerin ışığında esas beklenen resesyona girilip girilmeyeceği değil bana göre. Çünkü Amerika’nın resesyona gireceği aşikar. Yani iki çeyrek üst üste ekonomisinin negatif büyüme göstereceği ortada. 3.çeyrek %0.3 oranında daralan ekonomi, son çeyrekte bu orandan biraz daha fazla küçülme gösterecek gibi duruyor.

İşte burada Obama’nın derhal müdahele etmesi gereken döneme giriyoruz. Ekonominin iki çeyrekte küçüleceğini artık kabullenip, alınacak tedbirlerin, bu küçülme hareketinin diğer çeyreklere sıçramasını engelleyecek şekilde olması gerekiyor. Yani 2009 yılının ilk çeyreğinde eğer alınan tedbirler başarı göstermezse ve Amerikan ekonomisi o çeyrekte daralırsa bunun adı resesyondan çıkar. Uzun süredir Japonya’nın başına bela olan büyüyememe sorunu baş gösterir. Bu durum çok riskli ve zaten bozuk olan güven açısından kalkışı olmayan bir oturuş olur.

Bunun için Obama’nın gelecek 6 aylık dönemde ekonomideki büyümeyi durduğu yerden devam edecek programlar uygulaması gerekir. Ki duyduğum ilk icraat, vergiler üzerinde olacak gibi. Gelirine göre halktan aldığı vergiyi düşürecek. Bu sayede vergi vermek yerine halk o parayı tüketimde kullanacak. Mı acaba diyorum ? Çünkü halk eline geçen parayı harcamak istemeyebilir. Güvenin sarsıldığı ve ekonomide sıkıntıların gün ışığına çıktığı bu dönemde, halk elinde daha çok para tutmak isteyecektir. Obama’nın asıl işi, halkın tasarrufa normalden daha fazla para ayırmasını engelleyecek çözümler bulmaktır. Büyüme üzerinde faiz oranlarını düşürmekle çare bulamayacağını biliyorlar. Hatta Amerika bir süredir negatif reel faiz veriyor. Ancak yatırımların ve büyümenin bu faiz oranlarıyla çok ciddi korelasyonu yok. O da demek oluyor ki, faiz kozu sadece piyasaları rahatlatmak için yeterli oluyor.

Amerikan ekonomisi nasıl kurtulacak sorusunun cevabı yeni başkanda gizli. Bunun için çok ciddi çalışmalar yapacağını düşünüyorum. Ancak bir an önce harekete geçilmezse, Amerikan ekonomisinin depresyona girme ihtimalinin bulunduğunu söylemek istiyorum. Zaten ülke büyük açık ve borçlanma altına girmiş bulunmakta. Bir de büyüme için vergi gelirlerini aza indirecekler. Açıklarını kapatma noktasına geri vites yapacaklar. Üretimi arttırmak gereklilikleri tabi ki var ancak benim kişisel görüşüm, ilk hedeflerinin halkı tasarruftan uzaklaştırmaları gerekliliği. Yani uygulanacak tedbirlerin başında, halkı tüketime döndürecek planlar olmalı. Hele bir de işsizliğin son yıllarda görülmemiş şekilde artacağını düşünürsek, tüketime bir darbe de oradan gelecek. Bu da demek oluyor ki Obama işsizlik maaşına da düzenlemeler getirebilir. Halkın tasarruflarını ne kadar minimize etmeyi başarırsa, büyümeyi o kadar maksimize edebilir.

Amerika’da tüketimin düştüğünün en büyük göstergelerinden biri Çin…Çin ekonomisi son çeyrekte % 9 oranında büyüdü. Çin’in büyüyor dememiz için % 8′lik sınırın üstünde olması gerekiyor. Yani bizim için % 0 demek Çin için % 8… Çin ekonomisinde son 5 yılın en düşük büyümesi gerçekleşti. Amerika’nın dünyaya sunduğu ve birçok ülkede ki sanayi kollarının iflasına neden olan Çin ekonomisi, başardığı gereksiz büyümeye darbe vurdu. En büyük ihracatçısı Amerika’da tüketim azalınca büyümesi ihracata dayalı olan ülkede de büyüme yavaşladı. Sanırım bu da küreselleşmenin boyutunu anlamanıza yardımcı olacak basit bir anektod olmuştur.

Amerika, Bush yönetimiyle ile iyice zayıflayan ekonomisini düzeltebilecek mi göreceğiz. Dahi başkan Obama yeni bir Roosevelt olacak mı merakla bekliyorum. Biri 1929 buhranında göreve geldi diğeri de günümüz buhranında. Ancak günümüzde küreselleşmenin etkisi çok fazla. Ve son olarak bahsetmek istemediğim, korktuğum diyeyim, birşeyin olmaması için dua ederek bitireyim. Bu dönemde bir de emtia fiyatlarında yeni bir artış meydana gelir ve enflasyon kabusu geri dönerse işler çok daha zorlaşır. Çünkü bu büyüme odaklı önlemlerde enflasyonun etkisinin zayıfladığı öngörülüyor. Eğer enflasyon yükselmeye başlarsa işler içinden çıkılamaz hal alır. Bu da demek oluyor ki önümüzde göreceğimiz birşey daha var. O da Obama’nın şansının yanında olup olmadığı…

6 Kasım 2008

3rd Kasım
2008
Yazar : Dincer

Tüik, ekim ayı enflasyon verilerini bugün açıkladı. Aylık bazda TÜFE %2.60, ÜFE ise %0.57 oranında arttı. TÜFE’deki bu artış, 2002 yılından bu yana aylık bazda en büyük artış oldu. Böylece yıllık TÜFE %11.99′a yükseldi. TÜFE göstergeleri geçen ay, mevsimlik ürünler hariç yüzde 0.97, işlenmemiş gıda ürünleri hariç ise 1.71 arttı. Fiyatlar, enerji hariç yüzde 2.45, işlenmemiş gıda ürünleri ve enerji hariç yüzde 1.34, enerji hariç ve alkollü içkiler ile tütün ürünleri hariç yüzde 2.60 yükseldi.

enf enf1

Yukarıda enflasyon oranlarının aylık ve yıllık karşılaştırma oranlarını görüyorsunuz. Ekim ayı enflasyonu 2007 yılına göre yarı yarıya yakın bir oranda artış göstermiş. Şimdi bunun nedenlerine bakalım.

Ana harcama grupları itibariyle bir ay önceye göre en yüksek artış %8,46 ile giyim ve ayakkabı grubunda gerçekleşmiştir. Ekim ayında endekste yer alan gruplardan çeşitli mal ve hizmetlerde %3,93, gıda ve alkolsüz içeceklerde %3,91, konutta %3,79, eğlence ve kültürde %1,32, lokanta ve otellerde %1,11, ev eşyasında %0,39, sağlıkta %0,04, alkollü içecekler ve tütünde %0,01 artış, haberleşmede %-0,04, eğitimde %-0,22, ulaştırmada %-0,59 düşüş gerçekleşmiştir.

Bir önceki yılın aynı ayına göre TÜFE’de en yüksek artış %27,08 ile konut grubunda gerçekleşmiştir. Lokanta ve oteller (%14,38), gıda ve alkolsüz içecekler (%11,60) artışın yüksek olduğu diğer harcama gruplarıdır.

Türkiye İstatistik Kurumu haber bülteninde açıklamalar bu şekilde geçiyor. Şimdi bunları yorumlayalım.

Enflasyon hesaplaması yapılırken, endekse dahil olan kalemler içerisinde en büyük pay gıda ve alkolsüz içeceklerdedir. Alkollü içecekler, giyim ve ayakkabı, konut-su-elektrik-gaz, sağlık, ulaştırma, haberleşme, eğlence-kültür hizmetleri, eğitim, lokanta -oteller ve çeşiti mal-hizmetler… Endeks içerisinde en yüksek paydan en az paya göre bu şekilde sıralanıyor.

En yüksek artışın gerçekleştiği giyim grubu dikkatimi çekti. Çünkü yazın bitmesi ve eski ürünlerin stoklardan eritilmesi ile beraber, bir de bayram indirimi vesilesi ile fiyatların aşağı çekildiği söyleniyordu. Hatta tv’lerde fiyatların ucuzluğu haberleri yayınlandı. Ancak yeni sezon ürünlerin şişirilen fiyatları ile giyim endeksi tavan yapmış. Yüzde 29.62 ile bayan hırkası, yüzde 26.45’le bayan çizmesi, yüzde 25.89’la erkek kazağı, yüzde 24.32 ile erkek botu giyimin zam şampiyonları olmuş. Talebin yavaşladığı ve insanların alım gücünün düştüğü dönemde, geçen yıla göre giyimde bu kadar artış olması dikkat çekici. Kurlardaki artışın ihracatçıya yaradığını düşünürken, üreticiler bu fiyatları yerli tüketiciye de yansıtmışa benziyor.

Diğer dikkatimi çeken kalem ise konutta. Konut fiyatlarının düştüğü ve yine talebin azaldığı dönemde, konut fiyatlarındaki %3.79′luk artış dikkat çekici. Yıllık bazda liderliği elinde bulunduran konut sektörüne kur etkisi olmuş gibi gözüküyor. Çünkü AVM ( alışveriş merkezleri ) ‘ lerde mağazalar döviz bazlı işletiliyor. Ev fiyatlarının % 25-30 civarında düştüğü düşünülürse, konuttaki bu fiyat artışını kur artışı ile AVM ilişkisine bağlayabileceğimizi düşünüyorum.

gra

Bu gelişmelerin ışığında yıllık bazda tüketici fiyatları endeksinin kötü sonlanacağını görüyoruz. Gelecek ay bir de doğalgaz zammını düşünüp, kur etkisinin de fiyatlara yansımış etkisini göreceğimizi düşünürsek, yukarıda gördüğünüz grafikte koyu çizgi ile gösterilen 2008 yılı TÜFE değişim oranı eğrisinin daha da yukarı çıkabileceğini tahmin edebiliriz. Zaten MB cuma günü yaptığı sunumda, enflasyon tahminini yükseltmişti.

Enflasyon ülkemizde talep enflasyonu mu yoksa maliyet enflasyonu mu bu saptanarak politika izleniyor. Geçtiğimiz dönemlerde meydana gelen artışı, arz şoklarına, yani emtia fiyatlarındaki artışa bağlamıştık. Elimizde olmayan artışlar olarak göstermiştik. Emtia fiyatlarının düştüğü dönemde, talebin ekonomik sıkıntı nedeniyle azalmaya başladığı dönemde, bu enflasyonu nasıl açıklayacağız acaba ?

3 Kasım 2008

1st Kasım
2008
Yazar : Dincer

Botaş, bugünden geçerli olmak üzere doğalgaza, konutlarda yüzde 22.50, sanayide yüzde 22 oranında zam yaptı. Botaş’ın açıklaması şu şekilde oldu :

Söz konusu fiyat artışında, döviz kurunda özellikle son bir ay içinde meydana gelen hızlı artışların yanı sıra, petrol ve petrol ürünleri fiyat ortalamalarına endeksli olan doğal gaz alım fiyatlarının, petrol fiyatlarındaki artışlardan 6-9 ay geriden etkilenmesi ve geride bıraktığımız 6-9 aylık dönemde petrol fiyatlarının uzun süre rekor seviyelerde seyretmesi etken olmuştur.

ngspot

Yukarıdaki grafikte, gaz fiyatlarının yıllık spot fiyat hareketleri var. ( Biz petrol ve gaz ithalatımızı spot fiyat üzerinden yapıyoruz. ) Bu grafikte görebileceğiniz gibi, gaz fiyatları 4 Temmuz 2008 tarihinde $13.605 ile rekor kırmış. O tarihteki MB Dolar Kuru 1.23 YTL. O tarihten sonra gaz fiyatlarında hızlı bir geri çekilme yaşanmış.

Aşağıdaki grafikte ise ham petrolun spot fiyatlarının bir yıllık değişimini göreceksiniz.

clspot

Dikkat ederseniz, petrolun rekor kırdığı tarihte gaz fiyatlarıda rekor düzeylerde. Düşüşte ise gaz fiyatları petrolden daha önce başı çekmiş. Botaş’ın açıklamasında ise ” petrol ve petrol ürünleri fiyat ortalamalarına endeksli olan doğal gaz alım fiyatlarının, petrol fiyatlarındaki artışlardan 6-9 ay geriden etkilenmesi ” cümlesi geçiyor. Dolar kuru ise 1.23 YTL ile 1.55 düzeyinde hareket ediyor. Bahsedilen 9 aylık kurun ortalaması ancak 1.30 YTL seviyelerine eşdeğer olur.

Yani gazda meydana gelen fiyat artışı ve dolar kuru ilişkisinde, fiyat artışı lehine bizim zararımız vardı. Ancak şimdi gaz fiyatları yarı yarıya azalırken, kurumuzda %25′lik bir artış var. Ki bu kurun bu seviyelerde kalması çok olası değil. Ancak gaz fiyatlarının bu seviyelerin çok üstüne çıkması da olası değil.

Şimdi hükümet yıllardır yapmadığı elektrik ve doğalgaz zammını yapmaya başladı. Hızlı ve kısa süre içersinde yaptı hatta. Bu zamların nedenini açıklayamayan bir BOTAŞ ve hükümet var. Benim sorum ise yine sayın başbakana.

Siz, IMF’ ye hava atan ve bizim onların parasına ihtiyacımız yok diyen ülke başbakanı…IMF bizim yatırımlarımıza ve büyüme hedefimize engel olur diyen bir kişi olarak, kriz döneminde maliyetlerini azaltmak isteyen sanayiciye bu zam ile nasıl bir yük bindirdiğinizin farkında mısınız ? Sanayici sizden enerjide vergi indirimi beklerken, teşvikleri isterken siz onlara zamla karşılık veriyorsunuz. Sonra çıkıpta diyorsunuz ki, biz büyümeden taviz vermeyeceğiz. Buradan şunu anlıyoruz ki , sizin büyüme hedefinizin yatırımlarla ilgisi yok. Çünkü sanırım bir ülke nasıl büyüme gösterir onun farkında değilsiniz.

Bildiğim nokta, enerji maliyetlerinin işletmeler için içinden çıkılmaz bir halde olduğu idi. Şimdi bu zamla, ne hale gelecekler merak ediyorum. Krizi fırsata böyle mi çevireceğiz bunu da merak ediyorum. Ama en çok sayın başbakan konuşurken ne söylediğini biliyor mu onu merak ediyorum.

Bu kadar merakım için beni bağışlayın lütfen.

1 Kasım 2008

Previous